|
| Gönderen | Mesaj |
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
25 Şubat 2009 Çarşamba
23:02:08
|
|
|
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
25 Şubat 2009 Çarşamba
23:03:05
|
|
|
BAKMA SEN.. Bakma sen… Yeryüzünün, fitneyle dolduğuna, Cehâletin, bu kadar cesaret bulduğuna; Bakma sen.. Zâlimlerin hükümrân olduğuna; Firavunlar, Kârunlar, Berzah’ta beklemede, Hepsi hesap verecek, o Büyük Mahkeme`de…
Bakma sen.. Dalâletin îtibâr gördüğüne, Zilletin, zirvelerde saltanat sürdüğüne, Bakma sen.. Adâletin, yerde süründüğüne; Bil ki; bütün deliller, Ukbâ’da beklemede, Terazi çok hassastır, o Büyük Mahkeme`de…
Bakma sen.. Zorbaların, heybetli durduğuna, Fâsıkların, şeytanla ittifak kurduğuna. Bakma sen.. Ekranların ahlâkı vurduğuna; Gör ki; bütün kâinat, sabırla beklemede, Susanlar konuşacak, o Büyük Mahkeme`de…
Varsın olsun.. Çatıda, münâfıklar fırkası, Çağdaşlık maskesinde, siyonizm markası. Varsın olsun.. Dünyada, nâmertlerin arkası; Bütün şehit kanları, toprakta beklemede, Boğacak gâfilleri, o Büyük Mahkeme`de…
Varsın olsun.. İslamı, yobazlığa yoranlar, Müslümana mürteci, damgasını vuranlar, Varsın olsun.. Üzülme, Hakk’a tuzak kuranlar; Kıyamet buyruğunu, İsrafil beklemede, Son hüküm Allah`ındır, o Büyük Mahkeme`de…
Varsa ki; Allah için, çektiğin zerre çile, Getiriyorsan eğer, Hakk için hakkı dile; Ne çıkar.. Bütün dünya, seni hor görse bile; Sana şâhitlik için, melekler beklemede; Mazlumun âhı kalmaz, o Büyük Mahkeme`de…

|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
25 Şubat 2009 Çarşamba
23:03:56
|
|
|
Yüzü dost özü düşmandan usandım,
Dili mümin kalbi şeytandan usandım,
Dostum herkesin kahrı çekilirde...
Ben davasız müslümandan usandım.
Şemsi Tebrizi Hz leri
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
26 Şubat 2009 Perşembe
22:21:04
|
|
|
Rabbim beni kendine dost secinceye kadar yaşat.Ve aşkınla yandığım bir anda canımı al, Kİ,ÖLÜM "AŞKIMIN ADI" olsun!..
Ruhum susamış suya... Kalbim özler seni Gözlerimi senin sevdiğin şeylere çevirdim, Kulaklarımı seni çağıranın ülkesine bıraktım. Ve susan bir toprak gibi bitkin kaldım. Biliyorum, çünkü senin sevgin yasamdan iyidir, Senin isimlerin lezzetidir dilimin, Kalbimi senin yoluna koydum. Ve ellerimi senin dergahına açtım. Bundan sonra da sana gelecek, senden bekleyeceğim. Böylece ruhum doyacak, kalbim vuslatını bulacak. Çünkü elimde, dilimde ve kalbimde senin övgün olacak. Seni zikrettiğim zaman, evrenin de zikrini duyuyorum. Görüyorum ki yalan değilim. Seni bizimle birlikte söyler alem, hem her anında. Senin meleklerindir dualarımıza amin katan. Ne güzel bir arzuyla ve rahmetin kokusuyla yağar yağmurlar, Sanki senin adini çağlar. Güneş ve ay, senin nurundan almış nasibini. Güneş senin sevginden böyle ateş, ay böylesine mahzun. Yıldızlardır seni müjdelerken göz kırpan. Irmaklar senin hasretinden böyle çağlar, Deniz bu ayrılıktan deli, böyle dalgalı... Ve hüzünlü hep .... Kuşların ümidi sen, Bitkilerin neşesi, çiçeklerin rengi sen... Ve insanların hiç bitmeyen duası sen! Müminlerin kalbi sen! Rahim sen! Sen, sonsuz aydınlıksın. Kalplerimizin hiç batmayan güneşisin. tüm varlığımla senin yolundayım. Tüm kalbimle arıyorum seni. Ne zaman sesleneceksin bana? Günahlarımın ve isyanlarımın karanlığından mi uzaklığın? Ama sen, sen ey Rabbim! Adaletinle değil, merhametinle gel bana. Tüm güzel sözlerimizi ve söyleşilerimizi katına kabul et.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
27 Şubat 2009 Cuma
22:02:47
|
|
|
CENNET
Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.
Öğretmeni, onun bu halini fark etti: - Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?
Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi: - Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim. - Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım? - Ahmet arkadaşımız var ya… - Evet, ne olmuş Ahmet`e? - Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor. - Eee? - Ona yardim etmek istiyorum.. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?
Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.
Nurhan Öğretmen: - Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum? - Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum. - Nerede çalışıyorsun? - Simit satıyorum..
Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.
Nurhan Öğretmen, Ali`ye dondu: - Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu. - Çok zengin bir işadamı… - Niçin? - İnsanlara daha çok yardım etmek için… - Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet`in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı? - Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım. — Neden olmaz? — Üç sebepten dolayı olmaz.
Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.
İkincisi: `Ağaç yas iken eğilir.` deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.
Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.
Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu: - Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.
- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet`i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet`in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet`e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?
Nurhan Öğretmen`in gözleri dolmuştu. Başını `Evet` anlamında sallarken Ali`yi evine yolladı.
Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali`nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.
Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.
Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.
Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık `Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak` diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, `Ne dediniz hocam?` demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti
Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir
http://www.microsoft.com/windows/windowslive/
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
28 Şubat 2009 Cumartesi
21:44:04
|
|
|
nerdeee eski günlerrrr nerde eski büyüklerimiz ailem bir mahalleye yetiyordu valla onu nyetmediği yerde araya başkasını koyardık nerdeeeee asrı saadet nerde yardım mutluluğu ehh artık şeytan aktif insanları korkutuyor verirsen eksileceksin fakir olacaksın diye insanlar vereceği şeylerin fazlası onlara gelecek bilselerdi
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
28 Şubat 2009 Cumartesi
22:57:09
|
|
|
sahra hanım eskileri boş ver onlar geçmişte kaldı sende bir yenilik yapıp grubun arka panosundaki resmi deyiştirip yenilik yapsan artık tabi bu benim görüşüm sen nasıl karşılarsın bilemem hep aynı resme bakmayalım arada birdeyişiklik yapılmalı bence herkez yaptı birsen deyişiklik yapmadın hala
|
|
|
1 Mart 2009 Pazar
15:48:29
|
|
|
ALLAH SANA Gününü aydınlatacak ARZU Arzularını güçlendirecek KUVVET
Kuvvetini yaratacak PARA Parayı kazanacak FIRSAT
Fırsatları değerlendirecek AKIL Aklı koruyacak SAĞLIK
Sağlığını sürdürecek MUTLULUK Mutluluğu getirecek SEVGİ
versin. Amiiiiinnnnn !!!
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
1 Mart 2009 Pazar
16:05:30
|
|
|
|
peki öyle olsun elvancığım ben biraz değişiklik yapmayı sevmem bir düzende oturunca her şey öyle gider hayatımda böyle
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
1 Mart 2009 Pazar
17:10:51
|
|
|
yemliha özürr ben elvan yazıyor sandım bak değiştim işte )
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
1 Mart 2009 Pazar
23:25:50
|
|
|
deyişiklik iyidir sahra hanım galiba sen biraz yaşlanmaya başlamışşın
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
2 Mart 2009 Pazartesi
21:22:23
|
|
|
haklısın yemliha zaten yaşlıyım yani başlamadım ))
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
7 Mart 2009 Cumartesi
18:02:25
|
|
|
Bir tesadüfle başladı dostluğumuz. İlk defa sende gördüm sevmekten korkanı. Ve ilk defa sende gördüm mutlu edilmek istemeyeni. Bir çok ilki sende yaşadım ve sonu. Mutluluktan korkana pek rastlanılmaz.. Bu benim için bir ilkti.. Sen Yılmaz Erdoğan`ı sevdin,ihtimalleri sevdin Ben ihtimalleri sevmeni. Hani bir şair diyor ya `` her son yeni bir başlangıçtır `` İşte ben öyle bir sondaydım karşılaştığımızda. Sen ise yeni bir başlangıçta. Gözlerine baktığımda Aşkı gördüm. Sözlerinde ise hüznü... Küsmüştün hayata ve çok karamsardın. Zaman bazen merhem olur hani.. Yaraları iyileştirir. Bende öyle sanmıştım. Ben gözlerine baktığımda aşkı gördüm. Söylemek çokmu ağır geliyor `` aşığım,aşığım işte`` demek. Ben ihtimalleri sevmeni sevdim. Belki, belki birgün cesaretini toplarda söylersin ``Aşığım be sana aşığım işte`` Ama zor be güzelim, zor bu gidişle. Ne ``seni seviyorum`` diyeceksin.. Ne de ben o sözleri duyacağım.. Ben gözlerine baktığımda yeni bir sonu gördüm. Artık şunu iyi biliyorum ki Ne yeni bir başlangıç olacak bu tende, Ne de başka son Ben gözlerinde sonu gördüm
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
7 Mart 2009 Cumartesi
19:14:03
|
|
|
Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin."
"Ya Rabbi! Bana ne senin zikrini unutturacak, sana şevkimi söndürecek, seni tesbih ederken duyduğum lezzeti kesecek bir hastalık; ne de beni azdıracak, şer ve kötülüğümü artıracak bir sıhhat ver." Ey Merhamet edenlerin merhametlisi! Merhametinle bu duamı kabul et.
Allah`ım kalbimi nurlandır, kulağımı nurlandır, gözümü nurlandır, saçımı nurlandır, derimi nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, önümü nurlandır, ardımı nurlandır, altımı nurlandır, üstümü nurlandır, sağımi nurlandır, solumu nurlandır, Allahım! nurumu artır, bana nur ver. Ey nurun nuru ey merhametlilerin merhametlisi Allahım merhametinle beni nur et.
Bu dua, ismi güzel, cismi güzel, teni güzel, canı güzel, ruhu güzel, huyu güzel Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)`in dilindendir. Allah’ım, Muhammed ve âline salat eyle ve saygınlık döşeğini benim için yay; (kana kana içebilmem için) rahmet pınarlarının kaynağına indir beni; cennetinin ortasında yer ver bana; beni katından kovulmayla karşılaştırma; senden ümit kesme yoksunluğuna duçar etme; İşlediklerimle kısas etme; kazandıklarım hususunda sorgulama; gizlediğimi açığa çıkarma; örttüğümü açma; amelimi adalet terazisinde ölçme; halkın gözleri önünde halimi aşikâr etme; yayılması benim için utanç vesilesi olan şeyleri onlardan sakla; katında beni rüsvay edecek şeyleri onlardan gizle. Hoşnutluğunla derecemi yükselt; bağışlamanla saygınlığımı kâmil eyle; beni sağdakilerin (Ashabü’l-Yemin) arasına kat; güvene kavuşanların yollarına yönelt; kurtuluşa erenler grubuna dahil eyle; benimle salihlerin meclislerini şen eyle. ya Rabbe’l-âlemin. Allahım, bizi saadet, selâmet, Kur`ân ve iman ehlinden eyle Âmin.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
7 Mart 2009 Cumartesi
19:17:04
|
|
|
SÖZE ÇOK DİKKAT ETMEK GEREKİR -BU DİL, ÇAKMAK DEMİRİ İLE ÇAKMAK TAŞI GİBİDİR.DİLDEN SIÇRAYIP ÇIKAN SÖZ,ATEŞE BENZER. -BAZEN LÂF OLSUN DİYE,BAZEN DE BİR ŞEYİ ANLAMAK,NAKLETMEK İÇİN O DEMİRİ VE TAŞI BİRBİRİNE VURMA. -ÇÜNKÜ,ORTALIK KARANLIK VE HER TARAFTA PAMUK VAR,KIVILCIM PAMUĞA SIÇRARSA NE OLUR? -ZÂLİMLER;İNSANLARA KÖTÜLÜK YAPMAK İSTEYENLER O KİMSELERDİR Kİ;GÖZLERİNİ KAPAMIŞLAR,SÖYLEDİKLERİ SÖZLERLE ÂLEMİ FİTNE ATEŞİYLE YAKIP YANDIRMIŞLARDIR. -ŞUNU BİL Kİ,AĞZINDAN,DİLDEN ANSIZIN ÇIKAN SÖZ,YAYDAN FIRLAMIŞ OK GİBİDİR. -EY OĞUL,O OK BİR DAHA GERİ DÖNMEZ;SUYU BAŞTAN KESMEK GEREK. -SELİN BAŞLANGIÇTA BAŞI BAĞLANMAZ,ÖNÜ ÇEVRİLMEZSE,BÜTÜN DÜNYAYI TUTAR;BİRÇOK YERLERİ YIKARSA BUNA ŞAŞILMAZ. -BİR SÖZ VARDIR,DÜNYAYI YIKAR,HARAP EDER;BİR SÖZ DE VARDIR,ÖLÜ GİBİ CANSIZ DURAN TİLKİYE,ARSLAN CESARETİ VERİR. -RÛHLAR ASLINDA,AYNI YERDEN GELDİKLERİ İÇİN,ÎSÂ NEFESLİDİRLER.BAZEN NEFSE UYARLAR,YARA OLURLAR.BAZEN HAKK`A UYARLAR,DERTLERE DEVÂ,YARALARA MERHEM KESİLİRLER. -RÛHLAR,NEFSÂNÎ ARZULARDAN KURTULSALARDI,GÜNAH PERDELERİNİ YIRTSALARDI HER RÛHUN SÖZÜ,ÎSÂ NEFESİ GİBİ DİRİLTİCİ OLURDU. -ŞEKER GİBİ SÖZ SÖYLEMEK İSTERSEN,SABRET,HIRSTAN VAZGEÇ,NEFSÂNÎ ZEVKLER HELVASINI YEME. -ÇÜNKÜ HELVA YEMEYİ,ÇOCUKLAR ARZU EDER;AKILLI VE FİKİRLİ KİŞİLER SABRI ARZU EDERLER. -SABREDEN GÖKLERİN ÜSTÜNE YÜKSELİR,HELVA YİYEN İSE GERİLEDİKÇE GERİLER.
mesnevi şerif
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
7 Mart 2009 Cumartesi
19:46:06
|
|
|
GÜLÜN GEÇİRDİĞİ SAFHALAR,BAŞINDAN GEÇEN MACERALAR
-EY BİR YERDE DURAMAYAN,DİNLENME NEDİR BİLMEYEN RÜZGÂRIMIZ! GÜLE BİZDEN HABER GÖTÜR DE, DE;"GÜL BAHÇESİNDEN KAÇIP ŞEKERLE DOST OLAN GÜL,NASIL OLDU DA YURDUNDAN,ANANDAN,BABANDAN,KARDEŞLERİNDEN,ARKADA- ŞLARINDAN VE SANA GÖNÜL VEREN,SENİN İÇİN FERYÂT EDİP DURAN BÜLBÜLDEN AYRILDIN GELDİN, ŞEKERE KARIŞTIN,`GÜLBEŞEKER` TATLISI OLDUN?" -EY GÜL! NEDEN ŞEKERE KARIŞTIN? ASLINDA SEN,KENDİN ŞEKERSİN,ŞEKER GİBİ TATLISIN,HOŞSUN. ŞEKER OLDUĞUN İÇİN,HERKESTEN ÇOK SEN,ŞEKERE LÂYIKSIN AMA,NEDEN GÜL BAHÇESİNE KARŞI VEFÂSIZLIKTA BULUNDUN? ŞEKER DE,GÜL DE HOŞ,FAKAT VEFÂLI OLMAK HER İKİSİNDEN DE HOŞ,HER İKİSİNDEN DE TATLI. -EY GÜL MADEM Kİ BAHÇEDEN AYRILDIN,GİTTİN,SANA BİR İKİ SÖZÜM VAR: O GÜZEL YANAĞINI ŞEKERİN YANAĞINA KOY DA ŞEKERDEN TAT AL,ŞEKER GİBİ OL,ŞEKERE DE BAHÇEDEN ALIP GÖTÜRDÜĞÜN HOŞ KOKUNU VER! O DA GÜL GİBİ OLSUN.AYRILIĞI GÖZE ALDIN AMA,BU AYRILIKTA KAZANCIN DA VAR: SEN ŞEKERİN İÇİNE GİRDİĞİN İÇİN GÜL OLARAK ORADAN,ORAYA GÖTÜRÜLMEKTEN,YOLCULUĞUN CEFÂSINDAN,SOLUP,PÖRSÜMEKTEN,YERLERE ATILMAKTAN,ÇİĞNENMEKTEN KURTULDUN. -ŞİMDİ `GÜLBEŞEKER` TATLISI OLDUN YA, SENİ YİYENLERE GÖNÜL GIDÂSISIN,GÖZ NÛRUSUN. BU YÜZDEN ARTIK GÜLDEN GÖNLÜNÜ ÇEK; O NEREDE,BU NEREDE? -SEN BAHÇEDE DİKENLE BERABER OTURUYORSUN.AKIL GİBİ CANA YAKIN İDİN,İNSANA KARIŞTIN.ŞEKERLE BERABER İKEN ŞİMDİ İNSANLA BERABER OLDUN.NÛR OLDUN. HAYDİ ŞİMDİ DE ŞU GÜNÂHLARLA KİRLENMİŞ YERYÜZÜNDEN GÖKYÜZÜNE YÜKSEL MENZİL MENZİL,KONAK KONAK TÂ ONUNLA MÂNEN BULUŞMA YERİNE KADAR YÜRÜ!... -EY GÜL! SEN ŞİMDİ DÜNYAYA YUKARIDAN BAKIYORSUN DA, DÜNYADAKİ ACÂİP HÂLLERİ GÖRDÜĞÜN İÇİN DÜNYAYA GÜLÜYORSUN. O YÜZDEN ELBİSELERİNİ YIRTIYORSUN.EY KIZIL KAFTANLI,GÜÇLÜ, KUVVETLİ YİĞİT ER,BEN SENİN HAYRÂNINIM! -GÜLLER "KİM MÂNEN HAKK`A OLAŞMAK İSTERSE,BELÂNIN,IZDIRABIN BİR MERDİVEN OLDUĞUNU BİLSİN DE,BAŞINA GELENLERDEN ŞİKÂYET ETMESİN! BELÂLARDAN KORKMASIN,CANINI BELÂLARA ATSIN!" DİYE NÂRALAR ATARAK,UÇUŞUP,SAÇILARAK GÖKYÜZÜNDEN GÜL BAHÇESİNE YAĞMADA... -KENDİNE GEL DE,ŞU KAPTAN,GÜLSUYU ÇIKARAN USTANIN TESTİSİNDEN BİR YOLUNU BULUP,TER GİBİ SIZ,O HAPSEDİLMİŞ KAPTAN,BİR RÛH GİBİ KAÇ,KURTUL. -NE DE TÂLİ`LİYMİŞSİNİZ,NE DE BAHTINIZ YÂRMIŞ! BENZİNİZ GÜL GİBİ KIPKIRMIZI. BİZ DE SİZİN GİBİYDİK,R3UH OLDUK,KURTULDUK. HAYDİ SİZ DE RÛH OLUN,BU KİRLİ YERYÜZÜNDEN KURTULUN. -GÜLBEŞEKERDEN MAKSADIMIZ,HAKK`IN LÛTFUYLA BİZİM VARLIĞIMIZDIR.VARLIĞIMIZ SANKİ DEMİR KIRINTISI,HAKK`IN LÛTFU İSE MIKNATIS!... -AKIL DA AYNADIR.DEMİRDEN AYNA YAPAN AYNACI,ONU PARLATMAK,AYNA HÂLİNE GETİRMEK İÇİN ONA ÇOK EZİYET ETMEDEDİR DE BU YÜZDEN OLACAK,AYNA BİZİ İSTEMİYOR,BİZE GELMİYOR,HEP BİZ ONU ELİMİZE ALIYOR,ONA BAKIYORUZ. O BİZE ŞUNLARI SÖYLÜYOR AMA, KULAKLARIMIZ GAFLER PAMUĞU İLE TIKALI OLDUĞU İÇİN DUYAMIYORUZ:"EY İNSANLAR,BEN SİZİ,SİZSİZ İSTERİM!"
DÎVÂN-I KEBÎR
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
3 Nisan 2009 Cuma
00:37:30
|
|
|
Hiç sadece kendinize ait bir seccadeniz oldu mu? Çok bunaldığınız bir günün gecesinde, abdestinizi alıp alnınızı seccadenizin yumuşaklığına bırakıp
huzur duygusunu yaşadınız mı hiç? Teslimiyet duygusunu tattınız mı gerçekten, o en özel anda; secde ederken..
Ayaklarınız, dizleriniz, avuç içleriniz ve alnınız yere değerken Ona en yakın oluş anını anlamaya, hissetmeye çalıştınız mı? Bunu ısrarla defalarca denediniz mi?
Sabah namazını camide kıldınız mı yakınlarda? Sabah namazı cemaatinin yüzlerine bir bakın, onların hallerini anlamaya çalışın. Bizim güzel dinimiz Allah a şükür- bizlere sadece ahiret saadeti değil dünya saadetini de vaat ediyor.
Sabah namazı, günün en özel anı.. O saatte uyanıp pencerenizi bir açın ve kuşları dinleyin. Düşünün, anlamaya çalışın kuşların çırpınırcasına bize neyi anlatmaya çalıştıklarını.Abdest aldıktan sonra,
sabah namazını kılıp ilgili şeytanlar bizden uzaklaştıktan sonra birden kendimizi nasıl da dinç, zıpkın gibi hissetmemiz ilginç değil mi?
Öğle namazı Günün tam ortası, sabahın yoğun koşuşturmasının ardından bir durup dinlenme, zihnini boşaltma ve tefekkür molası. Veyahut
yeniden şarj olma. Günün tam ortasında olduğumuzu hatırlama. Bir nevi bir anı yakalama şansı. İman etmemiş kimsenin anı yaşayabileceğine inanmıyorum şahsen. Çünkü gerçek huzuru yakalamak ancak gerçek imanla mümkün. İmani anlamda zafiyet
gösterdiğimiz, dünyaya daldığımız zamanları düşünün. Böyle zamanlarda yaptığımız, acı ve haz arasında gidip gelmekten başka bir şey değil. Haz anlarında yakaladığımızı sandığımız huzur duygusu ise gerçek değil, geçici.
Ve ikindi. İkindi vakti günün ayrı bir huzur anı. Fırsat bulabilirseniz büyük bir camiye ezandan on dakika önce gidip avluda oturmanızı öneriyorum. Mevsim de uygunsa bu on dakikalık zamanı açık
havada tefekkür ederek geçirmek nefis oluyor. Gerçek manada bir tefekkür seansı için Esma-ül Hüsna dan bir isim seçmek, bu ismi zikrederek
derin düşüncelere dalmak özellikle harika. Bunun üstüne 4+4 lük bir ikindi namazı, Rahman ın rahmetine mazhar olmak duasıyla.
Akşam namazı, akşama selam verme anında, günün bir diğer özel zamanında yeniden O nun (c.c) huzuruna çıkış. Yeniden dünyaya, dünya işine bir mola vermek. Ya da daha doğrusu asla rücû!.
Uyumadan önce, günün son namazı; yatsı Uzmanlar kişinin bilinçaltına en etkili mesajların gönderildiği zamanların uyumadan önce ve uyuduktan hemen sonraki zamanlar olduğunu belirtiyor.
Uyumadan ve uyanınca kılınacak namazlar imani farkındalığımızı artıracak faaliyetler olacaktır. Gece, günün muhasebesinin yapılacağı ayrı bir
tefekkür dönemi. Bu zaman dilimine girerken uçan halımıza binip, alemlere manevi bir yolculuk yapmak ne güzel.
Ağlayın, su yükselsin belki kurtulur gemi
|
|
|
3 Nisan 2009 Cuma
16:52:02
|
|
|
Sahracım seni görmek çok güzel. İnşallah iyisin dimi tatlım
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
4 Nisan 2009 Cumartesi
10:58:35
|
|
|
günaydın elvancığım inşallah iyiyimdir yani cümlemiz iyi oluruz bir kaç gün içinde samsuna dönecem kemoterapi radyoterapiye orda başlamaya karar verdim rabbim nasip ederse burda uzun süre kalmak istemedim mutlu olun sağlıcakla kalın
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
10 Nisan 2009 Cuma
16:52:28
|
|
|
Önce siz vardınız. Bütün ruhlar “bela” derken, Siz yine en baştaydınız. Orada da önderdiniz. Ölümsüz ruhunuz aydınlattı bütün “bela”ları… Siz olmasaydınız zaten yaratılmazdı ki âlemler… Hz. Adem’in tövbesi kabul edilirken sebeptiniz; Hz. İsa’nın ruhu Rabbine giderken Ahmed’diniz. .. Siz müjdeciydiniz Efendim… En büyük müjdeydiniz.
Bilemedik Efendim. Kıymetinizi… Hayatınızı… Sizi…
Kâinatın yaradılışından, Kâbe’nin sahibinin evini koruduğu güne kadar; Kâinat sizi tanıyordu. Gelişiniz bekleniyordu. Ebabiller zalimlere kahhar adına savururken taşları; Yer-gök hasretinizden yanıyordu. Beklenendiniz. Kimseyi beklemek böylesine güzel olmamıştı. Kâinata müjdelenmiştiniz. Kimse sizin gibi ışık saçmamıştı. Varlığınızla sarsılırken âlemler; Semave deresi size kavuşmak için çağlamış, Kisra’nın sarayı önünüzde eğilmek i istemişti Yüzyıllardır yanan ateşler nurunuzdan utanmıştı belki de… Siz gelmiştiniz Efendim… Şereflendirmiştiniz kainatı… Siz mahzundunuz Efendim… Babanızı görmediniz hiç. Yetim kaldınız önce. Sonra melekler silerken gözyaşlarınızı, Uzak bir köyde annenizi bıraktınız. Daima yaralıydı kalbiniz; Fakirliği, açlığı, gurbeti, Yenilgiyi gördünüz. Yurdunuzdan kovulmayı da… Bilemedik Efendim… Hüznünüzü… Kırık kalbinizi.. Sizi… Bilemedik Efendim… İçten gelen bir sesle “Anam, babam sana feda olsun” diyemedik. Siz liderdiniz Efendim… Bambaşkaydı her tavrınız… Cesaretle şefkatin birleştiği bir çınardınız. Zulüm gördüğünüz, kovulduğunuz topraklara girerken zerre kadar intikam duygusu yoktu kalbinizde… Kâinatın kalbini durduracak şanlı bir orduyla tertemiz bir ihtilal yapmıştınız. Bilemedik Efendim… Cesaretinizi, Şefkatinizi, Sizi… Siz sevgiliydiniz efendim… Sevgi üstüne kurmuştunuz hayatınızı. Siz, en çok seven ve sevilendiniz Sevilmeye en layık olan… Sevdikleriniz Rabbine giderken de, En metin olan.. Kördüğüm gibiydi sevgileriniz Çözülemezdi… Bilinemezdi; kimse sizin gibi sevemezdi. Biz bilemedik efendim. Sevginizi , Kalbinizi , Sizi…
Yalnız kaldığımızda Tecrit dönemi gelmeliydi aklımıza… Siz âlemlere rahmetken anlamamışlardı; Yalnız bırakmışlardı sizi… Bizi birileri anlamamış çok mu? Bilemedik Efendim. Derdinizi, Yalnızlığınızı, Sizi…
Sevdiklerimizden uzak kaldığımızda Amcanızın ardından döktüğünüz gözyaşları gelmeliydi aklımıza; “Beni burada kime bırakıp gidiyorsun, ne annem var ne babam” deyişiniz. Siz böylesine özlem doluyken; Biz küçük ayrılıklar yaşamışız çok mu? Bilemedik efendim… Kalbinizi, Gözyaşlarınızı, Sizi…
Büyük konforlar için kendimizi yaralarken; Alnınızdaki hasır izleri gelmeliydi aklımıza… Saraylarda yaşayabilecekken; Ümmetinizle aynı kaptan yemek yediğinizi bilmeliydik. Sizi bilmeliydik… Haddimizi bilmeliydik… Bilemedik Efendim… Tevazuunuzu, Haddimizi, Sizi…
Sevdiklerimizi kaybettiğimizde siz gelmeliydiniz yine aklımıza; Çocuklarınızı kendi ellerinizle toprağa gömerken ki hüznünüz gelmeliydi… Hani oğlunuz İbrahim’i toprağa vermiş ağlıyordunuz; Gözyaşlarıyla; “Göz yaşla dolar, kalp mahzun olur, Rabbimi hoşnut etmeyecek şeyi yapamam ama beni çok üzdün çocuk.” Deyişiniz yankılanmalıydı kalplerimizde. Biz bilemedik Efendim… Acınızı, Teslimiyetinizi, Sizi…
Birbirimize dert olurken; Siz gelmeliydiniz aklımıza. “Birbirinizi sevmeden iman etmiş olmazsınız” deyişiniz sarmalıydı kalplerimizi… Biz bilemedik Efendim… Sevemedik birbirimizi, Bilemedik sizi…
Umutsuzluğa düştüğümüzde; Yine siz gelmeliydiniz aklımıza; “Beni görmeden iman eden KARDEŞLERİM” sözünüz çınlamalıydı kalplerimizde… Kardeşiniz olabilecek olmanın heyecanı kaplamalıydı yüreklerimizi.. Biz bilemedik Efendim… Bize olan sevginizi, Sizi…
O olsaydı diye başlayan cümleler yetim kalıyor şimdi… Hani namazda ağlayarak; “Rabbim! Sen bana, ben onların arasında iken ve onlar bağışlanma dilerken onlara azap etmeyeceğini vad’etmemiş miydin?” Demiştiniz ya… Yanımızda başucumuzdasınız… Önderimizsiniz… Siz varsınız efendim… Bu kâinat hala duruyorsa yerli yerinde; Sizin varlığınızdandır. Hala inmediyse azap melekleri yeryüzüne; Sizin şanınızdandır.. Siz varsınız efendim… Kalbimizde yarasınız… Sevip sevip mahçup olduğumuz; Adını anıp çare bulduğumuz; Salat ve selamla teslim olduğumuzsunuz… Sevmeye bile layık değilken; sevgi umduğumuzsunuz. Şimdi dualarımız yükseliyor arşa; “Haberdar et Rabbim” diyoruz. Çaresizliğimizi, yalnızlığımızı, sevgimizi, mahcubiyetimizi… Bilmediklerimizle layık olmadıklarımızla karşınızdayız efendim. Bize rağmen; Alnımızdaki izlerden tanır mısınız bizi? O izler size yol olur da kurtarır mı bizi? Layık olmasak da “kardeşlerim” der misiniz?
Siz varsınız efendim… Kalbimizde yarasınız… Sevip sevip mahcup olduğumuz; Adını anıp çare bulduğumuz; Salat ve selamla teslim olduğumuzsunuz… Sevmeye bile layık değilken; sevgi umduğumuzsunuz. Siz varsınız efendim… Bize hayat veren sizin yolunuzdur. Ve ölmediysek hala yaşıyorsak; Bizi bu çağa karşı dik tutan sizin kokunuzdur. Seni görmeyen gözü neyleyim Seni bilmeyen aklı neyleyim Seni özlemeyen kalbi neyleyim. ya Habiballah Ya resulallah. Sen Allah`ın habibi gönüllerin tabibi. sevmişim deli gibi ya resulallah ya habiballah.Acc.em.olun
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|