|
| Yazan-Çizen | Yorum |
|
27 Haziran 2008 Cuma
17:57:31
|
|
|
Sol göğsümün altındaki karanlığı aydınlatan gözlerine bu satırlarım...
Gözlerin anlatırdı yüreğini.. Sen konuşmayı sevmezdin.. Bende susmayı isterdim ama, olmadı sevdiğim.. Araya yasaklar ve ayrılıklar girdi. Bunu ne sen istemiştin ne de ben. Ağlayışım terk edip gidişine değil, ben sensizken senden diye sensizliğide sevdim.. Seninle; seni de, sensizliğide alıp gittin.. Sen gideli düşünüyorum da, aşkın tarifini buldum sonunda.. Alışmakla vazgeçmek arasında bir şey.. Sevdiğin bir şeye alışıveriyorsun.. Bu çok kolay oluyor tabi... Gün geliyor, alıştığın şeylerden vazgeçmen gerekiyor, zor olanı da bu ya, vazgeçmeye alışmak... Yokluğuna alışmaya çalışıyorum günlerdir... Bir zamanlar gözlerin gözlerimle buluştuğunda, mutluluktan uçacağımı sanırdım.. Aşk vardı bakışlarında. Boğulurdum da gözlerinin derinliklerinde, yinede şikayetim olmazdı kadere.. Ne garip değil mi?.. Hiçbirşeyim gibiydin ama herşeyimdin.. Ya da herşeyimdin ama hiçbirşeyim değildin... Hatırlıyor musun? Komşunun ziline basıp kaçan çocuklar gibi yaramazdık. Onlar kadar masum muyduk bilemiyorum.. Değildik gibi geliyor bana.. Sen ne dersin?.. Bütün lekeleri saflığa mı kattık sence de?.. Artık sana (ve gözlerine) yazmak istemiyorum.. Yazdıklarımı okuduğumda daha bir seviyorum seni.. Siyahla beyaz, geceyle gündüz gibi, beni seviyor ya da sevmiyor olma ihtimalin... Bugün gözlerine baktım.. Artık yabancınmışım gibi bakıyorsun yüzüme.. Gözlerinde aşk yoktu.. Dahası sevdiğini sanıyormuş gibi bile değildin.. (buna bile razıydım aslında) O günlerden bugünlere değişmeyen iki şey kalmıştı.. Benimle yalnız kalmaya korkuyorsun.. Ve hala gözlerine her bakışımda, boğuluyorum.. Herşey başlayıp bitiyor bu dünyada.. Sevmediğimiz şeylerinde bir sonu oluyor, sevdiğimiz şeylerinde.. (ve tabi seviyorum zannetiğimiz şeylerinde) olmasa iyi ya, oluyor işte böyle şeyler... Seni alıp götüren bir şarkı, beklemediğin bir anda bitiveriyor sözgelimi... Sevdiğin insanlar kaybolup gidiyor işte birgün kalabalıkların arasında... Gerçekten sevdiğini biliyor olsaydım, yokluğuna alışmak daha mı kolay olurdu yoksa dahamı zor... Kestiremiyorum... Senin haklı olduğunu biliyorum, ayrılık vakti gelmişti ve sen gitmeliydin.. Ama herşeyin bir yalan olduğunu düşünmek, acıtıyor işte içimi... Bu kaderi sen yazdın, unutma sen seçtin ayrılığı... Bir düşün bu aşkta nankör olan, hangimizin sevgisi?.. Neden öfke var gözlerinde?.. ............................. Dönüşü olmayan bir yola girmişsin.. Bugün sana son kez yazıyorum (yazdıkça büyüyorsun çünkü içimde).. Bu gece sana gönül defterimin son sayfalarını aralıyorum.. Birgün bir yerlerde yine karşılaşır mıyız bilmem.. Bir şarkı duyuyorum ‘yine karşılaşırız, dünya küçük, aşkım büyük..’ diyerek veriliyor cevabı sana tuttuğum bu şarkıda... Ama şimdi ben senin için açtığım bu defteri, yine senin için kapatıp gidiyorum.. Sende git istersen.. Ben yokken iyi bak ama kendine.. Yanıbaşında duran herşeye iyi bak... Ne kadar uzaklara gitse, yinede kendi uzağına gidemiyor insan bir türlü.. Yüreğinin kıyılarından geçemiyor karşı kıyılara.. İçindeki acı nereye gidersen git, seninle geliyor (hatırlasana, çok uzaklardaydın ve yüreğinin bende kaldığını zannetmemişmiydin sende) Ama bazı şeyleri yapmayı ben yokken de unutma olur mu... Neyi unutma biliyor musun?.. Mesela şeyi unutma.. Her sabah güneşin yeni bir umut getireceğini. Koca şehre yeten umutlardan bir yürek dolusu da senin payına düşeceğini.. Herşeye rağmen ‘gülümsemeye’ değen bir şeylerin sen istediğin sürece hep var olduğunu.. Gerçekten sevmekle, sevdiğini zannetmenin birbirinden çok farklı olduğunu... Dışarıdaki fırtınaya dirensen bile, yüreğindeki fırtınaya hep yenik düşeceğini... Soğuktan değil de, ilgisizlikten solduklarını, yürekteki sevda çiçeklerinin... Başparmağına bakıp mutlu olabileceğini.. (bunun hikayesini sana, mutlaka senin için ‘özel’ olan biri anlatmıştır ve hep onu hatırlarsın) Gidene ‘kal’ denmeyeceğini... Seni ‘sen’ olduğun için sevenlerin, sen ne yaparsan yap, yinede seni seviyor olduklarını.. Karşındaki insanı üzmek istediğinde, sadece susarak bile bunu yapabileceğini.. Birisine acı çektirmenin en kestirme yolunun, onu unutmak ve umursamamak olduğunu.. Hepsinden önemlisi, senden başka ‘sen’ olmadığını unutma... Bana her zaman güvenebileceğini.. (güvenmesen bile, güveniyormuş gibi davrandığında sana kimsenin kazık atamayacağını) Yüreğimde hep sana ait çok özel bir yer olacağını, yaşadığımız bütün güzellikleri her zaman gözlerimde saklayacağımı, dudaklarının tadını asla unutmayacağımı... Soğuk havalarda sıkı giyinmeyi, birisine kızdığında öfkeni masum birinden çıkartmanın ona yaptığın en büyük haksızlık olduğunu.. Ve en azından çay içmeyi isteyip istemediğini bir kerede söyleyebilecek kadar kararlı olman gerektiğini unutma... Şimdi sana bu hikayenin sonunu anlatacağım... (kırmızı başlıklı kızla, avcı masalını hatırlıyorsun değil mi?.. hani kız avcıyı yemişti...) Adam, bir Kizı sevmiş... Kiz da Adami sevdiğini zannetmiş... Dahası Adami da inandırmış bu fikrine... Bütün karanlıkları aydınlatırmış, kizin gözlerindeki yıldızlar... Bu da Adamin yanılgısıymış... Sonra,sonrası malum aslında... Kizın ardına bakmadan gidişi, Ve artık Adamin baktığı her yer ‘karanlık!..’ ............................. Elveda sana ve senden bana kalan son hatıraya bilinmiyenim...
|
|
|
27 Haziran 2008 Cuma
18:00:21
|
|
|
Bu sana son yazışım...” diye başlayan bir mektup var şu an karşımda.
“ Bu sana son sözüm” dermiş gibi bakan. Simsiyah harflerle kirletilmiş, bembeyaz bir sayfa. Neresinden bakılsa acı, hangi satırından başlansa hüzün, hangi kelimesi okunsa güvensizlik.
Oysa ki benim; batan güneşin ardından sarıldığım, tepeden aşağı inerken, çakıl taşlarıyla birlikte yuvarlandığımda düşündüğüm biri var…
“ Bu sana son yazışım…” bir ayrılığın ilanı gibi, ölünün üzerine son kürek toprak, gözdeki son damla, son kez el sallamak gibi…
Oysa ki benim; Kışın soğuğunda, dalgaların kayaları dövdüğü anlarda, fırtınalarda savrulurken sığındığım biri var…
“ Bu sana son yazışım...” düşündüklerinin, hissettiklerinin ve yaşadıklarının benim için zerre kadar önemi yok demek değilse ne bu? Sen istediğini söyle, senin söylediklerinin hiç bir anlamı yok demek değilse ne bu?
Oysa ki benim; derinlerde soluksuz kaldığımda ve nefesimin bana ait olmadığını sandığımda, sonsuz gibi görünen karanlığın ortasında, umudumun tükendiği anlarda düşündüğüm biri var…
“ Bu sana son yazışım…” diye başlayan ve sana hiç inanmadım, sana hiç güvenmedim diye devam eden satırar bunlar. Üstelik inanmam ve güvenmem için yaptığın herşey boşa kürek çekmek, yetersiz, yersiz ve saçma çabalardan başka hiç birşey değil bunlar.
Oysa ki benim; burnumda yağmur kokusu varken, bulutlar hızla akıp geçerken, ve çocuklar ağladığında, perdeler uçuştuğunda düşündüğüm biri var…
“ Bu sana son yazışım…” ben bunları hak ettmedim… Ama sen herşeye müstehaksın, üzülmelisin, kırılmalısın, parçalanmalısın, yok olup gitmelisin… Senin söylediklerinden daha değerli başkalarının ne dediği, senden daha değerli bakalarının ne düşündüğü demek bu.
Oysa ki benim; elimi uzattığımda ve saatin her çalışında, yanımdayken özlediğim ve uzaklaşınca her an düşündüğüm biri var…
“ Bu sana son yazışım…” Açıkca dilediğini yap, ben istediğim kadar daha yanındayım. Kendimi hazır hissedince girdiğim gibi çıkacağım hayatından demek bu?
Oysa ki; Aklımın kıyısında dolaşan ve dilimin ucundayken yanarcasına düşündüğüm, deniz gözlerinde dolaşırken yemyeşil ormanlarda yok olup gittiğim biri var…
Tek kişilik dünyamda ölçülü adımlarla yürüyorum. Boshwer dim ve ben artık kendi MaSaL ıma dönüyorum. Sana geliyorum. Aylardan Nisan, sabahın erken saatleri ve bahar…
|
|
|
28 Haziran 2008 Cumartesi
13:58:32
|
|
|
|
hım
|
|
|
28 Haziran 2008 Cumartesi
16:08:36
|
|
|
Duygular bir isyandır. Kimi zaman çığlık, kimi zaman gözyaşı... Düğüm düğüm bir şeyler sıralanır boğazına. Ağlarsın ağlayamazsın. Sevgidir, acıdır, umuda duyulan umutsuzluktur. Bütün dünya sığmıştır gözüne. Alabildiğine uçsuz bucaksız hissedişler içinde, zamansızlıklar içinde zamana çağrıdır içindeki. İstersin ama. zordur silip atmak her şeyi. Her şey yalnızlığındır, yalnızlık her şeyindir. Hiçbir şeyin kalmadığı zaman umudundur yalnızlık... Yalnızlık iki haliyle vardır yaşamımızda. Kimseli ve kimsesiz oluşuyla... İnsafsızdır, yaban ve de garip... Bir sonbahar yaprağının yalnızlığını yaşardık. Bilirim herkesler yalnız bırakır ama sen bırakmazsın... Oysa şu an öyle yalnızım ki dostum ne bir insan ne bir canlı hayatımda kimseyi istemiyorum bu yalnızlığımda... Oysa seni özlemişim ki ne bir sevgi ne de bir ilgi istemiyorum... Bir tek sen, bir tek senin sevgin, bir senin ilgin benim yalnızlığımı yok edebilir... Ve bana bugün, bu saatte, bu anda sana böylesine ihtiyacım varken. Sağır, kör, karanlıklar içinde bir başkasıyla değil, yalnızlığımla, kimsesizliğimle, sensizliğimle bekliyorum seni
|
|
|
6 Temmuz 2008 Pazar
21:04:32
|
|
|
|
HEYY NEREYE GİDİO YÜREGİNİZ DURUN BAKALIM YAW..ÖNCELIKLE HERKESE SLMLARR
|
|
HOŞCAKAL YÜREĞİM
ile ilgili paylaşacak birşey, yapacak yorumunuz var ise buraya yazın:
|
|