KÖR KUYUDA OLSAK DA.......



KÖR KUYUDA OLSAK DA....... ile alakadarlar:

Yeliz   (gulce77)
Yeliz (gulce77) Bu kişi şu an çevrim dışı.
Mesaj Gönder

Rabia  (kurabiyem)
Rabia (kurabiyem) Bu kişi şu an çevrim dışı.
Mesaj Gönder

Akif   (akif34)
Akif (akif34) Bu kişi şu an çevrim dışı.
Mesaj Gönder

Menekse  (aziashop)
Menekse (aziashop) Bu kişi şu an çevrim dışı.
Mesaj Gönder

KÖR KUYUDA OLSAK DA....... hakkında ne diyorlar:


Yazan-ÇizenYorum

Menekse (aziashop)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
26 Mayıs 2008 Pazartesi 14:55:00


Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine
düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör
bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı, belki üzerine de toprak
dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, üzerindeki toprakta biten otları yemek
isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm diye eşeği yuttu kuyu.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Sesini
duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.

Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış.
Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız
köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları
havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek
çare, kuyuyu toprakla örtmek ve hayvanı kuyuya gömmek.

Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü.
Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve
sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık kalakaldı.

Kıssadan hisse; Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. (Ne bazeni,
çoğu zaman.) Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp
silkinmek ve kurtulmak,aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak
bile!"

Rabia (kurabiyem)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
26 Mayıs 2008 Pazartesi 15:09:16

şehrin savunmasız sokaklarında gölgemi ararken, bütün rastlantıların kapıları sana açılıyor .. ve hep beni takip ederken görüyorum seni. ilk aldığım nefesten bu yana sıradan bir kovalamaca gibiydi yaşadıklarımız. neden hala bekliyorsun? korktuğumu mu sanıyorsun? biliyorsun gözlerini yalnızca ben tarif edebilirim oysa...

bütün kapılarım sonuna kadar açık .. bir akşam vakti çıkagel... henüz yeni batmışken güneş .. yıldızlar göz kırpmadan geceye ince bir `naz` gibi giriver vücuduma. kederimi ört elindeki beyaz peçeyle. altın kafesimden alsın rüzgarın ruhumu, uçursun zamansız ülke`ye. yarınlarda bekleyen bütün `aşk`larım sarmalasın yokluğumu...


kırmızı, mavi, siyah...

ölüm sahi senin rengin ne?

Özümsediğim ne varsa kan kusuyor şimdi..
Kussam şehre içimdeki seni... koca bir sürgün oluruz inan bana...
Sevdim seni..
Sevdim de susadım

Menekse (aziashop)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
27 Mayıs 2008 Salı 12:58:46

Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...? ? ?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...? ? ?

Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?

Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?

Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı`yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...? ? ?

Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?

Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?

Ne kadarınız gerçek sizin?

Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?

Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?

Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.

Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?

Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?

Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak..

Ahmet Altan

Yeliz (gulce77)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
28 Mayıs 2008 Çarşamba 16:16:48

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgâra salıver gitsin.

Akif (akif34)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
29 Mayıs 2008 Perşembe 11:32:03

HAYATIMDA BUYUK BİR YERDE SAKLISIN BENIM İÇİN DUNYALARA DEĞERSIN

HERŞEYI AKIŞTA İZLİYORUM

KÖR KUYUDA OLSAK DA....... ile ilgili paylaşacak birşey, yapacak yorumunuz var ise buraya yazın: