40+ve sonbahar > Mesaj Panosu > Affetsin Gözlerin

Affetsin Gözlerin


GönderenMesaj

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
28 Nisan 2009 Salı 19:21:59

Affetsin gözlerin


Ne sana dargınım,
nede affettim hala kendimi..
Kader bu,
varlığında ellerini tutuşumda,
yokluğunda hayaline dalışımda..
Bilirim çok severdin beni,
sende bilirsin ki,
bende severdim deliler gibi..
Şimdi,
O gözlerin varya,
O gözlerin,
affettirmedi bana kendimi..

Yalan değil hep ağlattım seni.
Gülmedi o gül yüzün severken beni.
Oysa ben,
her ellerini tutuşumda,
her sarılışımda sana,
bir gün sensiz kalacağımı bilirdim.
Sen kollarımdayken bile,
ayrılığı yaşardı yüreğim sen bilmezdin..
Neden başladık deme..
Ne seni sevmek ellerimdeydi,
ne de seçmek ayrılığı..
Belki de bir cezasın yüreğime..
Ben bunca severken,
bir vefasız gibi kaldım geride..
Sense, bunca sene sonra bile,
bir çığ gibi büyüdün içimde..
Yalan değil,
bırakmam derdim seni.
Vazgeçmem derdim herşeye inat.
Aslında ben,
ölüm döşeğindeki bir hasta gibi,
sensiz yaşamak istemedim son günlerimi.
Aslında ben,
sana yenilirken,
 ne çok üzdüm seni..

unutulmadığımı bilsemde,
O pişmanlik dolu bakışın,
gecelerce ağlatır beni..
O gözlerin varya, ,
O gözlerin,
affettirmedi bana kendimi..

Hesabını ödüyorum seni sevmenin..
Hesabını ödüyorum,
O küçücük yüreğinle seni üzmenin..
Sende bıraktım o gülen yüzümü.
Umutlarımı, korkularımı,
sende bıraktım ömrümün her baharını..
Artık kör bakıyorum hayata..
Ve her gece,
tanyeri ağardığında,
seni anmak,
ve seni,
başka kollardayken yaşamak gibi,
çekilmez bir sancı duyuyorum bağrımda..
Oysa, o kadar masumdu ki bendeki sevda,
Oysa o kadar diledim ki seni,
Anladım ki,
bundan öte yoktun bahtımda.
Yine de,
bir suçlu gibi bırakıp geride,
bana kırılmana gücüm yetmiyor..
Şimdi,
beni yargılayışınla,
paramparça kalıyorum ardınca..
Bırakta,
her adını anışımda,
ezik kalmasın yüreğim..
Artık affetsin beni gözlerin..
Artık affetsin....

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
28 Nisan 2009 Salı 23:52:18

KADINDIR
HAYATI ANLAMLI HALE
GETİREN

Bir konuşma sırasında
adamın biri kadının birine sormuş:
`Nasıl bir erkek arıyorsun?`
Kadın bir süre sessiz kaldıktan sonra
adamın gözlerinin içine bakarak sormus:
`Gerçekten bilmek istiyor musun?`
Adam biraz isteksiz, `Evet` demiş.
Ve kadın baslamış anlatmağa

`Bugün ve bu yaşta bir kadın olarak,
bir erkeğe onun benim için
benim kendime yapabilecegimden fazla
ne yapabileceğini soracak konumdayım.

Kendi masraflarımı karşılayabiliyorum;
bir erkeğin yada bir başka
kadının yardımına gerek duymadan evimi idare ediyorum.
Böyle olunca, `Sen masaya ne koyuyorsun?`
sorusunu sorma konumundayım.

Adam kadına bakmış. Paradan söz ettigini düşünüyormuş.
Kadın hemen bu düşünceyi düzeltmiş:
`Sözünü ettiğim, para değil.
Ondan öte bir şey istiyorum.
Hayatın her alanında mükemmeliyeti arayan bir erkeğe ihtiyacım var.`

Adam arkasına yaslanıp kollarını kavuşturarak
kadından biraz daha açıklama istemiş.
Kadın başlamış anlatmağa:

`Kendini zihnen mükemmelleştirmeye çalışan birini istiyorum,
çünkü sohbet ve zihnen uyarılma arıyorum.
Basit bir adama ihtiyacım yok.

Ruhen mükemmelleşmeye çalışan birini arıyorum,
çünkü dengesiz bir birleşmeye ihtiyacım yok.

Inananlarla inanmayanların bir araya gelmesi felakete yol açar.

Bir kadın olarak yaşadıklarımı anlayacak kadar duyarlı,
ayağımı sağlam basmamı sağlayacak kadar
güçlü bir erkek arıyorum.

Saygı duyabileceğim birini arıyorum.
Ona boyun eğmem için onu saymam gerekir.
Ben ona ne kadar dürüst ve açıksam,
onunda bana dürüst ve açık olması gerekir.

Kendi işini , hayatını yürütemeyen adama boyun eğemem.
Boyun eğme konusunda sorunum yok…
yeter ki buna değer biri olsun.

Tanrı kadını erkeğe eş ve yardımcı olarak yaratmış.
Kendine yardım edemeyen adama ben yardım edemem.`

Kadın aklından geçenleri böyle döküverdikten sonra adama bakmış.


Adam yüzünde şaşkın bir ifadeyle oturakalmışmış:
`Çok fazla şey istiyorsun.` demiş.
`Değerim çok fazla.` diye yanıtlamış kadın.




Değeri çok fazla olan bütün kadınlara…

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
30 Nisan 2009 Perşembe 01:48:24
Selam Sahra hanım.Bir türlü online denk gelemediik.Geçmiş olsun.Geçtiğinde eski dostlar yine bulışacağız

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
30 Nisan 2009 Perşembe 18:30:58

Yasaksın Bana

Seni düşünmeyi yasakladım kendime
Bütün duygularım tembihli şimdi
Gözyaşım kilitli gözlerime
Artık elime fırça alamıyorum
Bilirsin mavi özgürlüktür benim için
Bu nedenle maviydi bir çok resmim
Şimdi özgür değil artık yüreğim
Beyaz umutlarım vardı eskiden
Aydınlık bir rengim kalmadı şimdi
Ve ben
Paletime hangi rengi koyacağımı bilemedim
Ondandır hüzün resimleri çiziyor dizelerim
Özlemin kölesi oldu ellerim
Durup dinlenmeden anlatıyor kalemim
Anlatıyor bu yanlış yalnızlığı
Yüreğimi kapladı ayrık otları
Çiçeklenmiyor içimde bir tohum
Çorak topraklar gibiyim sen gideli
Ekmeğim,suyum,tuzumdun benim
Küçüldü dünyam
Soluk bile alamıyorum
Çünkü sen artık yasaksın bana
Hayat artık gözümde kum tanesi

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
1 Mayıs 2009 Cuma 11:38:10

-Acıyı görmek mi istiyorsun? Gözlerime Bak

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları,
Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin.
O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu.

Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi,
Umutla kurudum sensiz.
Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin.
Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan
Bir boşluktan içeri girdim her gece,
Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi.

Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? ve parmakların ince uzun mu?
Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip,
Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik.
Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan,
sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi.
Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim.

Acıyı görmek mi istiyorsun.
Gözlerime bak!
Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir`ini oku,
Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde.

Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık.
Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece.
Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü.
Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde.
Tek avuntum bu şimdilik.

Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben,
Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın?
Ölüm`müş,terk edilişmiş umurumda değil,gelme istersen.
Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde,
Kavuşma vakti olacak benim için ölüm.
Dudaklarımda ki acı tat?
Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek?
Ne yazık hiç bilemeyeceğim.

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Sen uzakta çok uzakta
Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın,
Benim gibi.

Seni seviyorum,
Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime,
Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de
İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı,
Haykırışı bu sevdiğim.
Sana ulaşamasam da,
Biliyorum ki zavallı kalbim
Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde
Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın
Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun.

Biliyorum beni sevdiğini
Acıyı tattığını da benden uzaklarda
Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin?
Acı tek taraflı olsaydı,
Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu.
Ama yokluk kötü sevdiğim.
Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü.

Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların,
Yüzüne hasret kaldığım günlerde
Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim.
Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını
Ve eminim ağlayacaksın.
Ağlamak seni ben yapar sevdiğim
Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak.
Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim
Oysa konuşan sendin hep benimle,
Ne martıların vapurlara takılışı,
Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim.
Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim.
Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında.
Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde
Bir gün seninle bir bankta oturup
Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik.

Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda.
Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki
Adım adım yok oluşumu izliyorum
Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle.
Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara,
karanlıklara bakıyorum mütemediyen
Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum?
Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp
Rabbime ettiğim dualarım,
Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden
Rabbimin bir bildiği var deyip
Kabul olmadığında dualarımın
Tekrar tekrar yalvarmalarım.

Seni okyanusların diplerinde
Bir midyenin içinde ki
İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım
Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde
Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde
Tek bir şey düşündüm?

Dokunamadan tenine,
Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı.
Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama
İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler
Seni seviyorum meleğim.

Acımasız olan ne sensin ne de ben,
Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece
Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım.
İnsan yaşamın değerini
Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor
Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil
Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin
Gözlerinin önünden geçmesi değil.
Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim.

Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı
Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin
Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş
Ve ben o ateşle yanmayı,
Sırf seni sevmek olduğu için
İnan bana çok sevdim.
SADECE SEVDİM....

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
1 Mayıs 2009 Cuma 16:39:07

 

 

Ah benim örselenmiş incinmiş karanfilim
Bir sessiz çığlık gibi kırmızı masum narin
Bu ürkek bu al duruş söyle neden bu vazgeçiş
Ne oldu ümitlerine bu ne keder bu ne iç çekiş

Sen ki özgürlük kadar güzelsin,sevgi kadar özgür
O güzel başını uzat göklere,gül güneşlere gül

Kırılma,küsme sen yine bir şiir yaz
Çok değil inan az kaldı az
Bu kadar erken susma biraz bekle
Ağlama,ağlama gül biraz

Ah benim örselenmiş incinmiş karanfilim
Bir sessiz çığlık gibi kırmızı masum narin
Sen ki özgürlük kadar güzelsin, sevgi kadar özgür
O güzel başını uzat göklere, gül güneşlere gül

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
2 Mayıs 2009 Cumartesi 23:55:07

hiç bir şey için geç kalmış sayılmayız

> Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için
> evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da
> ısıtırdı…
>
> Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik
> beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu
> özelliği artık beni huzursuz ediyordu.
>
> İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım.
> Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can
> atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı,
> evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.
>
> Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.
> Şaşkınlıktan gözleri açılarak `niye?` diye sordu.
> `Gerçekten belli bir sebeb i yok` dedim, `sadece yoruldum.`
> Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal
> kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte,
> sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne
> bekleyebilirdim ki!
>
> Sonunda sordu: `seni caydırmak için ne yapabilirim?`
> Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla
> değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
> `İşte mesele tam da bu` dedim. `Sorunun cevabını kendin bulup
> kalbimi
> ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.`
> `Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O
> çiçeği
> benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına,
> hattâ ölümüne mâl`olacak. Bunu benim için yapar mısın?`
> Yüzümü dikkatle inceledi ve `Sana bunun cevabını yarın vereceğim`
> dedi.
> Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
>
>
> Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak
> masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
> `Sevgilim` diye başlıyordu,
> `O çiçeği senin için koparmazdım` Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya
> devam ettim.
>
> `Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip
> çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar
> düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.`
>
> `Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve
> varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.`
>
> `Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
> kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.`
> `<Sâdık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki
> krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.`
>
> `Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapan ıklığını dağıtmak, can
> sıkıntını
> hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem
> için
> ağzıma ihtiyacım var.`
>
> `Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması
> kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem,
> saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilme
> merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin -
> gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için
> gözlerime ihtiyacım var.`
>
> `Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o
> çiçeği senin için koparırım bir tanem.`
>
>
> Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.
> Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
> `Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım.
> Çok
> sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.` Koşar ak
> kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu
> susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
> Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O
> çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.
>
> Bu gerçek aşktı.
>
> İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler
> sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de
> hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
>
> Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik
> değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep
> oralarda
> bir yerdedir.
>
> Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette
> gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu
> ebedi
> kalır.
>
> Hayat tam da böyle bir şeydir.

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
4 Mayıs 2009 Pazartesi 15:15:54
Tanımadığım Bir Aşka Gidiyorum!Yarın sabah bavulumu toplayıp, uçağa bineceğim. Hiç tanımadığım bir aşka gidiyorum. Şimdiden heyecan bastı. Ne garip bir his? Birisi canımı istedi, onu vermeye gidiyorum! Tanımadığım Bir Aşka Gidiyorum!Yüzünü hiç görmediğim, gözlerine değmediğim, elini tutmadığım bir aşka savruluyorum. İçimde çıkan büyük savaşlara rağmen, meraklı yanım, gitmeyi seçti. Bir adam, sadece sesini bildiğim, kelimelerinden büyük hayat hikayeleri çıkarmaya çalıştığım, büyük bir boşluğa doğru ilerliyorum. “Lütfen sev beni!” diye bağıran, kalbimi, ruhumu isteyen, biraz şair, biraz acemi, yaşam savaşından benim kadar büyük darbeler almadığı her halinden belli bir adamın yanına uzanıyor, elimde tuttuğum bilet. Havalimanına gelmesini istemedim. Beni beklemesini istedim. Kapıyı açtığında, sanki yüz yıldır yan yana duruyormuşuz gibi, birkaç gün önce gitmişim de şimdi gelmişim gibi, yabancılaşmadan o kapıdan girmek istiyorum. O benden daha telaşlı. Biraz içkiliydi telefonda konuşurken, heyecanını başka türlü bastıramamış. Beni alkol bile kesmeyecek sanırım. O yüzden içkiyi de mundar etmeyeyim diye, ağzımı sürmüyorum. Gidip geliyor duygularım. Söylediği her kelime için yeminler eden bu adama, inanmak dert değil de, onun bilmediği, daha önce çok yemin duyduğum! Öyle büyük bir ikilem içine girmişim ki, eski sevdaların dersleri cebimde dursun, ben yavaş yavaş yürüyeyim istiyorum. Sonra şeytan mı, melek mi, onu zaman içinde anlayacağımız ses, araya giriyor, gitmememi söylüyor. Denge bozuluyor, ortada kalıyorum. Kendimi bilirim, bu kadar kıpırdandığına göre kalbim, bavulu bir gece öncesinden hazırladığıma göre, ruhum çoktan yola çıkmış; bedenimin yetişmesini bekliyor sadece. Kişi kendini bilmez mi? Nedir ki bunca kafa karışıklığı Allah aşkına? Ben zaten tercihimi yapmışım, belli ki, en azından deneyeceğim; kendimi mi kandırıyorum yani? En iyisi fazla düşünüp, kurcalamamak. Biraz akışına bırakmak gerekiyor hayatı, bakalım kader beni nereye sürükleyecek? Tüm kırgınlıklarıma rağmen, kalbimde birikmiş, kabuk bağlamış yaralara rağmen, bir cesaret gelmiş, aşkın üstüne üstüne koşabiliyorum. Didikleyip, altından bir şey çıkarmaya çalışıyorum. Kendimi baltalıyorum yani! Bakmayın, aslında işin özünü biliyorum. Benim göremediğim ama onun beni gördüğü bir adam, geçmiş karşıma, sevmeye hazırım diyor. Ne desem aylarca vazgeçmiyor, inat ediyor. Kötü huylarımın hepsini söyledim. Daha ileri gidip bezdirecek hareketler ettim. Nuh dedi, peygamber demiyor. Özet şu, düşündüm, bir kere de o acıtsın canımı ne çıkar dedim. Kalp bunca savaşı verdikten sonra, küçük bir darbe daha alırsa yıkılır mı? Yok, yıkılmaz! Ne inatçı, ne dayanıklıdır o kalpler! Kanmak istiyorum! Söylediklerinin hepsi yalan bile olsa, bilinçli olarak kanmak istiyorum. Bu da koruma kalkanım işte, gün gelip tükendiğimizde, zaten biliyordum diyerek içimi rahatlatacağım. Yarın, hiç bilmediğim bir aşka gidiyorum. Neler olacağı muamma, ancak çok iyi bildiğim bir şey var: Yaşamak için geç kalmak istemiyorum! Aşkın olduğu her yer benim oyun alanım. Biri “benimle oynar mısın” dedi. Misketleri varmış renk renk, ben de inandım, gidiyorum. Bakalım bu film nasıl olacak? Tek isteğim, diğerlerinden biraz daha lezzetli, biraz daha keyifli olması. Bu da bozuk çıkarsa, bir dahaki yazının başlığı hazır demektir: Aşk sadece kendini tekrar etmektir!

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
4 Mayıs 2009 Pazartesi 16:40:48

Yokluğun Buz Gibi soğuk



Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... `Üşüme` diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... `Özledim` deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum...

Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim…

Ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk... Karakıştaymışım gibi üşüyorum... Yüreğim donmuş sanki, gözlerim de...
Ateşler içinde bedenim... Öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar...

Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde, ağrılı şiirler topluyorum gecelere...
Bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. Ama ben üşüyorum. Yokluğun buz gibi soğuk. Yakacak bir şeyimde yok…
Ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım… Ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara… Bakakalıyorum ardından çaresiz…

Ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir anne şefkatiyle.. Geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum... Bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin... Bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü... Ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya...

Susuyorum artık derin derin... Ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi... Oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya anlaşılmaya... Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, söküp almanı hicranımı bir tılsımla...

Yüreğim kanrevan, yüreğim yorgun, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak...

Gel, yüreğim ol cangülüm, her ölümümde yeniden hayat ver bana. Elim ol, ayağım ol, canım ol... Gecem - gündüzüm ol... Ağlayan gözlerim ol her damlada yeniden doğur beni, yeniden doğur umudumu. Her öldüğümde yeniden yarat ki, seni ne kadar özlediğimi anlatayım yeryüzündeki canlı - cansız varlıklara, seni ne kadar çok sevdiğimi anlatayım...

Önce sen gel sevgilim solmadan resimler, şiirler sislenmeden... İslenmeden geceler... Sonra ölüm gelsin...

Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi.

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
4 Mayıs 2009 Pazartesi 16:42:26
Selam Sahra hanım.Nasılsın?

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
4 Mayıs 2009 Pazartesi 16:53:58

Yokluğunda Yok Oldum

Seni ne kadar unutmak istesem de
Beyhude bir gayret biliyorum sevdiğim
Yenik düştüm sevdanın kündesine
Hasret minderinde tuş oldu şimdi ruhum.
Her şey hala ilk günkü gibi taptaze
Her an üzerimde taşıyorum varlığını.
Senden sonra nice sevgililere
Meyil verdi durdu yaralı gönlüm
Belki biraz olsun seni unuturum diye
Ama ne güzel sesini işitebildim
Ne de tatlı tebessümün vardı yüzlerinde.
İçimde hep bir umut, hiç ayrılmamış gibi
Sanki uzak bir diyarında dünyanın
Özlem duymaktayım sadece
Sana kavuşacağım meçhul gününe.
Aşk bu, her şeyiyle yaşanacak demek ki
Dün köpük köpük coşkusu içimdeyken
Şimdi hasret boyutunu yaşıyorum sevdanın.
Prangalar vurdu kahreden yokluğun
Zamanın baş döndüren çılgınca seyrine
Ölüm denen tükenişi tanıdım
Hasretinin çaresizliğine eriştiğimde.
Ruhumun yıkılmaz tabusu oldun
Sevdanın mürekkebiyle yazıldı bu yazı
Aşk bu, silinmez artık bir kalemde.
Belki kuruyan dudaklarımda son bulacak
Ölümün tüm peltekliği dilimde
Son nefesimde adını heceleyerek öleceğim.
Sensiz kaç gece daha dayanırım ki bilmem
Kollarım böyle bomboş kalmayacaktı
Şimdi yatan sen olacaktın yanımda sere serpe.
Ya sen olmadan bir daha nasıl can veririm
Sevdamıza perçin vuran dizelere.
Varlığım, yaşamım, nefes alışım
Artık her şeyim sana endeksli
Tüm hesaplarım sana kavuşmak üstüne.
Bir insan böyle mi sevilirmiş canını verircesine
Allah`ım bağışla!
Ama yine sen değil misin, can veren bu sevgiye.
Ah benim sonbaharda açan nazlı gülüm
Mevsimin yorgunluğu çökse de üstüne
Hala en alımlısı sensin güllerin içinde.
Paraymış, pulmuş, serveti neyleyim
Senden gayrı ne varsa silindi gözümde
Asla vaz geçmem sevda çiçeğim
Uzak yaban ellerde açsan bile
Bir ömür sabırla bekleyeceğim
Yeter ki bir günüm olsun seninle.

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
4 Mayıs 2009 Pazartesi 23:09:28
apo bey merhaba  tşkr  iyi olacam inşallah bir saatim diğerine uymuyor yinede çok şükür umarım dah kötüsü olmaz  kemo terapi gittikçe zorlaştıracak diyorlar ama inşallah  bundan fazlası olmaz yazınızı yeni gördüm apo bey herşey gönlünüzce olsun sağlıcakla kalın

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
5 Mayıs 2009 Salı 01:06:40
Geçmiş olsun Sahra hanım.İnşallah tez zamanda iyileşir aramıza devamlı katılırsın.Eski dostlar olmadan buranın tadı olmuyor

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
5 Mayıs 2009 Salı 14:40:58

Çok özledim

elimi nereye atsam boşluk
gözlerimi nereye çevirsem sen yoksun
artık hiç birşeyin tadı yok
gözlerime mil çektim
hatırlayamıyorum hangi pişnalığıma saklıadım seni
yada kaç pişmanlık yaşadım yüreğimle
sen varmıydın sahiden?
yoksa hiç yaşamadım mı ben seni?
bir hayal miydin bende?
tek şey var çok özledim seni
artık dayanamıyorum hasretine
birde her acıdığında yüreğim
ellerimle bir damla kan avuçluyorum
çok özledim seni
öyle özledimki....
değil görmek sesini duysam
alıp saklayacağım seni yankılarıma
tekrar tekrar dinleyeceğim seni
özlemimi anlatamam sözlerle
bir naklarat oldun dilimde
hep aynı şeyleri söylüyorum kendi kendime
çok özledim seni
hissediyor musun seni özlediğimi
durup duruken hüzün çöküyor mu üzerine?
aklına geliyor muyum aniden
ben yine yaşıyorum ölmedim sen gittin diye
yemekten içmektende kesilmedim
ama hiç birşeyin tadını alamıyorum sen yokken
akşamları yokluğunla boğuşuyorum
arada sırada sana kahrediyorum
özlemimin ucunda bir uçurum
bir adım daha atsam düşeceğim diye korkum
avutamıyorum kendimi ne yapsam
çok denedim unuttum dedim ama yalan
nerdesin kim sakladı seni
adı olmayan şehirlere
çok özledim seni
buram buram kokuyorsun bende
haykırıyorum her incindiğimde
duyulmuyor
olmuyor
hiç birşey yerini doldurmuyor
tek gerçeğim senin yokluğun
tek acım senin sancın
nefes olarak içime çektiğimse senin hasretin
nerdesin
çok özledim seni

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
5 Mayıs 2009 Salı 14:47:36

İçimdeki Çığlık

Kimse yerini dolduramadı,
Ben hep seni bekledim.
Kalp çarpıntım hiç durmadı,
Ben hep seni özledim.

İçimdeki çığlık hiç susmadı,
Ben hep seni istedim.
Nerdesin? ?

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
5 Mayıs 2009 Salı 18:58:00

süleyman beye hoş geldin diyoruz  umarım  bu sesizlikte  buraya  katkıda bulunur

apo bey sanırım arkadaşınız lütfen siz ağırlayın onu yalnız bırakmayın   her şey gönlünüzce olsun

Sahra basak (senanurr)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1468
5 Mayıs 2009 Salı 18:59:00

İçimdeki Çığlık

Kimse yerini dolduramadı,
Ben hep seni bekledim.
Kalp çarpıntım hiç durmadı,
Ben hep seni özledim.

İçimdeki çığlık hiç susmadı,
Ben hep seni istedim.
Nerdesin? ?

 

 

)

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
5 Mayıs 2009 Salı 21:51:13
Selam Sahra hanım.Evet arkadaşım.Siz merak etmeyin,arkadaşım  olmasada gelen misafirleri yalnız bırakmam

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
6 Mayıs 2009 Çarşamba 12:34:42
Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem
Böyle durup durup senden ayrılmak varsa
Orada bir mezar kazılır benim için
Ayrılığın nerede başlarsa. Yitirdim umut kırıntılarımı
Sevgimi, neşemi, bütün varımı
Çaresiz bir yokluğun içindeyim
Gömdüm içime yıkıntılarımı
Arıyor bir yarım öbür yarımı

Sweety love (sweetylove)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1
6 Mayıs 2009 Çarşamba 20:44:06
Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok
beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.

Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir
ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider
ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.

Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını
öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte
yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç
düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine
uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl
bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir
kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler
sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi
kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da
geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir .
Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek
isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok
sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha
fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya;
Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı.
İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi.
Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını
istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı)
Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu
şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş
istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim.
Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek
üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim.

Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz

Sayfa:1 - 2 - 3İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa