|
| Yazan-Çizen | Yorum |
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
14:21:00
|
|
|
Fosillerden, kurumuş dal parçalarından,
kemik artıklarından elmas yapmak tabiat için neyse,
saadet de beşer için odur,
kıymetsiz şeylerden kıymetli bir şey yaratmak,
ruhumuzdaki süprüntülerden paha biçilmez mücevherler yapmak..
Zor ve meşakkatli bir iş,
tabiatın her parçasında elmas bulamadığımız gibi
her insanın ruhunda da saadet bulamayabiliriz...
Ama az da olsa, elmaslar gibi saadetler de var....
Bu bir olgunlaşma serüveni,
Belli ki ilk darbeyle başlayan bu olgunlaşma serüveni,
son vuruşa kadar cümle âlemden gizli için için sürüyor.
Ve bir gün geliyor içerdeki çatlamalar(yaşanmışlıklar) artık doygunluk
noktasına erdiğinde, yüzeye yansıyor.
O güne değin dışardan bakan gözlere karsı pürüzsüz görüntüsünü muhafaza
ediyor olsa da ardı ardına hazırlayıcı darbeleri içten içe yasamış olan ego,
gün geliyor beklenmedik bir anda gelen 101. darbeye gönül rızasıyla
iste böyle teslim oluyor.
Teslimiyet, direnç gibi değil. O ortalarda yaşanamıyor.
O günah gibi,
en mahrem tutkularımız gibi kuytu köselerde gözlerden uzak
kendi kendine yaşanan bir süreç.
Ne garip oysa direncimiz öyle miydi? 101. darbeyi alana kadar her çekiç
vurusunda çıkan gümbürtü taşımızın sertliğinle paralel,
gösterilen direncin gücüyle uyum içinde gümbürtüyle çınlatıyordu ortalığı.
Bundan sonrası düğün bayram...
Gökten üç elma düşmüş. Biri 101. vurusun başına, biri öncülerine,
diğeri ise bizi tüm dikbaşlılığımıza rağmen bıkmadan usanmadan
umudunu yitirmeden düğün günün için hazırlayan taşçı ustasının başına.
Ama durun bu hikâye burada bitmedi,
müsaadenizle bu defalık bir de mansiyon verelim...
Zafer tacı ise; biat eden egomuzun olsun.
Ama taç dediysem ne altından
Olsun ne de gümüşten...
Artık teslim olan, direncin yerine şükranı koymuş olan egonun
tek kabul edebileceği armağan olan "zeytin dallarından" olsun.
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
14:25:48
|
|
|
Dört tane mum usul usul yanıyordu... Ortalık o kadar sessizdiki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz... Birinci mum dediki: `Ben BARIŞ`ım.! Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.` Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü. İkinci mum: `Ben VEFA`yım.! Ne yazıkki artık vazgeçilmez değilim. Onun için,bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.` Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü... Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dediki: `Ben SEVGİ`yim! Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu,değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.` Vefa`da daha fazla beklemeden sönüp gitti... Ansızın..! Odaya bir çocuk girdi ve üç mumunda yanmadığını gördü. `Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu? ` dedi. Ve ardından ağlamaya başladı... O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı: `Korkma, ben yandığım sürece öteki mumlarıda yeniden yakabiliriz, ben UMUT`um! ` Çocuk parlayan gözleriyle UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı...
UMUT ışığı yaşamımızdan hiç eksik olmamalı... ...Ki hepimiz onunla birlikte VEFA`yı, BARIŞ`ı ve SEVGİ`yi yaşatabilelim
|
|
Zeytin dallarından olsun
ile ilgili paylaşacak birşey, yapacak yorumunuz var ise buraya yazın:
|
|