|
24 Şubat 2007 Cumartesi
15:15:52
|
|
|
Üzerinde iftiralarla, yalan ve yanlışlarla dolu münakaşalar yaparak, fikir yürütmek, bilhassa 1944 ve daha sonraki yıllarda kötü bir adet haline getirilmiş olan. Türkçülük ve Türk Birliği ülküsü hakkında, bir inceleme yapmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Türkçülüğün ve Türk Birliği ülküsünün, bir cürüm olarak kabul edilmesinden ve bu yolda büyük propagandalara girişilmesinden sonra, Türkiye/de Türk olmak ve Türkçülükten bahsetmek bile korkulacak hal olmuştu. Tanrıya şükürler olsun ki, 14 Mayıs 1950`de Türk milletinin vermiş olduğu şanlı bir kararla, meş`um tek parti zihniyeti yıkılmış ve Türkçülüğün ufku yeniden aydınlanmıştır.
"Türkçülük ne demektir" diye bir soru sorduğumuz zaman, hatırımıza gelmesi gerekli olan şeyler, bugün herkese göre değişmektedir. Çok muhtemeldir ki böyle bir soru karşısında bazı kimseler koyu bir gafletin ve adi bir menfaat taassu-bunun tahrikleri ile yaratılan propagandaların tesiri altında Faşizmi düşünecek, diğer bazı kimseler de bunun ifade ettiği manadan büsbütün habersiz görünecektir. Hele gençlerin çoğunun, buna ait esaslı hiçbir şey bilmediği hakikati, önemle ele alınacak bir olaydır. Bununla ilgili acı bir misali burada söylemeden geçemeyeceğim. 1948 yılında Amerika`da iken genç bir arkadaşım bir gün okul kütüphanesinde "ENSiCLOPEDY BRiTANiCA`yi karıştırırken `Türk` kelimesinin karşısındaki izahı da okumuş ve orada "Türkçülük denilen şovenizm ile Türklerin, yurtlarında eskiden beri yaşamakta ola Türk olmayan unsurları gücendirerek kendilerine düşman ettiğini, bu yüzden bu yabancı unsurlarda da milli duyguların uyanarak geliştiğinin" yazılı bulunduğunu gör üş. Bu hususa ait hiçbir bilgisi olmayan bu genç Türk ocuğu, yukarıda bahsi geçen ifadelere inanmaktan da kendini alamamıştı. "Nasıl olur" diyordu. ("İlim yetkisi, dünyaca tanınmış bir ansiklopedinin yazdığı şeyler yanlış olur mu?" Bu sebepten benimle bir hayli münakaşalara da girişti. Fakat neticede, Türkçülüğün, Hıristiyan ve Müslüman bütün yabancı unsurların Türklere karşı gösterdikleri sistemli ve nankörce bir düşmanlıktan ve hıyanetten dolayı, Türklerin kendi varlıklarını korumak kaygısından doğduğunu anlayarak kanaatini değiştirmiştir.
İşte yukarıdaki sebeplerden ötürü Türkçülüğün ne gibi bir mana ifade ettiğini ve doğuş sebeplerim kısaca izaha çalışmak faydalı olacaktır sanıyorum.
Osmanlı tarihine şöyle üstünkörü bir göz atıldığı takdirde dahi görülür ki, hiçbir zaman devletin siyasetinde ve Türk sosyal hayatında şovenizme varan bir milliyetçilik hâkim olmamıştır. Değil yalnız küçük memuriyetlere, Sadrazamlık gibi en yüksek makamlara bile her soydan insanlar getirilmiştir. Tanzimat`a kadar yurt içerisinde, diğer dinlere ve milletlere karşı, o devirlerde hiçbir memlekette bulunmayan ve aşın sayılabilecek olan bir müsamaha ile malul koyu bir İslamcılık hâkim olmuştur. Müslümanlığı benimsemekte o kadar ileri gidilmiştir ki, bu yüzden, Suriye ve Irak`ta, hatta Filistin ve Mısır`da sayısı milyonları aşan Türk halkı Araplaşarak, yavaş yavaş eriyip kayboldu. Türkçe her tarafta ihmal edilerek Arapça ve Farsça kelimeler kullanmak, mukaddes bir moda ve zevk haline geldi. Tanzimat`tan sonra ise, İslamcılığın yanında ortaya resmen bir Osmanlıcılık fikri çıktı. Bu fikir, çeşitli din ve milliyet taşıyan unsurların halitasından ortaya bir Osmanlı milleti çıkarmak hayali idi.
İşte bu hakikatler karşısında, Türk milletinin şovenliğinden bahsetmek, ilmin gerektirdiği tarafsızlığa sırt çevirerek, adi bir garazkârlığın esiri olmaktan başka bir şey sayılmaz.
Türkler ancak, gösterdikleri sonsuz müsamahalardan ve lütuflardan sonra gördükleri sistemli düşmanlık ve hıyanetlere karşı bir reaksiyon göstermek zorunda kalmışlardır. Türkçülük ve Türk milliyetçiliği; Yunan, Bulgar, Sırp, Ermeni, Arnavut, Arap ve diğer unsurların milliyetçilik ve ayrılık duygularının tesiri altında, bir nefis koruması gayesi ile meydana gelmiş ve hiç bir zaman haksız ve tecavüzkâr olmamıştır.
Türkçülük, Türk milletinin, ilim, sanat, ziraat, iktisat, kültür ve diğer her alanda, milli gelenek ve milli bünyeye uygun bir şekilde kalkındırılması içte ve dışta her çeşit saldırganlıklara karşı korunarak hür ve müstakil, olarak yaşatılmasını hedef tutan bir ülküdür. Böyle bir ülkü, her milletin kendisi için mukaddes bir hak olduğu gibi Türk milleti için ve onu teşkil eden her fert için de en mukaddes ve en tabii bir haktır.
Türkçülüğü, her ne sebeple olursa olsun, şu veya bu şekilde iftira ve ithamlar altında bırakmaya kalkışmak ise, bunu yapanların en hafif bir tabirle iyi niyetinden ve Türk milletine olan sevgisinden şüphe etmeyi gerektirir. Türkçülük hakkındaki düşüncelerimizi burada özet olarak belirttikten sonra, şimdi birkaç satırla "Türk birliği" ülküsünden de bahsetmek gerekir.
Türk birliği ülküsü, yeryüzündeki bütün Türklerin bir millet ve bir devlet halinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Bunun tahakkuku, bazı kimselere ilk bakışta imkânsız gibi görünebilir. Birçok kimseler bunu zararlı bir hayal (ütopi) olarak da vasıflandırabilir. Fakat unutmamak lazımdır ki, her hakikat önce bir hayal ile başlar. Yine hatırlamak gerekir ki, 1919 yılında hür ve müstakil bir Türkiye kurmak için Anadolu`da dünyanın galiplerine karşı savaşa girişmek de çılgınlık ve hayal diye vasıflandırılmıştı. Fakat inanmış ve kendilerini bir ülküye vermiş olanlar, yurdu kurtarmaya ve müstakil bir Türkiye meydana getirmeye muvaffak oldular.
Türk birliği de sistemli çalışmak, fırsat kollamak ve her şeyden önce Türkiy
|
|