|
| Gönderen | Mesaj |
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
15:54:30
|
|
|
Kaybolan anılarımla anlaşılıyor bazı şeyler. Yaptığım hatalar, verdiğim sözler… Kendim ile yapılan savaşta aslında ne kadar yalnız olduğumun 1 kez daha ispatı her geçen gün. Bazen aklıma geliyor unutmak istediklerim ancak 1 kere mahzenin en kuytu yerlerine adeta gömülürcesine saklanan anılar, başucunuzda tekrar bittiği anda artık, yapacak çok fazla şey kalmamış oluyor.. Siz onları ne kadar uzağa fırlatırsanız fırlatın, ne kadar uzaklara götürüp bırakırsanız bırakın, onlar mutlaka 1 şekilde geri dönüyorlar ve her döndüklerinde size 1 öncekinden daha ağır 1 darbe vuruyorlar.. Geriye yapılacak 1 tek şey kalıyor. Onlarla yüzleşip, diyetiniz kadar acı ve ızdırabı bünyenizde sindirmek… Ancak o zaman onlarda sakinleşiyorlar ve sizi, eskisi gibi rahatsız etmemeye başlıyorlar. Belki 1 süre sonra kendiliklerinden sizi rahat bırakıp, aklınızın en uzak yerlerine gidip, kapıyı üzerlerinden kilitliyorlar... Bu yüzdendir ki;
Duvara attığınız sert 1 yumruktadır bazen düşüncesizliğiniz, eliniz acımak zorundadır çünkü birilerinin kalbini 1 zaman önce siz acıtmışsınızdır. Yada bazen gözlerinizden akan damlalardadır hüznünüz. Gözyaşlarınız, kalbinizden başlar yolculuğa ve gözlerinizden haykırarak kendilerini bırakırlar sonsuzluğa, Gözleriniz sarp kayalıklardır aslında, gözyaşlarınız da siz olursunuz. Kayalıktan atlarken gözyaşları pişmanlığınızı, aptallığınızı, toyluğunuzu ve acımasızlığınızı haykırır aslında. Silmeye hakkınız yoktur. Yanaklarınızdan, düğümlenen boğazınıza kadar akarlar ve siz sadece geçtikleri yerde önce 1 az serinlik, ardından da yanaklarınızın tamamen kuruduğunu hissedersiniz. Giderlerken acıyı taşıdıkları için önce az da olsa huzura kavuştuğunuzu sanırsınız. Ardından gelen kuraklık gerçeklerle olan yüzleşmenizdir.
Artık kurak ve uçsuz bucaksız topraklardasınız. Ufukta hiç hayat belirtisi yok. Uzun zaman önce siz, yüzünüzü verimli topraklardan, hayatın en doğal hali ile sürdüğü yeşillikten çevirdiğiniz için, onlarda sizi terk etmiştir. Tamamen yalnızsınız. Elinize aldığınız toprak, toz oluyor ve anında parçalara ayrılıyor. Sonrasında rüzgarla beraber ellerinizden uçup havada kayboluyor. Toprak umudumuz, arzularımız ve mutlu 1 gelecek hayallerimizdi. Geriye ufka bakmak kalıyor... Rüzgar sert estiğinden, elimizi alnımızın üzerine gölge yapıp ufku tarıyoruz. 1 umut, bizi tekrar hayatın en güzel hali ile beraber olduğumuz topraklara götürebilecek en ufak 1 işaret... Bazen, 1 mucize gerçekleşiyor. Gözümüzü alan parlaklığı ile dünyalar güzeli 1 peri elimizden tutup, bizi aradığımız diyarlara taşıyor. Bazılarımız ise, bu hayatın olmadığı yerde kayboluyor ve yıllarca hep kaybettiği şeyleri arıyor. Hayatını keder, üzüntü ve pişmanlıkla, nereye dahi gittiğini bilemeden geçiriyor.
Dudaklarına kadar gelipte söyleyemeyip, telefonu defalarca eline alıp da arama cesaretini gösteremeyen, Gözlerine defalarca bakıp itiraf edemeyen, onun gelmesini yağmurda saatlerce bekleyip başkasının elini yanaklarında gören, her karşılaştığında kalbinin yerinden çıkacağını sananlara ve aşkını sevdiğinin kollarında değilde, sadece hayallerinde yaşamaya çalışan tüm insanlara...
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
15:59:42
|
|
|
Bu çığlık, Çürüyen bir yapraktan, Kıvrılarak sızan bir hayattır, Bu çığlık, Çarptığı kulaklarda ebedi sağırıik, Düştüğü dillerde bir çöl yangınıdır, Bu çığlık, Ağrıyan bir uzuvda sukunet, Ateşler içinde bir İbrahim selameti aramaktır, Bu çığlık, Elim bir saadetin aranan firarisi, Eyvahlar içinde çalınan kapılarda kıpırdamayan tokmaktır, Bu çığlık, Kirpiklerden hayata dokunan bir buse, Gönüllerde huzur arayan bir depremdir, Bu çığlık, Demetinden ayrı düşmüş bir gül, Gökten düşen bir bulutun bağrına saplı bir dağdır, Bu çığlık, Kendi ağına düşen bir örümcek, Azad edilmiş bir kölenin sahibinde sandığı özgürlüktür, Bu ciglik, Kelimelerde felç olan bir ızdırap, Duyulduğu anda hayata fısıldanmış bir vedadır
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:00:53
|
|
|
Dünler dündeler gelemiyorlar,
Dostlar yanıbaşında, yetişemiyorlar. Kafamda soru işaretleri uçuşuyorlar, Tek dostum keder ortağı suskunluk, Susun diyorum, Susuyorlar... Keder ortağı suskunluğum, Belki de sustukları için yaşıyorlar
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:01:16
|
|
|
BİR GÜN
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa Bil ki seni düşünüyorum
Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl Örtün karanlıkları masmavi denizlerde Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde Bil ki seni bekliyorum
Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar Bil ki seni istiyorum
Gecelerden bir gece uyanırsın apansız Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse Bil ki seni seviyorum
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:02:26
|
|
|
hayat akıp giderken avuçlarımdan eğilip yerden toplayamıyorum parçalarımı ve artık her şey için çok geç demek için belkide çok geç...
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:03:50
|
|
|
SENİ YAŞAMAK
Seni her özlediğimde sevgilim, Gökyüzüne bakıyorum; Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde bir tanem, Denizlere bakıyorum. Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü. Seni her özlediğimde bir tanem, Kuşlara bakıyorum. O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü. Ve aşkım, seni her özlediğimde, Adında isyan ediyorum. Seni özlemek istemiyorum ben, Ben seni yaşamak istiyorum, Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum Ve seni sende görmek sadece
BEHÇET NECATİGİL
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:04:52
|
|
|
Eski rüzgarların sözü geçmez terkettikleri dağlara Geceye yeni şiirler gerek, Gemiye yeni fırtına Her eylüle başka yağmur Kalana taze baharlar lazım Ve gidene biraz yürek. Kaçanlar pişman şimdi Kalanlar, sevmeye devam edecek
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:05:48
|
|
|
YAPRAK DÖKÜMÜ

Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar O çocuklar O yapraklar O şarabi eşkiyalar
Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:08:00
|
|
|
SEVGİ DUVARI

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi dilimizde akşamdan kalma bir küfür salonlar piyasalar sanat sevicileri derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni yakanda bir amonyak çiçeği yalnızlığım benim sidikli kontesim ne kadar rezil olursak o kadar iyi kumkapı meyhanelerine dadandık önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi aramızda görevliler ekipler hızır paşalar sabahları açıklarda bulurlardı leşimi öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri çöpçülerin elleriyle okşardın beni yalnızlığım benim süpürge saçlım ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi baktım gökte bir kırmızı bir uçak bol çelik bol yıldız bol insan bir gece sevgi duvarını aştık düştüğüm yer öyle açık seçik ki başucumda bir sen varsın bir de evren saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi yalnızlığım benim çoğul türkülerim ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:13:18
|
|
|
BULUŞMAK ÜZERE

Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:16:37
|
|
|
GİZEMLİ BİR YOL
Yavaş yavaş gelip geçer zamanlar, Oysa yeniden başlar tüm yıllar. Ne aşk, ne sevgi, ne de ihanet Gizemli bir yoldur bu hayat. Gider bin bir yabancı: Ama kimse bilmez ki sonsuzdur bu acı. Çözülmeyen bir sırdır her yürüyüş, Keşke olsaydı geriye dönüş. Unuttuğun mazin bekler seni şafağın ufkunda, Unutma ki her şey var bu yolun sonunda. Yapmayıp ta özlediğin her şey geçer bir rüzgar misali, Belki de budur hayatının son ahvali. Yürürsün seni bekleyen uzun uzak yolu, Bir anda gelip dayanır, adımların sona doğru. İşte o zaman hatırlarsın geldiğin yeri, Artık istesen de dönemesin geri. Gizemli bir hayattır bundan sonrası, Hep arayıp durduğun o yolun gerçek manası
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:20:37
|
|
|
artık karanlık dinler dertlerimi.. karanlıktan hayır var bana.. başımı onun omzuna yaslarım.. ağlarım.. artık karanlığın omuzları ıslanır.. seninkilerin yerine
yorum yok , söz yok yok yok yok...hersey yok oldu..! donup kaliyorsun aval aval seyrediyorsun ya öyle bir sey... dogruya ne söylenebilir ki, heleki hitabén o ruha da yazilanlar degmis ise.....
Hüzün yüreğine sankiş bir otağı kurmuş gönlüne kan toplanmışda sen desturat ile yoğrulmuşsun. pandoranın kutusunu açmak kabil mi
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:23:01
|
|
|
Bir uçurum kenarındayım bağırsam duyar mısın? uzatır mısın elini? alır mısın beni bu kuyulardan?
Uçurumun en ucundayım ah! çağırsam rüzgarlara karışır sesim sen hiç tipi, borana tutuldun mu baharında? titredin mi ayazda kanadı kırık bir kuş gibi kar nedir, kış nedir, fırtına nedir bilir misin?
Sen hiç kırıldın mı sevdiklerine, ihanet gördün mü en yakınlarından? bıçak gibi saplandı mı yüreğine gözyaşların? penceresiz, ışıksız, soluksuz kaldın mı gecelerde? kahırlı nehirlere sarkıtıp kimsesizliğini bağrına bastın mı yalnızlığını?
Sen hiç uçurumları başucuna koyup uyudun mu? okşadın mı saçlarını acıların kasırgalara sarıldın mı çaresiz ? yaprak yaprak düştün mü tutuntuğun dallardan sarsılıp savruldun mu uçurumlardan? yoruldun mu anılara sarılamayacak kadar?
yüreğinde ışık kırıntıları sızladığında ıslak gözlerle baktın mı uçurumlardan aşağı ağladın mı yaralı bir ceylanın gözlerinde yandı mı yüreğin senin de kızıl korlarda bir yeraltı ırmağı gibi kanadın mı gizli gizli?
Sen hiç çiçekler gibi büyütüp doldurdun mu yüreğine çocuklarını bir gün solacağını bilmeden !!!!... eylülde kar olup yağdın mı ? bulut olup ağdın mı? kahır olup ağladın mı? sonra sustun mu solgun bir gül gibi ? kırılmış gelincikler gibi büküldü mü boynun?
kirpiklerine sakladığın sağanaklar sel olup aktı mı yüreğine? yıkandı mı gözlyaşların hüzünlü denizlerde
Sen hiç eylülde üşüdün mü? kar nedir, kış nedir, fırtına nedir bilir misin
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:24:17
|
|
|
|
PAYLAŞIMLARIN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM YİĞİT
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:24:49
|
|
|
Bir deniz gördüm.. kıyısında beyaz evler.. beyaz sandallar.. sokağı aydınlatan ışıklar bir köşeye sinmiş sarhoş.. üşümüş bir köpek.. denizde yakamoz.. demir alma vaktini bekleyen kaptan.. kitabı yarım bırakmış yazar.. sabahı bekleyen bir kadın özleyen bir erkek.. hepsi ordaydı.. biri daha vardı.. bir yürek.! orada, bir sokakta kapında, camında.. odanda.. çarpan... ---bir yürek..
seni aradı bütün sokaklarda bütün caddelerde.. evlerde bulvar kahvehanelerinde. balıkçı teknelerinde.. denizde.. giden yolcu gemilerinde.. bir müzikte.. bir ayak izinden.. şehre sinmiş kokunda.. ---yoktun...
geride bir şehir kaldı.. birde kanayan bir yürek..
belki de denizi yoktu.. belki de çıkmaz sokaktı. kör karanlıktı.. serseri bir hayaldi belki de.. şair yazmıştı şiirini.. liman çoktan hazırdı.. ağır, ağır.. arşınlarken..merdivenleri.. bütün şehir susmuştu.. ayak seslerinde kokan.. hasret.. özlem.. şehirde inliyordu.. beyaz evler olmuş kapkara.. lambalar olmuş boynu bükük.. şarabında tadı yok gecede.. son sefer kalkmak üzere.. elveda derken.. sana... tüm dileklerini orda bıraktı.. mutlu ol diye.. gemi limanda ayrılırken yaktı bir cigara.. içine sindi hayali
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:26:10
|
|
|
yapayalnız değildir hiç kimse , zira vardır bir yerlerde ruha değecek bir el . bu yaradılışın şiası hem nereden bileceksinki kaçışını kaçanın ruhuna ruhun değmedi ise
|
|
|
3 Eylül 2008 Çarşamba
16:26:36
|
|
|
Sessiz bir köşede yine tek başına uykusuz sabahım Güneşsiz yarınım
Ağlıyorum, yanıyorum herkes kendi derdinde Soldum artık belalım bir umut ver dön bana
Kime gitsem ah ne etsem senin yerini alır mı sence? Vurdumduymazlık etme bir dön bak ardınsıra
Kıyamet günü senin gidişin hiçbir şey umrumda değil Yine yandı yine ağladı çaresiz kaldı gönlüm
güzel yazmış yazan
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
17:56:12
|
|
|

DELİ
/..seni sevmelerim arttıkça, sensizlik korkularım diz boyu oldu../
işin içinden çıkamam artık, kokun sindi bedenime, gül sen kokuyor !! sen.. gül../
her anım seninle artık, sana uyuyor, sana uyanıyorum.. rüyalarım seni görüyor, sen rüya../
dizelerim senli artık, kalemim seni yazıyor.. şiirlerim sana, sen şiir../
aklım başımda değil artık nereye baksam sen..
güneşsin yakıyorsun bedenimi, rüzgarsın savuruyorsun küllerimi, bense durmadan seviyorum seni (:
delilikler sana.. ben deli../ sana..
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
17:56:41
|
|
|
demem o ki gül beyaz kahkaha, bunca yaşanmışlığa rağmen, bunca gitmelere, dönmelere rağmen, bunca sitem dolu ama içten serzenişlere rağmen, bunca gözünü kan bulamış vedalara rağmen, deli boranlara, meltem sıcaklığına, yüreği kavuran iç çekişlere rağmen, söz mü büyük sözlerimiz mi derken susmamıza rağmen, büyüdük mü sence?
..belki büyüdük.. emin değilim..
 seni,dilineBİBER süremediğm YALANCI ANILARN yanına koydumSÜTDÜŞÜM kurallara uy,konuşmaSeslensendeDönüpArkamaBakmayacağm
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
17:57:35
|
|
|
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|