|
| Gönderen | Mesaj |
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
18 Ağustos 2008 Pazartesi
19:02:02
|
|
|
Ne zaman bir kadının yüzüne baksam kendimi bir uçurumun kenarından bakıyormuş gibi hissederim.
Kıpırdayan, değişen, çeşitli duyguların ifadeleriyle gölgelenip aydınlanan o çizgilerin arkasında, derinlerde, kımıltısız bir göl gibi duran bir karanlık olduğu fikri beni içine doğru çeker.
Orada ne olduğunu merak ederim.
Bu merakın insanın bütün hayatını yitirmesine yol açabileceğini, o karanlık göle bir kere dalanın bir daha geri dönemeyeceğini bilmeme rağmen garip bir baş dönmesiyle o derinliğe doğru eğilirim.
Tek bir kadının bile içini en saklı köşelerine kadar görebilme ayrıcalığının bir hayata değeceğine inanırım ama bütün hayatınızı verseniz de bunun mümkün olamayacağını bilirim.
Orayı göremezsiniz.
Hep saklı bir şeyler kalır.
Bir insanın, bu bir kadın bile olsa, içinde o kadar büyük bir gizi taşıması zor olduğundan bazen küçük işaretler çıkar yüzeye, sahibinin de fark edemediği işaretler, işte onları görmeyi, onların peşine düşmeyi, onları yakalamayı, büyük bir gömü bulmuş bir arkeolog gibi ele geçirdiğim her parçayı ışığa tutup incelemeyi, sonuçlar çıkarmayı ve neler bulduğumu hiç söylemeden bulduklarımı kendime saklamayı çok severim.
Kötü kalpli bir koleksiyoncu gibi biriktiririm onları.
Ve hep yeni işaretler ararım.
Cıvayla karışmış katran damlası gibi üstünde parlak renkli kaygan bir gökkuşağı taşıyan siyah damlacıklar...
Geçenlerde bir hazine keşfettim.
Bir arkadaşım "chat" bağımlısı kadınların itiraflarda bulunduğu bir siteden parçalar gönderdi bana.
Bir afyonkeş gibi "chat-keş" haline gelmiş, tanımadıkları, yüzlerini görmedikleri erkeklerle bulanık ve belirsiz bir ortamda konuşmadan duramayan kadınların itirafları.
Siteyi yöneten doktorun anlattıklarından anlaşıldığı kadarıyla o kadınların tamamına yakını ekranda sevişiyor.
Şu tenha yaz sokağında keten etekliği ve kolsuz bluzuyla, alçak topuklu şık ayakkabılarıyla gülibrişimlerin yanından yürüyen hanımefendi geceleri tanımadığı erkeklerle mi sevişiyor?
Ya şu, bol elbiseli, biraz bakımsız, yaşı geçkince tombul hanım?
O da mı?
İçinde milyonlarca insanın dolaştığı bir sonsuzluğun içinde her gece milyonlarca kadın, gündüzleri içlerinde sakladıkları o karanlıklarının kapılarını açıp bütün sırlarını ortaya döküyorlar.
Ertesi sabah hayata sanki bir gece önce öyle bir şey yaşamamışlar gibi yeniden karışıyorlar.
Sadece duyguları ve düşünceleri gizli değil artık, bir de kimseye söylemedikleri gizli bir hayatları var.
Niye yapıyorlar bunu?
Neden geceleri tanımadıkları, değişik değişik erkeklerle konuşup sevişiyorlar?
Büyük bir ihtimalle gündüz hayatlarında iffetsizlik olarak nitelendirecekleri nice şeyi geceleyin yapıyorlar.
Gündüzleri kimselere göstermedikleri ruhlarındaki o durgun göl, geceleri, bir belirsizliğin yüzlerine örttüğü kalın peçenin verdiği özgürlükle çağıltılı bir ırmak gibi "hayalden" oluşmuş bir dünyaya akıyor.
Her şey olabiliyorlar orada. İsimleri değişiyor.
Boyları, kiloları, saç renkleri, vücutlarının biçimi, işleri, aileleri değişiyor.
İstedikleri kimliği seçip kendilerini yeniden yaratabiliyorlar.
Kendi bilinen kimliklerinin içinde bir mahkum gibi kendi hücresinde yaşamak zorunda olan "karanlıkları", bir başka kimliğin içinde kendini rahatça ortaya çıkartabiliyor.
Aslında benim ilgimi çeken onların yaşadığı fanteziler değil.
Beni ilgimi çeken onların ikilemleri.
Bir yanları, derinlerde yatan ve söylenemeyen arzuları ayıplıyor, onları reddediyor, varlığını inkar ediyor, sanki onlar yokmuş gibi davranıyor, şakalara kibarca gülümsüyor, ağırbaşlı duruyor, abartılı davranışlardan kaçınıyor, nasıl olması gerektiği söyleniyorsa öyle oluyor ve bunu benimsiyor.
O kadar benimsiyor ki bir başkasında bunun aksine bir davranış gördüğünde bunu kınıyor.
Ama öbür yanları...
O, ayıpladığı her şeyi yapıyor.
Hem ayıplamaktan vazgeçmiyorlar, hem ayıpladıklarını yapıyorlar.
Kadınları o kadar esrarengiz yapan da belki bu; ruhlarındaki ürpertici çelişki.
Hep bir yanlarını saklamak zorunda olmaları.
Ve sakladıkları yanlarından vazgeçememeleri.
O belirsiz ve bulanık "sanal" alem belki de onların ruhlarındaki bu parçalanmayı ortadan kaldırıyor, ayıplayan yanlarıyla ayıplanan yanları orada barışıyor.
Gene de onlara asıl zevk verenin sadece bu olduğunu söyleyemem.
Onlar, güneşten korunmaya çalışan çöl savaşçıları gibi, kendilerini yakan "ayıplardan" sakınmak için üst üste çok fazla kimlik giyinirler.
Her kimliklerinin altından bir başka kimlik, her duygularının altından bir başka duygu çıkabilir.
Herkesin maskeli olduğu o tuhaf dünya onların ruhlarını birleştirerek onlara bütünsel bir haz verse de kadınlar yalnız bu hazla yetinmezler.
Bence bu dünya da "aldatmanın" da o inanılmaz hazzı yaşanıyor.
Bu, sadece bir sevgiliyi, bir kocayı aldatmak değil.
Çok daha zengin, çok daha bereketli bir aldatma bu.
Mücevherlerden yapılmış bir "matruşka" gibi her aldatmanın içi açıldığında oradan zümrütlerle, yakutlarla, elmaslarla işlenmiş başka bir aldatma çıkıyor.
Tanımadıkları bir erkekle sevişirken kocalarını ve sevgililerini aldatıyorlar.
Ama kocalarını birlikte aldattıkları adamı da, sahte bir kimlik ve yanlış bilgilerle aldatıyorlar.
Aldatma ortağı da aldatılıyor.
Sadece uydurulmuş bilgilerle değil, onunla seviştikten sonra seçilecek başka bir erkekle de aldatılacaklar.
Ama bu parlak aldatma zincirinin en parlak parçası, elbette kendilerini tanıyan herkesi aldatmaları.
Kendilerini tanıyan hiç kimsenin tahmin edemeyeceği başka biri haline gelmeleri.
Ertesi sabah karşılaştıkları herkesi aldattıklarını düşünmeleri.
Onları yasaklarla kıstıran bütün hayatı aldatmaları.
Bunu yaparken, gündüzleri duyduklarında yüzlerini kızartan ya da duymazlıktan gelmek zorunda oldukları sözleri bütün pervasızlıklarıyla söyleyebilmeleri, bunları söylerken söyledikleri her sözcüğün karşılarındaki erkeği kıvrandırdığını hissetmeleri de onları ürpertiyor.
Bir "ruh" teşh
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
18 Ağustos 2008 Pazartesi
19:04:17
|
|
|
|
bir yerde gördüm aldım sakın yanlış anlaşılmasın sadece bir yere koymam gerekiyordu umarım kimse açmaz bu sayfayı eleştirdim ama her kadını suçlamaları doğru değil ama buraya yapıştırdım işte
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
18 Ağustos 2008 Pazartesi
19:05:47
|
|
|
Bir "ruh" teşhirciliğiyle kabuklarından ve kimliklerinden soyunup içlerindekini gösterivermeleri onların da içlerini kamaştırıyor.
Ruhlarının karanlık yanlarındaki bütün arzularını parmaklarının uçlarındaki harflere basarak tatmin edebiliyorlar.
Kadınlar uzay gibidir, hiçbir duygu "son" değildir onlarda, daima bir başka duygu çıkar.
Bütün bunları hayal aleminin o olağanüstü özgürlüğünde yaşarken birden "gerçek" yanları, içlerindeki "gündüz kadını" uyanıyor.
Ve, sevişmekten ve konuşmaktan hoşlandıkları bir erkeği seçip onunla "dışarıda" tanışmak istiyorlar.
Benim okuduğum sitedeki "itiraf" mektuplarından çoğu, yazışarak seviştikleriyle buluştuklarını anlatmışlar.
Genellikle sonuçtan pek memnun kalmasalar da, hayali gerçekle bütünleştirmek istiyorlar.
Birdenbire, "chat"e başlamadan önceki kimliklerine, ona yeni bir macera ekleyerek, dönüyorlar.
Kendileri oluyorlar, kimlikleri, bilgileri açığa çıkıyor.
Yaşadıkları hayalden, bir simyacı gibi, hayallerin çekiciliğine sahip bir gerçek oluşturma isteğine kapılıyorlar.
Büyük ve parlak aldatma zinciri sıradan bir aldatma haline geliyor.
Oradaki dünyaya alışmış bir kadın için bu yeterli olmuyor tabii.
Gerçek bir aldatma, gerçek dünyanın bütün sıkıntılarını da beraberinde getiriyor.
Yazışarak tanıştığı bir erkekle buluşmasını o sitede bir kadın şöyle anlatıyor:
"Ben ilk bilgisayarımı iki yıl önce aldım. Kocamla birlikte çok eğlendik, bana o makineyle neler yapılabileceğini öğretti, birlikte oyunlar oynadık. Sonra ’chat’i keşfettim. Bağımlısı oldum. Bir erkekle ilişki yaşamaya başladım chat’te. Kısa bir süre sonra onunla buluştum. Planlar yapmak, gizlenmek, yalanlar söylemek sonunda bana ’ben ne yapıyorum’ sorusunu sordurdu. O adamdan hoşlanmamaya başladım. Ben kocamı seviyordum ama daha fazla bir şeyler arıyordum. Bunun kötü bir şey olmadığını düşünüyordum. Ama yanılmışım."
Gerçek olmayan bir alemin sonsuz aldatmalarla dolu özgürlüğünden gerçek hayatın sıkıntılarla dolu "tek" aldatmasına geçmek kadını bunaltıyordu.
Aradığı o değildi çünkü.
Bir erkek "arayan" kadın bunu "dışarıda", gerçek hayatta her zaman bulabilir.
Ama "chat-kadınları" için asıl amaç bir erkekle aldatmak değil.
O, orada ruhundaki bütün bölünmüşlükleri bir araya getirmenin, ömür boyu gizlediği ruhunu "teşhir" etmenin, sonsuz sayıda erkeği heyecanlandırıp sonsuz sayıda erkekten heyecanlanmanın, binlerce kolu olan bir ahtapot gibi kolları her yana uzanan bir aldatmalar orjisini yaşamanın, bir başkasının kimliğiyle kendi gerçeğini ortaya çıkarmanın, sadece başkalarının baskısından değil kendi kendine de yaptığı baskıdan kurtulmanın hazzını arıyor.
Tek başına bir erkeğin verebileceği hazdan çok daha değişik bir haz bu.
Üstelik orada tanıştığı her erkeğe kendi hayalinden kimlikler de giydirebiliyor, onu kendi zihninde istediği gibi süslüyor.
Ama sonunda bütün bunlardan da sıkılıyor.
Gene aynı sitede bir başka kadın bu"bağımlıklıktan" nasıl kurtulduğunu anlatıyor.
"Başlarda konuştuğum bütün insanlar çok heyecan vericiydi. Sayısız insan vardı orada. Gerçek hayattaki arkadaşlarımla konuşmaktansa onlarla konuşmayı tercih ediyordum. Sanırım, bu sanal alemde konuştuğum insanların da gerçek hayattaki insanlar olduğunu fark edince sıkıldım. Gerçek hayatta çok fazla sıkıcı, aptal, kaba insan var ve onlar aynı zamanda bu sanal alemde. Bunu anlayınca sıkılıverdim."
Bunu anlamak bütün büyüyü bozuyor.
Çünkü onların gerçek olduğunu anladığında sen de gerçeğine dönüyorsun, o sıkıcı, yasaklarla, ayıplarla dolu gerçeğe.
Sığındığın yerde, kaçtığın insanları bulmak bütün hayalleri solduruyor.
Ama sıkılanların yerine yenileri geliyor.
Çünkü kadınların içindeki o karanlık ve durgun göl, çağlayıp akabilmek için belirsiz ve gölgeli bir loşluğa muhtaç.
Ahmet Altan
Not :
Ahmet Altan` ın yazdığı buu yazıyı buraya taşımış olmam, yazı içeriğine katıldığım anlamına gelir, öncelikle..
Fakat bu, net kullanan tüm kadınları, bu kategori içersinde değerlendirdiğim anlamına gelmez..
Ahmet Altan` ın yazısından da böyle bir anlam çıkartmak olanaklı değil, kesinlikle..
Üst düzeyde - paranoya ölçüsünde - art niyetli olmayı gerektirir, net kullanan tüm kadınları, " chat kadınları " yazı kategorisi içersinde algılamak..
Yanlış anlaşılmalarının önünü kesmek için bu açıklamayı yapmak gereği duydum..
Sevgi ile Dost Kalın
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
23 Ağustos 2008 Cumartesi
16:14:07
|
|
|
|
volki başka bakacağın sayfa yokmuydu canavar ama kızdım bu yazıya gerçi onlarda izah ediyorlar ama her kadın için geçerli değildiye olsun ama bizde takılıyoruz okurken yüzüm kızardı silsemmi acaba volki umarım buraya kimse bakmaz keskin gözlerin var iyimisin nasıl gidiyor londrada hayat
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
01:00:12
|
|
|
EN GÜZEL ŞEY NEDİR?
Toplumda değerli olarak görülen,
herkes tarafından değeri kabul edilen
maddi ve manevi
din, ahlak, namus, para, mevki, rütbe,
makam, vicdan
gibi kavramlar vardır. Bunlardan hangisinin
diğerlerinden daha iyi, daha değerli olduğu kişilere,
toplumsal yapıya göre değişir.Zamana ve zemine
göre kimi değerler alçalır, önemsizleşir, kimi
değerler ön plana çıkar, yükselir.
Kimi insanlar değer kazanayım, değerimi
herkes takdir etsin derken alçalırlar, kimi de kişiliğini
erdem ve özveri gibi değerlerle donatarak
gönüllerde taht kurar. Aşk, sağlık, özgürlük
çok değerli şeylerdir ama ne yazık ki değerlerini
onları yitirdikten sonra anlarız. Bir insan paraya
çok önem veriyorsa eğer, para kazanmak için
ister istemez başını eğer. Bu da onun
değerini düşürür. Başı dik olarak gezmek
istiyorsak maddi değerlerden çok manevi değerlere
yönelmeli, üç kuruşluk çıkar elde etmek için
beş kuruşluk adamların önünde eğilmemeliyiz.
Bir kişinin değeri değer verdiği şeyler kadardır.
İnsani ilişkilerde içtenlik, dürüstlük, dostluk
en değerli kavramlardır. Bu kavramlara uyanlar
daha çok değer kazanırlar; bencil, çıkarcı, duygu
ve düşünce yoksulu kişiler ise var olan
değerlerini azalttıkları gibi zamanla dibe çakılırlar.
Değerimiz giyim kuşamla, rütbeyle, makamla
artmaz. Ziya Paşa’nın dediği gibi, altın işlemeli
palan vursan eşek yine eşektir. Değerin
eski adı kıymettir. Altının kıymetini sarraf bilir.
Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi’nde yere
düşmekle cevher kıymetinden bir şey
kaybetmez diyor.
Günümüzde ne yazık ki iş ayağa düştü,
ayaklar kafanın yerine geçti, değer yargıları
değişti; Bilim ve sanat adamları yerlerde
sürünürlerken, futbolcular, artistler,
şarkıcılar el üstüne tutuluyorlar, hayranları
tarafından omuzlara alınıyorlar. Bilginlerin,
sanatçıların değerlerini ancak onlar
öldükten sonra anlıyoruz...
En değerli şey nedir sorusu çoğu zaman
kafamızı kurcalamıştır. Değer güzellik
açısından ortaya konulduğuna göre, gelin, değerli
nesneleri bu açıdan dile getirelim:
En güzel köprü
Gönüller arasında kurulandır
En güzel göz
Her şeye sevgiyle bakandır
En güzel söz
Yalansız olandır
En güzel ateş
Benliğimizi ısıtandır
En güzel çiçek
Sevgiliye armağandır
En güzel ırmak
Dost bahçesine akandır
En güzel ağız
Gerçekleri konuşandır
En güzel yol
Hasret kavuşturandır
En güzel kol
Zalime karşı kalkandır
En güzel el
Bilgiye, kültüre uzanandır
En güzel kapı
Mutluluğa açılandır
En güzel kalem
Doğruyu, iyiyi, güzeli yazandır.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
18:20:37
|
|
|
|
ah yemliha ahh her satır doğru ama aması var herkes farklı düşünüyor ne edelim
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
22:20:18
|
|
|
kim ne düşünürse düşünsün herkez aynı düşünse olmaz elbet farklı düşüncelerde olacak
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
22:36:03
|
|
|
|
ama doğrusu bu senin yazdıklarındır
|
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
22:38:16
|
|
|
Bir kadın sevgidir aslında... İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever; ama, tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri ”acımak" duygusudur.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
22:40:21
|
|
|
tam isabet derim doğru bence kadının merhameti çok
|
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
23:08:13
|
|
|
Bir kadın yalnızdır aslında... Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi
15:27:39
|
|
|
elvan benim pencerede her akşam bir düğün düğün olmasa şelale seyrediyorum )
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi
22:57:23
|
|
|
|
ya beni elvan hiç sorma aslında bakmak istemedim ama bilmiyorum aldım buraya ekledim işte kimse görmez ümidiyle ama güzelim dışarda her çeşit insan olduğuna göre burdada öyle Allahtan korkan kendini bilen bunu yapmaz 16 yaşımdan beri hep aklımda şu vardı asla bir erkeği avantajlı duruma getirmem ve getirmeyin diyordum bu hayatıma yansıdı belki sorun çıktı bu yüzden ama başardım bu yüzden pozitif olsam bile madalyonun ters yüzünü görsen elvan şaşırırdın eden kendine eder elvan
|
|
|
26 Ağustos 2008 Salı
01:45:59
|
|
|
|
elven hanım öteki bahsetmiş olduğunuz tüm olumsuzluklar siztemin kokuşmuşluğundan kaynaklanıyor bize dayatılan magazin ve dizileri bliyoruz bunlarla yetişen gençlikten neler beklerizki şimdi bir torba kömure oy vermek 100 kontur karşılığı kamarada soyunmaktan dahamı az suçlu
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
26 Ağustos 2008 Salı
12:12:22
|
|
|
|
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
31 Ağustos 2008 Pazar
11:45:43
|
|
|
volkan iyi olmana sevindim arada uğraaa biz oraya gelemiyoruz senin uğraman dah kolay her şey gönlünce olsun sen çalış para kazan ama çok olsun bana yolla ben yerim burda verilen paraya hayır denilmez dimi bizim yokoda bu gün dubai de yarın tayvan ulaşacak Allah izin verir inşallah
parayı ben iistemden yolla haaaaa o zaman istenmeden gelen şeyi almak lazımmış Allahtan gelmiş olur )))))))kolay gelsin şakanın dozu kaçmadı umarım
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
5 Eylül 2008 Cuma
16:31:28
|
|
|
http://img2.blogcu.com/images/l/a/d/ladysah/romantic_sunset_v2_by_beatmastad.jpg
Dostum birden soruverdi: — Bir insanın mutlu olduğu nasıl anlaşılır? şöyle düşünmüş olmalıyım: — Bilmem gözlerinin parlaklığından, neşesinden, belki yüzüne vuran iç aydınlığından.
Dostum hepsini kabul eden ama yeterli bulmayan bir el işareti yaptı: — Bunlar doğrudur. Mutluluk saklanamaz. Mutluluk insanın içinden sızar, bir yerlere girer, orayı değiştirir. Bir de kokusu vardır. Bilir misin mutluluk kokar.
— Mutluluğun kokusu mu? Doğrusu duymamıştım. Dostum anlayışla baktı: — Doğrudur, duymamışsındır. İnsanlar pek fark etmezler. Oysa her ruh halinin kendine özgü bir kokusu vardır. Eğer insanlar koku duygularını kaybetmeselerdi, bunları da bilirlerdi. Ama bir çok şey gibi bunu da kaybettiler. — Yani, önceden biliyorlar mıydı? — Elbette, biliyorlardı. Bak hayvanların birbirleriyle iletişim kurmalarında koku nasıl önemli bir rol oynar.
— Evet ama konuşamadıkları için. Dostum biraz sabırsız, sözümü kesti: — İnsanlar konuştukları için artık kokuya gerek duymuyorlar değil mi? şimdi sen bana insanların konuştuklarını mı söylüyorsun? Artık yanıt vermiyordum. Dinlemeyi sürdürdüm.
Dostum: — Sen de biliyorsun ki insanlar gerçekte konuşmuyorlar. Konuşur gibi yapıyorlar. Öğrendikleri sözcükler var. Birbirlerine onları söylüyorlar. Gerçekte çok azı, çok az zaman için konuşuyor. Onlara da dikkat et, duygu sözcükleri yoktur. Birbirlerine söylemeleri gereken sözleri söylerler. Onun için de çoğunlukla birbirlerini dinlemezler. Gerçekte konuşmayan, gerçekte dinlemeyen insanlar iki önemli iletişim aracını da kaybettikleri için artık anlaşamıyorlar. Koku ve dokunma. İşte gerçek iletişimin iki yolu. İnsanlar ikisini de unuttu. Onu biraz kışkırtmayı denedim: — Şimdi insanların birbirlerini koklamalarını mı söylüyorsun?
Umutsuz ve kırgın bir bakışla baktı: — Keşke ne dediğimi anlasalardı da söyleseydim. Koklamak, öyle incelikli bir duygudur ki, bugünün insanına öğretilmesi gerekir. Zavallı koku alma duygumuz. Öylesine kötü kokularla bozuldu ki, yeniden eğitilmesi gerekiyor. Biliyor musun, insanlar insan kokusunu bile alamıyor.Bir kadının kokusu. Bir erkeğin kokusu. Çocuğun kokusu. Yaşlı insanın kokusu. Umudun kokusu. Bezginliğin kokusu. Hayata kırılmanın kokusu. Mutluluğun kokusu. İnsanlar bütün bunları unuttular. Dokunma da öyle insanlar bunu da unuttu. Bir elin el üstüne konması. Bir omuzun omuza dayanması. Bir sırtın sırta dayanması. Ayakların birbirine sarılması. Bedensel dokunma. Unuttuğumuz ne çok şey var. Günümüz insanını savunmak istedim: — Ama sözcükler var, yazı var. Belki o yüzden unutmuşuzdur.
Dostum biraz dalgınlaştı: — Evet, yalanların aracı sözler, yalanların aracı yazılar. Bir türlü içimizden geleni söylemeyi, yazmayı bilemediğimiz için yalanlarımızın aracı olanlar. Beden yalan söylemez, dokunuşun yalan söylemez. Bunlar gerçekleri iletir. Sadece gerçekleri.
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
6 Eylül 2008 Cumartesi
01:08:53
|
|
|
BUNU UNUTMAYIN
Birine sevginizin tumunu sunmak, Asla sizi de ayni sekilde seveceginin garantisi degildir.
Sevgiye karsilik beklemeyin; Sadece sevginin karsidakinin kalbinde buyumesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde buyudugune emin olun.
Birine carpilmak icin bir an yeterlidir, birinden hoslanmak bir saat, ve birini sevmek icinde bir gun yeterlidir, ama birini unutmak ise bir omur surer.
Gorunuse aldanmayin; kandirici olabilir. Zenginlige aldanmayin; yok olur gidebilir. Sizi gulduren birini secin cunku karanlik bir gunu aydinlatan sey bir gulumsemedir. Kalbinizi gulumsetebilen birini bulun.
Oyle zamanlar vardir ki, bazen birini oylesine cok ozlersiniz ki, onu hayallerinizden cikarip, gercek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediginiz seyi hayal edin, gitmek istediginiz yere gidin, olmak istediginiz kisi olun, cunku yasayabileceginiz tek bir hayatiniz var ve tum bunlari yapabilmek icin tek bir sansiniz.
Sizi tatli kilacak kadar yeterli mutlulugunuz olsun, guclu kilacak kadar aci deneyiminiz, insan kilacak kadar uzuntunuz, ve sizi mutlu kilmaya yetecek kadar umudunuz olsun. Daima kendinizi baskalarinin ayakkabilarina koyun. Eger ayaklariniz aciyorsa, o kisininkiler de aciyordur.
En mutlu kisiler, herseyin en iyisine sahip olanlar degildir, onlar karsilarina cikan herseyin degerini en iyi bilenlerdir.
Mutluluk, aglayanlar, incinenler, arastirma yapanlar, ve cabalayanlar icin vardir, cunku boyle insanlar hayatlarina giren her insanin onemini takdir edenlerdir.
Ask bir gulucuk ile baslar, bir opucuk ile gelisir, ve bir gozyasi ile son bulur. En parlak gelecek, unutulmus bir gecmisin ustunde yukselir, gecmisinizdeki kalp kirikliklarini ve hatalari silmezseniz hayatin icinde ilerleme şansiniz olmaz.
SEVIN.. SEVIN.. SEVIN.. HICBIRSEYI VE HICKIMSEYI DUSUNMEDEN SEVIN.. SEVGINIZI, SEVDIGINIZI ELDE ETMEK ICIN HER YOLU DENEYIN.
BIRGUN HERSEY COK GEC OLABILIR. UNUTMAYIN!
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
6 Eylül 2008 Cumartesi
01:10:16
|
|
|
EN GÜZEL ŞEY NEDİR?
Toplumda değerli olarak görülen,
herkes tarafından değeri kabul edilen
maddi ve manevi
din, ahlak, namus, para, mevki, rütbe,
makam, vicdan
gibi kavramlar vardır. Bunlardan hangisinin
diğerlerinden daha iyi, daha değerli olduğu kişilere,
toplumsal yapıya göre değişir.Zamana ve zemine
göre kimi değerler alçalır, önemsizleşir, kimi
değerler ön plana çıkar, yükselir.
Kimi insanlar değer kazanayım, değerimi
herkes takdir etsin derken alçalırlar, kimi de kişiliğini
erdem ve özveri gibi değerlerle donatarak
gönüllerde taht kurar. Aşk, sağlık, özgürlük
çok değerli şeylerdir ama ne yazık ki değerlerini
onları yitirdikten sonra anlarız. Bir insan paraya
çok önem veriyorsa eğer, para kazanmak için
ister istemez başını eğer. Bu da onun
değerini düşürür. Başı dik olarak gezmek
istiyorsak maddi değerlerden çok manevi değerlere
yönelmeli, üç kuruşluk çıkar elde etmek için
beş kuruşluk adamların önünde eğilmemeliyiz.
Bir kişinin değeri değer verdiği şeyler kadardır.
İnsani ilişkilerde içtenlik, dürüstlük, dostluk
en değerli kavramlardır. Bu kavramlara uyanlar
daha çok değer kazanırlar; bencil, çıkarcı, duygu
ve düşünce yoksulu kişiler ise var olan
değerlerini azalttıkları gibi zamanla dibe çakılırlar.
Değerimiz giyim kuşamla, rütbeyle, makamla
artmaz. Ziya Paşa’nın dediği gibi, altın işlemeli
palan vursan eşek yine eşektir. Değerin
eski adı kıymettir. Altının kıymetini sarraf bilir.
Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi’nde yere
düşmekle cevher kıymetinden bir şey
kaybetmez diyor.
Günümüzde ne yazık ki iş ayağa düştü,
ayaklar kafanın yerine geçti, değer yargıları
değişti; Bilim ve sanat adamları yerlerde
sürünürlerken, futbolcular, artistler,
şarkıcılar el üstüne tutuluyorlar, hayranları
tarafından omuzlara alınıyorlar. Bilginlerin,
sanatçıların değerlerini ancak onlar
öldükten sonra anlıyoruz...
En değerli şey nedir sorusu çoğu zaman
kafamızı kurcalamıştır. Değer güzellik
açısından ortaya konulduğuna göre, gelin, değerli
nesneleri bu açıdan dile getirelim:
En güzel köprü
Gönüller arasında kurulandır
En güzel göz
Her şeye sevgiyle bakandır
En güzel söz
Yalansız olandır
En güzel ateş
Benliğimizi ısıtandır
En güzel çiçek
Sevgiliye armağandır
En güzel ırmak
Dost bahçesine akandır
En güzel ağız
Gerçekleri konuşandır
En güzel yol
Hasret kavuşturandır
En güzel kol
Zalime karşı kalkandır
En güzel el
Bilgiye, kültüre uzanandır
En güzel kapı
Mutluluğa açılandır
En güzel kalem
Doğruyu, iyiyi, güzeli yazandır.
|
|
|
Sahra basak (senanurr)
1468
|
|
6 Eylül 2008 Cumartesi
13:07:43
|
|
|
|
yemliha herkonuda dolusun maşallah
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|