|
| Gönderen | Mesaj |
|
12 Ağustos 2007 Pazar
22:19:55
|
|
|
Adam Olmak çevrende herkes şaşırsa,bunu da senden bilse, sen aklı başında kalabilirsen eğer herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır hem kendine güvenebilirsen eğer, bekleyebilirsen usanmadan yalanla karşılık vermezsen yalana kendini evliya sanmadan kin tutmayabilirsen kin tutana düşlere kapılmadan düş kurabilir yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer ne kazandım diye sevinir,ne yıkıldım diye yerinir ikisine de vermeyebilirsen değer söylediğin gerçeği büken düzenbaz kandırabilir diye safları dert edinmezsen ömür verdiğin işler bozulsada yılmaz; koyulabilirsen işe yeniden, döküp ortaya varını yoğunu bir yazı turada yitirsen bile yitirdiklerini dolamaksızın dile...
baştan tutabilirsen yolunu yüreğine sinirine `dayan` diyecek direncinden başka şeyinkalmasa da, herkesin bırakıp gittiği noktaya sen dayanabilirsen tek, herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken dostta düşman da incitmezse seni ne küçümser ne de büyültürsen çevreni her saatin her dakikasına emeğini katarsan hakçasına her şeyiyle dünya önüne serilir. üstelik oğlum `adam oldun` demektir...
rudyard kibling
|
|
|
13 Ağustos 2007 Pazartesi
21:34:18
|
|
|
Hadi Gül Biraz Gülersen kardelenler açar Diyarbekirde Gülersen dağlar yeşerir yiğit Dersimde Gülersen çocuklar güler Muş Ovasında Bir gülersen yar, gözlerindeki çocuk da güler Hadi, hadi gül biraz… N’olur gülümse… Sen gülünce erir yüreğimdeki buzullar, Koku yayılır lüle lüle saçlarından. Sen gülünce yasaklanır bütün gülmeler… Gülki gülüşün mumları eritsin, Gülki aydınlansın ülkemin dört bir yanı; Kara gözlerinin ışığıyla… Gül ki; Gülsün Zonguldakta maden işçileri, Toplansın Çukurovada bembeyaz pamuklar, Sararsın Konya ovasındaki buğdaylar, Bereketlensin Manisada üzüm bağları, Aydında incir ağaçları, Tadına tat katsın Artvin,Erzurum,Bitlis balı… Gül ki; En güzel bozlaklarını okusun Muharrem Ertaş, bizim için, Engel kalmasın Farhatın önünde, Şirine kavuşmak için, Dicle en hoyrat akışını sunsun insanlığa… Gülki; Nemrut en güzel güneşini doğursun, bizim için, İşlemesin yüreğimize Bingöl dağlarının soğuğu… Gülki; Yıkılsın duvarlar kalksın sınırlar Buluşsun bütün dinler Mardinde… Ve Dağlarda özgürce uçabilsin kartallar, Ve zulme geçit vermesin Yiğit Dersim, Yiğit Ağrı, Ve sürgünde ölmesin bir daha Ahmet Kayalar, Nazım Hikmetler,Yılmaz Güneyler… Ve yüzlerinde donmasın bebelerin gülüşleri… Ve Diyarbekirde parti oynarken ölmesin; Mizgin, Zilan, Şilan Ve faili meçhul olmasın artık Uğur Kaymazlar, Uğur Mumcular, Metin Göktepeler, Musa Anterler Yanmasın artık anaların yürekleri yanmasın… Ve olmasın bir daha Maraş, Çorum, Ve olmasın bir daha Sivas, Ve diri diri yanmasın birdaha Hasretler, Akarsular, Nesimiler… Ve darağacını görmesin bir daha; Seyid Rızalar, Pir Sultanlar Gülki; dinsin anamın göz yaşları… Yoktur, yoktur sevginin rengi, dili, dini, ırkı, Göz yaşının da rengi yoktur sevgilim… Gül ki; Gülsün Beyrut, Diyarbekir…
Gül ki; Gülsün çocuklar, gülsün ülkem, gülsün dünya halkları… Hadi, hadi gül biraz… N’olur gülümse…
|
|
|
14 Ağustos 2007 Salı
22:40:31
|
|
|
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat. Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef. Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, - demeğe de dilim varmıyor ama - kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
|
|
|
15 Ağustos 2007 Çarşamba
15:33:28
|
|
|
|
bende anlamadım ne yapmak istedigimi vallahi
|
|
|
15 Ağustos 2007 Çarşamba
16:28:24
|
|
|
|
eğer emin çölaşan`ın gönnderilişinden rahatsızsanız ve bir haksızlık olduğunu düşünüyorsanız siz de benim gibi hürriyet gazetesi almayın ve hatta internet sitesinden de takip etmeyin...Medya resmen bizleri morfinleyerek uyutmaya çalışıyor. 14 Temmuz tarihli yazısında bahsettiği şeyler gerçek ve o derginin internet sitesine girdiğiniz zaman çölaşanın az bile yazdığını göreceksiniz. Lütfen artık yüzde 47 masalına inanmayalım ve en azından buna tepkimizi gösterelim...
|
|
|
15 Ağustos 2007 Çarşamba
21:11:43
|
|
|
adana çık aradan şiirler kalsın
|
|
|
31 Ağustos 2007 Cuma
11:45:55
|
|
|
ersin loooooo
|
|
|
31 Ağustos 2007 Cuma
17:10:18
|
|
|
|
selam
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
16:44:27
|
|
|
YAZIN YAĞAR KAR BAŞIMA
Felek ne derdin var ise
Ben varım ya sal başıma
Usandım senin dünyandan
Bir de vurur yar başıma...
Bırakmadın benim peşimi
Kurutmadın gözümün yaşını
Neyinden korkayım kışın
Yazın yağar kar başıma...
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
17:05:33
|
|
|
Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma
Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim. Bugün sardunyalarım da açmadı Belki de küskün renklere Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım Sensiz soluyorum anlayacağın Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın, Var mısın, yok musun? Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Yanarak, yıkılarak Aklıma her geldiğinde ağlayarak....
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
17:08:36
|
|
|
UMUTSUZLLLUĞUN ÖLÜME KENETLENDİĞİ ANSeni aradım kırlarda, Kuş seslerinde bulurum diye. Seni aradım sahillerde, Dalgalarla gelirsin diye. Uykumu terk ettim, Gelirsen göremem diye. Meyhanelerde sabahladım, Kadehlerde aradım seni Hiçbir yerde, hiçbir yerde bulamadım. Göz pınarlarım kurudu. Tüm umutlarım yok oldu. Yokluğun dayanılmaz oldu. Ölümü düşledim, süsledim onu, Kır çiçeklerinin en güzelleriyle. Kayaların en sarp olduğu yerde, Tam atlayacakken ölüme. Bir martı daldı denize. Ağzındaki balık çırpınıyordu var gücüyle. Ölüme direnişi neydi böyle. Bir yılanın ağzındaki kurbağanın, Çığlıkları yankılandı kulaklarımda. Ölüm çok çirkin göründü gözüme. Hiçbir canlının, Koşarak gittiği yoktu ölüme. Ölümü sildim gönlümden. Seninle birlikte. Sensiz yaşamanın keyfini çıkarıyorum, Gönlümce. Hiçbir kadına deymemişti elim, Sana ihanet olur diye. Korkuyordum, Tertemiz duygularım kirlenir diye. Hercailiğin tutkunuyum şimdilerde. Nice güzeller yaşıyor gönlümde. Sen kendi havanda, ben kendi havamda. Böyle de yaşanırmış bu kalleş dünyada.
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
17:16:09
|
|
|
Yasa
Elmalarda diş izi senindir bu dişlem yapıldı hanene gereken işlem
melekler de tanık suçlusun işbu yasa hükmünce sen bir insanoğlusun
insanoğlu
MADDE BİR dünyaya gelmelidir
MADDE İKİ sevmeli sevilmeli dünyayı cennetin kendisi bilmelidir
MADDE ÜÇ yaşama sevgisinin kökleri gönlünde insanoğlu günün birinde ölmelidir
dönmelidir dudaklarına buruk bir elmanın tadı
(DÖRDÜNCÜ MADDE OKUNAMADI)
işbu yasayı kim yürütür bilinmez bilinmeyen ellere karşı gelinmez
Bülent ECEVİT
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
17:17:48
|
|
|
BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Şehre simsiyah bir kar yağar Yollar kalbimle örtülür Parmaklarımın arasından Gecenin geldiğini görürüm
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Çocuklar sinemaya gider Yüzümü bir çiçeğe gömüp Ağlamak gibi isterim Derinden bir tren geçer
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Alıp başımı gitmek isterim Bir akşam bir kente girerim Kayısı ağaçları arasından Gidip denize bakarım Bir tiyatro seyrederim
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm Uzaktan bir bulut geçer Karanlık bir çocukluk bulutu Gerçeküstücü bir ressam Dünyayı değiştirmeye başlar Kuş sesleri, haykırışlar Denizin ve kırların Rengi birbirine karışır
Sana bir şiir getiririm Sözler rüyamdan fışkırır Dünya bölümlere ayrılır Birinde bir pazar sabahı Birinde bir gökyüzü Birinde sararmış yapraklar Birinde bir adam Her şeye yeniden başlar
(1972)
http://www.ortanokta.com/on/index.html
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
17:19:37
|
|
|
"BELLUM OMNİUM CONTRA OMNES" "İnsan insanın Kurdudur" diyor Bir düşünür Ve ekliyor: "Bellum omnium cantra omnes" Yani Yatkındır savaşa Birbiriyle herkes... Şu sonuç çıkar Bu saptamadan: Doğası gereği Savaşçıdır insan... Doğruluk payı Var mı bu görüşte? Yanlışlık var mı? Varsa nerde?... İnsan insanın Kurduydu belki Gerçek kurttan Yokken farkı... Onu kurttan Ayıran özellik Akıl olmalı Ve üretkenlik Ürününü Emeğinin Alırsan, sevinçle Dolar yüreğin Ve hele ortak bir Yaratıysa bu Daha da büyür Mutluluğu Oturursun Aynı sofraya Emektaş olmanın Mutluluğuyla Şimdi sormak Gerekir yeniden İnsan insanın kurdu mu gerçekten? İnsan insanın Kurduydu belki Gerçekten kurttan Yokken farkı Ama gelişen Bir şey var onda Sevgiye, iyiye Doğruluğa Yaratırken Emeğiyle Yaratır çünkü Kendini de... Soruyu yeniden Ve şöyle sormalı: Sevgiye, iyiye Barışa kim karşı? Emeğinin Hakkını alan Ne çıkar umar Savaştan? Dünyayı ortakça Kardeşçe üreten Ne yarar umar Kötülükten? Şimdi değiştirip Bu kavramları Yeniden ve şöyle Söylemek olası: Emekçi insan var, barıştan yana Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten.. Ve kurtlar - savaşta çıkarları... Vurarak, kırarak, ezerek sömüren...
http://www.ortanokta.com/on/index.html
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
17:24:12
|
|
|
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
|
|
|
26 Eylül 2007 Çarşamba
19:49:29
|
|
|
FİKRİMİN İNCE GÜLÜ
Bir alevdin içimde yakıp da kavuran
Yağmur oldun gözümde hiç durmadan yağan
Filizlenmiş yüreğimi açmadan solduran
Can dostum yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın
Merhaba bile demeden
Sarılıp bir öpmeden
Kırdın yüreğimi yanlış anladın Fikrimin ince gülü yanlış anladın...
Bir sevdasın içimde çığ gibi büyüyen
Hasret oldun gözümde hiç durmadan tüten
Filizlenmiş yüreğimi açmadan öldüren
Can dostum yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın
Merhaba bile demeden
Sarılıp bir öpmeden
Kırdın yüreğimi yanlış anladın Fikrimin ince gülü yanlış anladın...
|
|
|
10 Ekim 2007 Çarşamba
18:45:04
|
|
|
Soruyorum sevgilime - Darağacından Notlar’ı okudun mu? Bu bizim hayatımız. Gece doluyor içeri Yıldızlarıyla. Üç ilde Sıkıyönetim var. “Askeri savcı” Sözü Yer alıyor Günlük bir sözcük olarak Hayatımızın sözlüğünde. Aşklar kelepçeli Güney Amerika’da. Kederden Geberiyorum. Herkes hayatını anlatıyor. Deli anneler Yıkık binalar Paramparça Bir gençlik Yaşadığımız. Hayatımızın kanadığını görmüyor musun? - Darağacından notları’ı okudun mu? İşkence Ve umut Şiiri fışkırtır. Ruhumun yaralarını saracak Şafağın sözcüklerini Arıyorum. “Kalın devrimci romanların Sonundaki keder” Kalın Devrimci Bir roman olarak hayatımız. - Darağacından Notlar’ı okudun mu? Sevgilim Seni Öpüyorum. Her gün Geçtiğim denize Yabancılaşmasam Bütün hayatları Anlatabilsem. Ölüme karşı Dururken bir adam Tek bir mısra halinde Hayatını Okuyor. Çıldırasıya Boğuntuluyum. Çıldırasıya Bir özlem Günler ve Prag Ve trenler Ve alıp beni Götüren keder. Günleri zincire Vuruyorlar. Aşklar kelepçelidir. Güney Amerika Çe Guevara. Her şeyi bir bir Anımsıyorum. Kalın Devrimci romanları. Hayat Dolduruyor beni Nasıl Yıkık bir binayı Gökyüzü doldurursa. - Darağacından Notları’ı okudun mu? Prag’da Bir sevgilim var. Ve ikinci dünya savaşı Ve tanklar Ve ellerim Sana son kez dokunduğunda http://www.siirdostu.com/?sair=Ataol Behramoğlu&siir=NE YAĞMUR NE ŞİİRLER.. Senin Olmayacağını bilmek; Artık Olmayacağımız. Çünkü Çıkış yok buradan. Silah sesleri Bir bahar. Ey uçuşan Güvercinleri kalbimin. Ey bir imkanı Yaşamak duygusu. Ey içime Sindirdiğim sevgin. Prag’daki Sevgilim. Karlı gecelerde Anımsarım seni Yağmurlar altında Dolaştığımız Litvanya’yı. “Kanal”ı Seyrederken Bütün Slav Ve Slavak güzellikleri. Kalın sesli Kadınlar. Ortodoks Hüznü. Ve “Tütün”ü Okurken Ve Fuçiği. Kanımızla Yazılmıştır Hayatın destanı Toprakta Dudaklarımızın İzi var. Ve donup kaldığımız Cephelerde Buruşuk Mektuplar Ve yerlerine Ulaşmamış. Savaş Ve keder Ve şiirler Korkunç bir Aşk özlemi. İnsanlara Duyduğum sevgiden Boğulurcasına Kalbimi Çatlatırcasına İmgeler Ve trenler boyunca Taşıdığım. Şehirlerden Geçerek Ve her bir insanın Bakışlarında Köyler ve uzak Duygular. Sonsuzca seninle Sevişme özlemi Ve erkek olduğumun Bilincinde olarak Ve idama Giden bir adamın Karısına Bıraktığı Mektup kadar Çağdaş ve anlaşılır. Ekmek kadar Kederli. Vaptzarov’un Şiirleri kadar. Sevgilim, binlerce kilometreye Yayılan kalbim Ve gözyaşlarım Ve her şeye Yetişme duygusu. Bütün romanları Yutarak Bütün aşkları Yaşayarak Ve çağdaş ve sarsak Kalbimi Avutamaz Ne yağmur... Ne şiirler...
Ataol Behramoğlu
|
|
|
10 Ekim 2007 Çarşamba
18:53:11
|
|
|
BİR GÜN MUTLAKA
Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam! Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz. Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü temiz bir gömlek giyiyorum Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu hân-ı yağma Ama yorgunum, şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum öbür ucundaki ırmakları Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su Ne yapsam... ne yapsam... her yerde bir hüzün tortusu Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma Ben de çocuktum, sevgilerim olacaktı elbette Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl ölebilir, nasıl unutulur insan Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar Ne yapsam... ne yapsam... Dekart oluyorum sonradan... Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş Çankaya´ya Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara Bir çocuk bakıyor pencereden, hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk Lermontov´un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum, kuş sesleri geliyor kulağıma Ben mütevazı bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına, yüzünün oynamasına Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama İlençleniyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya İlençleniyorum o laf kalabalıklarını, kurumuş yürekleri, bireyin kurtuluşunu filan İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan Yüreğim ipesapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek kısaca Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının sonbaharı anlatan şiiri Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya Kendimi atmak bir uçurumdan balıklama Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir filim sinemada, şehirde yeni bir kız, kahvede yeni bir garson O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda... Şimdi ne var hüzünlenecek bunda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş Sanki yarın ölecek gibiyim, birazdan polisler gelecek ya da Gelip alacaklar kitaplarımı, daktilomu, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor Vietnam´da Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislâm! Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! bunu söyleyeceğiz bin defa! Sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla Yürüyeceğiz çoğala çoğala...
ATAOL BEHRAMAOĞLU
|
|
|
10 Ekim 2007 Çarşamba
18:56:08
|
|
|
YARIN
birşeyler olacak yarın duruşundan belli kırdaki atların bulutların koşuşundan belli kazışından köstebeklerin toprağı
karıncaların telâşından belli birşeyler olacak yarın belki bir tomurcuk belki bir ağacın düşen yaprağı belki de bir çocuk
pek o kadar göremesek de uzağı kuşların uçuşundan belli birşeyler olacak yarın öbürgünden önemsiz yarından önemli
http://www.ortanokta.com/on/sair.asp?sair=48
|
|
|
20 Kasım 2007 Salı
16:41:50
|
|
|
KARIMA MEKTUP
Bir tanem! Son mektubunda: `Başım sızlıyor yüreğim sersem! ` diyorsun. `Seni asarlarsa seni kaybedersem; diyorsun; `yaşıyamam! ` Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgilim; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma!
Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim...
Karım benim! İyi yürekli altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim: ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eğer bana fanila bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı, Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı.
NAZIM HİKMET RAN
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|