|
| Gönderen | Mesaj |
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
13 Mart 2009 Cuma
17:17:40
|
|
|
KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN KOKUSUNU
 ( EĞER ) O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde `onca ayrılığın birinci dereceden failidir` denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! Can Yücel ( 1926 - 1999 )
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
14 Mart 2009 Cumartesi
01:49:35
|
|
|
|
senin gibiler aynı elvancığım
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
14 Mart 2009 Cumartesi
17:24:39
|
|
|
BU GECE AĞLIYACAĞIM

Birazdan Aksam Olacak Birtanem Yalnizlik Ac Kurtlar Misali Uzerime Cullanacak Ben Ise Caresizlik Icinde Sana Teslim Olacagim Kor, Sagir Gecelere Tutsak, Sana Mahkum Yasayacagim Ozlemin Devlesecek Icimde, Yuregim Titreyecek Ellerim Soguyacak Sensizlikten Dudaklarimdan, Sarkimiz Dokulecek Yarim Yamalak Bir Kez Daha... ve Bir Kez Daha Seni Sensiz Yasayacagim..
Bu Gece Aglayacagim Sevgilim.. Hangi Saatte Bilinmez.. Kendimi Bir Kenara Cekip Sorgulayacagim.. " Ne Yapmak Istiyorsun, Boyle Nereye Gidiyorsun " Deyip, Biraz da Catacagim.
Hatirladikca Seni, Sevdan Kokacak Evimin Her Yani, Sensizligin Caresizligi Cokecek Kan Gibi Yuregime, Kahredecek Yoklugun Beni Milyon Kere..
Bu Gece Aglayacagim Sevgilim, Sen de Benimle Aglayacaksin Uzaklarda Bir Yerlerde Biliyorum, Biliyorum ki Yuregin Yuregime Degecek.. Aynaya Baktigimda Hep Ben Yerine Sen Olacaksin..
Adini Bile Bilmedigim Bu Duygular Icin Sen de, Sen de Benimle Aglayacaksin...
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
14 Mart 2009 Cumartesi
17:25:42
|
|
|

susuştu gözyaşımız. elimizden akan – akmayan ne varsa bitti her şey. mahkum edilen bir sevdanın hatırına öyle dağınık öyle sefil ki şimdi yalnızlık. savaşmayı bile yaşayamamıştık oysa.
yitip giden birileriydi hep. ardında kalan ayrılık bestesi. kimseye çare değil sessiz bırakılan akşamlar.
avucumdaki terlerdi hicranı anlatan. gerisingeri yaklaşıyordu yine kavuşmak. hiç kimse evet ama hiç kimse bilmiyordu acıyan hüzünleri.
ayrılık ilaç gibi geliyordu geceleri. uykusuz öksüz kalan geceler birikiyordu koynumda. serin sularda batıyordu nuh’un gemisi. içinde ben içinde karartı içimde okyanus.
yaralar sarılıyordu sabahın en erken vakti. geç kalıyordu bir tren geç kalktığı için. seferleri iptaldi tüm aşkların. ve yine kimseye çare değil aşksız bırakılan akşamlar.
öyle masum öyle kırmızıydı yaşanmışlıklar. henüz başlıyordu kirletilmiş kanın damar servisi. kanayan pansuman sancısıydı neşter darbesiyle (sevda yorgunu kürtajlardı dolabımda sakladığım) üç saniyeye bedeldi hayatım herhangi bir sokak çıkmazında.
ölümüne terleyen ben suni teneffüslerde açıyordum kalbimi. yaralarım delik deşik. ağrısı sızısına denk bir hayat ama yine de kimseye çare değildi akşamlar.
mavigemi…!
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
15 Mart 2009 Pazar
17:13:05
|
|
|
sesizce kirpiklerimi.... O an, en uzun, en acı, en ağır, en yaşanmaz dakikalar başladı. Hayatımın tüm gülen yüzleri de, en ağlayan kelimeleri de beynimin içine doldu. Elini ilk tutuşum, ilk papatyam, saçlarını ilk koklayışım, ilk beraber gülüşümüz, ilk üşüyüşümüz, ilk yürüyüşümüz, ilk huzurlu sessizliğimiz, kıskançlık krizimiz, ilk özleyişimiz, ilk hediyemiz, ilk ayrılığımız, ilk öpücüğümüz, gözlerimin önüne doldu.
Ya kalbim emir verdi ya beynim, failini bilmiyorum ama elim uzandı ve papatya çiçeği ellerinin önünde durdu..
Tekrar yanıma oturdu ve sustu.
Boğazım kelimelerle doldu.
"Gitseydin ya, beni bütün bu acılarla bırakıp öyle gitseydin. Sadece anılarımızı değil, gün görmemiş hayallerimizi de bırakıp gitseydin. Dudaklarıma dolanan saçlarını, omzumda uyuyan gözlerini, burnuna kondurduğum öpücüklerimi, avucunun içine sakladığım sevgilerimi, ellerimde ısınan parmak uçlarını da bırakıp gitseydin.
Bu yaşanmaz hayatı, kalbinle seçilen mobilyaları, kitaplığı dolduran kitapları, dokunduğun her eşyayı, her seferinde bana bir hüzün bırakarak indiğin arabayı da bırakıp gitseydin..
Sana yazdığım her kelimeyi, kalbimden akan cümleleri, bana söylediklerini, yazarken titrediklerini, utanarak dile getirdiklerini, kendini bir masal prensesi gibi hissettiğin sözlerimi, sana dünyanın en güzel cümlelerini bir araya getiren sessizliklerimi de bırakıp gitseydin"
diyemedim..
Bin kelime geldi boğazıma da birini bile söyleyemedim.
Sessizce kirpiklerimi önüme eğdim..
Sokul bana.
Bir sır söyleyeceğim kulaklarına. Kalbimi çıkarıp bırakacağım avuçlarına.
Biraz daha yaklaş bana.
Seni ilk gördüğümde kalbime sapladığın bıçağı göstereceğim sana. Son cümlenden bile daha derine ulaşan bıçaktaki yüzünü göstereceğim sana.
Başını yaklaştır omuzlarıma.
Bu hikayenin, sadece sen olduğun için yazıldığını anlatacağım sana. Beni bırakıp gittiğinde tüm genlerimi saran üşüme duygusunu hissettireceğim saçlarına. Bu konuşma bittikten, bana hiç kullanılmamış bir hüzün bırakıp gittikten sonra nasıl ağlayacağımı göstereceğim sana. Başımı koyup duvara, lanet okurken hayata, bir çocuk gibi ağlarken yokluğuna, akıtacağım gözyaşlarımı sergileyeceğim huzurlarına. Sıcaklığını hissettir bana. Beni bir kez daha araman için Allah`a kalbimi açarken, okuyacağım duaları anlatacağım sana. Seni beklerken yaşayacağım çaresizliklerin, gözlerimi kaplayan hüzünlerin, kıyafetim gibi üstüme yapışan kederlerin, en çok hangisinin yakıştığını soracağım sana. Kalbinin duvarların çarpa çarpa parçalanan yüzümü göstereceğim sana.
Kulaklarını getir dudaklarıma.
Kalbimi çıkarıp bırakacağım avuçlarına, senin olan sevgini anlatacağım sana,
diyemedim..
Sessizce kirpiklerimi önüme eğdim..
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
17 Mart 2009 Salı
12:14:29
|
|
|
NE ÇIKAR ATEŞBÖCEĞİ SANSALAR BİZİ "düşünüyorum da, sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek. Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi, Cesaretsizliğimizin anlaşılması, Korkularımızın paylaşılması Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti. Kabuklarımızın altında Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız. Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında. Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler. Kirpiler ve kaplumbağalar gibi. Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk? Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi? Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.? Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi, Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu? Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak. Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.? Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz? Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce. Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine. O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince. Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak. Kırılmaktan korkmasak İncinsek yaralansak. Ne olur bir darbe daha alsak. Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu Denesek Risk alsak Yanılsak Farketmez Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi. O zaman farkedeceğiz. Ne kadar özlediğimizi birbirimizi. Neler biriktirdiğimizi, Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa. Vakit az, paylaşmak, sarılmak için. Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır. Yüreği daha fazla küstürmemek lazım. Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan. Ve koşullar bir türlü düzelmeyen. Sevgiye çok ihtiyacımız var. Ufukta kar bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri. Kırın o sert ağır kabuklarınızı. Kurtulun bu yükten. Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize. Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri. Hem hepimiz bir yıldızız. Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
18 Mart 2009 Çarşamba
17:21:36
|
|
|
|
selam arkadaşlar önümde bir yolculuk var iyi olmak için bu yola gidiyorum umarım rabbim bana izin verir buraya girme olanağı bulurmuyum bilmemm apo bey sibel yemliha elvan volki ve diğerleri hepiniz iyi ve mutlu kalın bana dua edin ve bu gurubu sessizliğe gömmeyin umarım girebilme şansım olur labtopu alıyorum yanıma ama ama sı var işte Allaha emanet olun hakkınızı helal edin
|
|
|
18 Mart 2009 Çarşamba
22:02:14
|
|
|
|
Güle güle git,güle güle gel Sahra hanım.İyi olup dönüp gelmeni bekliyoruz.Buralar bize emanet ama sen yine çabuçak gel.Kısa sürede görüşürüz inşallah..
|
|
|
19 Mart 2009 Perşembe
20:40:55
|
|
|
|
Sahracım en kısa zamanda dön.Sensiz olmaz buralar.Sevgilerimi yolluyorum dualarım seninle tatlım
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
14 Nisan 2009 Salı
22:31:05
|
|
|
BABALAR VE KIZLARI
0 yaşında
Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey
benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam
babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba : Prensesim benim, güzel kızım.
Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı : En çok babamı seviyorum.
Babam, niye annemle uyuyor?
Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce
babam gibi erkekle evleneceğim.
Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında
Baba : Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe
geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü
bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
Kızı : Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim
kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından
nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 yaşında
Baba : Artık sözümü dinlemiyor. Benden
giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya
başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun
zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de
sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.
Kızı : Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor.
Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına
ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım.
Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında
Baba : Bir gün bunun olacağını biliyordum.
İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi.
Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
Kızı : Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi
takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu
bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor.
Kendi hayalindeki damat değil ya!
Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 yaşında
Baba : Çok az görüşüyoruz. Daha sık
biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı
da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden
fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...
Kızı : Babamları da çok ihmal ediyorum galiba.
Yine telefonda çok üzgün geldi sesi.
Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında
Baba : Kızım, benim entellektüel düzeyimi
yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde
düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine
hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı
bütün problemleri bana sorardı.
Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla
asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
Kızı : Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor.
Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi
son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama.
Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman
dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 yaşında
Baba : Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel.
Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi
kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.
Kızı : Babam için çok endişeleniyorum. Onu
kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep
ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!
50 yaşında
Baba : Dünyada mutlu kal kızım !
Kızı : Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım.
Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım
edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.
Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben,
arada sırada işaretler yolla mesela.
Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında
Kadın : Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım.
Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü
"keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum.
Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm
her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
Binlerce gözüyle, boşluktaki adam uzanır, düşsel bir
incelikten onu kendi gecesine alır...
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|