|
| Gönderen | Mesaj |
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
10:59:07
|
|
|
GÜLÜMSE HADİ..
Kendini sevilebilecek bir insan haline getirmeyi ve ondan sonra da kendini sevip kendine sarılmayı unutma!…
Gözlerinin içi gülsün gülerken, bakışların pırıl pırıl olsun ve her zaman nemli kalsın göz pınarların bunu sakın unutma!…
Zamana güven ve onun senin en büyük dostlarından biri olduğuna inan. Acılarının ve felaketlerinin ancak onun koynunda uyuyabileceğini unutma!…
Başına gelenlerin günün birinde kişisel tarihin ayrıntılarından biri olmaya mahkum olacağını unutma. Her çiçek sevgilin olsun, her sevgilin ise bir çiçek. Açık tut gönlünü tüm güzelliklere. Aydedenin sihrini gönderdiği gecelerde, uyuyarak çalma hayatından saatlerini. Gecenin içinde yolculuğa çıkmayı unutma!…
İçinde hiç ölmeyecek bir gençlik virüsü yarat ve kaç yaşında olursan ol, her zaman yirmibeş yaşında kalman gerektiğini unutma. Seni sen yapan yanlarından asla taviz verme. Onunla bir yaşam sürebilmen için, şartlar ne olursa olsun direnmeyi sakın unutma!…
İçindeki seni katletmeye kalkma sakın. Kendine vuracağın her darbenin seni senden biraz daha uzaklaştıracağını unutma. Korkma mahallenin delisi olmaktan. Doğrucular ne kadar çoğalırsa, hayat mutlaka daha iyiye gidecektir, unutma!…
Hatanın affedilmeyecek olanından kaç, ama hata yapmayayım diye de ziyan etme yıllarını. Unutma ki, hiç hata yapmayan bir insan, hayatta yapabileceklerinin en iyisini yapamamış demektir. Korkma insanca korkularından ve korkunun kendisinden çok, onun beklentisinin daha korkutucu olduğunu unutma!…
Bir anlamı olsun kendinle yaptığın kavgaların. Ve hep ileriye taşısın seni. Kendin ile kavgalara attığın adımlardan korkma!…
Açık bırak pencereni ve sabah güneşinin rüzgarı önüne katarak perdelerle yapacağı raksa dönük olsun bakışların. Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini ve gülümse… Umutların bitmesin asla izin verme!…
Ve şairin şu sözlerine kulak ver; “Senden bir tane daha yok bu dünyada. Gülümsemeyi unutma!…”
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
21:08:37
|
|
|
HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin...
|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
22:17:03
|
|
|
MANTIK..

PLATONİK..

AŞŞKK..

|
|
|
2 Şubat 2009 Pazartesi
22:22:47
|
|
|
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
3 Şubat 2009 Salı
23:49:44
|
|
|
|
SELAM HOŞ GELDİNİZ
|
|
|
6 Şubat 2009 Cuma
17:27:08
|
|
|
|
|
|
6 Şubat 2009 Cuma
17:28:29
|
|
|
|
|
|
6 Şubat 2009 Cuma
18:06:56
|
|
|
Mahkeme Tutanaklari
SORU : Dogum tarihiniz nedir? CEVAP : 15 Temmuz SORU : Hangi yil? CEVAP : Her yil
SORU : Hastaliginiz hafizanizi etkiliyor mu? CEVAP : Evet SORU : Peki ne sekilde etkiliyor? CEVAP : Olaylari unutuyorum. SORU : Bize unuttugunuz bir seyi örnek olarak verebilir misiniz?
SORU : Sizinle yasayan oglunuz kaç yasinda? CEVAP : Ya 38 ya da 35 Hangisi oldugunu hatirlamiyorum. SORU : Ne kadardir sizinle yasiyor? CEVAP : 45 yildir...
SORU : Kocaniz uyandigi zaman, size söyledigi ilk sey neydi? CEVAP : Bana ``Neredeyim ben, Canan?`` dedi. SORU : Peki bu niçin caninizi sikti? CEVAP : Çünkü benim adim Suzan...
SORU : Korna çaldiniz mi? CEVAP : Kazadan sonra mi? SORU : Kazadan önce. CEVAP : Tabii; 10 yil boyunca...
SORU : Kadinin üç çocugu vardi degil mi? CEVAP : Evet. SORU : Kaçi erkekti? CEVAP : Hiçbiri. SORU : Hiç kiz çocugu var miydi?
SORU : Merdivenlerin bodrum katina indigini söylediniz. CEVAP : Evet. SORU : Ayni merdivenler yukari çikiyor muydu?
SORU : Ilk evliliginiz nasil sona erdi? CEVAP : Ölümle. SORU : Ölen kimdi?
SORU : Saldirgani tarif eder misiniz? CEVAP : Orta boyluydu, sakali vardi. SORU : Kadin miydi, erkek miydi?
SORU : Vücudu incelediginiz zamani hatirliyor musunuz? CEVAP : Otopsi 18.30 da basladi. SORU : Adam ölüydü degil mi? CEVAP : Yok, masada oturmus, neden üzerinde otopsi yaptigimi merak ediyordu!
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
6 Şubat 2009 Cuma
21:57:32
|
|
|
 )
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
6 Şubat 2009 Cuma
21:58:58
|
|
|
sibelciğim duaya oyuncak katmayı unutmuşsun
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
7 Şubat 2009 Cumartesi
21:41:25
|
|
|
volki senin bebeğin resmi yokmu içlerinde ve zaman yolluyorsun veya ))))
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
8 Şubat 2009 Pazar
22:34:44
|
|
|
çatlak )))))) seni ne yapmak lazım bilmiyorum
|
|
|
9 Şubat 2009 Pazartesi
12:17:14
|
|
|
söylemedilermi sana yoksa şu dünya 3 günlük diye

ozaman mutlulugu ertelemek niye??

durduk yerede gülümsenirmiymiş hadi ordan diyorsun durmuyorum sana! yaşamanın degerini anladıgın zaman gel yanıma

senle bi oyun oynasak mı ne dersin??


ama bir kuralı olsun oyunumuzun sonunda ne sen kaybet nede ben

söylesene hava nasıl güzel mi oralarda?

hadi çık dışarı biraz oyun oyna!

gülerler diyemi korkuyorsun bırak gülsünler hatta hatta inadına sende gülümse onlara
büyüklerin istedigide bu degilmidir aslında ?
neyse bırak şimdi onu bunu herkesi bugün de kendin için yaşa!! kim nederse desin aldırma oyna,zıpla
hadi n`olur durma!
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
9 Şubat 2009 Pazartesi
22:06:44
|
|
|
DİKKAT KAPI ALTINDAN SU GELİNCE HEMEN KAPIYI AÇMAYIN !!! HIRSIZLARIN YENİ KAPI AÇTIRMA YOLU !!
Gelen soyguncular, size kapıyı açtırmanın gürültüsüz bir yolunu bulmuşlar. Bunun için kapı eşiğinden su döküyorlar. Siz bu suyu fark edip de nereden geldiğini anlamak için kapıyı açtığınız anda ağzınızı kapatarak sizi evin içine sokup etkisiz hale getiriyorlar.
Lütfen paylaşın !...
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
10 Şubat 2009 Salı
22:37:43
|
|
|
sırmı istiyorsun vereyimm volkiiiiiiii
Seni her özlediğimde sevgilim, Gökyüzüne bakıyorum; Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde bir tanem, Denizlere bakıyorum. Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde bir tanem, Kuşlara bakıyorum. O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü. Ve aşkım, seni her özlediğimde, Adında isyan ediyorum. Seni özlemek istemiyorum ben, Ben seni yaşamak istiyorum, Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum Ve seni sende görmek sadece
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
12 Şubat 2009 Perşembe
00:17:03
|
|
|
NEDEN SEVİNÇLER DEĞİL DE HÜZÜNLER İZ BIRAKIR?
İki mahkum, yağmur sonrası demirlerin arasındaki küçük pencereden dışarı bakar. Biri der ki "Öf her taraf vıcık vıcık çamur oldu!" Diğeri der ki "Kaldır kafanı bak ebem kuşağı çıktı rengarenk!" En son siz kime iyilik yapmıştınız? Peki en son size kim kötülük yapmıştı? Bize iyiliği dokunan insanları çabuk unutuyor ama kötülüğü dokunanları unutmuyoruz…
Günde binlerce başarılı cerrahi müdahalede bulunan doktorları görmüyor, bir tane sargı bezi unutan dikkatsiz doktoru unutmuyoruz… Yine binlerce polis namusuyla dürüstçe işini yapıyor, rüşvet alan iki polisten dolayı tüm teşkilatı karalıyor `hepsi böyle bunların` diyoruz… Gündemden düşmeyen iki tane mankeni biliyor, hepsini de öyle kabul ediyoruz. Terk ettiklerimizin sayısını bilmiyor, terk edenleri unutmuyor ve asla affetmiyoruz… Yolsuzluk yapan -deprem sonrası da yargılanan- müteahhidi Veli Göçer`i tanıyor, ama yıkılmayan yüzlerce binayı yapanları tanımıyoruz. İktidarın yaptıklarını görmüyor yapmadıklarını biliyoruz. Öğrenciyken iyi notu biz alıyor kötü notu `hoca verdi` diyoruz…
Neden sevinçler değil de hüzünler iz bırakır yürekte?
Sayısız örneklendirilebilir bunlar. Biz iyi şeyleri unutmada balık hafızamıza sığınıyor, kötü şeyleri unutamamada deve kinine bürünüyoruz.
Sürekli şikâyet ediyor, sürekli bir yerlerimizi kanatıyor, bir türlü mutlu olmayı beceremiyoruz… Oysa Oktay Rıfat nasıl güzel değiniyor hayatın ıskaladığımız yerlerine, farkında olamadıklarımıza, kıymetini bilemediklerimize:
Son Söz Bogazindan likir likir gecen Şu suyun kiymetini bil Nedir ki bu mavilik deme Pencereden görebildigin kadar Göğün kıymetini bil Kıymetini bil çiçek açmış bademin Güneşli odanın çamurlu sokağın Beyazın siyahın yeşilin Pembenin kıymetini bil Dirilik öyle bir şey yürekte Sevinçle çırpınır Kavak yelleri eser insanın başında İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır Halk için girişilen savaşta O korkulu sevincin Öfkenin kıymetini bil Bil ki bu Budur işte Güneş yalnız dirileri ısıtır Güneşin kıymetini bil.
Kötüyü düşünmek kötüyü çağırmaktır unutmayın! Polyanna olun demiyorum ama karamsar da olmayın. Yarım bardak suya baktığınızda `bu bardağın yarısı boş` demeyin, `bu bardağın yarısı dolu` deyin yeter… Çocuğunuzun, sevgilinizin, babanızın, elemanınızın, patronunuzun dolu tarafını görün; kötüye meyletse de kalbiniz, aklınıza iyi yanlarını getirin… Hepimiz bu ülkedeyiz, eksik olanları hepimiz yaşıyoruz ama yaşadıkça ve yoğunlaştıkça da eksildiğimizi görüyoruz… Enerjimizi yitiriyor, etrafa nefretle bakıyoruz. Siz umut dolu cıvıl cıvıl çevreniz olsun istiyorsanız; siz öyle olun önce! Siz somurtan, sürekli dert yanan şikâyet eden birini ne kadar istemiyorsanız bilin ki onlar da istemiyor…
Şimdi sorun kendi kendinize: "Ben ne kadar aranan bir arkadaşım ve arkadaşlarımın beni aralarında görmek istemelerinin gerçek sebebi ne?" Bir de tavsiye -naçizane- siz de sizin geçmişinizde çocukluğunuz dâhil kötü iz bırakan kimler varsa, hepsini affedin yüreğinizde, ama samimiyetle… İşte o zaman rahatlayacak ve bunca yıldır nasıl kendi kendinizi boşu boşuna yediğinizi anlayacaksınız.
Ama önce kendinizi affetmek şartıyla! Şimdi sıra sizde. Sevinçler iz bıraksın artık yüreklerinizde.
|
|
|
20 Şubat 2009 Cuma
21:59:29
|
|
|
Kadın ve Erkeğin İcatları
ERKEK,silahı buldu,avlanmayı İCAT ETTİ
KADIN,avcılığı buldu,kürkü İCAT ETTİ
ERKEK,renkleri buldu,boyamayı İCAT ETTİ
KADIN,boyamayı buldu makyajı İCAT ETTİ
ERKEK,konuşmayı buldu,sohbeti İCAT ETTİ
KADIN,sohbeti buldu,dedikoduyu İCAT ETTİ
ERKEK,tarımı buldu,yemeği İCAT ETTİ
KADIN,yemeği buldu,diyeti İCAT ETTİ
ERKEK,dostluğu buldu,aşkı İCAT ETTİ
KADIN,aşkı buldu,evliliği İCAT ETTİ
ERKEK,kadını buldu,seksi İCAT ETTİ
KADIN,seksi buldu,baş ağrısını İCAT ETTİ
ERKEK,ticareti buldu,parayı İCAT ETTİ
KADIN,parayı buldu...........................
ve bundan sonrası tam bir FELAKETTİ...!
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
22 Şubat 2009 Pazar
19:55:47
|
|
|
Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...
Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.
Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...
Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!
Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...
Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...
Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın içini...
Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...
Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...
Her kahve aynı değildir bu yüzde
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
22 Şubat 2009 Pazar
21:19:58
|
|
|
http://null/leyali_nil/blog/blogid=3406915#blog Soğan doğramak ve erkeklik
Kadınlı erkekli söyleşilerimizden birinde, erkek arkadaşlarımızdan biri şöyle dedi:
"Nasıl olur da kadın erkek eşitliğini savunursunuz anlamam. Hele bu eşitliği ev işlerine indirgerseniz, bunun mantıklı tarafı olabilir mi? Ben tek başıma oturuyorum, bazen bulaşık yıkarken filan önlük takıyorum, o kılıkla balkona bile çıkamıyorum, komşular görür de ev işi yaptığımı anlar diye. Bazı görevler kadınlarındır. Çok ağır işler erkeklerindir..."
Gruptaki erkek arkadaşlarımız bile tepki gösterdi bu sözlere. Tümü karşı çıktı. Kadın da erkek gibi çalışıyorsa, her iş paylaşılmalıdır görüşünde birleştiler. Çağ dışı kaldığını yüzüne söylediğimiz arkadaşımız ise şöyle dedi: "Gerçek düşünceleriniz bunlar olamaz, sizler modernlik uğruna böyle düşünüyor gibi görünüyorsunuz, samimi olduğunuza inanmıyorum." Sonra konuşma, toplumumuzda yerleşmiş bazı deyimlere ve bunların yanlışlığına kaydı. "Kadını almak," "kadının vermesi," "kız istemek" gibi. Yine o arkadaşımız, "Neden peki erkekler anne babalardan kız istemeye gider. Eşitlik isteyenlerin buna hiç itirazları olmaz" dedi. Bunun üzerinde uzun uzun konuşuldu. Hatta bu tür geleneksel olayların kaldırılması için kampanyalar yapmak gereğine kadar varıldı. Oysa bu tür biçimsel şeylerle uğraşmak niye. Kadın ve erkeğin ailelerinin tanışması gerekiyorsa, bir taraftan birinin, ötekinin evine gitmesi gerekiyor. Bunun adına da "kız isteme" denilmiş, öyle yerleşmiş. İsterseniz "tanışma toplantısı" deyin. Aileler tanışsın, kadınla erkek de evlensin. Ama ondan sonra hiç kimse bu iki kişinin yaşamına karışmasın. Erkek önlük takıp mutfağa giriyorsa, rahatça balkona çıksın. Karısına kahve pişiriyorsa, bunu göğsünü gere gere kendi ailesinin yanında da yapsın. Zaten bu tür düşüncelerde en önemli unsur "etraf ne der." Ne derse desin, ben kendi yaptığım şeylerin doğruluğuna inanıyorsam, etraf benden bir şeyler öğrensin. Komşular balkonda erkeği önlükle görsün. Görsün ki, kendi kocasının kendisine neden yardım etmediğini düşünsün. Karısına kahve pişiren erkeği annesi görsün. Görsün ki, bunun "erkeklik"le, "güç"le hiçbir ilişkisi olmadığını anlasın, o da kocasından yorgun bir gününde, bir fincan kahveyi isteyiversin.
"Soğan doğramak mı? Aman Tanrım, nasıl olur; bir erkek mutfakta nasıl soğan doğrar?" Arkadaşımız dehşet içindeydi bu tepkiyi gösterirken. Çünkü evli bir erkek, dün soğan doğradığını, ama kokusunun bir türlü elinden çıkmadığını kaçırmıştı ağzından. Öteki erkeğin tepkisi öyle şiddeti! olmuştu ki, "Çanım, karımın soğana alerjisi var" deyiverdi. Neyse, bunu söyleyince affedildi, bazen erkeğin soğan doğramasının uygun olabileceğine karar verildi.
--- Bir başka konuşmada da şöyle bir cümlecik duymuştum: "Aldatmak erkeğe özgüdür, her evli erkekten yüzde 99`u karısını birkaç kez aldatmıştır. Ne yani eşitiz diye, kadın da mı erkeği aldatsın?" Buyrun bakalım ortak haklara sahip olunması gereken bir kurum içinde, aldatma gibi bir çirkin olayı erkekler "hak" kabul etmişler. Erkek yaparmış, çünkü bu içgüdüsel bir olaymış. Hayvansal deseler ya şuna. Kadınların bir "duygu" duymadan, sırf hayvansal isteklerle birisiyle birlikte olamıyorlar diye, aldatılarak cezalandırılmaları mı gerekir?
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
22 Şubat 2009 Pazar
21:23:13
|
|
|
Düşlerin parlayıp söndüğü yerde Buluşmak seninle bir akşam üstü Umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi Sığınmak gözlerine sığınmak bir akşam üstü
Gözlerin bir çığlık bir yaralı haykırış Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi Bir orman bir gece kar altındayken Çocuksu uçarı koşmak seninle Elini avucumda bulup yitirmek yitirmek Sığınmak ellerine sığınmak bir gece vakti
Ellerin bir martı telaşlı ve ürkek Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken Bir kenti böylece bırakıp gitmek İçinde bir kaygı binbir soruyla Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boy
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|