|
| Gönderen | Mesaj |
|
5 Aralık 2008 Cuma
11:29:59
|
|
|
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık. Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya. İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı, hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm!
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı. Ben bulutları gösterirken, “bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış, “Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı” türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş, Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip, “bu gömleğin üstüne bu ceket yakıştı mı? ” diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını, bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu. Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını. Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....
Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce. Şiir yazmayacağım bir süre, Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye. Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Falcı kadınlara inanmayacağım artık. Trafik polislerine adres sormayacağım, Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken.. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
5 Aralık 2008 Cuma
17:12:47
|
|
|
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
5 Aralık 2008 Cuma
17:22:34
|
|
|
javascript:; (332,6 KB)
 İnsanlar bazı zaman hayatlarında kendilerini iyi hissetmez ve hayatı akışına bırakırlar. Geçmek bilmez dakikalar, anlamsız bir baş ağrısı, sebepsiz can sıkıntısı. Aslında bellidir neden böyle olduğu ama o an insan kendine bunu kabullendiremez ve yalnız kalmak ister, kafa dinlemek ister… İşte böyle bir günde tanıdım Mustafa’yı. İzmir’ in güzel yerlerinden birisi İnciraltı’ na gitmiştim. Hava çok harikaydı. Deniz ruhumu kabartmıştı adeta. Ruhum tamam diyene kadar, sahilde dolaştım. Sonra çay içmek için bir cafeye oturdum. Hava ve deniz o kadar güzel gelmişti ki bana 2. Çayımı da istedim… Evet gelmiştim kendime. Çok sevmiştim burayı, bunu sürekli yapmayı planlıyordum. Tam bunları düşünürken " İskender Bey siz mi siniz? " diyerek girdi konuşmaya Mustafa. Yanıma oturmak için izin istedi. " Elbette " dedim. Az sonra anlatacağı hikayesinin beni çok etkileyeceğini ve iyi bir dost kazanacağımı tahmin edemezdim. Müzisyenliğim doktorluğumdan eskidir. O benim müzisyenliğimi biliyor ve televizyonlardan tanıdığını söylemişti. Aynı meslek dalındaydık onunla. Doktordu oda. Konuşurken onda bir şeylerin olduğunu anladım. Çünkü bazı cevapları hep kaçamaktı. Bana anlatmasını istedim. İçimi ürperten bu aşk hikayesini nefessiz dinledim. "2 yıllık evli çift pazartesi akşamı tartışmışlar, Salı sabahı mesleği hekim olan adam erkenden kalkıp, hastanedeki nöbetine gitmiş. Sabah kalkıp ta eşini göremeyen kadın eşinin nöbetçi olduğunu unutup, gece geçen tartışma sonunda sevdiği adamın kendisini terk ettiğini düşünmüş. O kadar üzülmüş, o kadar üzülmüş ki; saatlerce boş odada boş duvarlara bakıp ağlamış kendi kendine. Düşünmekten şuuru bulanıklaşmış bir an. Bir kağıda bir şeyler çiziktirmiş." Gün kararmaya başladı, bu geceyi sensiz geçiremem bu evde, gidiyorum." Sonuna da eklemiş "Senin kadar kimseyi sevmedim" diye. Sonra kağıdı erkeğinin görebileceği bir yere iliştirip, o halde fırlamış sokağa. Boş, boş yürümeye başlamış sonra. Ne nereye gideceğini biliyor, ne de ne yapacağını biliyor halde dolaşmış, dolaşmış, dolaşmış… Sonra kendini en iyi hissedeceği arkadaşına gitmeye karar vermiş. -Aysel . Evet, evet Aysel’in yanında gitmek iyi gelecek. Diye geçirmiş içinden. Hiç düşünmeden ilk taksiyle şehirlerarası otobüs terminaline ulaşmış. Ardından kendini otobüste bulmuş. Çok uzaklara giden otobüs gece 3 civarında bırakmış onu arkadaşının oturduğu bu yeni şehre. Arkadaşının evinin sokağına varmak üzere iken gökte yıldızlar takılmış gözüne. Sanki elinle tutsa yakalayabilecek gibiymiş yıldızlar. Gecenin 03 ü. 17 Ağustos gecesi gece 03. O kanlı gece, o kanlı deprem sokakta yakalamış kadını. Üstüne 5 katlı bir apartman yığılıvermiş. Sonrada cesedi tanınmayacak halde enkazda bulmuşlar onu. Aylar sonra kimlik tespitinde ortaya çıkana kadar kalmış o buz pistinde. Zaten üstünden çıkan kimliği olmasa öylesine isimsizler listesinde gömülecek gidecekmiş kadın. çarşamba sabahı İzmir de adam evinin kapısına sokmuş anahtarı, bütün yol boyunca karısına onu nasıl sevdiğini söyleyeceğine karar verip, bir de çiçekler almış koltuğunun altına. Bunla yetinir mi ? Kaç zamandır kötü giden ilişkilerini düzeltmek için eşiyle Güneye, Antalya ya gitmeyi düşünmüşler, ama bir fırsat bulamamışlar ne zamandır. Adam yer ayırttığı tatil köyü biletlerini de ceketinin iç cebine yerleştirmiş, sürpriz yapmak için karısına. Ama eve geldiğinde bulamamış Ayşe’ciğini. Sonra bir daha da görememiş zaten. O saatlerde Ayşe o sokakta kaderini paylaştığı diğer talihsiz insanların yanında yatıyormuş çoktan. Adam aylarca aramış karısını, hiç haber alamadan…" Hikayesini bitirdiğinde Mustafa ağlıyordu. Nefesim kesildi. Başın sağ olsun bile diyemedim bir süre. Öylece sessiz oturduk. Hayat insana neler yaşatıyor. Çok acı… Kendi sıkıntımı unutmuş adeta Mustafa’ya kilitlenmiştim. Ondan ayrıldıktan sonra, hiç çıkmadı aklımdan bu yaşanılan. Akşam eve geldiğimde sabah ki halimden çok uzakta ve daha şiddetli hüzün vardı içimde. Uykuda tutmamıştı. Sigarayı bırakalı uzun zaman olmuştu. İlk kez o akşam sigara içmek istedim. Mustafa’nın hikayesi vardı içimde. Mustafa’nın şarkısı… Sabaha kadar onu düşündüm, onu çaldım gitarımda. Çok etkilenmiştim. Bu şarkı Mustafa’nın şarkısıdır… Not: Şuan Mustafa çok iyi. Hayat onu üzdü ama o hayata küsmedi. Ve hiç kimse unutmamalıdır ki; ASLOLAN HAYATTTIR. Hani senle güneye inecektik, Herşeyi unutup, Hünü gün edecektik. Hani senle geçmişi unutacak, Henize uzanıp geleceğe içecektik Duydum akşamüstü, Duydum ki akşamüstü gitmissin, Her şeyi terkedip, bitirmişsin, Ben artık bu yükü taşıyamam, Ben artık sensiz yaşayamam ( Söz - müzik: İskender Türsen )
|
|
|
6 Aralık 2008 Cumartesi
21:56:36
|
|
|
|
|
|
6 Aralık 2008 Cumartesi
22:06:27
|
|
|
Sordum Kırçiçeğine sordum AYRILIK nedir Dediki filizlenen umutlarımın kırılışıdır Uçan kuşa sordum AYRILIK nedir Dediki esen yelle anlaştılar Yıldızlara sordum AYRILIK nedir Dediler güneşin ayla arasının açılışıdır Sordum yanan ateşe AYRILIK nedir Dediki duman olup meçhule gidişimdir Sazımın teline sordum AYRILIK nedir Dediki aşıkların bağrından kopan yanık sesdir Gecelerime sordum AYRILIK nedir Dediler benliğimi gündüze terkedişimdir Göz pınarlarıma sordum AYRILIK nedir Dediler yanaklarımızdan süzülen damlaçıklardır Toprağa sordum AYRILIK nedir Dediki nicelerini tatdım Hasrete sordum AYRILIK nedir DEDİKİ SORDUĞUN BENİM..........................?
|
|
|
6 Aralık 2008 Cumartesi
22:10:58
|
|
|
Geç Olmadan GelSarı bir gül gibi solabilirim Kuru bir dal gibi kalabilirim Seni beklemekten ölebilirim Geleceksen gülüm geç olmadan gel
Yoruldu yüreğim durdu duracak Saatler son anı vurdu vuracak Azrail hesabı sordu soracak Seni son kez öpmek güç olmadan gel
Sen yoksun ya artık Dünya dönmüyor Karanlık dinmiyor ışık yanmıyor Dostlar hasretime hiç inanmıyor Seni sevdim demek suç olmadan gel
Belki bekleyim boşu boşuna Senin gibi gülün benle işi ne Girdim giriyorum ömrün kışına Hatıran kalbimde hiç olmadan gel
|
|
|
6 Aralık 2008 Cumartesi
22:11:10
|
|
|
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|