ezginin günlügü > Mesaj Panosu > Şiir Bahçeniz

Şiir Bahçeniz


GönderenMesaj

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
19 Kasım 2007 Pazartesi 15:59:31

Adam Olmak


çevrende herkes şaşırsa,bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır     
hem kendine güvenebilirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana
düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir,ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsada yılmaz;
koyulabilirsen işe yeniden,
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile...


baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine `dayan` diyecek
direncinden başka şeyinkalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek,
herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dostta düşman da incitmezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir.
üstelik oğlum `adam oldun` demektir...

                                              rudyard kibling

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
19 Kasım 2007 Pazartesi 16:00:42

Hadi Gül Biraz


Gülersen kardelenler açar Diyarbekirde
Gülersen dağlar yeşerir yiğit Dersimde
Gülersen çocuklar güler Muş Ovasında
Bir gülersen yar, gözlerindeki çocuk da güler
Hadi, hadi gül biraz…
N’olur gülümse…
 
Sen gülünce erir yüreğimdeki buzullar,
Koku yayılır lüle lüle saçlarından.
Sen gülünce yasaklanır bütün gülmeler…
 
Gülki gülüşün mumları eritsin,
Gülki aydınlansın ülkemin dört bir yanı;
Kara gözlerinin ışığıyla…
 
Gül ki;
Gülsün Zonguldakta  maden işçileri,
Toplansın Çukurovada bembeyaz pamuklar,
Sararsın Konya ovasındaki buğdaylar,
Bereketlensin Manisada üzüm bağları, Aydında incir ağaçları,
Tadına tat katsın Artvin,Erzurum,Bitlis balı…
 
Gül ki;
En güzel bozlaklarını okusun Muharrem Ertaş, bizim için,
Engel kalmasın Farhatın önünde, Şirine kavuşmak için,
Dicle en hoyrat akışını sunsun insanlığa…
 
Gülki;
Nemrut en güzel güneşini doğursun, bizim için,
İşlemesin yüreğimize Bingöl dağlarının soğuğu…
Gülki;
Yıkılsın duvarlar kalksın sınırlar
Buluşsun bütün dinler Mardinde…
Ve Dağlarda özgürce uçabilsin kartallar,
Ve zulme geçit vermesin Yiğit Dersim, Yiğit Ağrı,
Ve sürgünde ölmesin bir daha
Ahmet Kayalar, Nazım Hikmetler,Yılmaz Güneyler…
Ve yüzlerinde donmasın bebelerin gülüşleri…
Ve Diyarbekirde parti oynarken ölmesin;
Mizgin, Zilan, Şilan
Ve faili meçhul olmasın artık
Uğur Kaymazlar, Uğur Mumcular, Metin Göktepeler, Musa Anterler
Yanmasın artık anaların yürekleri yanmasın…
Ve olmasın bir daha Maraş, Çorum,
Ve olmasın bir daha Sivas,
Ve diri diri yanmasın birdaha
Hasretler, Akarsular, Nesimiler…
Ve darağacını görmesin bir daha;
Seyid Rızalar, Pir Sultanlar
 
Gülki; dinsin anamın göz yaşları…
 
Yoktur, yoktur sevginin rengi, dili, dini, ırkı,
Göz yaşının da rengi yoktur sevgilim…
Gül ki;
Gülsün Beyrut, Diyarbekir…

Gül ki;
Gülsün çocuklar, gülsün ülkem, gülsün dünya halkları…
 
Hadi, hadi gül biraz…
N’olur gülümse…

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
20 Kasım 2007 Salı 14:47:45
Düşler Sokağı
Ben kuşlardan da küçüktüm bir gece vaktiydi
Aşk tuttu elimden benim
Geçtim düşler sokağından bir gece vaktiydi
Ceplerimde hacıyatmazlar

Yağmur yağsa uykum kaçmasa
Bir kuş konsa badi parmağıma
Ağlardım bir başıma

Sevdadandır sevdadandır
Sevdadandır dedi annem aldırma
Aldırma gel yanıma

Kaç mevsim aşk pazarında geçti yalanlarla
Düş sattım aldanmışlara
Aklım kaçıverdi elimden bir gece vaktiydi
Sevdiğim başka sevenim başka

Emrah (oragon)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1314
20 Kasım 2007 Salı 15:33:01
Bir kalem kırıldı, bir beyin göçtü
Yandı bir mum kandiline akıyor
Uğur’um Mustafa Kemal’e uçtu
Görüştüler şimşekleri çakıyor

Vurdular Mumcu’mu karanlıkçılar
Yobazlar, hainler, şoven ırkçılar
O ölmedi bilin, hey! http://www.ortanokta.com/ayrilik/ çılar
Bulutlardan gülümseyip bakıyor

Kemalist http://www.ortanokta.com/kardes/ im ellerimi tut
Uğur Mumcu bize bağladı http://www.ortanokta.com/umut/
Hırsızlar sevinir, mollalar hoşnut
Devrimciler gözyaşları döküyor

Kalpaksız Millici, can usumuza
Nevzat’la kol kola, omuz omuza
Mumlar ışık versin ulusumuza
Bir mum bile bin karanlık yakıyor

Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
(bakınız: http://www.ortanokta.com/ayrilik/ , http://www.ortanokta.com/umut/ , http://www.ortanokta.com/devrim/ , http://www.ortanokta.com/vatan/ , http://www.ortanokta.com/saygi/ , http://www.ortanokta.com/ihanet/ , http://www.ortanokta.com/kardes/ , http://www.ortanokta.com/yorum/ , http://www.ortanokta.com/kalp/ , http://www.ortanokta.com/arda/ )

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
20 Kasım 2007 Salı 16:38:42

KARIMA MEKTUP

Bir tanem!
Son mektubunda:
`Başım sızlıyor yüreğim sersem! ` diyorsun.
`Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
`yaşıyamam! `
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazıma!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

NAZIM HİKMET RAN

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
20 Kasım 2007 Salı 22:09:22

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin
Fedakarlığımı anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

NAZIM HİKMET RAN

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
20 Kasım 2007 Salı 22:20:48

OTUZÜÇ KURŞUN 



1.

 

Bu dağ Mengene dağıdır

Tanyeri atanda Van`da

Bu dağ Nemrut yavrusudur

Tanyeri atanda Nemruda karşı

Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur

Bir yanın seccade Acem mülküdür

Doruklarda buzulların salkımı

Firari güvercinler su başlarında

Ve karaca sürüsü,

Keklik takımı...

 

Yiğitlik inkar gelinmez

Tek`e - tek doğüşte yenilmediler

Bin yıllardan bu yana, bura uşağı

Gel haberi nerden verek

Turna sürüsü değil bu

Gökte yıldız burcu değil

Otuzüç kurşunlu yürek

Otuzüç kan pınarı

Akmaz,

Göl olmuş bu dağda...

 

2.

 

Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı

Sırtı alacakır

Karnı sütbeyaz

Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı

Yüreği ağzında öyle zavallı

Tövbeye getirir insanı

Tenhaydı, tenhaydı vakitler

Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

 

Baktı otuzüçten biri

Karnında açlığın ağır boşluğu

Saç, sakal bir karış

Yakasında bit,

Baktı kolları vurulu,

Cehennem yürekli bir yiğit,

Bir garip tavşana,

Bir gerilere.

 

Düştü nazlı filintası aklına,

Yastığı altında küsmüş,

Düştü, Harran ovasından getirdiği tay

Perçemi mavi boncuklu,

Alnında akıtma

Üç topuğu ak,

Eşkini hovarda, kıvrak,

Doru, seglavi kısrağı.

Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

 

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,

Böyle arkasında bir soğuk namlu

Bulunmayaydı,

Sığınabilirdi yüceltilere...

Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,

Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,

Yanan cıgaranın külünü,

Güneşlerde çatal kıvılcımlanan

Engereğin dilini,

Ilk atımda uçuran

Usta elleri...

 

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı

Çığ bekleyen boğazların kıyametini

Karlı, yumuşacık hıyanetini

Uçurumların,

Önceden bilen gözleri...

Çaresiz

Vurulacaktı,

Buyruk kesindi,

Gayrı gözlerini kör sürüngenler

Yüreğini leş kuşları yesindi...

 

3.

 

Vurulmuşum

Dağların kuytuluk bir boğazında

Vakitlerden bir sabah namazında

Yatarım

Kanlı, upuzun...

 

Vurulmuşum

Düşüm, gecelerden kara

Bir hayra yoranım çıkmaz

Canım alırlar ecelsiz

Sığdıramam kitaplara

Şifre buyurmuş bir paşa

Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

 

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...

 

 

4.

 

Ölüm buyruğunu uyguladılar,

Mavi dağ dumanını

ve uyur-uyanık seher yelini

Kanlara buladılar.

Sonra oracıkta tüfek çattılar

Koynumuzu usul-usul yoklayıp

Aradılar.

Didik-didik ettiler

Kirmanşah dokuması al kuşağımı

Tespihimi, tabakamı alıp gittiler

Hepsi de armağandı Acemelinden...

 

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız

Karşıyaka köyleri, obalarıyla

Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,

Komşuyuz yaka yakaya

Birbirine karışır tavuklarımız

Bilmezlikten değil,

Fıkaralıktan

Pasaporta ısınmamış içimiz

Budur katlimize sebep suçumuz,

Gayrı eşkiyaya çıkar adımız

Kaçakçıya

Soyguncuya

Hayına...

 

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...

 

5.

 

Vurun ulan,

Vurun,

Ben kolay ölmem.

Ocakta küllenmiş közüm,

Karnımda sözüm var

Haldan bilene.

Babam gözlerini verdi Urfa önünde

Üç de kardaşını

Üç nazlı selvi,

Ömrüne doymamış üç dağ parçası.

Burçlardan, tepelerden, minarelerden

Kirve, hısım, dağların çocukları

Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

 

Bıyıkları yeni terlemiş daha

Benim küçük dayım Nazif

Yakışıklı,

Hafif,

İyi süvari

Vurun kardaş demiş

Namus günüdür

Ve şaha kaldırmış atını.

 

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...

 

AHMET ARİF

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
21 Kasım 2007 Çarşamba 17:07:49

BİR ANKA KUŞU 

Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi,
Yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi!
Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular,
Öpmeye kıyamadığın oğlun yere serildi.
Üşüştü birer birer çakallar üzerime,
Üşüştü her bir yandan göğsüme, ciğerime.
Anne, beni leş gibi yiyip talan ettiler,
Teşhis edilmek için savurdular önüne.
`Yeryüzündeki acıların
Hepsini, hepsini tattım!`
Heder oldum, ekmeğime tütün kattım!
Beni milyon kere yaktılar üstüste.
Bir Anka kuşu gibi anne,
Kendimi külümden yarattım.
Geceler tanır beni; konarım göçerim ben.
Geceler tanır beni; kan damlar içerim ben.
Anne, sen beni unut. Karanlığın bağrında
Kırmızılar ekerim, siyahlar biçerim ben.
Suçüstü yakalandım bölüşürken kalbimi,
Suçüstü, kelepçeyle yardılar bileğimi.
Anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı,
Bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.
Prometeus`tum, çiviyle çakılırken taşlara
Ciğerimi kartallara yedirdim.
Spartakus`tüm, köleliğin çığlığında.
Aslanlara yem oldum, tükendim.
Kör kuyuların dibinde Yusuf`tum,
Kerbela çölünde Hüseyin.
Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan.
Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu?
`Tanrılardan ateş çaldım,`
Yüzyıllarca tutuştum, üstüste yandım.
Bir Anka kuşu gibi anne,
Kendimi külümden yarattım.

YUSUF HAYALOĞLU

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
21 Kasım 2007 Çarşamba 17:14:34

AYRILIK HEDİYESİ

şimdi saat sensizliğin ertesi
yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın
avutulmuş çocuklar çoktan sustu
bir ben kaldım tenhasında gecenin
avutulmamış bir ben...

şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
bu da benden sana
ayrılığın hediyesi olsun

soytarılık etmeden güldürebilmek seni
ekmek çalmadan doyurabilmek
ve haksızlık etmeden doğan güneşe
bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun..
şimdi iyi niyetlerimi
bir bir yargılayıp asıyorum
bu son olsun be..bu son olsun!
bu da benim sana
ayrılırken mazeretim olsun!

şimdi saat yokluğunun belası
sensiz gelen sabaha günaydın!
işi-gücü olanlar çoktan gitti
bir ben kaldım voltasında sensizliğin
hiç uyumamış bir ben...

şimdi dişlerimi sıkıp
dudaklarıma kanamayı öğrettim
ki bu kızıl damlalar
körpe yanağında bir veda busesi olsun
bu da benden sana
heba edilmiş bir aşkın
son nefesi olsun...

kafamı duvara vurmadan
tanıyabilmek seni
beyninin içindekileri anlayabilmek
ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
bütün saatleri öylece durdurabilmek için
çıldırasıya paraladım kendimi
lanet olsun!
artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
olsun be! ne olacaksa olsun!
bu da benim sana
ayrılırken şikayetim olsun

gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun, her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun, isterim sende ben gibi yan ömründe hep ağla, hep ağla bu benden son dua; bu benden ayrılık hediyesi olsun...

YUSUF HAYALOĞLU