|
| Gönderen | Mesaj |
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
00:46:54
|
|
|
Mesela ucuz,salaş bir yere gitmeli şöyle deniz manzaralı bir büyük rakı söylenmeli, güz yeline yaslanıp balıklardan barbunya,tekir mezelerden -kafana göre getir- demeli haydari,arnavut pilaki arada midye tava, kalamar beyaz peynir ve kavun illaki
cam kenarı bir masaya oturmalı, dünü tırnak içinde senli örtüsü aydınlık desenli İki kişilik mutluluk,salata tabağında çiçeklerden unutma beni bir sürü neden bulmalı bağışlanacak, karşı kıyının sözleri kaçırmamalı gözleri
önce altlık yapmalı kızarmış ekmek,tereyağıyla sonra yemeli,içmeli eller tutmalı elleri denizi sofra gibi alıp önüne, gece göğü hafiften gülümsemeli omuza yaslanmalı çok bildik bir saç göğüs geçirmeli iç titremeli
canlı müzik de olmalı ut,kanun veya tambur eskimeyen eskilerden çalmalı kağıt peçetelere yazıp şarkıları - söylermisiniz-demeli hüzünlenmeli bir dalganın köpüğü şarkılara eşlik etmeli sonra gülmeli yine,eğlenmeli, düşlerin kıpırtıları bir ufak rakı daha söylenmeli
cam önünde martılar uçuşmalı, utancı boşveren yosunun kokusu,denizin sesi gelmeli eksik yaşanmışlardan konuşmalı olur olmaz şeylere gülmeli anımsamalı,pişmanlık duymalı sarhoş olmalı garsonu çağırıp biraz sohbetlemeli saçma sapan sorular sormalı İlki sevdanın rengi olmalı mordan pembeye sonra-tadı nasıldır- demeli sesi,kokusu sıcak mıdır yakar mı serin mi,soğuk mu ömür biçilmiş midir,ne kadar yaşar? karides güveç çekmeli canımız üzerine eritilmiş kaşar
teşekkür edip söyleyip,çalana bahşişi yüklü tutup hesabı ödemeli garsona şekersiz birer kahve içmeli, açlıkların doymuşluğu garsonla tokalaşıp, -iki taksi çağırır mısın-demeli kalkarken az sendelemeli sonra kolkola girmeli -bir gün yine- diye anlaşmalı öpüşüp vedalaşmalı....
|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
00:49:53
|
|
|
Bir Şiirin İkinci Mısrası
durmadan uzaklara gidiyorsun ....ne tuhaf ve ben, en sensiz hikayeler uyduruyorum soranlara içimde zamansız korkular herkes gibi diyorum herkes kadar sahi diyorum sandığınızdan daha da fazla sonra... bir şiirin ikinci mısrasını seviyorum saçını okşuyorum sözsüz elini tutuyorum çekingen gözlerinin içine içine bakıyorum üşüyor secdede dünüm
sonra... bir şiirin ikinci mısrasını yakıyorum canım yanıyor can kızılı canın yanıyor, artıksız sözlerinde dudağı bal utancı al ve merhemi suskun alfabe seslileri ezber bozuyor, imlası bozuk gecelerimde bir şiirin ucunu yakıyorum az ötesini ilk sözcüğünün bir dizesinin hiçbirini ....ne tuhaf bir şiirin, ikinci mısrasını unutuyorum sonra
|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
00:53:43
|
|
|
Mesela ben/Mesela seninle......
halbuki benim sana hissettiklerim bundan ibaret değil; ben seninle bunun dışında şeyleri de yaşamak istiyorum ve paylaşmak …. sana yazmak yerine konuşmak istiyorum... yazmak yerine yaşamak istiyorum...
mesela seninle uyumak istiyorum... ve uyanmak...
neler ______daha
neler
mesela seninle aynı şeye bakabilmeyi istiyorum... mesela salataya soğan doğrayabilmeyi... mesela seninle birbirimizi boyayabilmeyi... sonra geçip karşımıza ağız dolusu gülebilmeyi... sonra sağanak gibi ağlayabilmeyi... mesela bir çocuğun elinden tutup ona neyi bilmesi gerekiyorsa onu öğretebilmeyi... bir lise öğrencisinin delikanlı coşkusu içinde sularla seni ıslatabilmeyi... sonra kurulayacağım diyerek yumurtalı una bulayabilmeyi... mesela rüzgarda üşümeyi... mesela yağmurda yürüyebilmeyi... mesela nar yiyebilmeyi... mesela çilekli bir dondurma tadında birbirmizi sevmeyi... şeftali kokusu gibi içime çekmeyi... mesela sinemaya gidebilmeyi... mesela çok istediğim pahalı bir resmi alabilmek için para biriktirebilmeyi... mesela heyecanla bir haberi beklemeyi.... mesela bir fıkraya gülebilmeyi... mesela düşünmeyi... mesela kafa kafaya verip hınzır planlar üretmeyi sokaktan geçen arabalara çürük meyve atmak gibi... mesela eşkıyalık işleri yalnız efe düşleri gibi... yapamayacağımız ya da yapabileceğimiz ne varsa bütününü yapabilmeyi... ne bileyim geçenlerde dişin ağrımıştı ya... işte öyle seninle bir ağrıyı çekebilmeyi...
mesela seninle................................................................................................ ..................................................................................................
o kadar çok ki meselalar................................................................................. .............................................................................................................................. ....................................................................
mesela seninle ölebilmeyi..............................................................................
MESELA ŞİMDİ SEN HABERSİZCE ÇEKİP GİTTİN VE..........................
mesela ben ………………………………………………
|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
00:57:38
|
|
|
Mesela
Mesela. şimdi. Boş durma zamanı değil. Bir şeyler yapalım. Mesela.AŞIK olalım.
Mesela acı cekmek. Boş durmaktan iyi bence. Mesela küfretmek. Ona buna sataşmak.
Bunca iyi. kötü şeyler varken. Mesela.kötü şeyler yapalım. Sevişelim.mesela. Boş durmaktan iyi bence.
Mesela.şarab içelim. Kendimizden gecelim. Sokaklarda nara atalım. Mesela rahatsız edelim onu bunu.
Birşeyler yapalım. Boş durmaktan iyi bence.
|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
01:02:08
|
|
|
Yani...Meselâ...
Meselâ diyorum, koşar adım çıktığın merdivenlerin kapısını çaldığın düşlerin ardında seni karşılayan hep ben olsam
sanki mırıldanır gibi ortasında uykunun
sessiz sedasız yüz sürüp elâ gözlerine rengarenk dolaşsam hücrelerinde ilmek ilmek çözülse suskunluğun
Meselâ, gittiğin sokaklarda peşine düşsem öperek ayak izlerini ki; geldiğin bütün yollar yine bana çıksa
acısını soğutsa umudum yokluğunun
usulca koyversen kendini ellerime sarıp sarmalasam yüreğini kırılıp dağılsa tüm yorgunluğun
Meselâ, için kavrulduğunda bir yudum suyun ben olsam kana kana içsen avuçlarımdan
çiçeğe dursa gülüşü sonsuzluğun
kuşağı nakışlı bir gökyüzünde yağmura karışsak nefes nefese azalsa tuzu aç susuzluğunun
Yani, meselâ diyorum…
|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
07:26:37
|
|
|

|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
07:36:02
|
|
|
Ben mesela alıp elime bulutu şiir diye yazabilirim seni Kuşlar altından geçer Kanatları perçemine değer
Mesela kul olabilirim seni sevmekle Buğdaydan un üzümden sen çıkarırım
Aklımı alır kuşlar Bulutların altında uçarlar...
Ben mesela bir yıldıza adını kazıyabilirim Uçsuz olursun bir süre bucaksız olursun Öyle ki ben hariç çepeçevre ıssız olursun Severek karanlığı kayarız göz uçlarından
Şipşak bir niyete tutuşurlar Bizi tanımayanlar...
Ben mesela göğü senle yarabilirim İşaret parmağıma gölgeni takıp Geçebilirim 7 katından tek tek
Seni bağrıma basıp sonra Mesela aşk için kavrulabilirim bu defa tersinden Yere 7 kat ta ciğerine toprağın işleyebilirim
Öyle ki tufanı da depremi de sen diye yutturabilirim Sağlam kalelerde muhafazalınmış aşksızlara Onlar ılıman bir uykuda iken Ben senle donabilirim mesela
Yada aşk elinden bir kutsal ateş...
Ben mesela Seni sevebilirim sevmeliyim de
Kovulsam da makamından arsız olmalıyım Utanmayı keşfedebilmek için Mesela eski bir şarkıya ağlayabilmek için...
Mesela beni senin üzerinde yürüyorum say Say ki başkaca yol yok ayak izlerinden başka Sızlıyor yön bilmez avuçlarım terlemiş heyecanından Mesela o vakit seni bir çiçek gibi yakama takarım Filinta gibi gençliğime bakarım...
Mesela ben seni şiir diye yazarım ömrüm okur mısralarını...
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
21:24:09
|
|
|
HAYATINIZDAKİ BÜYÜK TAŞ PARÇALARI HANGİLERİ
Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen,çoğu hızlı mesleklerde çalışan ögrencilerine:
- "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş.
Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sormus:
- "Kavanoz doldu mu?"
Sınıftaki herkes,
- "Evet, doldu" yanıtını vermiş.
- "Demek doldu ha" demiş hoca.
Hemen eğilip bir kova küçük çakil taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler...
Yeniden sormus ögrencilerine:
- "Kavanoz doldu mu?"
İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan ögrenciler,
- "Hayır,tam da dolmuş sayılmaz" demişler.
- "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmiş. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş.
Ve sormus yeniden:
- "Kavanoz doldu mu?"
- "Hayır dolmadı!" diye bağırmış ögrenciler. Yine
- "Aferin" demis hoca.
Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye baslamış. Sormuş:
- "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkarttınız?"
atılgan bir ögrenci hemen fırlamış:
- "Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun,her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz." - "Hayır" demiş ögretmen. "Çıkartılması gereken asıl ders şu;
Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."
Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş:
- "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri?
Onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarda mı bırakıyorsunuz?"
Ya siz? Kaya parçalarına öncelik veriyor musunuz?
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|