|
| Yazan-Çizen | Yorum |
|
31 Mart 2008 Pazartesi
12:22:47
|
|
|
DOĞRU BİLDİĞİNİ YAPMALI....
|
|
|
1 Nisan 2008 Salı
12:24:55
|
|
|
|
Mutlu olmanın yolu mu? Beklentileri karşılık bulamayacağı yükseklikte tutmamak
|
|
|
1 Nisan 2008 Salı
13:13:01
|
|
|
|
mutlu olmak ıçın kımseye çok sevmıyeceksın kımseye sen benımsın demıyeceksın bır esya ya dogaya herseye soyleye bılırsın ama ınsana dıyemezsın nedenmı ınsanın aklı ve duyguları ve aonlara engel olunmuyor onun ıçın
|
|
|
1 Nisan 2008 Salı
15:49:33
|
|
|
|
marsta bir cenaze törenine katılmak
|
|
|
2 Nisan 2008 Çarşamba
22:37:25
|
|
|
|
€R H€S@BIN BİR T€RSİ ...H€R ZULMÜN BİR SÜR€Sİ V@R ...BİR TİLKİ HÜKMÜ V@RSA BİRD€ KURT TÖR€Sİ V@R...!!!
|
|
|
4 Nisan 2008 Cuma
09:02:42
|
|
|
|
MUTLU OLMAK İÇİN ÖNCE İNSAN KENDİNİ SEVMELİ....
|
|
|
4 Nisan 2008 Cuma
18:25:52
|
|
|
|
resmin beni delice etkiliyor cristian tire juli tire biyen seni tanımak isterdim beni affet bazen çok etkileniyorum karanlık kuyudan seslenen delice bir ses işte böyle bi şey cristian (bay)
|
|
|
5 Nisan 2008 Cumartesi
13:29:57
|
|
|
evet uçak biletleri cnn tur da özlem
|
|
|
Zeynep didem (ts746516654)
1235
|
|
7 Nisan 2008 Pazartesi
09:52:15
|
|
|
|
zorluklarda ,fırsatları görüp,eyleme geçmeli,anı yaşamalı,
|
|
|
8 Nisan 2008 Salı
19:40:17
|
|
|
ANIMI YAŞAMIŞIMDIR YARINIMA BAKARIM.
|
|
|
11 Nisan 2008 Cuma
22:30:47
|
|
|
hangınız yalnız kalmadınız kı hangınız korkmadınız o yalnıslıktan ..az mı gırmedınız depresyonlara..ama hep sonunda gerı dondunz ama gözümüzde bi damla değeriniz kalmamışken dönmüşsünüz neye yarar.. dönme kanka tam gaz marsa cenaze törenine katılmaya o sevgiyi marsa gömmeliyim ki dünyada duramaz karşıma çıkar yine
işi saglama almak lazım özkan
|
|
|
26 Nisan 2008 Cumartesi
20:41:10
|
|
|
|
mutlu olmak icin imanini kuvvetlendirmeli. allaha yonelmeli. ibadetlerini aksatmamali. gunahtan uzak durmali. ebedi ask O`dur
|
|
|
3 Temmuz 2008 Perşembe
21:43:20
|
|
|
|
mutlu olmak için gönül ne istiosa onu yapmalı..kendini engellememeli...
|
|
|
17 Temmuz 2008 Perşembe
20:21:21
|
|
|
Eğer mutluluğu tanımıyorsan, sana merhaba demez.Hayatın çileli yollarında bin kez karşılaşsan bile ne sen onu tanırsın, ne de o sana selam verir.
Mutluluğu tanıyacaksın.
Kimbilir, belkide evin bahçesinde büyüyen çam ağacıdır mutluluk, belki sokağın köşesinde boy atan akasyadır.Evin bahçesinde çam yoksa, sokağın köşesinde akasya salınmıyorsa, pencerenden avuç içi gibi görünen denizdir.
Pencerenden görünmüyorsa deniz sokağa bak!
Sokakta oynayan bir çocuk yok mu?Varsa adı mutluluktur.Ya yoksa!
Kimbilir, mutluluk belkide çocuk değil, bir kedidir, soğuk kış günücamdan sana bakıyor.
Aç pencereyi, girsin sıcak odaya minik kedi.Yavru kedinin önüne bir tabak süt koydunmu, üşümesi geçer, mırlamaya başlar; sen de mutluluğu kedinle paylaşırsın.
Ama mutluluk camdan bakan kedi değildir, belki mapushane penceresinden görünen gökyüzüdür, ya da gökyüzünde uçuşan beyaz buluttur.
Gökyüzünde bulutmu yok? Uzaklaş pencereden, eline bir kitap al, sayfalarını karıştır, işte bir şiir.
Şiir mutluluktur, sözcüklerini inci taneleri gibi belleğine dizebilirsin, dizelerini gözeneklerinle özümseyebilirsin, anlamını içine çekip, soluyabilirsin, ama gerçekten mutluluğa hazırsan.
Ya hazır değilsen? Sen doyumsamaya hazır değilsen, mutluluk ne ağaç kılığına girip karşına çıkar, ne çocuklaşır, ne de şiirleşip bir kitap sayfasında seninle buluşabilir
|
|
|
3 Kasım 2008 Pazartesi
17:14:51
|
|
|
Hayır aşkta kesinlikle şüpheyle yaşanmaz.Şüphe varsa aşk yoktur orada.
Zor Sevdam....
Dolunay`a anlatma benli hayallerini bulutlara sar yar, bulutlara. yağmurlar getirsin göz bebeğini rüzgarlar sürüsün seni bana. dalgaların vursun kabarıp deniz deli olur bizde sevda. sararız da dumanları baş tacımıza çökeriz de dağlarının en yücesine yüreği harlı, eteğinde kar ey sevdalı yar...
Karaları yırtıp ta gel gece ortası yıldızları bekleme hiç çoktan kaydılar çaldılar bizden hilalı, yok artık şavkı bir türkü dola diline, bir şarkı bir aykırı sitem işte bir ağıt yar. bula kızıla bütün geceyi her haceyi düşür ateşe üşür yoksa yürek, üşür vurur ayaz can can tutuşur...
Bekleme tan yerini, gün uzaklarda güneş göç edeli çok oldu bizden sisli gecelerde yaşat aşkımı mor geceler de. pencereden penbe tülü sür gitsin vur gitsin aynada ki resmimi unut ismimi bu defa. kör geceyi beni say yar beni al kavgalarına, bana vur kalbe değsin her kurşun, vurum vurum kabulum yar bu defa. zor sevdam benim zor sevdam...
|
|
|
17 Şubat 2009 Salı
08:19:12
|
|
|
Sevdamı mısralara yazsam, Her hecede aşkımı anlatsam, Sonra onu sana sunsam, Anlar mısın, seni sevdiğimi?
Bir demet gül versem sana, Hediyem olsun desem aşkımıza, O mis kokulu gülleri bana, Tekrar geri verir misin? Yoksa anlar mısın kıymetini?
|
|
|
22 Mart 2009 Pazar
23:52:37
|
|
|
farkındalıklarımızı geliştirmeli, olumlu yönde gelişime ve değişime açık olabilmeli, önyargısız bakabilmeli..
Gerçekte insanlar uyurken mi uyanıktırlar? Yoksa uyanık olduklarını sandıkları anlarda mı uyuyorlar?
İNSANIN GÜCÜ
Bilinçlerin kendilerinin sonsuz gücüne açılabilmesi için öncelikle bütünde bütün olduklarını farketmeleri gerekmektedir. Esas fark farkedebilmekse farkeden kişi özgürdür. Bütünde bütün olduğunu tüm hücreleriyle hissedebilen bir kişi, varlıkta yokluğu, yoklukta da varlığı yaşayacaktır…
İşte tam burada karşımıza bilincen açılması gereken bir geçiş kapısı çıkmaktadır. Kişi kendisini açabilmesi için sonsuzluğa açılabilmesi gerekiyor. Yani kendinde bir sonsuzluk bilinci oluşturabilmesi gerekiyor. Sonsuzluğa açılabilmek için de "varlıkta yokluk, yoklukta varlık" gibi düşünce boyutlarını bile aşabilmelidir. Bunu nasıl başaracaktır? Varlıkta yokluk, yoklukta varlık yani her şeyim ama hiçbir şeyim-hiçbir şeyim ama her şeyim duygusunu yakaladığı o bilinç hallerinde, bu duygunun devamını bir Tek’e varma hali izlemelidir. Tek’e varan birleşik gücü bulandır. Birleşik güç sonsuz varlığın ve yokluğun birleşimidir… Bir başka ifade ile bütünün gücüdür. İşte buradan hareketle önce kendinizi sonra da bütünselliğinizi açmalı ve bu şekilde sonsuza özgürce akmalısınınız.
İnsan denen uzay yapıtının içerisinde dört elementin gücü vardır. Yani insan bir bileşik güçtür. Yaradılışın bu dört elementini hepimiz biliyoruz; toprak, hava, su ve ateş. Bizim genetik uzayımız da bunlardan mevcuttur. Yani bunların karışımıdır. Şöyle ki; düşünün fizik bedeninizdeki hücre yapınız toprağın yapısıyla ne kadar benziyor! Örneğin; banyo yapıyorsunuz ve vücudunuzu ovaladığınızda vücudunuzdan toprak çıkıyor. Gelelim diğer elementlere: Hava; oksijen alıp veriyorsunuz. Yani vücudunuza oksijen giriyor. Su; vücudunuzun su ihtiyacını karşılıyorsunuz. Ateş; vücudunuz ısı üretiyor -sıcaklık yapıyor. Peki burada ne oluyor? İnsan denen bu muhteşem yapıt bütün bu elementlerin karışımı olup, yaratılışın beşinci elementini oluşturuyor. Üstelik bütün bunları yönetecek bir de beyine sahip oluyor. Sonsuzluğun gücü sizde varken size sadece bunu farkedebilmek ve harekete geçirebilmek kalıyor. Nereye giderseniz gidiniz hissedebildiğiniz taktirde sonsuzluğun merkezi sizsiniz. Siz varoluşun anahtarısınız.
Bu varoluşun anahtarını veya beşinci elementi nasıl kullanacağımızı biliyormuyuz? Yoksa kendimizi elementlerin bizi gelişi güzel yönlendirmesine mi bırakıyoruz? Bunu daha da genişletecek olursak; kendimizi çevrenin bizi yönlendirmesine mi bırakıyoruz? gibi sorular oluşur. Her hücrenin şuuru vardır. Ve yaradılışla ilgili tüm bilgiler onların içerisindekayıtlıdır. Fakat bu şuurları açabilecek bir tek şuur vardır ki o da sizin birleşik şuurlarınızın oluşturduğu kendi şuurunuzdur. Kendi şuurunuzu açabilecek tek merkez de sizin beyninizdir. Beyin gücünüzü de ancak takındığınız duygu, düşünce, tavır vs. lerle arzu ettiğiniz ölçü ve şekilde kullanırsınız. Dikkat edin, genelde siz kendinize size olmasını istediğiniz şeyleri yine kendiniz yaşatıyorsunuz. Yani yaşadıklarınızın büyük bir bölümünün oluşmasının sebebi ve sonucu oluyorsunuz.
Hücre denen genetik uzaylarınızda sizinle ve varoluşla ilgili tüm bilgiler kayıtlıysa siz bu bilgileri nasıl açabilirsiniz? Şöyle ki kendinize soracağınız her soru bir bilgi kapısını açmaktadır. Bu yüzden sorulan sorular aynı zamanda cevaplar olamaktadır. Doğamız gereği soru sormazsak cevap alamayız. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir şey vardır. O da kendimize istediğimiz olguları yaşatacak doğru sorular sormayı becerebiliyormuyuz? Doğru soruyu sorabilirseniz doğru cevabı alacaksınızdır. Burada tabi ki doğruluk denen olgunun neye göre doğru olduğu da tartışılabilir bir konudur. Çünkü sizler önce kendinize göre olan doğruları yaşayıp, sonra ise gerçeğe göre olan doğruları bulabilmektesinizdir.
Sevgili dostlarım, bir bilgiyi yüzeysel olarak bilmenin sonra onu öğrenmenin ve daha sonra da onu özümseyebilmenin arasındaki farkları hepimiz biliyoruzdur! Bir bilgiyi yüzeysel olarak bilenle özümseyen arasındaki fark ne kadar açıksa fark etmenin vereceği asıl fark da o kadar açıktır. Bilgiyi okumak farklıdır, yaşamak ise çok farklıdır. Bugüne kadar birtakım kesinlik belirten ya da öyle görünebilen kavramlar içerisinde farkında bile olmadan sınırlanmışlıklarla yaşanılmıştır. Sizler kendi vijdan terazinizin dengesini oluşturabilecek farklı unsurları da yine kendiniz bulabilmeli ve onu dengede tutabilmelisiniz. Sınırlanmışlıklara gelince, bütün hayatınızı bir tek fikri savunmakla geçirseydiniz koskoca bir hayata yazık etmiş olmaz mıydınız? Sürekli ilerleyebilmek için gerekli olan değişikliklere açılmazsanız nasıl gerçekten sürekli ilerleyeceksiniz ki? Hayatımızı kesinlik belirten ifadelerle kalıplaştıracağımıza neden sırası geldiğinde esnek olabilmenin vereceği sonsuzluğu yaşamayalım? Kesin olan bir tek şey varsa o da hiçbir şeyin kesin olmadığıdır. diyebilirim. İşte bunu farkedip daha nice farketmelerin vereceği ilerlemelerle bizleri sınırlayan tüm kavramları aşabilmeliyiz. Sonra da bunu hep birlikte başarabilmeliy
|
|
|
22 Mart 2009 Pazar
23:54:14
|
|
|
Sonra da bunu hep birlikte başarabilmeliyiz. Birbirmize kendi gerçeklerimizi ve birbirimizin gerçeklerini görebilmemiz için yardımcı -uyarıcı olabilmemiz gerekmektedir… Birleşik gücün birer parçası olan bizler birlikteliğin vereceği bu gücü kullanabilmeliyiz. Bunu yaparken de birbirimizi önce anlamak için dinlemek ve dinlerken de karşılıklı sevgi, anlayış, hoşgörü ve de alçak gönüllülükle, söylenenin tamamını dinleyebilmek gerekiyor. Daha sonra dinlediklerinizi kendi süzgecinizden geçirip, almayı istediklerinizi almak veya ihtiyacınız olan bilgiyi almak size kalmıştır. Böylece bilgi denen gücün parçacıkları bilincinizde birleşip size bütünleşik bir anlam frekansı ve açılım verecektir. Bilinçlerimizi bir sonsuzluk bilinci oluşturabilecek şekilde açmalı ve sonsuza özgürce akmalıyız. Bunu yaparken esnekliğe ihtiyacımız olacaktır. Esneklik bize özgürlük kazandıran ve ilerlemelerimizi sürekli kılabilen çok önemli bir unsur olmaktadır.
İnsanın kendi gücünü -bilinçli yaratıcılık/tezahür gücünü- açması sonsuz güce açılması demek olmaktaysa, sonsuz gücünü açabilen de bilgisi dahil toprakta topraklığı, suda boğulmadan suyu, havada oksijeni, ateşte yanmadan ateşi yaşayabilen olmaktadır… O bu geçişleri her şeyde geçirgen bir şekilde yapabilen ve de akabilendir. Yani o artık yerine göre her yerde her şey olabilmiş ve onun bile ötelerine geçebilmiştir. Bütün bunlara zor veya imkansız diyebilirsiniz. Fakat bunu hep böyle düşünürseniz gerçekten onu hep zor ve imkansız kılarsınız! Bu yüzden işe önce düşüncelerimizi esnekliğe açmakla başlamamız gerekiyor. Düşünün, bilincinizi ve de fiziğinizi toprakta toprağın frekansına ayarlayabilip ondaki titreşimlerden bilgi alıyorsunuz. Onun içerisinden geçebiliyorsunuz. Bilinçsel, enerjisel ve de atomsal frekanslarınızı her şeye özgürce ayarlayabilmek sizlerin elindedir. Yapmanız gereken tek şey bunları yöneten kumandanızı elinize alıp kendinize ait olan bu olguları kendinizin yönetmesidir. İnsanlar bunları çoğu zaman farkında olmadan yaşamaktadırlar. Bu yüzden olup bitenleri fark edebilmek size kalmaktadır. Farkındalık size her kapıyı açabilecek çok değerli bir anahtardır. Çevrenizle, doğayla bir bütün olabilirseniz onlardan çeşitli mesajlar alacaksınızdır. Bir ağacın sesini duyup onun anılarını bile dinleyebileceksinizdir. Rüzgarda rüzgar gibi esip, sesinizi her yere duyurabilecek ya da dilerseniz tüm kainatlara dokunabileceksinizdir... Bütünün gücünün ve de yaradılışın dili -evrensel dil sevgiyse, sevginin yüksek frekanslarıyla her şeyle iletişim kurabilirsiniz. Bütün bunlar doğa üstü yetenekler gibi gelse de aslında doğasal güçleriniz olmaktadır. Bu doğasal güçler size artık normal gelince de onların ötelerine bile geçebileceksinizdir.
Kendiniz dahil her şeyle barışık olarak sevgi frekanslarını her zaman kendinize ve çevrenize daha da yüksek frekanslarda yaşamayı ve yaşatabilmeyi hedeflerseniz, açamayacağınız hiç bir kapı kalmamakla birlikte sonsuzu sonsuzca yaşayabileceksinizdir. Öncelikle kendinizden kendinize yine kendinizi açma yolundaki farkındalıkları yakalayabilmeniz gerekmektedir. Bu yazıyı okurken neler hissettiğinizi ve bunları hangi boyutlarda hissedebildiğinizi tartabilmeniz gerekiyor. Aldığınız bilgileri bilinç süzgecinizden geçirip de gerçekleştirmek istediğiniz şeyleri hissetmeyi denerken, onları acabalarla engellemeden her bir hücrenizde bile hissedebilmeniz gerekiyor. Hücre denen uzaylarınızı bu yoğunlaşan hislerle açarken, açılımlarınızı sonsuzca açabilmeniz gerekiyor. Okuduklarınızın anlam frekanslarını kendinize yüklerseniz onları yaşayıp açabilirsiniz. Aksi taktirde bu yazıyı sadece okur ve okuduklarınızı burada bırakır ya da unutursunuz! Okuduklarınızı düşünüp anlamlandırabilmeli ve hemen ardından isteğiniz doğrultusunda eyleme geçebilmelisiniz. Eylemlerinizi ise kısa süreli sonuç beklentileriyle değil, her fırsatta uygulamalar ve uzun süreli esnekliklerle gerçekleştirebilmelisiniz. Öğrendiklerinizi yaşam pratikleriniz haline getirebilirsiniz. Eski şartlanmışlıkları yıkarken de yenilerini icat etmemeye veya yeni yeni sınırlanmışlıklara maruz kalmamaya özen gösterebilmelisiniz…
Herhangi bir konuda ne kadar öğreten ve öğrenenle -ki burada yaş, cinsiyet vs. sözkonusu değildir- karşılaşırsanız karşılaşınız, siz her yerde yerine göre öğreten yerine göre de öğrenen olabilmenin yanında; en başta kendi kendinizin öğreteni ve öğrenenisinizdir. Asırlardır öğreniyor ve de öğretiyoruz. Durmadan sevgi ve bilgi gibi tohumları ekiliyor ve ekiyoruz. Farklı boyutsal bilinç dönemlerine geçileceği bu dönemde ekilen bu tohumlar artık büyüyüp, olgunlaşıp , yeşerebilmeli ve meyve verebilmelidir. Yaşamın tümünü bile bir meditasyon olarak algılayabilir ve de onun da ötelerine geçişi hedefleyebilirsiniz. Farklı uygulama veya tekniklerle kendinizi nasıl rahat açabilecekseniz öyle düşünmeli ve hareket edebilmelisiniz. Kullanacağınız uygulama veya teknikler her ne olusa olsun size ışığı getirebilmeli -sizi aydınlatıcı olabilmelidir. Bu aydınlığa varan siz etrafınızı aydınlatan olabileceksinizdir.
Işığı getiren parlaklıksa, geleceğin önü hep açık ve aydınlık olacaktır. Her gün ve de her an bir şeylere daha da parlaklık katma yolunda, bunların da ötesinde sonsuzluk yolunda, birlikteliğin vereceği güçle nice başarıları dilerim… Netten…
|
|
|
29 Ağustos 2009 Cumartesi
14:25:51
|
|
|
``sadece inanmalı``
``belkide yeteri kadar istemeli``
|
|
mutlu olmak için ne yapmalı
ile ilgili paylaşacak birşey, yapacak yorumunuz var ise buraya yazın:
|
|