40+ve sonbahar > Mesaj Panosu > GÜLÜMSE HADİ....

GÜLÜMSE HADİ....


GönderenMesaj

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
2 Şubat 2009 Pazartesi 10:59:07
 GÜLÜMSE HADİ.. 

 

Kendini sevilebilecek bir insan haline getirmeyi ve ondan sonra da kendini sevip kendine sarılmayı unutma!…

Gözlerinin içi gülsün gülerken, bakışların pırıl pırıl olsun ve her zaman nemli kalsın göz pınarların bunu sakın unutma!…

Zamana güven ve onun senin en büyük dostlarından biri olduğuna inan. Acılarının ve felaketlerinin ancak onun koynunda uyuyabileceğini unutma!…

Başına gelenlerin günün birinde kişisel tarihin ayrıntılarından biri olmaya mahkum olacağını unutma. Her çiçek sevgilin olsun, her sevgilin ise bir çiçek.
Açık tut gönlünü tüm güzelliklere. Aydedenin sihrini gönderdiği gecelerde, uyuyarak çalma hayatından saatlerini. Gecenin içinde yolculuğa çıkmayı unutma!…

İçinde hiç ölmeyecek bir gençlik virüsü yarat ve kaç yaşında olursan ol, her zaman yirmibeş yaşında kalman gerektiğini unutma. Seni sen yapan yanlarından asla taviz verme. Onunla bir yaşam sürebilmen için, şartlar ne olursa olsun direnmeyi sakın unutma!…

İçindeki seni katletmeye kalkma sakın.
Kendine vuracağın her darbenin seni senden biraz daha uzaklaştıracağını unutma.
Korkma mahallenin delisi olmaktan. Doğrucular ne kadar çoğalırsa, hayat mutlaka daha iyiye gidecektir, unutma!…

Hatanın affedilmeyecek olanından kaç, ama hata yapmayayım diye de ziyan etme yıllarını. Unutma ki, hiç hata yapmayan bir insan, hayatta yapabileceklerinin en iyisini yapamamış demektir. Korkma insanca korkularından ve korkunun kendisinden çok, onun beklentisinin daha korkutucu olduğunu unutma!…

Bir anlamı olsun kendinle yaptığın kavgaların. Ve hep ileriye taşısın seni. Kendin ile kavgalara attığın adımlardan korkma!…

Açık bırak pencereni ve sabah güneşinin rüzgarı önüne katarak perdelerle yapacağı raksa dönük olsun bakışların.
Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini ve gülümse…
Umutların bitmesin asla izin verme!…

Ve şairin şu sözlerine kulak ver;
“Senden bir tane daha yok bu dünyada.  
Gülümsemeyi unutma!…”

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
2 Şubat 2009 Pazartesi 21:08:37

HERŞEY SENDE GİZLİ


Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
2 Şubat 2009 Pazartesi 22:17:03

 MANTIK..

 



PLATONİK..

 



AŞŞKK..

 



Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
2 Şubat 2009 Pazartesi 22:22:47

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
3 Şubat 2009 Salı 23:49:44
SELAM  HOŞ GELDİNİZ

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
6 Şubat 2009 Cuma 17:27:08

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
6 Şubat 2009 Cuma 17:28:29

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
6 Şubat 2009 Cuma 18:06:56
 Mahkeme Tutanaklari

SORU : Dogum tarihiniz nedir?
CEVAP : 15 Temmuz
SORU : Hangi yil?
CEVAP : Her yil

SORU : Hastaliginiz hafizanizi etkiliyor mu?
CEVAP : Evet
SORU : Peki ne sekilde etkiliyor?
CEVAP : Olaylari unutuyorum.
SORU : Bize unuttugunuz bir seyi örnek olarak verebilir misiniz?


SORU : Sizinle yasayan oglunuz kaç yasinda?
CEVAP : Ya 38 ya da 35 Hangisi oldugunu hatirlamiyorum.
SORU : Ne kadardir sizinle yasiyor?
CEVAP : 45 yildir...

SORU : Kocaniz uyandigi zaman, size söyledigi ilk sey neydi?
CEVAP : Bana ``Neredeyim ben, Canan?`` dedi.
SORU : Peki bu niçin caninizi sikti?
CEVAP : Çünkü benim adim Suzan...

SORU : Korna çaldiniz mi?
CEVAP : Kazadan sonra mi?
SORU : Kazadan önce.
CEVAP : Tabii; 10 yil boyunca...

SORU : Kadinin üç çocugu vardi degil mi?
CEVAP : Evet.
SORU : Kaçi erkekti?
CEVAP : Hiçbiri.
SORU : Hiç kiz çocugu var miydi?

SORU : Merdivenlerin bodrum katina indigini söylediniz.
CEVAP : Evet.
SORU : Ayni merdivenler yukari çikiyor muydu?

SORU : Ilk evliliginiz nasil sona erdi?
CEVAP : Ölümle.
SORU : Ölen kimdi?

SORU : Saldirgani tarif eder misiniz?
CEVAP : Orta boyluydu, sakali vardi.
SORU : Kadin miydi, erkek miydi?

SORU : Vücudu incelediginiz zamani hatirliyor musunuz?
CEVAP : Otopsi 18.30 da basladi.
SORU : Adam ölüydü degil mi?
CEVAP : Yok, masada oturmus, neden üzerinde otopsi yaptigimi merak ediyordu!

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
6 Şubat 2009 Cuma 21:57:32
)

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
6 Şubat 2009 Cuma 21:58:58
sibelciğim duaya oyuncak katmayı unutmuşsun

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
7 Şubat 2009 Cumartesi 21:41:25
volki senin bebeğin resmi yokmu içlerinde ve zaman yolluyorsun veya ))))

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
8 Şubat 2009 Pazar 22:34:44
çatlak )))))) seni ne yapmak lazım bilmiyorum

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
9 Şubat 2009 Pazartesi 12:17:14
söylemedilermi sana yoksa şu dünya 3 günlük diye


ozaman mutlulugu ertelemek niye??



durduk yerede gülümsenirmiymiş hadi ordan diyorsun
durmuyorum sana!
yaşamanın degerini anladıgın zaman gel yanıma



senle bi oyun oynasak mı ne dersin??




ama bir kuralı olsun oyunumuzun sonunda ne sen kaybet nede ben



söylesene hava nasıl güzel mi oralarda?


hadi çık dışarı biraz oyun oyna!


gülerler diyemi korkuyorsun
bırak gülsünler hatta hatta inadına sende gülümse onlara



büyüklerin istedigide bu degilmidir aslında ?



neyse bırak şimdi onu bunu herkesi
bugün de kendin için yaşa!!
kim nederse desin aldırma
oyna,zıpla

hadi n`olur durma!

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
9 Şubat 2009 Pazartesi 22:06:44

 

DİKKAT KAPI ALTINDAN SU GELİNCE HEMEN KAPIYI AÇMAYIN  !!!
 
HIRSIZLARIN YENİ KAPI AÇTIRMA YOLU !!

Gelen soyguncular, size kapıyı açtırmanın gürültüsüz bir yolunu bulmuşlar. Bunun için kapı eşiğinden su döküyorlar. Siz bu suyu fark edip de nereden geldiğini anlamak için kapıyı açtığınız anda ağzınızı  kapatarak sizi evin içine sokup etkisiz hale getiriyorlar.


Lütfen paylaşın !...

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
10 Şubat 2009 Salı 22:37:43

sırmı istiyorsun  vereyimm volkiiiiiiii

 

Seni her özlediğimde sevgilim,
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bakıyorum.
Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Ve aşkım, seni her özlediğimde,
Adında isyan ediyorum.
Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yaşamak istiyorum,
Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece

 

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
12 Şubat 2009 Perşembe 00:17:03
NEDEN SEVİNÇLER DEĞİL DE HÜZÜNLER İZ BIRAKIR?

İki mahkum, yağmur sonrası demirlerin arasındaki küçük pencereden dışarı bakar.
Biri der ki "Öf her taraf vıcık vıcık çamur oldu!"
Diğeri der ki "Kaldır kafanı bak ebem kuşağı çıktı rengarenk!"
En son siz kime iyilik yapmıştınız?
Peki en son size kim kötülük yapmıştı?
Bize iyiliği dokunan insanları çabuk unutuyor ama kötülüğü dokunanları unutmuyoruz…

Günde binlerce başarılı cerrahi müdahalede bulunan doktorları görmüyor, bir tane sargı bezi unutan dikkatsiz doktoru unutmuyoruz…
Yine binlerce polis namusuyla dürüstçe işini yapıyor, rüşvet alan iki polisten dolayı tüm teşkilatı karalıyor `hepsi böyle bunların` diyoruz…
Gündemden düşmeyen iki tane mankeni biliyor, hepsini de öyle kabul ediyoruz.
Terk ettiklerimizin sayısını bilmiyor, terk edenleri unutmuyor ve asla affetmiyoruz…
Yolsuzluk yapan -deprem sonrası da yargılanan- müteahhidi Veli Göçer`i tanıyor, ama yıkılmayan yüzlerce binayı yapanları tanımıyoruz.
İktidarın yaptıklarını görmüyor yapmadıklarını biliyoruz.
Öğrenciyken iyi notu biz alıyor kötü notu `hoca verdi` diyoruz…

Neden sevinçler değil de hüzünler iz bırakır yürekte?

Sayısız örneklendirilebilir bunlar.
Biz iyi şeyleri unutmada balık hafızamıza sığınıyor, kötü şeyleri unutamamada deve kinine bürünüyoruz.

Sürekli şikâyet ediyor, sürekli bir yerlerimizi kanatıyor, bir türlü mutlu olmayı beceremiyoruz…
Oysa Oktay Rıfat nasıl güzel değiniyor hayatın ıskaladığımız yerlerine, farkında olamadıklarımıza, kıymetini bilemediklerimize:

Son Söz
Bogazindan likir likir gecen
Şu suyun kiymetini bil
Nedir ki bu mavilik deme
Pencereden görebildigin kadar
Göğün kıymetini bil
Kıymetini bil çiçek açmış bademin
Güneşli odanın çamurlu sokağın
Beyazın siyahın yeşilin
Pembenin kıymetini bil
Dirilik öyle bir şey yürekte
Sevinçle çırpınır
Kavak yelleri eser insanın başında
İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır
Halk için girişilen savaşta
O korkulu sevincin
Öfkenin kıymetini bil
Bil ki bu
Budur işte
Güneş yalnız dirileri ısıtır
Güneşin kıymetini bil.

Kötüyü düşünmek kötüyü çağırmaktır unutmayın! Polyanna olun demiyorum ama karamsar da olmayın. Yarım bardak suya baktığınızda `bu bardağın yarısı boş` demeyin, `bu bardağın yarısı dolu` deyin yeter…
Çocuğunuzun, sevgilinizin, babanızın, elemanınızın, patronunuzun dolu tarafını görün; kötüye meyletse de kalbiniz, aklınıza iyi yanlarını getirin…
Hepimiz bu ülkedeyiz, eksik olanları hepimiz yaşıyoruz ama yaşadıkça ve yoğunlaştıkça da eksildiğimizi görüyoruz…
Enerjimizi yitiriyor, etrafa nefretle bakıyoruz.
Siz umut dolu cıvıl cıvıl çevreniz olsun istiyorsanız; siz öyle olun önce!
Siz somurtan, sürekli dert yanan şikâyet eden birini ne kadar istemiyorsanız bilin ki onlar da istemiyor…

Şimdi sorun kendi kendinize: "Ben ne kadar aranan bir arkadaşım ve arkadaşlarımın beni aralarında görmek istemelerinin gerçek sebebi ne?"
Bir de tavsiye -naçizane- siz de sizin geçmişinizde çocukluğunuz dâhil kötü iz bırakan kimler varsa, hepsini affedin yüreğinizde, ama samimiyetle…
İşte o zaman rahatlayacak ve bunca yıldır nasıl kendi kendinizi boşu boşuna yediğinizi anlayacaksınız.

Ama önce kendinizi affetmek şartıyla!
Şimdi sıra sizde.
Sevinçler iz bıraksın artık yüreklerinizde.

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
20 Şubat 2009 Cuma 21:59:29
                          
     Kadın ve Erkeğin İcatları



ERKEK,silahı buldu,avlanmayı İCAT ETTİ

KADIN,avcılığı buldu,kürkü İCAT ETTİ



ERKEK,renkleri buldu,boyamayı İCAT ETTİ

KADIN,boyamayı buldu makyajı İCAT ETTİ



ERKEK,konuşmayı buldu,sohbeti İCAT ETTİ

KADIN,sohbeti buldu,dedikoduyu İCAT ETTİ



ERKEK,tarımı buldu,yemeği İCAT ETTİ

KADIN,yemeği buldu,diyeti İCAT ETTİ



ERKEK,dostluğu buldu,aşkı İCAT ETTİ

KADIN,aşkı buldu,evliliği İCAT ETTİ



ERKEK,kadını buldu,seksi İCAT ETTİ

KADIN,seksi buldu,baş ağrısını İCAT ETTİ



ERKEK,ticareti buldu,parayı İCAT ETTİ

KADIN,parayı buldu...........................


ve bundan sonrası tam bir FELAKETTİ...!


Sweety love (sweetylove)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1
22 Şubat 2009 Pazar 19:55:47
Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.

Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...

Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!

Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...

Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...

Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...

Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın içini...

Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...

Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...
Her kahve aynı değildir bu yüzde

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
22 Şubat 2009 Pazar 21:19:58
http://null/leyali_nil/blog/blogid=3406915#blog
Soğan doğramak ve erkeklik


Kadınlı erkekli söyleşilerimizden birinde, erkek arkadaşlarımızdan biri şöyle dedi:


"Nasıl olur da kadın erkek eşitliğini savunursunuz anlamam. Hele bu eşitliği ev işlerine indirgerseniz, bunun mantıklı tarafı olabilir mi? Ben tek başıma oturuyorum, bazen bulaşık yıkarken filan önlük takıyorum, o kılıkla balkona bile çıkamıyorum, komşular görür de ev işi yaptığımı anlar diye. Bazı görevler kadınlarındır. Çok ağır işler erkeklerindir..."


Gruptaki erkek arkadaşlarımız bile tepki gösterdi bu sözlere. Tümü karşı çıktı. Kadın da erkek gibi çalışıyorsa, her iş paylaşılmalıdır görüşünde birleştiler. Çağ dışı kaldığını yüzüne söylediğimiz arkadaşımız ise şöyle dedi: "Gerçek düşünceleriniz bunlar olamaz, sizler modernlik uğruna böyle düşünüyor gibi görünüyorsunuz, samimi olduğunuza inanmıyorum." Sonra konuşma, toplumumuzda yerleşmiş bazı deyimlere ve bunların yanlışlığına kaydı. "Kadını almak," "kadının vermesi," "kız istemek" gibi. Yine o arkadaşımız, "Neden peki erkekler anne babalardan kız istemeye gider. Eşitlik isteyenlerin buna hiç itirazları olmaz" dedi. Bunun üzerinde uzun uzun konuşuldu. Hatta bu tür geleneksel olayların kaldırılması için kampanyalar yapmak gereğine kadar varıldı. Oysa bu tür biçimsel şeylerle uğraşmak niye. Kadın ve erkeğin ailelerinin tanışması gerekiyorsa, bir taraftan birinin, ötekinin evine gitmesi gerekiyor. Bunun adına da "kız isteme" denilmiş, öyle yerleşmiş. İsterseniz "tanışma toplantısı" deyin. Aileler tanışsın, kadınla erkek de evlensin. Ama ondan sonra hiç kimse bu iki kişinin yaşamına karışmasın. Erkek önlük takıp mutfağa giriyorsa, rahatça balkona çıksın. Karısına kahve pişiriyorsa, bunu göğsünü gere gere kendi ailesinin yanında da yapsın. Zaten bu tür düşüncelerde en önemli unsur "etraf ne der." Ne derse desin, ben kendi yaptığım şeylerin doğruluğuna inanıyorsam, etraf benden bir şeyler öğrensin. Komşular balkonda erkeği önlükle görsün. Görsün ki, kendi kocasının kendisine neden yardım etmediğini düşünsün. Karısına kahve pişiren erkeği annesi görsün. Görsün ki, bunun "erkeklik"le, "güç"le hiçbir ilişkisi olmadığını anlasın, o da kocasından yorgun bir gününde, bir fincan kahveyi isteyiversin.


"Soğan doğramak mı? Aman Tanrım, nasıl olur; bir erkek mutfakta nasıl soğan doğrar?" Arkadaşımız dehşet içindeydi bu tepkiyi gösterirken. Çünkü evli bir erkek, dün soğan doğradığını, ama kokusunun bir türlü elinden çıkmadığını kaçırmıştı ağzından. Öteki erkeğin tepkisi öyle şiddeti! olmuştu ki, "Çanım, karımın soğana alerjisi var" deyiverdi. Neyse, bunu söyleyince affedildi, bazen erkeğin soğan doğramasının uygun olabileceğine karar verildi.



---
Bir başka konuşmada da şöyle bir cümlecik duymuştum: "Aldatmak erkeğe özgüdür, her evli erkekten yüzde 99`u karısını birkaç kez aldatmıştır. Ne yani eşitiz diye, kadın da mı erkeği aldatsın?" Buyrun bakalım ortak haklara sahip olunması gereken bir kurum içinde, aldatma gibi bir çirkin olayı erkekler "hak" kabul etmişler. Erkek yaparmış, çünkü bu içgüdüsel bir olaymış. Hayvansal deseler ya şuna. Kadınların bir "duygu" duymadan, sırf hayvansal isteklerle birisiyle birlikte olamıyorlar diye, aldatılarak cezalandırılmaları mı gerekir?



Sweety love (sweetylove)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1
22 Şubat 2009 Pazar 21:23:13

Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak gözlerine sığınmak bir akşam üstü

Gözlerin bir çığlık bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu uçarı koşmak seninle
Elini avucumda bulup yitirmek yitirmek
Sığınmak ellerine sığınmak bir gece vakti

Ellerin bir martı telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bir kaygı binbir soruyla
Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boy