CHP GENÇLİK > Mesaj Panosu > paylaşmak istediğiniz şiirler

paylaşmak istediğiniz şiirler


GönderenMesaj

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
12 Ağustos 2007 Pazar 22:19:55
Adam Olmak
çevrende herkes şaşırsa,bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır     
hem kendine güvenebilirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana
düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir,ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsada yılmaz;
koyulabilirsen işe yeniden,
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile...


baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine `dayan` diyecek
direncinden başka şeyinkalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek,
herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dostta düşman da incitmezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir.
üstelik oğlum `adam oldun` demektir...

                                              rudyard kibling

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
13 Ağustos 2007 Pazartesi 21:34:18

Hadi Gül Biraz
Gülersen kardelenler açar Diyarbekirde
Gülersen dağlar yeşerir yiğit Dersimde
Gülersen çocuklar güler Muş Ovasında
Bir gülersen yar, gözlerindeki çocuk da güler
Hadi, hadi gül biraz…
N’olur gülümse…
 
Sen gülünce erir yüreğimdeki buzullar,
Koku yayılır lüle lüle saçlarından.
Sen gülünce yasaklanır bütün gülmeler…
 
Gülki gülüşün mumları eritsin,
Gülki aydınlansın ülkemin dört bir yanı;
Kara gözlerinin ışığıyla…
 
Gül ki;
Gülsün Zonguldakta  maden işçileri,
Toplansın Çukurovada bembeyaz pamuklar,
Sararsın Konya ovasındaki buğdaylar,
Bereketlensin Manisada üzüm bağları, Aydında incir ağaçları,
Tadına tat katsın Artvin,Erzurum,Bitlis balı…
 
Gül ki;
En güzel bozlaklarını okusun Muharrem Ertaş, bizim için,
Engel kalmasın Farhatın önünde, Şirine kavuşmak için,
Dicle en hoyrat akışını sunsun insanlığa…
 
Gülki;
Nemrut en güzel güneşini doğursun, bizim için,
İşlemesin yüreğimize Bingöl dağlarının soğuğu…
Gülki;
Yıkılsın duvarlar kalksın sınırlar
Buluşsun bütün dinler Mardinde…
Ve Dağlarda özgürce uçabilsin kartallar,
Ve zulme geçit vermesin Yiğit Dersim, Yiğit Ağrı,
Ve sürgünde ölmesin bir daha
Ahmet Kayalar, Nazım Hikmetler,Yılmaz Güneyler…
Ve yüzlerinde donmasın bebelerin gülüşleri…
Ve Diyarbekirde parti oynarken ölmesin;
Mizgin, Zilan, Şilan
Ve faili meçhul olmasın artık
Uğur Kaymazlar, Uğur Mumcular, Metin Göktepeler, Musa Anterler
Yanmasın artık anaların yürekleri yanmasın…
Ve olmasın bir daha Maraş, Çorum,
Ve olmasın bir daha Sivas,
Ve diri diri yanmasın birdaha
Hasretler, Akarsular, Nesimiler…
Ve darağacını görmesin bir daha;
Seyid Rızalar, Pir Sultanlar
 
Gülki; dinsin anamın göz yaşları…
 
Yoktur, yoktur sevginin rengi, dili, dini, ırkı,
Göz yaşının da rengi yoktur sevgilim…
Gül ki;
Gülsün Beyrut, Diyarbekir…

Gül ki;
Gülsün çocuklar, gülsün ülkem, gülsün dünya halkları…
 
Hadi, hadi gül biraz…
N’olur gülümse…

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
14 Ağustos 2007 Salı 22:40:31
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
       beş değil,
                yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
                       deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
                              senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
                  kabahat senin,
                              - demeğe de dilim varmıyor ama -
                  kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Emrah (oragon)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1314
15 Ağustos 2007 Çarşamba 15:33:28
bende anlamadım ne yapmak istedigimi vallahi

Emrah (oragon)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1314
15 Ağustos 2007 Çarşamba 16:28:24
eğer emin çölaşan`ın gönnderilişinden rahatsızsanız ve bir haksızlık olduğunu düşünüyorsanız siz de benim gibi hürriyet gazetesi almayın ve hatta internet sitesinden de takip etmeyin...Medya resmen bizleri morfinleyerek uyutmaya çalışıyor. 14 Temmuz tarihli yazısında bahsettiği şeyler gerçek ve o derginin internet sitesine girdiğiniz zaman çölaşanın az bile yazdığını göreceksiniz. Lütfen artık yüzde 47 masalına inanmayalım ve en azından buna tepkimizi gösterelim...

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
15 Ağustos 2007 Çarşamba 21:11:43
adana çık aradan şiirler kalsın

Emrah (oragon)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1314
31 Ağustos 2007 Cuma 11:45:55
ersin loooooo

Hikmet (hiko)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1237
31 Ağustos 2007 Cuma 17:10:18
selam

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 16:44:27

YAZIN YAĞAR KAR BAŞIMA

Felek ne derdin var ise

Ben varım ya sal başıma

Usandım senin dünyandan

Bir de vurur yar başıma...



Bırakmadın benim peşimi

Kurutmadın gözümün yaşını

Neyinden korkayım kışın

Yazın yağar kar başıma...

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 17:05:33
Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma

Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim.
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum

Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!

Seni sevdim ben.

Yanarak, yıkılarak
Aklıma her geldiğinde ağlayarak....

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 17:08:36
UMUTSUZLLLUĞUN ÖLÜME KENETLENDİĞİ ANSeni aradım kırlarda,
Kuş seslerinde bulurum diye.
Seni aradım sahillerde,
Dalgalarla gelirsin diye.
Uykumu terk ettim,
Gelirsen göremem diye.
Meyhanelerde sabahladım,
Kadehlerde aradım seni
Hiçbir yerde, hiçbir yerde bulamadım.
Göz pınarlarım kurudu.
Tüm umutlarım yok oldu.
Yokluğun dayanılmaz oldu.
Ölümü düşledim, süsledim onu,
Kır çiçeklerinin en güzelleriyle.
Kayaların en sarp olduğu yerde,
Tam atlayacakken ölüme.
Bir martı daldı denize.
Ağzındaki balık çırpınıyordu var gücüyle.
Ölüme direnişi neydi böyle.
Bir yılanın ağzındaki kurbağanın,
Çığlıkları yankılandı kulaklarımda.
Ölüm çok çirkin göründü gözüme.
Hiçbir canlının,
Koşarak gittiği yoktu ölüme.
Ölümü sildim gönlümden.
Seninle birlikte.
Sensiz yaşamanın keyfini çıkarıyorum,
Gönlümce.
Hiçbir kadına deymemişti elim,
Sana ihanet olur diye.
Korkuyordum,
Tertemiz duygularım kirlenir diye.
Hercailiğin tutkunuyum şimdilerde.
Nice güzeller yaşıyor gönlümde.
Sen kendi havanda, ben kendi havamda.
Böyle de yaşanırmış bu kalleş dünyada.

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 17:16:09
Yasa



Elmalarda diş izi
senindir bu dişlem
yapıldı hanene
gereken işlem

melekler de tanık
suçlusun
işbu yasa hükmünce
sen bir insanoğlusun

insanoğlu

MADDE BİR
dünyaya gelmelidir

MADDE İKİ
sevmeli sevilmeli
dünyayı cennetin
kendisi bilmelidir

MADDE ÜÇ
yaşama sevgisinin
kökleri gönlünde
insanoğlu günün birinde
ölmelidir

dönmelidir dudaklarına
buruk bir elmanın tadı

(DÖRDÜNCÜ MADDE OKUNAMADI)

işbu yasayı
kim yürütür bilinmez
bilinmeyen ellere
karşı gelinmez


Bülent ECEVİT

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 17:17:48
  BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM 
   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Şehre simsiyah bir kar yağar 
   Yollar kalbimle örtülür 
   Parmaklarımın arasından  
   Gecenin geldiğini görürüm 

   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Çocuklar sinemaya gider 
   Yüzümü bir çiçeğe gömüp 
   Ağlamak gibi isterim 
   Derinden bir tren geçer 

   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Alıp başımı gitmek isterim 
   Bir akşam bir kente girerim 
   Kayısı ağaçları arasından 
   Gidip denize bakarım 
   Bir tiyatro seyrederim 

   Ben ölürsem akşamüstü ölürüm 
   Uzaktan bir bulut geçer 
   Karanlık bir çocukluk bulutu 
   Gerçeküstücü bir ressam 
   Dünyayı değiştirmeye başlar 
   Kuş sesleri, haykırışlar 
   Denizin ve kırların 
   Rengi birbirine karışır 

   Sana bir şiir getiririm 
   Sözler rüyamdan fışkırır 
   Dünya bölümlere ayrılır 
   Birinde bir pazar sabahı 
   Birinde bir gökyüzü 
   Birinde sararmış yapraklar 
   Birinde bir adam 
   Her şeye yeniden başlar 

                              (1972) 
 
   

            http://www.ortanokta.com/on/index.html

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 17:19:37
"BELLUM OMNİUM CONTRA OMNES"          "İnsan insanın      Kurdudur" diyor     Bir düşünür     Ve ekliyor:     "Bellum omnium cantra omnes"     Yani     Yatkındır savaşa     Birbiriyle herkes...          Şu sonuç çıkar     Bu saptamadan:     Doğası gereği      Savaşçıdır insan...          Doğruluk payı      Var mı bu görüşte?     Yanlışlık var mı?     Varsa nerde?...     İnsan insanın     Kurduydu belki     Gerçek kurttan      Yokken farkı...     Onu kurttan     Ayıran özellik     Akıl olmalı     Ve üretkenlik     Ürününü      Emeğinin     Alırsan, sevinçle     Dolar yüreğin     Ve hele ortak bir     Yaratıysa bu     Daha da büyür     Mutluluğu     Oturursun     Aynı sofraya     Emektaş olmanın      Mutluluğuyla     Şimdi sormak      Gerekir yeniden     İnsan insanın kurdu mu gerçekten?     İnsan insanın      Kurduydu belki     Gerçekten kurttan      Yokken farkı     Ama gelişen     Bir şey var onda     Sevgiye, iyiye     Doğruluğa     Yaratırken     Emeğiyle     Yaratır çünkü     Kendini de...     Soruyu yeniden      Ve şöyle sormalı:     Sevgiye, iyiye     Barışa kim karşı?     Emeğinin     Hakkını alan     Ne çıkar umar     Savaştan?     Dünyayı ortakça     Kardeşçe üreten     Ne yarar umar     Kötülükten?     Şimdi değiştirip     Bu kavramları     Yeniden ve şöyle      Söylemek olası:     Emekçi insan var, barıştan yana     Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten..     Ve kurtlar - savaşta çıkarları...     Vurarak, kırarak, ezerek sömüren... 

http://www.ortanokta.com/on/index.html

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 17:24:12
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
26 Eylül 2007 Çarşamba 19:49:29

FİKRİMİN İNCE GÜLÜ

Bir alevdin içimde yakıp da kavuran

Yağmur oldun gözümde hiç durmadan yağan

Filizlenmiş yüreğimi açmadan solduran

Can dostum yüreğimi yanlış anladın

Fikrimin ince gülü yanlış anladın

Merhaba bile demeden

Sarılıp bir öpmeden

Kırdın yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın...
 

Bir sevdasın içimde çığ gibi büyüyen

Hasret oldun gözümde hiç durmadan tüten

Filizlenmiş yüreğimi açmadan öldüren

Can dostum yüreğimi yanlış anladın

Fikrimin ince gülü yanlış anladın

Merhaba bile demeden

Sarılıp bir öpmeden

Kırdın yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın...

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
10 Ekim 2007 Çarşamba 18:45:04


Soruyorum sevgilime
- Darağacından Notlar’ı okudun mu?
Bu bizim hayatımız.
Gece doluyor içeri
Yıldızlarıyla.
Üç ilde
Sıkıyönetim var.
“Askeri savcı”
Sözü
Yer alıyor
Günlük bir sözcük olarak
Hayatımızın sözlüğünde.
Aşklar kelepçeli
Güney Amerika’da.
Kederden
Geberiyorum.
Herkes hayatını anlatıyor.
Deli anneler
Yıkık binalar
Paramparça
Bir gençlik
Yaşadığımız.
Hayatımızın kanadığını görmüyor musun?
- Darağacından notları’ı okudun mu?
İşkence
Ve umut
Şiiri fışkırtır.
Ruhumun yaralarını saracak
Şafağın sözcüklerini
Arıyorum.
“Kalın devrimci romanların
Sonundaki keder”
Kalın
Devrimci
Bir roman olarak hayatımız.
- Darağacından Notlar’ı okudun mu?
Sevgilim
Seni
Öpüyorum.
Her gün
Geçtiğim denize
Yabancılaşmasam
Bütün hayatları
Anlatabilsem.
Ölüme karşı
Dururken bir adam
Tek bir mısra halinde
Hayatını
Okuyor.
Çıldırasıya
Boğuntuluyum.
Çıldırasıya
Bir özlem
Günler ve Prag
Ve trenler
Ve alıp beni
Götüren keder.
Günleri zincire
Vuruyorlar.
Aşklar kelepçelidir.
Güney Amerika
Çe Guevara.
Her şeyi bir bir
Anımsıyorum.
Kalın
Devrimci romanları.
Hayat
Dolduruyor beni
Nasıl
Yıkık bir binayı
Gökyüzü doldurursa.
- Darağacından
Notları’ı okudun mu?
Prag’da
Bir sevgilim var.
Ve ikinci dünya savaşı
Ve tanklar
Ve ellerim
Sana son kez dokunduğunda
http://www.siirdostu.com/?sair=Ataol Behramoğlu&siir=NE YAĞMUR NE ŞİİRLER..
Senin
Olmayacağını bilmek;
Artık
Olmayacağımız.
Çünkü
Çıkış yok buradan.
Silah sesleri
Bir bahar.
Ey uçuşan
Güvercinleri kalbimin.
Ey bir imkanı
Yaşamak duygusu.
Ey içime
Sindirdiğim sevgin.
Prag’daki
Sevgilim.
Karlı gecelerde
Anımsarım seni
Yağmurlar altında
Dolaştığımız Litvanya’yı.
“Kanal”ı
Seyrederken
Bütün Slav
Ve Slavak güzellikleri.
Kalın sesli
Kadınlar.
Ortodoks
Hüznü.
Ve “Tütün”ü
Okurken
Ve Fuçiği.
Kanımızla
Yazılmıştır
Hayatın destanı
Toprakta
Dudaklarımızın
İzi var.
Ve donup kaldığımız
Cephelerde
Buruşuk
Mektuplar
Ve yerlerine
Ulaşmamış.
Savaş
Ve keder
Ve şiirler
Korkunç bir
Aşk özlemi.
İnsanlara
Duyduğum sevgiden
Boğulurcasına
Kalbimi
Çatlatırcasına
İmgeler
Ve trenler boyunca
Taşıdığım.
Şehirlerden
Geçerek
Ve her bir insanın
Bakışlarında
Köyler ve uzak
Duygular.
Sonsuzca seninle
Sevişme özlemi
Ve erkek olduğumun
Bilincinde olarak
Ve idama
Giden bir adamın
Karısına
Bıraktığı
Mektup kadar
Çağdaş ve anlaşılır.
Ekmek kadar
Kederli.
Vaptzarov’un
Şiirleri kadar.
Sevgilim, binlerce kilometreye
Yayılan kalbim
Ve gözyaşlarım
Ve her şeye
Yetişme duygusu.
Bütün romanları
Yutarak
Bütün aşkları
Yaşayarak
Ve çağdaş ve sarsak
Kalbimi
Avutamaz
Ne yağmur...
Ne şiirler...


Ataol Behramoğlu

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
10 Ekim 2007 Çarşamba 18:53:11

BİR GÜN MUTLAKA 



Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,
düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!
Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda,
sandviç yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz.
Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl bitebilir bir bombayla,
nasıl kazanabilir o kirli adamlar
Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü temiz bir gömlek giyiyorum
Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu hân-ı yağma
Ama yorgunum, şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü
Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum öbür ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda
Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona
Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya
İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su
Ne yapsam... ne yapsam... her yerde bir hüzün tortusu
Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma
Ben de çocuktum, sevgilerim olacaktı elbette
Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl ölebilir,
nasıl unutulur insan
Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar
Ne yapsam... ne yapsam... Dekart oluyorum sonradan...
Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş
Çankaya´ya
Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara
Bir çocuk bakıyor pencereden, hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk
Lermontov´un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra
Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,
kuş sesleri geliyor kulağıma
Ben mütevazı bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni
Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına
Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına,
yüzünün oynamasına
Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama
İlençleniyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya
İlençleniyorum o laf kalabalıklarını, kurumuş yürekleri, bireyin kurtuluşunu filan
İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan
Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan
Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan
Yüreğim ipesapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek kısaca
Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda
Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla
Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara
Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının sonbaharı anlatan şiiri
Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa
Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya
Kendimi atmak bir uçurumdan balıklama
Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne
Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya
Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla
Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma
Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri
Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir filim sinemada, şehirde yeni bir kız,
kahvede yeni bir garson
O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...
Şimdi ne var hüzünlenecek bunda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş
Sanki yarın ölecek gibiyim, birazdan polisler gelecek ya da
Gelip alacaklar kitaplarımı, daktilomu, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda
Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor Vietnam´da
Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya
Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislâm!
Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! bunu söyleyeceğiz bin defa!
Sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla
Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
Yürüyeceğiz çoğala çoğala...


                               ATAOL BEHRAMAOĞLU

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
10 Ekim 2007 Çarşamba 18:56:08
YARIN

birşeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı

karıncaların telâşından belli
birşeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk

pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
birşeyler olacak yarın
öbürgünden önemsiz
yarından önemli

 http://www.ortanokta.com/on/sair.asp?sair=48

Yılmaz (y_karacan)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1245
20 Kasım 2007 Salı 16:41:50

KARIMA MEKTUP

Bir tanem!
Son mektubunda:
`Başım sızlıyor yüreğim sersem! ` diyorsun.
`Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
`yaşıyamam! `
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazıma!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

NAZIM HİKMET RAN

Sayfa:1 - 2İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa