| Gönderen | Mesaj |
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
15:08:02
|
|
|
|
seninde yüreğinin güzel oldugunu biliyorum yiğit
|
|
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
15:31:54
|
|
|
|
tşkler gülüm
|
|
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
16:41:05
|
|
|
|
RİCA EDERİM CANIM
|
|
|
17 Eylül 2008 Çarşamba
21:30:49
|
|
|
Kimimiz balık tutmayı birilerinden öğreniriz; kimimiz deneye yanıla kendimiz öğreniriz. Hazır bekleyenlerse, uzaktan seyrederek, neleri kaçırdığını belki de hiç bir zaman anlayamayacakalar...En büyük kaybın zaman olduğunu ve en büyük pişmanlıkların da zamanın değerlendirilememesinden olduğunu unutmamalı.Hayatımızın değişmezlerine gereken önemi vermekle başlamalı işe.Bu konuyla ilgili çok anlamlı bulduğum bir kıssa var elimde ve belki hissesini alan çıkar diye paylaşmak istiyorum:
*****KAYA,TAŞ,KUM VE SU*****
Zamanin iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar duzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı ogretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine:
- "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş.
Masanın uzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçalari çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun icine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sormuş:
- "Kavanoz doldu mu?"
Sınıftaki herkes,
- "Evet, doldu" yanıtını vermiş.
- "Demek doldu ha" demiş hoca.
Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler...
Yeniden sormuş öğrencilerine:
- "Kavanoz doldu mu?"
Işin sanıldığı kadar basit olmadiğını sezmiş olan öğrenciler,
- "Hayir,tam da dolmuş sayılmaz" demişler.
- "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden:
- "Kavanoz doldu mu?"
- "Hayır dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler. Yine
- "Aferin" demiş hoca.
Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.
Sormuş:
- "Bu görduklerinizden nasıl bir ders çıkarttınız?"
Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış:
- "Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."
- "Hayır" demiş öğretmen. "Çıkartılması gereken asıl ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."
Ve tabii, herkesin kendi kendisine sormasi gereken soruyu sormuş:
- "Hayatinizdaki büyük taş parçalari hangileri? Onlari ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarda mı bırakıyorsunuz?"
Ya siz? Kaya parçalarına öncelik veriyor musunuz? -******Kaya parçalarının önceliğini kavrayabilenlerden olmak ümidiyle...Sevgilerimle
|
|
|
17 Eylül 2008 Çarşamba
21:52:45
|
|
|
“Yalnızım çünkü sen varsın”
“Gel”, desen gelirdim Gittiğin uzakta bendim Dağ gibi bir ihanetten düştüm Bu kendime son gelişim
Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime Kendimi suçüstü yakalıyorum Ve kentsizliğimin isimsizliğini Araz’a uyak düşüyorum Gözlerime senden düşler sürüyorum Islak bileklerim kan bayramına yatıyor Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum Sonra bir durağa yaslanıyorum Sonra bir kente Ve sen gidiyorsun Ben kanıyorum Diyorlar ki “kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun” Oysa “gel” desen gelirdim, biliyorsun
Yorgun Haliç’e biraz inat Biraz ihanet bırakıyorum Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum Aklıma düşüyorsun Düşüyorum Düşünce Üşüyorum Azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum Yalanlarımla bir hiçlikteyim Beni içinden kaç!
Bu kentte her yağmur kendini ağlar Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir Nerde, kimi üşüyorsun? Artık kendini yakan bir ateşim Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz Şimdi boş duraklarda yaslanıyorum Boş kentlere Oysa “gel” desen gelecektim
Gün düşlerime dönüşlerimde Bakışın içiyor beni gözlerimden Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara Uzaklığına uzanıyorum Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan Yıkılıyorum şarkılara “Kimseler biliyor” Yalnızlık dostumdu Şimdi korkum oluyor Oysa “gel” desen gelecektim
Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum Düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum Uysal yalnızlıklar satın alıyorum Gülüşümle ödeyerek Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma Cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben Kirli sözlerimi temize çekme Oysa “gel“ desen gelecektim
Gözlerim ihanete ihbar taşıyor Kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına Sözü namluna sürmelisin şimdi En yaralı yanımdan vurmalısın beni Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır
Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam Susuşuna kan döküyor gözlerim Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun Oysa bilmelisin Araz’ım Kimsenin içi görünmez Ve hiç bulamadıklarını Asla yitiremezsin Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor Söylenecek bütün sözler
Her sabah akşam oluyorsun Alnından ellerine damlıyorsun Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente İçine dert oluyorsun kentin Dışına yağmur Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler Duvarların kan öksürüyor Ve sen Başkalarının gözlerini Yüzümde aramamayı öğreniyorsun Beni bir durağa yaslıyorsun Beni bir kente Gidiyorsun Oysa “gel” desen gelecektim
Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın En susmakta neydi öyle Sen en dinlerken Biliyorum Araz’ım İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse Gece cinnetlerimi de alıp yanıma Denize bakmayı bilmeyenler Bir gün mutlaka boğulur İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım
Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?
Ben şimdi gurbetim İçimde taşıyorum Heba olsa da senlerce yılım Oysa “gel” desen gelecektim
Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden Şairler ölüdür derler (inanmıyorum)! En karanlık ceketimi giyiyordum Işığa kördüm çünkü Şimdi ise güneşe ilerliyorum Dirilmek için
Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin Gecenin kör gözünden utanıyorum Hadi bana en militan kelimelerle saldır Batır içime cümlelerini Beyhude bir dehşet bırak bana Hak ediyorum
Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime Can kaybından ölüyorum Cenazemde namaz kılacağım Zan altındayım Yalanıma inanıyorum
Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin Kinim kendime Susuşum sana Küsüşüm tüm dünyaya Üstü kalsın ihanetimin “Gel” desen gelecektim Yine bir tren geçiyor içimden Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor Görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan Süsle beni ey aşk! Geçtiğin yerleri öpüyorum
Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum Dişlerindeki nikotin tadı terkimde Sirenler ve ateş hatları içip Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla Ve bir asansör kapısı önünde Aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi Ben habersiz gülümsüyorum Yasadışıyım Tutukla beni gözlerimden
Kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur Öldü kanımdaki mürekkep balığı Solumdaki sise intihar etti intiharlar Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek Yaşamak için geç bir zaman Ölmek için ise erken
Çok davullu bir senfoni sürçüyor Dikiş tutmaz ayrılığımda Kirpiğinden yapılma bir darağacına Geceyi asıyorum Yoksun B
|
|
|
20 Eylül 2008 Cumartesi
10:42:09
|
|
|
Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?
Ben şimdi gurbetim İçimde taşıyorum Heba olsa da senlerce yılım Oysa “gel” desen gelecektim
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
11:35:48
|
|
|
Sabah üzerimde gecenin siyahı Odamda ışık olarak ise gecenin karanlığı vardı. Sonra bi ışık düştü üzerime Bana kalk artık at üstündeki gecenin siyahını
Söndür yüreğindeki geçmişin yangınlarını Bir daha yakma geçmişin ateşini Güzel bir gün seni bekliyor kalk Sonra onu gördüm önce rüya sandım.
Sonra baktım ki rüya değil gerçekmiş Karşımdaki gerçek bi melek ve bana gülümsüyordu. Bana güzel sesiyle bi şiir okudu Bana yaşamı yeniden sevdirdi.
Herşey için sağol beyaz meleğim
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
13:25:34
|
|
|
|
merhaba devrim merhaba arkadaşlar nasılsınız hayat nasıl gidiyor.
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
13:41:01
|
|
|
hayat gzüel
yaşamasını bilene nasıl bakarsan hayatı öyle görür gördügün şeyi yaşarsın
bak yigit slmd er sana yanımda
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
13:56:37
|
|
|
|
SENDE SELAM SÖYLE YİĞİTE O NASIL NERELERDE HİÇ GÖRÜNMÜYOR
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
14:05:47
|
|
|
bol bol yüzüyor uyuz
sadce dün yüzemedi
yagmur vardı
zenciler gibi
oldu uyuz
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
14:09:38
|
|
|
|
OH NE GÜZEL KEYFİNE BAKSIN BİZ ÇALIŞALIM O TATİL YAPSIN OH NE ALA MEMLEKET
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
14:16:40
|
|
|
can senin melekettte gzüel ya mis gibi deniz
oooooooooooo
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
14:17:23
|
|
|
emir handa yara yapmış deniz
burnunda onla ugrraşıyordu gitti
yanımdaydı
jel krem falan alalı8m dedi
gitti
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
14:18:10
|
|
|
mart ayından sonra onuda götürecegim burda bırakmayacagım
yigiti
çok zamanım ız geçti
ii yada kötü
götürecegim onu
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
14:39:41
|
|
|
|
GEÇMİŞ OLSUN YA ÜZÜLDÜM İNŞ EN KISA ZAMANDA İYİLEŞİ EMİRHAN BEY.YİĞİT İÇİN HANGİSİ İYİ OLACAKSA ONU YAPIM GİTMEK İSTERSE GİDER
|
|
|
22 Eylül 2008 Pazartesi
15:07:04
|
|
|
evet ben kendine(yigite) bırakmak istemiyom.sanırım gidecegiz
|
|