|
| Yazan-Çizen | Yorum |
|
7 Ekim 2008 Salı
04:19:43
|
|
|
Konumuz yalnızlık
Geçenlerde konuşmuştuk seninle
Konumuz yalnızlıktı
Bana yalnızlığını tarif et demiştin,
Yapamam doğru kelimeleri bulup sıralayamam diye cevap vermiştim.
Hatırladın mı?
Bazı şeyler vardır anlatılamaz,
İstesen de anlatamazsın...
Fakat bir düşün...
Bir kalabalık mekan, insanlar birbirleriyle konuşup,
Şakalaşıp eğleniyorlar
Müzik sesi onları bastırmaya çalışıyor ama başaramıyor
Eğlence dorukta, etrafın, tanıdığın ve tanımadığın kişilerle sarılı,
Sana ara sıra bakanlar oluyor, gülümsüyorlar hafiften
Ne yapacaksın, sen de onlara gülümsüyorsun
İçinden hiç gelmese de...
Ve o an anlıyorsun ben yalnızım
Bana yalnız değilsin demiştin hatırla,
Öyleyse anlat bana ne olur,
Eğer gerçekten yalnız değilsem,
Ben o büyük kalabalığın içinde,
Neden duvarda asılı olan saatin sesini duyuyorum...
|
|
|
7 Ekim 2008 Salı
04:22:41
|
|
|
KAPIMI ÇALARSAN BİRGÜN
EŞİKTEKİ AYAKIBILARA ALDANIP
EVİMİN İÇİNİ KALABALIK SANMA
ATMAYA KIYAMAYAN ANNEM
BÜTÜN AYAKABILARIMI DİZMİŞ YANLIZLIĞIMA
|
|
|
7 Ekim 2008 Salı
10:50:23
|
|
|
Bir Ölünün Agzindan
Kabrime çiçek getirenlere gülerim; Gafil kisilermis su insanlar vesselam; Bilmezler ki bu kabirle yoktur alakam; Ben o çiçeklerdeyim, ben o çiçeklerim.
Cahit Sitki Taranci
|
|
|
7 Ekim 2008 Salı
10:53:32
|
|
|
Kalabalıkta kalabalıkça yalnızlık Yalnızladıkça birbirimizi Haydi çoğalalım Çoğaltarak kendimizi Bir canım çoğal da bin can ol Isıt yaşlıların yalnızlıklarını ilinsin üşümüşlüğü bırakılmışların Çoğalın dudaklarım çoğalın sonsuz Öpün bütün ağlayan çocukları kimsesiz Çoğal gözlerim çoğal Gör bütün görmeyenlerde yapayalnız Ellerime tutunun ellerime çoğalın Okşayın sevecenlikle çocukları Hıçkırırlarken uykularında bile
Aziz NESİN
|
|
|
7 Ekim 2008 Salı
18:36:42
|
|
|
Bu Yalnızlık İkimize Dört Duvar…
Tek bir hamle, gecenin kokusunu üzerime bırakıp kaçmaya yetti..
Oysa uyandığımda, virgülü olmayan anlamları kovalayacaktı düşlerim..
Son cümlem sana olsun,hoşçakal…
Burada değilim…
Aslından çok uzakta, fotoğrafın eskimiş kenar uçlarında ve kokusunu bilmediğim yatağının kırışmış, çarşafların birbirine karışmış yalnızlığındayım…
Bazen orada bazen burada, kim bilir hangi yolda?!
Üzerimde yüreğinin nadasa bırakılmış, tüm gereksiz elbiselerinden arınmış, soyun soysuzluğunla derilmiş aşk sözcükleri kazılı..
Taşıyorum..
ANKARA soyunurken yatak odalarının küfürlü duvarlarında, gözlerime yansıyan yalnızca kaybedilmiş bir şiir..
Birazdan ahşap düşlerin koynuna gireceğim, biliyorum sen uyuyor olacaksın ellerinden yavaşça süzülürken bana verdiklerin..
Kısa ama geçici bir ürperiş yaşayacak, tırnaklarımın ucundan koca bir geçmişin usulca düşüşünü görecek, ve artık düşenleri tutmayacağım …
Senden,
daima kapalı duran perdelerinin aralığından,
uykuya her vakit davetkâr yastığının baş ucundan,
fark ettirmeden sıyrılacağım…
Bu gece, düşük seyirde adımlar..
Bu gece, duman dolu odanın duvarları…
Uyuyamıyorum…
Gölgenden düşür gözlerimi, kalemimde saklı kalsın adımlarım..
Geceye bin küfür döksem, yine de sususzluğu eksilmez ruhumun…
Kendimi çok yalnız hissettim.
.İlk defa… Taştı…
Masa altından dokunuyordu ellerin yabancı düşlerin kadınsı dürtülerine.. Koşuyordun durmaksızın.. Baktıkça kayboluyordu tüm o anlar, anlarımız..
Alkol hep mi kendinden geçirir terk edilmişliği…?
Yükselen kahkahalar geceye bırakılmış davetin kapağını hep mi aralar..?
Ya sen, hep mi böyle dağınıksındır bir yaşamın sevişmeleri kurumamış ıslaklığından kaçarken?
Taştı…
Hiç bir şey hissetmedim.. Öylesine bağları kopmuştu ki saçlarımda bıraktığın düşlerinin, nafileydi bir sabaha uyanmak…
Yeniden, yeniden… Öyle ya unutacaktın!!!
Kimse farkında değildi.. Kısa bir aralık bulmuş ve bulduğum o aralıktan sana kaçmıştım..
Sen ile sana arasındaki uçurumun hiç kimse farkında değil hala, biliyorum… Belki de tarifsiz bir haz saklı cümlelerimde..
Gülümsüyorum ya noktalama işaretlerinin serseriliğinde, sanırım burada da fısıldadığım mesajları kimse anlamayacak..
Bir tek sen bilirsin, o yalnızlığı; hani ilkti, sana söylenmişti..
Bekledim, eğer uyumamışsan ve eğer yanımda olmayı seçeceksen gelecektin..
Biraz daha masanın küllerini temizleyebilecek sabrım vardı..Zaten yapacak başka bir seçeneğim de yoktu..Oysa:
Kalkıp gidebilirdim..
Karanlık sokaklara ayak uçlarımı sertçe sürtebilirdim…
Bir başka güne devreden isyanımı soğuk rüzgarın yüzüne tükürebilirdim..
Boşverebilirdim…
Ama ben tüm çığlıklarımın olası bir patlamayla raydan çıkabileceğini göze alıp sana uzanacağım anı, sigara ve alkol komasında tutunmaya çalışanların gözlerine utançla bakarak bekledim…
Geldin…
Sana ait söz dizimleriyle… :
" Görecesiz bir yalnızlık bu ikimize, dört duvar…"
Öyle ya, görecesiz bir yalnızlık bu…
Sadece "sana" ve "bana"Bizden başkası bilmiyor…
|
|
|
8 Ekim 2008 Çarşamba
16:03:06
|
|
|
Al yalnızlığımı ört üzerine Al yalnızlığımı ört üzerine . Al yalnızlığımı, ört üzerine. Belki o vakit bırakıp her şeyi, gelirim biryerlerden başlamak için yeniden. Hani yalnızlığa pek alışmışların cesareti de gün gün kırılırmış da aydınlıktan dahi korkar olurlarmış. Bir yaprak hışırtısı, en şiddetli yağmurlardan birinde gökte damar damar çizilen şimşek ve ardından patlayan gürültü, konuşmalar, konuşmalar, konuşmalar... Korkular çok, bil ki korkular ille de sebepli . Al yalnızlığımı ört üzerine. Bitsin benliliğin hükmü üzerimde. ’Sevdiğini incitir insan’ diyenleri haklı çıkaracak kadar kapanışım. Rüzgar ektiğim günlerin sonrasında biçilen fırtınalarım. Geceleri katettiğim menzillerim. Bir şiire vurulup da hiçbir şiiri çözemeyişim. Yapmak istediklerimi yaptıklarımla bir türlü örtüştüremeyişim. Hepsi bir ‘yaşandı bitti’ noktasının etrafında gezinen cümlelerim. Al yalnızlığımı ört üzerine .
Buralardayım uzun zamandır. Birgün’ü bekliyorum sanırım, Birgün’ü. Öyle büyük fırtınalarım var ki, o fırtınaların birinde ‘artık yeter’ feryadına kapılıp kaybolacağımı sanıyorum. İzin vermeyeceğimi bile bile dik duruşların ardında bir söğüt eğikliği tavrında, hemen apartmanın ucunda kıvrılan sokak köşesinde, önümden gelip geçen her şeyi derin bir huşû içinde göz hapsinde tutuyorum. Sonbaharın yaprak dökümünde her yer sarı rengin hükmünde. Bu yüzden işte, al yalnızlığımı ört üzerine .
Orhan Pamuk’un dediği gibi, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor . Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla yırtarken yazılmışları, hani ‘niye mutlu olmaya bu kadar çaba’ cümlesiyle kol kola geçiyorum ara yolları bir bir. Biliyorum ki artık, kendi istemedi mi gelmiyor, konuk olmuyor hayatımıza . Bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine. Al yalnızlığımı.
’İnsanın hiç unutmadığı şeyler var’ diyor Jean-Christophe Grange. Ya unutamadığından, ya unutmaya meyli olmadığından, ya da hep hatırlatmaya hevesli ayrıntıların bir boşluk bulup gözlerle buluşuverdiğinden... Ben zihin çıkınımı karıştırdığımda öyle çok unutulmuşlarla karşılşıyorum ki, ‘Hayret’ diyorum kendi kendime. ‘Nasıl olmuş da bir çizgi geçmişim üzerinden.’ Bu bir zihin oyunu. Bu benim zihnimin bana oyunu şiraze. Oyunlarım. Ben oyun oynamayı sevdiğim günlerin peşine takıldım bak yine. Hemen. Bir cümlede kayıverdim anıların içine. Anılarda mutluluk göz kırparmış. Hani insan mutlu olduğunu mutluluk anında değil de sonraları anlarmış. oyun oynayalım seninle. Oynayalım ama, içinde yalnızlık olmasın. Al yalnızlığımı ört üzerine . Al yalnızlığımı. Ört üzerine. Ve uyut ninnilerle.
|
|
Konumuz yalnızlık
ile ilgili paylaşacak birşey, yapacak yorumunuz var ise buraya yazın:
|
|