|
| Gönderen | Mesaj |
|
28 Nisan 2009 Salı
19:21:59
|
|
|
Affetsin gözlerin
Ne sana dargınım, nede affettim hala kendimi.. Kader bu, varlığında ellerini tutuşumda, yokluğunda hayaline dalışımda.. Bilirim çok severdin beni, sende bilirsin ki, bende severdim deliler gibi.. Şimdi, O gözlerin varya, O gözlerin, affettirmedi bana kendimi..
Yalan değil hep ağlattım seni. Gülmedi o gül yüzün severken beni. Oysa ben, her ellerini tutuşumda, her sarılışımda sana, bir gün sensiz kalacağımı bilirdim. Sen kollarımdayken bile, ayrılığı yaşardı yüreğim sen bilmezdin.. Neden başladık deme.. Ne seni sevmek ellerimdeydi, ne de seçmek ayrılığı.. Belki de bir cezasın yüreğime.. Ben bunca severken, bir vefasız gibi kaldım geride.. Sense, bunca sene sonra bile, bir çığ gibi büyüdün içimde.. Yalan değil, bırakmam derdim seni. Vazgeçmem derdim herşeye inat. Aslında ben, ölüm döşeğindeki bir hasta gibi, sensiz yaşamak istemedim son günlerimi. Aslında ben, sana yenilirken, ne çok üzdüm seni..
unutulmadığımı bilsemde, O pişmanlik dolu bakışın, gecelerce ağlatır beni.. O gözlerin varya, , O gözlerin, affettirmedi bana kendimi..
Hesabını ödüyorum seni sevmenin.. Hesabını ödüyorum, O küçücük yüreğinle seni üzmenin.. Sende bıraktım o gülen yüzümü. Umutlarımı, korkularımı, sende bıraktım ömrümün her baharını.. Artık kör bakıyorum hayata.. Ve her gece, tanyeri ağardığında, seni anmak, ve seni, başka kollardayken yaşamak gibi, çekilmez bir sancı duyuyorum bağrımda.. Oysa, o kadar masumdu ki bendeki sevda, Oysa o kadar diledim ki seni, Anladım ki, bundan öte yoktun bahtımda. Yine de, bir suçlu gibi bırakıp geride, bana kırılmana gücüm yetmiyor.. Şimdi, beni yargılayışınla, paramparça kalıyorum ardınca.. Bırakta, her adını anışımda, ezik kalmasın yüreğim.. Artık affetsin beni gözlerin.. Artık affetsin....
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
28 Nisan 2009 Salı
23:52:18
|
|
|
KADINDIR HAYATI ANLAMLI HALE GETİREN
Bir konuşma sırasında adamın biri kadının birine sormuş: `Nasıl bir erkek arıyorsun?` Kadın bir süre sessiz kaldıktan sonra adamın gözlerinin içine bakarak sormus: `Gerçekten bilmek istiyor musun?` Adam biraz isteksiz, `Evet` demiş. Ve kadın baslamış anlatmağa … `Bugün ve bu yaşta bir kadın olarak, bir erkeğe onun benim için benim kendime yapabilecegimden fazla ne yapabileceğini soracak konumdayım.
Kendi masraflarımı karşılayabiliyorum; bir erkeğin yada bir başka kadının yardımına gerek duymadan evimi idare ediyorum. Böyle olunca, `Sen masaya ne koyuyorsun?` sorusunu sorma konumundayım.
Adam kadına bakmış. Paradan söz ettigini düşünüyormuş. Kadın hemen bu düşünceyi düzeltmiş: `Sözünü ettiğim, para değil. Ondan öte bir şey istiyorum. Hayatın her alanında mükemmeliyeti arayan bir erkeğe ihtiyacım var.`
Adam arkasına yaslanıp kollarını kavuşturarak kadından biraz daha açıklama istemiş. Kadın başlamış anlatmağa:
`Kendini zihnen mükemmelleştirmeye çalışan birini istiyorum, çünkü sohbet ve zihnen uyarılma arıyorum. Basit bir adama ihtiyacım yok.
Ruhen mükemmelleşmeye çalışan birini arıyorum, çünkü dengesiz bir birleşmeye ihtiyacım yok.
Inananlarla inanmayanların bir araya gelmesi felakete yol açar.
Bir kadın olarak yaşadıklarımı anlayacak kadar duyarlı, ayağımı sağlam basmamı sağlayacak kadar güçlü bir erkek arıyorum.
Saygı duyabileceğim birini arıyorum. Ona boyun eğmem için onu saymam gerekir. Ben ona ne kadar dürüst ve açıksam, onunda bana dürüst ve açık olması gerekir.
Kendi işini , hayatını yürütemeyen adama boyun eğemem. Boyun eğme konusunda sorunum yok… yeter ki buna değer biri olsun.
Tanrı kadını erkeğe eş ve yardımcı olarak yaratmış. Kendine yardım edemeyen adama ben yardım edemem.`
Kadın aklından geçenleri böyle döküverdikten sonra adama bakmış.
Adam yüzünde şaşkın bir ifadeyle oturakalmışmış: `Çok fazla şey istiyorsun.` demiş. `Değerim çok fazla.` diye yanıtlamış kadın.
Değeri çok fazla olan bütün kadınlara…
|
|
|
30 Nisan 2009 Perşembe
01:48:24
|
|
|
Selam Sahra hanım.Bir türlü online denk gelemediik.Geçmiş olsun.Geçtiğinde eski dostlar yine bulışacağız
|
|
|
30 Nisan 2009 Perşembe
18:30:58
|
|
|
Yasaksın Bana
Seni düşünmeyi yasakladım kendime Bütün duygularım tembihli şimdi Gözyaşım kilitli gözlerime Artık elime fırça alamıyorum Bilirsin mavi özgürlüktür benim için Bu nedenle maviydi bir çok resmim Şimdi özgür değil artık yüreğim Beyaz umutlarım vardı eskiden Aydınlık bir rengim kalmadı şimdi Ve ben Paletime hangi rengi koyacağımı bilemedim Ondandır hüzün resimleri çiziyor dizelerim Özlemin kölesi oldu ellerim Durup dinlenmeden anlatıyor kalemim Anlatıyor bu yanlış yalnızlığı Yüreğimi kapladı ayrık otları Çiçeklenmiyor içimde bir tohum Çorak topraklar gibiyim sen gideli Ekmeğim,suyum,tuzumdun benim Küçüldü dünyam Soluk bile alamıyorum Çünkü sen artık yasaksın bana Hayat artık gözümde kum tanesi
|
|
|
1 Mayıs 2009 Cuma
11:38:10
|
|
|
-Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime Bak
Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime bak! Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları, Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin. O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu.
Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi, Umutla kurudum sensiz. Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin. Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan Bir boşluktan içeri girdim her gece, Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi.
Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? ve parmakların ince uzun mu? Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip, Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik. Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan, sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi. Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim.
Acıyı görmek mi istiyorsun. Gözlerime bak! Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir`ini oku, Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde.
Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık. Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece. Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü. Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde. Tek avuntum bu şimdilik.
Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben, Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın? Ölüm`müş,terk edilişmiş umurumda değil,gelme istersen. Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde, Kavuşma vakti olacak benim için ölüm. Dudaklarımda ki acı tat? Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek? Ne yazık hiç bilemeyeceğim.
Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime bak! Sen uzakta çok uzakta Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın, Benim gibi.
Seni seviyorum, Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime, Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı, Haykırışı bu sevdiğim. Sana ulaşamasam da, Biliyorum ki zavallı kalbim Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun.
Biliyorum beni sevdiğini Acıyı tattığını da benden uzaklarda Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin? Acı tek taraflı olsaydı, Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu. Ama yokluk kötü sevdiğim. Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü.
Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların, Yüzüne hasret kaldığım günlerde Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim. Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını Ve eminim ağlayacaksın. Ağlamak seni ben yapar sevdiğim Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak. Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim Oysa konuşan sendin hep benimle, Ne martıların vapurlara takılışı, Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim. Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim. Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında. Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde Bir gün seninle bir bankta oturup Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik.
Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda. Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki Adım adım yok oluşumu izliyorum Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle. Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara, karanlıklara bakıyorum mütemediyen Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum? Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp Rabbime ettiğim dualarım, Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden Rabbimin bir bildiği var deyip Kabul olmadığında dualarımın Tekrar tekrar yalvarmalarım.
Seni okyanusların diplerinde Bir midyenin içinde ki İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde Tek bir şey düşündüm?
Dokunamadan tenine, Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı. Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler Seni seviyorum meleğim.
Acımasız olan ne sensin ne de ben, Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım. İnsan yaşamın değerini Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin Gözlerinin önünden geçmesi değil. Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim.
Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş Ve ben o ateşle yanmayı, Sırf seni sevmek olduğu için İnan bana çok sevdim. SADECE SEVDİM....
|
|
|
1 Mayıs 2009 Cuma
16:39:07
|
|
|
Ah benim örselenmiş incinmiş karanfilim Bir sessiz çığlık gibi kırmızı masum narin Bu ürkek bu al duruş söyle neden bu vazgeçiş Ne oldu ümitlerine bu ne keder bu ne iç çekiş
Sen ki özgürlük kadar güzelsin,sevgi kadar özgür O güzel başını uzat göklere,gül güneşlere gül
Kırılma,küsme sen yine bir şiir yaz Çok değil inan az kaldı az Bu kadar erken susma biraz bekle Ağlama,ağlama gül biraz
Ah benim örselenmiş incinmiş karanfilim Bir sessiz çığlık gibi kırmızı masum narin Sen ki özgürlük kadar güzelsin, sevgi kadar özgür O güzel başını uzat göklere, gül güneşlere gül
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
2 Mayıs 2009 Cumartesi
23:55:07
|
|
|
hiç bir şey için geç kalmış sayılmayız
> Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için > evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da > ısıtırdı… > > Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik > beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu > özelliği artık beni huzursuz ediyordu. > > İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. > Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can > atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, > evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. > > Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. > Şaşkınlıktan gözleri açılarak `niye?` diye sordu. > `Gerçekten belli bir sebeb i yok` dedim, `sadece yoruldum.` > Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal > kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, > sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne > bekleyebilirdim ki! > > Sonunda sordu: `seni caydırmak için ne yapabilirim?` > Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla > değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. > `İşte mesele tam da bu` dedim. `Sorunun cevabını kendin bulup > kalbimi > ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.` > `Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O > çiçeği > benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, > hattâ ölümüne mâl`olacak. Bunu benim için yapar mısın?` > Yüzümü dikkatle inceledi ve `Sana bunun cevabını yarın vereceğim` > dedi. > Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu. > > > Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak > masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. > `Sevgilim` diye başlıyordu, > `O çiçeği senin için koparmazdım` Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya > devam ettim. > > `Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip > çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar > düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.` > > `Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve > varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.` > > `Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu > kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.` > `<Sâdık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki > krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.` > > `Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapan ıklığını dağıtmak, can > sıkıntını > hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem > için > ağzıma ihtiyacım var.` > > `Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması > kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, > saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilme > merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - > gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için > gözlerime ihtiyacım var.` > > `Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o > çiçeği senin için koparırım bir tanem.` > > > Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. > Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. > `Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. > Çok > sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.` Koşar ak > kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu > susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. > Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O > çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim. > > Bu gerçek aşktı. > > İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler > sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de > hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz. > > Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik > değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep > oralarda > bir yerdedir. > > Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette > gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu > ebedi > kalır. > > Hayat tam da böyle bir şeydir.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
4 Mayıs 2009 Pazartesi
15:15:54
|
|
|
Tanımadığım Bir Aşka Gidiyorum!Yarın sabah bavulumu toplayıp, uçağa bineceğim. Hiç tanımadığım bir aşka gidiyorum. Şimdiden heyecan bastı. Ne garip bir his? Birisi canımı istedi, onu vermeye gidiyorum! Tanımadığım Bir Aşka Gidiyorum! Yüzünü hiç görmediğim, gözlerine değmediğim, elini tutmadığım bir aşka savruluyorum. İçimde çıkan büyük savaşlara rağmen, meraklı yanım, gitmeyi seçti. Bir adam, sadece sesini bildiğim, kelimelerinden büyük hayat hikayeleri çıkarmaya çalıştığım, büyük bir boşluğa doğru ilerliyorum. “Lütfen sev beni!” diye bağıran, kalbimi, ruhumu isteyen, biraz şair, biraz acemi, yaşam savaşından benim kadar büyük darbeler almadığı her halinden belli bir adamın yanına uzanıyor, elimde tuttuğum bilet. Havalimanına gelmesini istemedim. Beni beklemesini istedim. Kapıyı açtığında, sanki yüz yıldır yan yana duruyormuşuz gibi, birkaç gün önce gitmişim de şimdi gelmişim gibi, yabancılaşmadan o kapıdan girmek istiyorum. O benden daha telaşlı. Biraz içkiliydi telefonda konuşurken, heyecanını başka türlü bastıramamış. Beni alkol bile kesmeyecek sanırım. O yüzden içkiyi de mundar etmeyeyim diye, ağzımı sürmüyorum. Gidip geliyor duygularım. Söylediği her kelime için yeminler eden bu adama, inanmak dert değil de, onun bilmediği, daha önce çok yemin duyduğum! Öyle büyük bir ikilem içine girmişim ki, eski sevdaların dersleri cebimde dursun, ben yavaş yavaş yürüyeyim istiyorum. Sonra şeytan mı, melek mi, onu zaman içinde anlayacağımız ses, araya giriyor, gitmememi söylüyor. Denge bozuluyor, ortada kalıyorum. Kendimi bilirim, bu kadar kıpırdandığına göre kalbim, bavulu bir gece öncesinden hazırladığıma göre, ruhum çoktan yola çıkmış; bedenimin yetişmesini bekliyor sadece. Kişi kendini bilmez mi? Nedir ki bunca kafa karışıklığı Allah aşkına? Ben zaten tercihimi yapmışım, belli ki, en azından deneyeceğim; kendimi mi kandırıyorum yani? En iyisi fazla düşünüp, kurcalamamak. Biraz akışına bırakmak gerekiyor hayatı, bakalım kader beni nereye sürükleyecek? Tüm kırgınlıklarıma rağmen, kalbimde birikmiş, kabuk bağlamış yaralara rağmen, bir cesaret gelmiş, aşkın üstüne üstüne koşabiliyorum. Didikleyip, altından bir şey çıkarmaya çalışıyorum. Kendimi baltalıyorum yani! Bakmayın, aslında işin özünü biliyorum. Benim göremediğim ama onun beni gördüğü bir adam, geçmiş karşıma, sevmeye hazırım diyor. Ne desem aylarca vazgeçmiyor, inat ediyor. Kötü huylarımın hepsini söyledim. Daha ileri gidip bezdirecek hareketler ettim. Nuh dedi, peygamber demiyor. Özet şu, düşündüm, bir kere de o acıtsın canımı ne çıkar dedim. Kalp bunca savaşı verdikten sonra, küçük bir darbe daha alırsa yıkılır mı? Yok, yıkılmaz! Ne inatçı, ne dayanıklıdır o kalpler! Kanmak istiyorum! Söylediklerinin hepsi yalan bile olsa, bilinçli olarak kanmak istiyorum. Bu da koruma kalkanım işte, gün gelip tükendiğimizde, zaten biliyordum diyerek içimi rahatlatacağım. Yarın, hiç bilmediğim bir aşka gidiyorum. Neler olacağı muamma, ancak çok iyi bildiğim bir şey var: Yaşamak için geç kalmak istemiyorum! Aşkın olduğu her yer benim oyun alanım. Biri “benimle oynar mısın” dedi. Misketleri varmış renk renk, ben de inandım, gidiyorum. Bakalım bu film nasıl olacak? Tek isteğim, diğerlerinden biraz daha lezzetli, biraz daha keyifli olması. Bu da bozuk çıkarsa, bir dahaki yazının başlığı hazır demektir: Aşk sadece kendini tekrar etmektir!
|
|
|
4 Mayıs 2009 Pazartesi
16:40:48
|
|
|
Yokluğun Buz Gibi soğuk
Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... `Üşüme` diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... `Özledim` deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum...
Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim…
Ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk... Karakıştaymışım gibi üşüyorum... Yüreğim donmuş sanki, gözlerim de... Ateşler içinde bedenim... Öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar...
Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde, ağrılı şiirler topluyorum gecelere... Bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. Ama ben üşüyorum. Yokluğun buz gibi soğuk. Yakacak bir şeyimde yok… Ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım… Ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara… Bakakalıyorum ardından çaresiz…
Ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir anne şefkatiyle.. Geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum... Bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin... Bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü... Ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya...
Susuyorum artık derin derin... Ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi... Oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya anlaşılmaya... Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, söküp almanı hicranımı bir tılsımla...
Yüreğim kanrevan, yüreğim yorgun, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak...
Gel, yüreğim ol cangülüm, her ölümümde yeniden hayat ver bana. Elim ol, ayağım ol, canım ol... Gecem - gündüzüm ol... Ağlayan gözlerim ol her damlada yeniden doğur beni, yeniden doğur umudumu. Her öldüğümde yeniden yarat ki, seni ne kadar özlediğimi anlatayım yeryüzündeki canlı - cansız varlıklara, seni ne kadar çok sevdiğimi anlatayım...
Önce sen gel sevgilim solmadan resimler, şiirler sislenmeden... İslenmeden geceler... Sonra ölüm gelsin...
Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi.
|
|
|
4 Mayıs 2009 Pazartesi
16:42:26
|
|
|
|
Selam Sahra hanım.Nasılsın?
|
|
|
4 Mayıs 2009 Pazartesi
16:53:58
|
|
|
Yokluğunda Yok Oldum
Seni ne kadar unutmak istesem de Beyhude bir gayret biliyorum sevdiğim Yenik düştüm sevdanın kündesine Hasret minderinde tuş oldu şimdi ruhum. Her şey hala ilk günkü gibi taptaze Her an üzerimde taşıyorum varlığını. Senden sonra nice sevgililere Meyil verdi durdu yaralı gönlüm Belki biraz olsun seni unuturum diye Ama ne güzel sesini işitebildim Ne de tatlı tebessümün vardı yüzlerinde. İçimde hep bir umut, hiç ayrılmamış gibi Sanki uzak bir diyarında dünyanın Özlem duymaktayım sadece Sana kavuşacağım meçhul gününe. Aşk bu, her şeyiyle yaşanacak demek ki Dün köpük köpük coşkusu içimdeyken Şimdi hasret boyutunu yaşıyorum sevdanın. Prangalar vurdu kahreden yokluğun Zamanın baş döndüren çılgınca seyrine Ölüm denen tükenişi tanıdım Hasretinin çaresizliğine eriştiğimde. Ruhumun yıkılmaz tabusu oldun Sevdanın mürekkebiyle yazıldı bu yazı Aşk bu, silinmez artık bir kalemde. Belki kuruyan dudaklarımda son bulacak Ölümün tüm peltekliği dilimde Son nefesimde adını heceleyerek öleceğim. Sensiz kaç gece daha dayanırım ki bilmem Kollarım böyle bomboş kalmayacaktı Şimdi yatan sen olacaktın yanımda sere serpe. Ya sen olmadan bir daha nasıl can veririm Sevdamıza perçin vuran dizelere. Varlığım, yaşamım, nefes alışım Artık her şeyim sana endeksli Tüm hesaplarım sana kavuşmak üstüne. Bir insan böyle mi sevilirmiş canını verircesine Allah`ım bağışla! Ama yine sen değil misin, can veren bu sevgiye. Ah benim sonbaharda açan nazlı gülüm Mevsimin yorgunluğu çökse de üstüne Hala en alımlısı sensin güllerin içinde. Paraymış, pulmuş, serveti neyleyim Senden gayrı ne varsa silindi gözümde Asla vaz geçmem sevda çiçeğim Uzak yaban ellerde açsan bile Bir ömür sabırla bekleyeceğim Yeter ki bir günüm olsun seninle.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
4 Mayıs 2009 Pazartesi
23:09:28
|
|
|
|
apo bey merhaba tşkr iyi olacam inşallah bir saatim diğerine uymuyor yinede çok şükür umarım dah kötüsü olmaz kemo terapi gittikçe zorlaştıracak diyorlar ama inşallah bundan fazlası olmaz yazınızı yeni gördüm apo bey herşey gönlünüzce olsun sağlıcakla kalın
|
|
|
5 Mayıs 2009 Salı
01:06:40
|
|
|
Geçmiş olsun Sahra hanım.İnşallah tez zamanda iyileşir aramıza devamlı katılırsın.Eski dostlar olmadan buranın tadı olmuyor
|
|
|
5 Mayıs 2009 Salı
14:40:58
|
|
|
Çok özledim
elimi nereye atsam boşluk gözlerimi nereye çevirsem sen yoksun artık hiç birşeyin tadı yok gözlerime mil çektim hatırlayamıyorum hangi pişnalığıma saklıadım seni yada kaç pişmanlık yaşadım yüreğimle sen varmıydın sahiden? yoksa hiç yaşamadım mı ben seni? bir hayal miydin bende? tek şey var çok özledim seni artık dayanamıyorum hasretine birde her acıdığında yüreğim ellerimle bir damla kan avuçluyorum çok özledim seni öyle özledimki.... değil görmek sesini duysam alıp saklayacağım seni yankılarıma tekrar tekrar dinleyeceğim seni özlemimi anlatamam sözlerle bir naklarat oldun dilimde hep aynı şeyleri söylüyorum kendi kendime çok özledim seni hissediyor musun seni özlediğimi durup duruken hüzün çöküyor mu üzerine? aklına geliyor muyum aniden ben yine yaşıyorum ölmedim sen gittin diye yemekten içmektende kesilmedim ama hiç birşeyin tadını alamıyorum sen yokken akşamları yokluğunla boğuşuyorum arada sırada sana kahrediyorum özlemimin ucunda bir uçurum bir adım daha atsam düşeceğim diye korkum avutamıyorum kendimi ne yapsam çok denedim unuttum dedim ama yalan nerdesin kim sakladı seni adı olmayan şehirlere çok özledim seni buram buram kokuyorsun bende haykırıyorum her incindiğimde duyulmuyor olmuyor hiç birşey yerini doldurmuyor tek gerçeğim senin yokluğun tek acım senin sancın nefes olarak içime çektiğimse senin hasretin nerdesin çok özledim seni
|
|
|
5 Mayıs 2009 Salı
14:47:36
|
|
|
İçimdeki Çığlık
Kimse yerini dolduramadı, Ben hep seni bekledim. Kalp çarpıntım hiç durmadı, Ben hep seni özledim.
İçimdeki çığlık hiç susmadı, Ben hep seni istedim. Nerdesin? ?
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
5 Mayıs 2009 Salı
18:58:00
|
|
|
süleyman beye hoş geldin diyoruz umarım bu sesizlikte buraya katkıda bulunur
apo bey sanırım arkadaşınız lütfen siz ağırlayın onu yalnız bırakmayın her şey gönlünüzce olsun
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
5 Mayıs 2009 Salı
18:59:00
|
|
|
İçimdeki Çığlık
Kimse yerini dolduramadı, Ben hep seni bekledim. Kalp çarpıntım hiç durmadı, Ben hep seni özledim.
İçimdeki çığlık hiç susmadı, Ben hep seni istedim. Nerdesin? ?
)
|
|
|
5 Mayıs 2009 Salı
21:51:13
|
|
|
Selam Sahra hanım.Evet arkadaşım.Siz merak etmeyin,arkadaşım olmasada gelen misafirleri yalnız bırakmam
|
|
|
6 Mayıs 2009 Çarşamba
12:34:42
|
|
|
Özledim sesini ne olur konuş Bir gül açtır zamanların ötesinden Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel Gök mavisinden, deniz mavisinden Bana bir şarkı söyle İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem Böyle durup durup senden ayrılmak varsa Orada bir mezar kazılır benim için Ayrılığın nerede başlarsa. Yitirdim umut kırıntılarımı Sevgimi, neşemi, bütün varımı Çaresiz bir yokluğun içindeyim Gömdüm içime yıkıntılarımı Arıyor bir yarım öbür yarımı
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
6 Mayıs 2009 Çarşamba
20:44:06
|
|
|
Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir. Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir . Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı) Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|