|
| Gönderen | Mesaj |
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
21 Mayıs 2009 Perşembe
11:31:06
|
|
|
Hata Yapan Erkek Affedilir mi?Az önce telefon açan arkadaşım, sevgilisinin yaptığı hatadan dolayı hemen ayrılsın mı, yoksa zaman versin mi diye sordu? Sorunun cevabı hem çok zor, hem oldukça basit: Bilemem! Hata Yapan Erkek Affedilir mi? “Öncelikle adamına göre değişir, ardından yaptığı hataya göre değişir ve son olarak senin ilişkiye ne kadar önem verdiğine, birlikteliğinin kalitesine ve hataya bakış açına göre değişir. Bana sorduğuna göre, ortada yürek yaralayan bir durum yok. Üstü kapatılabilir demek ki, yoksa şimdi benimle konuşmak yerine bavul hazırlıyor olurdun.” Verdiğim cevap tatmin etmedi. O daha net bir yanıt bekliyormuş. Farkında değildi elbette, akıl vermek, senet altına imza atmak demektir. Karşınızdakinin söylenenleri yapacağından, size çok güvendiğinden eminseniz; bu risklidir. Burada topa giremezdim. İki insan arasında yaşananı, birlikteliklerinin ayrıntılarını sadece onlar bilir. Dışarıdan görünenle, kapı kapandıktan sonra yaşananlar farklıdır. Telefonu kapattıktan sonra aldı beni bir düşünce, gerçekten ne kadar zaman verilir birisine? Peki, bu zaman, hatayı telafi için mi yoksa başka bir hata yapana kadar beklemek için mi belirlenir? İnsan olmanın, dahası insan kalmanın öğrenciliği, hata yapmak değil midir? Ne kadar büyük bir hata olduğu, konunun can alıcı noktasıdır. Doğum gününü unutana verilecek tepki ile ameliyat sırasında karnınızda makas unutan doktora verilecek tepki aynı değildir. Tam burada bir parantez açıp, konunun dışına çıkarak, benim de yeni öğrendiğim bir bilgiyi size aktarmak istiyorum. Şu ameliyatta neşter, makas unutma durumu var ya, onun suçlusu doktor değilmiş. Doktorun o sırada makasla, pamukla uğraşacak hali olmadığından, ameliyatı doğru şekilde bitirmeye konsantre olduğundan, yanında işi bu olan birisi bulunurmuş. Doktor ameliyatı bitirip, dikişe geçmeden önce, görevlinin verdiği bütün aletleri geri alıp almadığını kontrol etmesi ve eksik varsa, doktoru uyarması gerekirmiş. Yani, başınıza böyle bir durum gelirse, davayı o şahısa açın. Neyse, biz tekrar konumuza dönelim. Sözlüğe baktığımda hata kelimesinin anlamı için şunların yazıldığını gördüm: Yanlış, kusur, yanılma, yanılgı, suç, günah! Sözlük benden daha iyi biliyordur mutlaka ama günah ile hata arasında ortak nokta, eşanlamlılıktan çok, ikisinin de affedilebilir olması gibi geldi bana. Keza suç içinde böyle bir kargaşa oluşmadı beynimde dersem, yalan olur. İş yine dolaşıp, neye hata denildiğine geliyor. Yeni tanıştığı adam, kapısını açmadı, sigarasını yakmadı, tuvaletin çıkışında beklemedi diye, gecenin sonunda çok hatalı davrandığını düşünen bir kadınla; çocukların yanında küfürlü konuştuğu ve iyi örnek olmadığı için kızan bir kadının hataya bakışları farklıdır. Doğal olarak affedilmesi de bu değerlere bağlı olacaktır. Her ilişki, her insan hata yaparak öğreniyor. Kadın ya da erkek, hepimizin biraz kredisi olmalı. Ciddi zararlar, hayatı değiştirecek yanlışlar, onur kırıcı ve kasti olarak hata yapılmamışsa, affetmeyi bilmek gerekiyor. Bunu da domatesin dolapta bozulma süresi ile sınırlandırmak, ancak yeni bir yanlış yapmasını beklemeyi getirir. Aşk her şeyi affeder mi bilemem ama İsa’nın şu meşhur sözü hep aklımdadır: “ İlk taşı günahsız olanınız atsın!”
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
22 Mayıs 2009 Cuma
17:21:39
|
|
|
Ey Kalbim, Laf Dinle Biraz!Bu kalp, ne laf anlamaz, kafasının dikine giden bir organdır. Vücudumdaki her noktaya söz geçiriyorum, kalp hariç! Terörist ruhlu bir uzuv, yakında diğer organlarımı da kandıracak, birlik olup özgürlüklerini ilan edecekler ondan korkuyorum. Ey Kalbim, Laf Dinle Biraz! Ne söylersem tersini yapıyor. İbret olsun diye, Taksim Meydanı’nda sallandıracaksın bunun gibi kalpleri, bak bir daha yapıyorlar mı? Sakın sevme diye üstüne basa basa söylediğim kim varsa, hep gidip onlara aşık oldu. Gözlerim görüyor, gördüğünü yorumlasın diye aklıma ulaştırıyor. Akıl süzgecinden çıkan düşünce, ruhumu uyarıyor: “Dikkat! Bu adam senin kalemin, aman uzak dur, çarpılırsın!” Ruhum da bunu kalbime yolluyor. Buraya kadar sorun yok, anarşi yüreğimde başlıyor. Sanki ona demişler ki, git kollarına atıl! Nasıl bir hızlı çarpmaktır, nasıl bir heyecandır sormayın gitsin. Engellemeye çalışıyorum ama tutabilene aşk olsun! Tutamayınca zaten aşk oluyor. İşin kötüsü, sevme dediğim adamların tarzları da aynı, en azından önceki yaşadıklarından ders al değil mi? Ama nerede? Hayır, neyine güveniyorsun ki? Sen, eni konu 250 gramlık bir et parçasısın. Yemek diye koysam karın doyurmazsın. Küçücük halinle kime kafa tutuyorsun? Ayrıca çabuk kırılırsın, nazlısın, incinirsin. Parklarda köpeklerini gezdirenleri izlediniz mi hiç? O küçük köpekler ne çaçaron olurlar, boyuna posuna bakmadan, kocaman sokak köpeklerine havlayıp, kafa tutarlar. Büyük köpek de şöyle bir bakar, içinden “üflesem düşersin, hadi git, başımı belaya sokma” der. İşte kalbimin yaptığı tam olarak budur. Boyundan büyük işlere girer, o koca sokak köpeklerine diklenir. Sonrasını tahmin edersiniz. Acaba, köpek eğitim merkezi gibi, kalp eğitim merkezi kurulsa; bu yüreklere beyinden gelen emirlere itaat etmeyi öğretebilirler mi? Bazen içimden, elimle göğsümü yırtarak açıp, şu kalbi söküp atmak geliyor. Ayrıca ona sevme diyen yok ki, doğru dürüst adamları seç, onları sev diyorum. Yok! Nerede rahatsız, sorunlu tip var, gider bulur. Dünyayı o kurtaracak ya! Sonra onu kim kurtaracak, orası muamma, sorsanız ne olacak der? Aşk için her şeye değer, her acı çekilir der. Sanki acıyı tek başına çekiyor. Sen sadece ağrıyorsun, bu arada bütün vücut seninle beraber kahrediyor. Burnun direği sızlıyor. Gözlerden kanayana kadar yaş akıyor. Akıl fonksiyonlarını kaybediyor. Doğru düşünüp, mantıklı karar alamıyor. Ruh desen depresyonda, bünye çöküyor. Dilde bile tat alma duygusu kayboluyor. Hayatın bütün bağları kopuyor. Sonra toparla bakalım toparlayabilirsen. Zaman geçiyor bu arada, günler, aylar, mevsimler su gibi akıyor. Dışarıda yaşam durup seni beklemiyor ki! Ne desem olmuyor. Ne söylesem kar etmiyor. Bu kalp işi çok zor. Gönül gideceği yolu kendi seçiyor. Akıl, fikir, el, ayak, ne varsa peşinden sürükleniyor. Hepimiz harap oluyoruz anlayacağınız. Zaten bu son şansı, umarım bu defa doğru kişiyi seçmiştir. Yemin ediyorum, yine aynı yangına tutulursa; durdururum bu kalbi bir gece yarısı içimde!
|
|
|
23 Mayıs 2009 Cumartesi
02:57:45
|
|
|
Katılıyorum Sahra hanım Birkaç kalbi meydanda salladıcaksın diğerlerine ders olur belki Başına buyruk gidiyor ve hayatı zindan ediyor.
|
|
|
25 Mayıs 2009 Pazartesi
18:49:31
|
|
|
|
|
|
26 Mayıs 2009 Salı
00:28:39
|
|
|
Merhaba Özden nasılsın?Seni görebimek senden haber alabilmek ne güzel..
Nasıl Özledim Seni
Nasıl özledim seni… Ah! ... Nasıl canım nasıl! … Bir bilsen. Sevdan, Nasıl oturdu içime. Özlemin, Nasıl yakıyor beni.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
26 Mayıs 2009 Salı
15:41:56
|
|
|
Aşk İçin Neyi Feda Ederdiniz?
İki insan birbirini sever. Dünya onlar için farklı bir yerdir artık. Sonra bu aşkla ilgisi olmayan kişiler çıkıp itiraz ederler. Neden olduğunu anlayamazsınız? Öyle bir an gelseydi, siz aşk için neyi feda edebilirdiniz?
Aşk İçin Neyi Feda Ederdiniz?
Her ne kadar günümüzde ikinci sıraya düşmüş olsa da, aşk ve para dünyanın dönmesinin en önemli sebepleri ve amaçlarıdır. Hayat neredeyse sadece bu iki olgu üzerinde devam etmekteyken, aşkı kendi listesinde ilk sırada tutan ben deniz, bu şeytani yaşam kavgasına üzülerek parayı da katıyorum elbette. Ancak gün gelip, herhangi bir şeyle, aşk arasında seçim yapmak zorunda kalırsam, mutlaka aşkı seçerim.
Bazılarınızın sesini duyar gibiyim. Aşk, karın doyuruyor mu? Kirayı, faturaları aşkla mı ödüyorsun diyeceksiniz? Veznede aşık olduğumu ibraz etmem geçerli olmuyor tabii ki, aşkı yüreğinin tamamında yaşayan ve gücüne inanan biri olduğumdan, fatura üstüne, tahsil edilmiştir mührü vuran yok. Ancak aşkın farklı bir kuvveti var. Öncelikle mutluluk veriyor. Sokağa çıkıp bakın, yüzünde aptal bir tebessümle yürüyenler, sırılsıklam aşıktır. Geriye kalan neredeyse herkesin kaşları çatık, suratlarında keyifsiz bir ifade var.
Çok paranız olunca da aynı mutlu ifadeye sahip olacağınızı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Aşk, üzerinize getireceği keyif ve yaşama gücü ile size daha çok çalışma hırsı, farklı alanlarda üretme ve daha iyi bir yaşam için çözümler getirerek, fazla para kazanma şansı getirir. Fakat para tek başına aşkı getirmez. Getirdiğini zannettikleriniz, çoğunlukla aşk değildir, gelenlerin aşık olduğu şeyin siz olmadığınızı anlam için de müneccim olmaya gerek yoktur.
İngiltere tarihinde bir adam benim gibi düşünüyor olmalıymış ki, aşkı seçmiş. Yıl 1936, 20 Ocak tarihinde babası V.George’un ölümü üzerine, tahta Büyük Britanya Kralı VIII. Edward çıkar. Tahta çıktığı sırada Wallis Warfield Simpson adında bir kadına aşıktır. Bayan Simpson o sıralarda ikinci kocasıyla evlidir, ancak VIII. Edward’a olan aşkı, eşinin kalbindeki yerini silmiş ve boşanma davası açmıştır.Kral Edward, 27 Ekim tarihinde gerçekleşecek bu boşanma davasını beklerken, artık sevdiği kadını ailesine açıklamakta bir sakınca görmüyordu. Nasıl olsa boşanacaklardı. Gel gör ki, durum hiç de umduğu gibi gelişmedi. Sadece ailesi değil, İngiltere Kilisesi ve önde gelen devlet adamları da bu aşka karşı tavır aldılar ve itiraz ettiler. Tarihi kayıtlara göre 1936 yılının Ağustos ayında, Kral Edward, Türkiye’yi “Nahlin” isimli bir yatla ziyarete gelir. Yatta Bayan Simpson da vardır. Ancak o dönemin gazetecileri henüz magazinin büyük kapanına sıkışmamış olduklarından ve tüm dünyada bu büyük aşkın depremleri yaşandığından, kralın özel hayatına saygı göstererek, yatta bulunan Bayan Simpson’dan bahsetmezler. Dolmabahçe Sarayı’nda, Mustafa Kemal Atatürk’ün misafirperverliği ile karşılanan Kral Edward, İngiltere’ye döndükten sonra, dönemin Başbakanı Stanley Baldwin’e, Bayan Simpson ile evlenmek istediğini söyler. Ancak olumsuz cevap alır. Kralın evliliği onaylanmamıştır. Bunun üzerine, 11 Aralık akşamı halka yaptığı bir radyo konuşmasıyla tahttan çekilir. Aynı gün aşık olduğu Bayan Simpson ile ülkesini terk ederek, Paris’e gider. 1937 yılında evlenirler. 1972 yılında gözlerini yumana kadar birbirlerinden hiç ayrılmazlar.
İşte, tarihin önemli aşklarından birinin öyküsü böyledir. Peki, siz aşkınız için krallığınızdan vazgeçer miydiniz? Peki, şu anda sahip olduğunuz neyi feda edebilecek kadar aşıksınız?
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|