AŞK, KENDİNİ YOK EDİŞ VE STRATEJİ



AŞK, KENDİNİ YOK EDİŞ VE STRATEJİ hakkında ne diyorlar:


Yazan-ÇizenYorum

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
12 Kasım 2008 Çarşamba 22:32:06

AŞK, KENDİNİ YOK EDİŞ VE STRATEJİ

Bir insan kendisini ne zaman yok etmeye heveslidir? Aşık olduğu zaman.Aşık olmuş kişinin en belirgin davranışı kendinde olmadığını düşündüğü şeyi bir başkasında varolan ya da var oldugunu sandıgı şeyle telafi etmeye çalışmaktır : yani kişi kendindeki özsel kaliteyi başkasında gördüğü (ve kalite ile ilişkilendirdiği) başka bir özellikle tamamlama eğilimine girer. Tabi bunu yaparken kendi iç dünyasının en hassas bölgelerinde bir gevşeyiş ve çözülme meydana geldiği için git gide karşısındaki insana daha bağışık ve ona muhtaç hale gelir. Genelde silik karakterlerin karizmatik olanlara, karizmatik olanların ise daha mazbut ve masun tiplere aşık oldugu dikkate alınırsa, bu kendinden-uzaklasma,kendini-yoketme ya da kendini bir başkasıyla bütünleme esasına dayalı tutuma aşk denir demek geliyor içimden. Burada kendini-yoketmeden kasdettiğim, kişinin bilinçli ve fakat karşı konulamaz bir şekilde aşkı için,ister pozitif ister negatif anlamda, kendi özsel değerlerini tüketmeye başlaması durumudur.

Aşk eşit oranda karşılıklı yaşanabilir bir şey gibi de gelmiyor bana. Bunun nedeni şudur: Taraflardan birinde, kendini ötekiyle özdeşleştirme ve onunla anlam kazanma ve kendini onunla bütünleme istegi digerine oranla daha yoğun düzeydedir ve doğal olarak aşkı daha yoğun yaşayan taraf kendini yok etme tutumunda da daha yoğundur. Hatta aşık olduğu kişide kendisindekine benzer bir duygulanımdan eser dahi olmayabilir. Bu durumda tektaraflı aşk denilen şey ortaya çıkar. Kendini yok etme tutumuna giren kişi yaşadığı yoğunluğa paralel bir düzeyde istismara da açık olduğu için tek taraflı aşklarda genelde aşık olan taraf istismar edilir. 'Seversen dövülürsün döversen sevilirsin' şeklindeki olumsuz aşk tanınlamaları tek taraflı aşkların nihai mukadderatını açıklar niteliktedir. Bunu biz şu şekilde de ifade edebiliriz: kendini yok etmek istersen, seni yok eden biri çıkar mutlaka; sen yok etmek istersen, kendini yoketmek isteyen birini bulursun mutlaka. Aşkta stratejiyi gerektiren şey budur bana göre. Aksi takdirde aşık olan, aşık olduğu kişinin her türlü öznelliğine iyimser bir güven sergileyebileceği için, doğabilecek tüm acıları baştan kabullenmiş demektir. Aşk konusu açıldığında yüzünü ekşiten insanların genelde böyle olumsuz bir aşk deneyimi yaşamış olduğu söylenebilir.

Tek taraflı aşkın alternatifi, bireylerden birinin daha yoğun duygular yaşadığı aşktır. Burada aşık olan kişi, tek taraflı aşkın kurbanına oranla daha şanslıdır, çünkü aşık olduğu insanda da kendisindekine benzer duygulanımlar vardır. Fakat bu tür aşklarda tehlikede olan kişi, duyguları daha yoğun yaşayan degil daha az yoğun yaşayandır. Bu tür aşklarda, duygularını daha az bir yoğunlukta yaşayan kişi,genelde mantıksal bir takım başka destekler bularak aşk duygulanımını pekiştirmeye ve kendisini muhatabıyla eşitlemeye çalışır .Bunu olumlu anlamda başarabilmiş olanlara birbirine aşık insanlar gözüyle bakarız. Fakat bütün aşıklar her zaman bu kadar şanslı değildir malesef. Mantıksal ve duygusal başka ek desteker bulamayanlar, bu eşitlemeyi olumlulukta değil de olumsuzlukta gerçekleştirme eğilimine girerler. Mesela duygularını daha az yoğunlukta yaşayan aşık, aşkta olumsuz eşitlik arama eğilimine girince muhatabına zihinsel ya da duygusal bir saldırıda bulunmak suretiyle kendisine büyük bir avantaj sağlayabilir. Çünkü bu, muhatabının benliğinde, gidermesi gereken bir eksiklik oldugu hissini uyandırır ve muhatabı bu eksikligi giderip kendisini onarma sürecine girdigi an kimi zayıflıklarının su yüzüne cıkmasına engel olamaz; tam da bu aşamada aşık, muhatabının bu eksiklik duygusunu gidermesine imkan tanıyarak kendini kanıtlamasına izin verir ve bu güçlü bağ yaratan adımdan sonra bu kez kendi güçlü yönlerini vurgular ve muhatabını kendiyle eşitlemenin yarattığı atmosferde aşkını ilan eder .Bu stratejik kulucka aşamasına tahammül edemeyenler, yani kendilerine yöneltilen aşkı göğüsleyemeyenler kendilerine aşık olan kişinin bir süre sonra aynı hızla bir başkasına aşık olduğunu gördüklerinde şaşkınlık içinde bakakalırlar. Aşk konusu açıldıgında kendilerini şanssız ya da bahtsız olarak niteleyenler ise bu gruba giriyor.

Aşkın ne olduğunu tam olarak kavrayabilmemiz için aşkın 'fonksiyonel işlevleri' ne de bakmak zorundayız. Bu işlevleri göz ardı ederek aşka dair ne söylersek söyleyelim boştur. Bunu örneklemem gerekir. Daha hayattayken hakkında beş yüz elli doktora tezi yazılan filozof Russell'e bir tv programında soruyorlar: 'biliyoruz ki üstad sen dünyanın en büyük düşünürlerlerinden birisin ve fakat tanrıya inanmıyorsun, neden?' Russell ' in cevabı cok ilginçtir, şöyle der: 'inanaların halini (inanmanın fonksiyonel sonucu) gördükçe inanmak istesem de inanamıyorum.Eger birgün tanrı bana 'ey russell neden bana inanmadın derse ben de ona diycem ki ey tanrım neden varlıgını daha acık olarak ortaya koymadın, neden beni, inandıgını söyleyen ama sahtekarlık yapan şu insanlarla aynı katagoriye girmemek için seni inkar etmek zorunda bıraktın ?' Görüldüğü gibi Russell, temelde tanrı fikrine karşı degildir ve hatta belki de ona gizliden inanmaktadır, ama inandıgını söyleyenlerin, kiliseye gidenlerin haline baktıkça tanrısız olduguna hükmetmek ve inanmadığını söylemek daha cekici gelmektedir kendisine.Aşkta hesap olmaz denilir. Bu fikir tıpkı Russell in idealize ettigi tanrı fikri gibi birşeydir.Böylesi bir aşk, zihnimizde ya da başka bir deyişle ideler aleminde varsa bile bu dünyada yaşanmayan bir aşktır bence.Buradaki aşklar bencillik duygusundan bağımsız olamaz, olması için uğraşıldığı takdirde tanrıya inanmak istedigi halde inanamayan Russell in yaşadıgı türden bir çelişki içine düşülür.Bunun nedeni aşkın, benliğin tedavi(recover) edilme işleviyle ilgili bencilce bir duygulanım olmasındandır; en büyük aşkların en büyük çatışmalardan ve nefretlerden tezahür etmesinin esprisi de budur. Esefle belirtmek zorundayım ki Russell'in, inananlardan bağımsız tanri fikrine benzer bir aşka müptela olanlara, dünyanın her yerinde 'aptal aşık' deniyor. Aptal aşığın gözden kaçırdığı en önemli husus, aşkın fonksiyonel boyutunu algılayamaması ve bu suretle gerçekler dünyasından koparak hayalindeki 'mükemmele' aşık olmasıdır;bunun da nedeni, benliğindeki tedaviye muhtac alanın gerçekler dünyasındaki olgularla kurtarılamayacak kadar büyümüş olmasıdır;yani kişilik kompüterinde 'windows' tamamen göçmüştür, bazı alt dosyaları silmeye calışmanın hiçbir yararı olmaz, bu yüzden aptalca aşık olanlara nasihatın hiçbir faydası olmaz. Bu yüzden de bilinçli ve stratejik bir aşkın daha değerli olduguna inanıyorum.Böylesi bir aşk ta gerçekler dünyasından kopuş söz konusu olmaz. Burada yaşanan aşkın en dikkate deger semptomu, aşık olunana alternatifler gündeme geldiğinde aşık olanın, karşı konulmaz bir duyguyla kendini alternatif şahıslara değil de aşık olduğu kimseye doğru itildiğini hissetmesidir. Bu olumlu itilme duygusu,mantıksal dış destekler de aldıgında daha da güçlenir ve kişiyi tam da gerçekler dünyasında yaşanan bir şeye , evlilik fikrine yaklaştırır. Dış destekler alamadıgında ya da duygusal yoğunlukta istenen karşılıgı alamadıgında ise bu olumlu itilme duygusu çok geçmeden olumsuzlaşır ve çekilme duygusuna dönüşür. ' fazla naz aşık usandırır' türünden sözler böylesi çekilmelerin imkan ve gerçekliğine işaret etmektedir.

Peki aşkı çok önemli ve yüce bir kavram olarak zihnimizde var eden ve hemen her ortamda üzerinde konuşulan önemli bir konu haline getiren şey nedir?Bunu vevaplandırmak için Ferhat-Şirin modeli aşklara bakmamız yeterlidir sanırım.Ferhat, Şirin için dağları delerken aslında Şirinden çok daha güçlü bir motivasyonu vardı arkaplanda: susuzluktan kıvranan insanları düşünüyordu; tanrısal ve yüce bir erekten güç alarak aşkına metafizik bir boyut katıyordu. Şirin ise aşkını daha bencilce yaşıyordu: kendisi için başka bütün insanları unutmasını bekliyordu Ferhattan.Ferhat ise aşkı için kendini yok etmede sınır tanımıyordu. Bu kendini yok ediş, öylesine güçlüdür ki en sonunda kendi ölümüyle

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
12 Kasım 2008 Çarşamba 22:33:34


Bu kendini yok ediş, öylesine güçlüdür ki en sonunda kendi ölümüyle son bulur. Sıradan bir insan dahi öldüğünde arkasından daha güzel konuşulup iyi yönlerinin vurgulandığı göz önünde bulundurulursa Ferhatın, aşkı için ölümü göze almış olmasının dillere destan edilmiş olması oldukça doğaldır. Bu aşkı yücelten ve belki de bütün aşkları en cok yüceltecek olan şey, aşık olanın gerektiğinde aşık oldugu insanı aşarak aşkına metafizik bir boyut katabilmesi ve belki de insanlığa ve aşka aşık olabilmesidir. `sen aşka inanıyor musun` diye ciddi bir edayla soru yöneltenlerin belki de anlamaya çalıştıgı şey böylesi bir aşka inanıp inanmadıgımızdır. Görüldüğü Frehatın aşkını yücelten onun stratejisidir. Ama bu strateji sıradan bir strateji değildir, yüce bir erekle özdeşleşmiş bir stratejidir; hafızalarımıza kazınmış olmasının nedeni de budur. Bu yüzden aşkta strateji gereklidir diyorum, ille de Ferhatınki kadar yüce bir erekle özdeşleşmesi gerekmese de. İşlevleri karşılıklı strateji,hoşgörü, anlaşma ve hatta gerekiyorsa kavgalarla gün be gün güncellenmiş, pekçok zenginlikle dolu ve yaratıcı bir ortam olmalı aşk arenası ve gerektiğinde taraflardan en azından birisi metafizik bir boyut ta katabilmeli aşka.

Şimdi biraz da aşkın ortaya çıkış şekline bakalım.Davranışlarımız `davranış` olarak tezahür etmeden önce `tutum` olarak, tutumlarımız ise `fikir` olarak vardır bilinç altında.Bir arkadaşım vardı ne zaman hüzünlü görüp birşeyler sorsam ` ben aşık olmak istiyorum ` diyordu.Henüz aşkına hiçbir aday gözükmedigi halde aşka dair bir fikirleniş içindeydi. Bu `fikir` asaması herkeste bu kadar açık olarak kendini dışa vurmayabilir.Ama sonucta hepimiz daha ortada `aday adayı` bile yokken aşka karşı bir fikirleniş aşamasına gireriz. Bu fikir aşamasından sonra , bilinçli ya da bilinçsiz olarak, çok net ya da üstü örtük olarak, aşka dair fikirlerimizin dış dünyada bir gercekliğe tekabül etmesi için potansiyel bir `hazıroluş` halinde beklemede kalır ve zaman zaman aşkın bizi bulması dogrultusunda harekete gecmek için can atarız ama henüz bu harekete neden olacak `unsur` yoktur ortada. Derken bir gün bu `unsur` cıkıverir karşımıza. Burası artık tutum aşamasıdır;fikir olarak yogrulan hamur kendini içine atacağı bir fırın bulmuştur artık. Bundan sonraki aşama ise `aşk` ın `eylem` olarak tezahür edeceği `davranış` aşamasıdır. Bu son aşamaya bizim yükselmemizi sağlayan, harekete hazır halden harekete geçmemizi sağlayan şey bu sözünü ettiğimiz `unsur`, yani birine aşık olmamızı sağlayan öznel şeydir. Bu herneyse o dur.Herkeste başka birşeydir.Harekete geciren nedenin ne liği önemli değildir aşkta. Bu yüzden `gönül bu aka da konar b..a da` denir.Harekete geciren, aşkı davranış halinde yaşamamızı sağlayan `şey` karşısında derhal bir tavır alırız.Bu tavır alış bir seçimdir, ama bu aklın değil yüreğin seçimidir. Burada yürekten kastedilen henüz mantık süzgecinden geçirilmemiş öznel duygulanımdır. Aşk duygulanımı içine girdiğimizde yaşadıgımız en büyük sorun, işte yüreğin bu hızlı secimiyle daha sonra zaman içinde sesini git gide yükselten aklın sesi arasındaki çelişkidir. Başlangıçtaki yüreğin seçimi aklı tamamen devre dışı bırakacak kadar güçlüyse, seçenin kendisi bile seciminde pasif duruma düşer ve aşkı için kendini yok etme eğilimine girer. Bunun nedeni , harekete geciren `unsur` un, aşık olan kişide yarattığı anlamla ilgilidir, bunu da kendisinden daha iyi bilen olmaz. İlk görüşte aşk bu tür bir aşktır. İlk görüşte aşık olanların aptal aşık durumuna düşüp düşme oranı bü yüzden oldukça yüksektir.

Bütün bunlardan sonra beni düşündüren en önemli nokta, birisine aşık olmamızı sağlayan bu `unsur` un(artık o her ne ise), benliğimizin tedaviye muhtaç ,ya da onda eksik olan bir alanla bir ilgisi oldugu fikridir. Bu yazının ortaya cıkmasını sağlayan da aşkın fonksiyonel işlevlerin irdelemenin beni böyle bir sonuca götürmüş olmasıdır. Eğer aşk böyle bir ilginin sonucu olaral tezahür ediyorsa, aşkta strateji gerekir demekten başka çıkar yol gözükmüyor. Çünkü ancak staratejik davranmak suretiyle, bir başkasına aşık olmamızı sağlayan `unsur` un, benliğimizdeki şifaya muhtaç alanımızı sağlıklı ve dengeli etkilemesini temin edebiliriz. Aksi takdirde sözkonusu alanın daha da çok hasar görmesi ve ciddi kişilik sorunları yaşamamız kaçınılmazdır. Aşkı için kafayı çizip obsesyona düşen pek çok kişinin yaşadıgı kader budur; bu tür insanlar strateji yapma yetisini tamamen kaybettikleri için saplantı içerisinde, karşısındakine hiçbirşey veremeyen insan olarak sürekli tedavi edilme talebinde bulunurlar aşık oldukları insandan. Aşka metafizik bir boyut katmayı imkansız hale getiren ve aşkı küçülten de böylesi aşklardır. Aşk konusu açıldıgında küçümser tutum takınan, hatta aşkı aşağılayan insanlar böylesi bir aşkın muhatabı olmak bahtsızlığını yaşamış olanlardır.

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
12 Kasım 2008 Çarşamba 22:36:09


Bütün bunlardan sonra beni düşündüren en önemli nokta, birisine aşık olmamızı sağlayan bu `unsur` un(artık o her ne ise), benliğimizin tedaviye muhtaç ,ya da onda eksik olan bir alanla bir ilgisi oldugu fikridir. Bu yazının ortaya cıkmasını sağlayan da aşkın fonksiyonel işlevlerin irdelemenin beni böyle bir sonuca götürmüş olmasıdır. Eğer aşk böyle bir ilginin sonucu olaral tezahür ediyorsa, aşkta strateji gerekir demekten başka çıkar yol gözükmüyor. Çünkü ancak staratejik davranmak suretiyle, bir başkasına aşık olmamızı sağlayan `unsur` un, benliğimizdeki şifaya muhtaç alanımızı sağlıklı ve dengeli etkilemesini temin edebiliriz. Aksi takdirde sözkonusu alanın daha da çok hasar görmesi ve ciddi kişilik sorunları yaşamamız kaçınılmazdır. Aşkı için kafayı çizip obsesyona düşen pek çok kişinin yaşadıgı kader budur; bu tür insanlar strateji yapma yetisini tamamen kaybettikleri için saplantı içerisinde, karşısındakine hiçbirşey veremeyen insan olarak sürekli tedavi edilme talebinde bulunurlar aşık oldukları insandan. Aşka metafizik bir boyut katmayı imkansız hale getiren ve aşkı küçülten de böylesi aşklardır. Aşk konusu açıldıgında küçümser tutum takınan, hatta aşkı aşağılayan insanlar böylesi bir aşkın muhatabı olmak bahtsızlığını yaşamış olanlardır.

 /////

çok güzel bir yazı ve doğru da kanımca...

 

AŞK, KENDİNİ YOK EDİŞ VE STRATEJİ ile ilgili paylaşacak birşey, yapacak yorumunuz var ise buraya yazın: