|
| Gönderen | Mesaj |
|
10 Ekim 2008 Cuma
17:16:13
|
|
|
*Hayata olumlu bakın*
Hayata iyimser ve olumlu bakanlar, daha nitelikli ve kaliteli bir yaşam sürüyor. Daha az hastalanıp daha az fiziksel sorun yaşıyorlar. Daha çabuk ve daha çok şeyden mutlu oluyorlar. En önemlisi daha yüksek enerjiye sahipler.
*İYİMSERLİK KALKANINI DELDİRMEYİN*
Eğer nitelikli yaşlanmak ve hayat okulunun başarılı bir öğrencisi olmakta kararlıysanız şu çok önemli noktayı da bir kenara not edin: Bilimsel çalışmaların çoğu (örneğin, Mayo Clinic tarafından yapılan Minnesota Çok Aşamalı Kişilik Envanteri (MMPİ) çalışması), olumlu kalmanın sağlıklı ve uzun bir yaşamın en önemli yardımcılarından biri olduğunu gösteriyor. Olumlu insanlar uzun ve nitelikli yaşam yönünden yüzde 50 daha şanslı bulunuyor.
Bu insanlar daha az fiziksel ve duygusal sorun yaşıyor. Daha yüksek enerji düzeyine sahipler. Daha az hastalanıyor, mutlu ve sakin bir yaşam sürüyorlar. Yaşadığımız sorunların, ekonomik, sosyal, politik ortamın iyimser olmayı güçleştirdiğinin, hatta kötümserliğe katkıda bulunduğunun ben de farkındayım. Ama siz ne yapın edin,`iyimserlik kalkanınızı deldirmeyin`.
Çünkü bir görüşe göre `İyi insan iyimser insandır`. İyimserler uzun ve nitelikli yaşam oyununu daha kolay kazanıyorlar.
|
|
|
10 Ekim 2008 Cuma
17:21:54
|
|
|

GÜVENMEK & GÜVENİLMEK Birbirimizi görmeden, tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor.. Gerçek yaşamda önce fizikleriyle, giyim kuşamlarıyla, sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle, zihinleriyle tanışırız insanların.. sanal ortamda, önce fikirler ve görüşler ön plandadır, birbirimizi zihinlerimizle tanırız, severiz ( ya da sevmeyiz ) ve bazen de tanımak isteriz, görüşür tanışırız....Değer verir, dost oluruz.. "Dostunuz size aklından geçenleri açıklarken ne `hayır`ı ne de `evet`i ona söylemekten korkmayınız. Ve o sustuğunda yüreğiniz onu dinlemeyi sürdürsün; eğer dostun senin içindeki denizin alçalacağını bilmek zorundaysa, bırak yükseleceğini de bilsin.. Yanlızca zaman öldürmek için aranılan dost nedir ki ? O, sizin ihtiyacınızı karşılamak içindir, yoksa anlamsız boşluğunuzu değil.. Ve dostluğunuzun uyumunda, bırakın kahkahalar yükselsin ve zevkler paylaşılsın..."
Bazen bu büyü bozulmasın diye, dürüst olamadığımız için, bu tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizimki. Bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız, güvenmek isteriz yazılana, dostlarımıza.... Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir...Ve hiç kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf değil...Dürüstlük, özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla... İnsan; karşısındakini bir süre aldatabilir belki... Hatta uzun bir süre de bunu devam ettirebilir... Ama kendini kandıramaz, bunu hep sürdüremez. Sürdürürse, kişilik sorunları başlayacaktır, yarattığı kahramanı yaşatmaya çalışırken, kendisini yaralamış, hatta öldürmüş olabilir... Ne kaybederiz oysa, ne olur boyumuz kısa veya uzun ise, zayıf veya şişman isek... Sağlığımız yerinde veya değil ise... Eksiklerimiz varsa... Paramız olsa veya olmasa... Veya o filmi görmemişsek, o şiiri duymamışsak.... Ya da o ülkeye gitmemişsek...Sesimiz güzel değilse... O konuya yabancı isek....Söylediğimiz yaşta değilsek... Manken-fotomodel bir kadın veya atletik vücuda sahip bir erkek değilsek.. Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa... Ne farkeder dostluk adına.. Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün herşeyden kaçmaktansa, dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize... Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense... Daha kötüsü, bir başkasının dünyasını yıkmaktansa....
"Tıpkı okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir vuruşta gülerek yıkıveren çocuklar gibi. Oysa sizler kumdan kaleler yaptıkça okyanus sahile daha çok kum yığmaktadır, ve yaptığınız kaleleri yıktıkça okyanus sizlere gülmektedir.."
Kendine mükemmel bir kişilik yaratmak çok kolay... Zor olan, olduğunu dürüstçe olabilmek... En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla... Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun... Unutma,uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir... Kendini zor olsa da, acı olsa da, kabullen... Çünkü sen biriciksin, çok değerlisin. Sonradan acısını çekeceğin hayalleri yaratma.. "Acınız, idrakinizi kaplayan kabuğun kırılmasıdır. Nasıl ki, bir meyvanın yüreğinin güneşi görebilmesi için kabuğunun çatlaması gerekir, acı da sizin için öyledir. Kalbinizi güncel yaşantınızın mucizelerine hayran tutabilseydiniz, acınız mutluluğunuzdan daha az görkemli olmazdı. Tıpkı; tarlalarınızdan geçip giden mevsimler gibi, yüreğinizin mevsimlerini de kabul edebilseydiniz, Pişmanlık ve üzüntülerinizin Kış`ında çevrenize huzur içinde bakabilirdiniz... Acılarınızın çoğu kendinizce seçilmiştir. İçinizdeki hekimin hastalıklı benliğinizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilaçtır... Bu nedenle, içinizdeki hekime güvenin ve uzattığı devayı sükûnetle ve yatışarak için.."
Karşındakine güvenmek istiyorsan,dürüstlük arıyorsan,önce kendini güvenilir kılmalısın. Bunun da yolu; acı da olsa, zor da gelse kendinle tanış ve bize seni sun.. Çünkü biz seni seviyoruz, klavyenin tuşlarındakini, sahte dostu değil, sadece ve tam da şu halinle
SENİ

|
|
|
10 Ekim 2008 Cuma
17:27:34
|
|
|

HAYATA DAİR
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, Soluk alman güçleştiğinde, Yüreğin susup,mantığın sürüklediğinde ayaklarını, Dağlara dönmeli yüzünü insan Yeni patikalar,yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak, Yeni insanlarla tanışmalı,yeni keşifler yapacak, Hep isteyip de,bir gün yaparım dediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli.. Her geçen gece ölüme bir gün daha yaklaştığını, Zamanın bir nehir,kendinin bir sal olup da; O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı... Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa eğer; Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri, Küçük şeylerle başlamalı belki, Örneğin; Bir kaç durak önce inip servisten,otobüsten, Yürümeli eve kadar Yüreğine takmalı güneş gözlüklerini, Gördüğünü hissedebilmeli, Sağlığını kaybedip,ölümle yüz yüze gelmeden önce, Değerli olabilmeli hayat; İlla büyük acılar çekmemeli,küçük mutlulukları fark edebilmek için, Başkasının yerine koyabilmeli kendini... Ağlayan birine``gül`` İnleyen birine``sus`` dememeli, Ağlayana omuz,inleyene çare olabilmeli... Şu adaletsiz,merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı, Sevgisiz soysuz kalarak.. Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, Derin bir soluk alıp,hapsetmeli kokusunu içine, Güneşin doğuşunu seyretmeli ara sıra Seher yeli okşamalı saçlarını... Karda,yağmurda;sevincine,coşkusuna; Fırtınada,boranda;öfkesine ,isyanına ortak olabilmeli doğanın... Bir çocuğun ilk adımlarında umudu, Bir gencin düşlerinde geleceği, Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli... Çalışmadan başarmayı;sevmeden sevilmeyi; Mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli; Ama küçük,ama büyük;her hayal kırıklığı ,her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şey öğrenebilmek için... Çünkü;hiç düşmemişsen,el vermezsin kimseye kalkması için... Hiç çaresiz kalmamışsan,dermanı olamazsın dertlerin.. Ağlamayı bilmiyorsan,neşesizdir kahkahaların.. Merhaba dememişsen,anlamsızdır elvedaların.. Ne,herkesi düşünmekten kendini, Ne,kendini düşünmekten herkesi,unutmamalı.. Bilmeli,çok kısa olduğunu hayatın.. Hep vermek,yada hep almak için... Sadece,anlatılacak bir şeylerin olduğunda değil, Söyleyecek bir şeylerin bulunmadığında da dinleyebilmeli... Aklıyla ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere.. Hafızası olmalı insanın; Hiç değilse,aynı hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması için... Soruları olmalı yanıtlarını bulmak için bir ömür harcayacak.. Dostları olmalı ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak.. Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi, Ama;kapasitesi sınırlı olmalı...ki; Hakkını verebilsin sevdiklerinin, Zaman bulabilsin bir teşekkür,bir elveda için... Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer, Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten... AMA; Herkesi sevemeyeceğini de; Her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan... Tıpkı her şeye sahip olamayacağı gibi, Zamanın ninnisiyle,uykuda geçirmemeli hayatı...
|
|
|
10 Ekim 2008 Cuma
17:31:37
|
|
|

MUTLULUK Merhaba.... Bilim adamlari, mutlulukla insanin alin yazisi arasinda hiçbir iliski olmadigini savunuyorlar. Bilim adamlarina göre mutluluk, ögrenilebilir. Bir baska deyisle mutlu olmak için lotodan çikacak milyarlara ya da genlere ihtiyaç yok. Isteyen herkes mutlulugu bulabilir. Dokunarak, gevseyerek ve hatta stres halinde mutlulugu bulmak mümkün. (Lütfen dokunun sevdiğiniz insana omuzuna, yüzene, ellerine..arkadan gelen bir tebessüm.. bu parantez içindekini Wilhelm demedi ben dedim: ``Türk uzman Hati:-))))`` Alman Bunte Dergisi`nin son sayisinda Alman uzman Wilhelm Schmid-Bode`nin mutluluk reçetesi açiklandi; Çocuklar ... Bütün anketlerde ayni sonuç çikiyor. Bir insan için en büyük mutluluk çocuguyla birlikte olmak. Böylelikle dünyayi çocuk gözleriyle algilamak için ikinci bir sans elde ediyoruz. Daha mutlu, daha heyecanli, sinirsiz ve pespembe. Bol bol çocuklarla oynayin, ilgilenin. Kirmizi biber... Aci kirmizi biber, önce insanda cehennem duygusu uyandirir. Ancak hemen arkasindan ödülü gelir. Biberdeki "Capsacin" adli madde, damakta endorfin salgilanmasina yol açar. Endorfin acilari dindirir ve insani mutlu kilar. Bol acili yiyen Asyalilar bunun için mutludur.... Günlük tutmak.... Insanin gerçek mutlulugu disarida degil, iç dünyasindadir. Günlük tutmak, insanin pusulasi olabilir. Basimizdan geçen olaylar arasinda mutlu anilari özellikle vurgulayarak kagida dökersek, bunlari kalici kilmis oluruz. Jogging.... Açik havada kosu yapmak ya da sıkı bir yürüyüs, mutluluk hormonu serotonin salgilanmasini sagliyor. Buldugunuz her firsatta temiz havada kosu ya da yürüyüs yapin. Meditasyon... Gevseme teknikleri insanin ruhundaki sıkıntilari atar. Gevsemis bir insan yasadigi anin tadini çikarir, çevresinde küçük mutluluklar bulabilir. Evcil hayva.... Kus, kedi, köpek ya da balik... Ev hayvanlariyla ugrasan insanlarin çok daha mutlu ve saglikli yasadigi bilimsel bir gerçek. Ev hayvanlari, gün içinde nice küçük mutluluklar tattirirlar insana. Ev isleri ..... Inanilir gibi degil ama gerçek: Erkeklerin yüzde 12`si, yemek pisirip ütü yaparak, ev temizleyerek mutlu oldugunu söylüyor. Isin çok daha iyi yanı, erkekler iş yaptığı zaman kadınlar da mutlu oluyor:-)))) Gülmek..... Her seyi ciddiye alanlar bastan kaybediyor. Gülmek, gülümsemek ve mizah insani saglikli ve mutlu yapiyor. Bir kahkaha, bin porsiyona bedeldir sözü kesinle dogru. Çikolata... Flört etmek gibi bir sey. Bir parça yemek yeterli, mutluluk hormonu "serotonin" aninda beyinde dolasima çikiyor. Çikolatanin içerdiği "penilatilamin" insani bulutlara çikariyor. Muz..... Kendinizi güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yeyin. Magnezyum ve kalsiyum içeren bu meyve strese karsi birebir. O da mutluluk hormonu serotonini kiskirtiyor. Dostluk...... Almanya`da yapilan arastirmalara göre insanlarin yüzde 45`I kendini arkadasiyla mutlu hissediyor. Dostlugun en önemli belirtileri karsilikli güven ve birbirini dinleme yetenegi. Mor renk..... Mor renk insani neden mutlu yapar? Renk arastirmacilari bu soruya su yaniti veriyor: Kirmizi insani aktif yapar, mavi dinlendirir. Kirmizi ve mavinin karisimi olan mor ise insan ruhunu dengeye kavusturur. Çiçekler..... Dogaya saygi gösteren insanlar, küçük seylerle mutlu olmayi da bilir. Arastirmalara göre çiçek, insanin mutluluk düzeyini yüzde 100 oranında arttırıyor .. SONSUZ MUTLULUKLAR ARKADAŞLAR... LÜTFEN BUNLARDAN BİR KAÇINI YAPIN VE ``BEN ÇOK MUTSUZUM`` DEMEYİN..:-))) Hatiye tesekkurler ...
|
|
|
10 Ekim 2008 Cuma
18:40:58
|
|
|







Yüreğimi ikiye katladım Tam ortasından böldüm sonra Bir avucumda sen Bir avucumda ben varım artık.. O kadar ağırız ki ellerim takatini yitiriyor Seni düşürmekten korkuyorum Ayrıyken mi ağırlaştık bu kadar ? Yoksa bir aradayken her şey daha mı kolaydı ?
Bir ucu sana bir ucu bana çıkan yolun tam ortasındayım Ne tarafa gideceğimin bir önemi yok Bana giden tarafa da gitsem sana çıkacağım Ben senden ibaretim nasıl olsa… Dinlerken seviyorum diyebildiğim bütün şarkıları dilime dolayıp Sevdamı sırtıma alıp Sana geliyorum… İki tarafta da beni beklediğini biliyorum..
Ve sen ; Bildiğim en güzel şeysin
|
|
|
27 Şubat 2009 Cuma
22:27:06
|
|
|
Rakamlarla Türk Halkı...!!!
--------------------------------------------------------------------------------
Yaklaşık 2 bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen bu araştırmaya göre, Türk insanı erkek çocuklarının meslek konusunda kendi tercihini kendisinin yapmasını istiyor. Çocuklarını meslek konusunda özgür bırakanların oranı 1993 yılında %29.1 iken bu oran 1997 yılında %45.5`e ulaştı. Geriye kalan kısmın büyük çoğunluğu ise erkek çocuklarını doktor olarak görmek istiyor.
Türk insanının %72`sinin göz rengi kahverengi ve siyah. Mavi gözlülerin oranı sadece %3.4. Türk insanı çoğunlukla buğday tenli. Türklerin yarısından fazlasının saç rengi siyah, saç şekli de düz.
Araştırmaya göre 1993 yılında Türklerin %26.9`u otomatik çamaşır makinesi kullanırken, 1997 yılında tam otomatik çamaşır makinesine sahip olanların oranı %53.6`ya yükseldi. %26.3`lük kısım ise çamaşırlarını merdaneli çamaşır makinesinde yıkıyor. Elektrikli termosifon kullananların oranı 1997 yılında %11.6. Türklerin çoğu tek kapılı buzdolabını tercih ederken, sadece %9.5`lik kısım No-Frost buzdolabı kullanıyor. Bulaşık makinesi kullananların oranı ise %17.2. Türklerin %93`ünün evinde ütü var. Tıraş makinesi kullananların oranı %21.3. Türkler küçük ev aletleri arasında en fazla tost makinesini tercih ediyor.
Türk erkekleri arasında bıyık bırakma modası giderek azalsa da bıyıklıların oranı hiç de az değil. 1993 yılında Türk erkeklerinin %77`si bıyıklı iken, bu oran 1997 yılında %62.8 oldu. Erkeklerin %19`u ise sakallı.
Türk kadınlarının ortalama boyları 162 cm., kiloları ise ortalama 61. Erkeklerde ise ortalama boy 173 cm kilo da 71. Bu arada kadın ve erkekler 1993 yılından beri ancak 1 kilo zayıflamışlar. Türkler diyetten de hiç hoşlanmıyorlar.
Türklerin çoğu, kış aylarında üşüdüğünden olsa gerek haftada bir kez banyo yapmayı tercih ediyor. Türk insanının yarısından çoğu ise dişlerini fırçalamıyor. Türkler et ve tavuk yemeklerini ve dışarıda yemeği çok seviyor. Türklerin çoğu yer sofrasında yemek yemeği tercih ediyor.
Türk erkeklerinin %80`i akşam yemeklerinde içki içmiyor. Türkler yemek yerken ailenin tüm fertlerinin masada olmasını istiyor. %63.1`lik kısım alaturka tuvalet kullanıyor. Çoğunun da evinde banyo küveti bulunuyor.
%64`ümüzün saçları düz Erkeklerin %62`si bıyıklı, %19`u sakallı Ortalama ayakkabı numarası kadınlarda 37, erkeklerde 42 Ortalama kadın kilosu 61.2, erkek kilosu 71.6 %15`imiz diyet yapıyor Ortalama erkek boyu 1.73, kadın boyu 1.62 cm %54`ümüz diş fırçalamıyor. %35`imizin kan grubu A RH Pozitif Et ve tavuk en sevdiğimiz yemekler Haftada dört gün salata yiyoruz %26`mız evde hayvan besliyor %68`imiz hiç spor yapmıyor. En sevdiğimiz müzik halk müziği, en az country dinliyoruz. Araştırmaya göre, kadınların %14.5`i her gün çamaşır yıkıyor, %50`si her gün yerleri, %51.6`sı banyo ve mutfağı temizliyor, %3`ü her gün camları siliyor ve %94`ü her gün bulaşık yıkıyor. Her gün yemek yapan kadınların oranı ise 70.8. Kendini ev işlerine adayan Türk kadınları arasında haftada bir kaç kez perdeleri yıkadığını söyleyenler bile var. Ev işlerinde düzenli ya da düzensiz yardımcı çalıştıranlar ise kadınların sadece %7.6`sını oluşturuyor.
Evli olsun olmasın, Türk kadının %70.8`i, kendi yemeğini yapıyor. `Ben hiç yapmam`diyenler ise sadece %9 oranında. Evlerimizde en çok pişen yemeklerin başında ise sulu sebze yemekleri geliyor. Bunu pilav ve makarnalar ile çorbalar izliyor. Dışarıda yemek yeme alışkanlığı ise çok az. Kadınların %77.3`ü fast food türü yerlerde, %69.9`u ise restoranlarda yemek yemediğini söylüyor. Ancak %4`lük bir kesim haftada bir kaç kez dışarıda yemek yediğini belirtiyor.
Aaraştırmaya katılan kadınların %2.3`ü yalnız yaşıyor. Toplam 17 ilin kent ve kırsal kesiminde yüzyüze yapılan araştırmaya katılan kadınlardan %61.3`ü tuvalet kağıdının, %64.2`si de kağıt peçetenin evde sürekli kullanıldığını belirtti. Tuvalet kağıdını hiç kullanmayanlar %9.2`yi oluştururken, kağıt peçete girmeyen evler de %2.6 olarak belirlendi.
Türk kadını, çöpü torbayla atma alışkanlığını edindi ama çöp torbası kullananlar sadece %11.2`yi oluşturuyor. %77.1`i oluşturan büyük çoğunluk alışverişlerle eve gelen naylon poşetleri tercih ediyor. Çöp torbası kullanmayanların oranı ise %15.5.
Kanser kontrolü yaptıran kadınlarımızın oranı, sadece %2.5 düzeyinde. %97.5 oranında kadın ise kanseri ciddiye almıyor, kontrol yaptırmıyor. Son 3 ay içinde kadınlarımızın %40.3`ü en az bir kez doktora uğramış. Türk kadınlarının %58.6`sı, en az ayda bir kez rahatsızlık nedeniyle ya da korunma amaçlı ilaç kullanıyor. Kullanılan ilaçlarda ilk sırayı %38`le ağrı kesiciler alırken, onu %16.3`le vitaminler izliyor. Kullanılma çokluğu bakımından, soğuk algınlığı ilaçları %8`le 3`üncü, mide ilaçları %7.7`le dördüncü, tansiyon ilaçları %7.6 ile 5`inc ve romatizma ilaçları %6.7`yle 6`ncı sıraya oturuyor.
Türk kadınının, %55.4`ünün, diş hekimine 2-3 yıl arayla gittiğini ya da hiç gitmediğini ortaya çıkardı. Kadınların %10.9`u ise dişlerini hiç fırçalamıyor. Günde 2-3 kez dişlerini fırçalayan, %16.9, günde 3 kez fırçalayanlar ise sadece %1.8 oranında kaldılar. Çoğunluk %39.7 ile günde ya da 2 günde bir dişlerini fırçalıyor. Haftada 1 ya da daha fazla diş fırçalayanlar %25.5, ayda 1-2 kez ve daha seyrek diş fırçalayanlar ise %5.2 oranlarındalar.
Doğuştan sarışınlar, Türk kadınının sadece %6.7`si. Moda olmadığı zaman sık görülmeyen kızıl saç ise gerçekte yok denecek kadar az. Türk kadının sadece %2.3`ünün saç rengi gerçek kızıl.
|
|
|
23 Mart 2009 Pazartesi
00:15:41
|
|
|
Pencereden bakarken
Hayat, küçük bir pencereden dışarıyı seyretmeye benziyor. Dışarıda hava bazen bulutlu, bazen yağışlı, bazen güneşli, bazen de karlı. İçeride ise kalbimizin atışları belirliyor termometrenin kaçı gösterdiğini. Elinizi alnınıza götürdüğünüzde, ateşiniz hiç yükselmiyormuş gibi görünse de, sıcaklığı anında hissedebilirsiniz aynı elinizi kalbinizin üstüne koyunca… "Yağmur yağıyor, seller akıyor, Arap kızı camdan bakıyor" diye bir dörtlük vardı küçüklüğümde. Şimdinin çocukları ise ne yazık ki sanal pencerelerden bakıyorlar yaşama. Kimileri termal dürbünlerle, kimileri ise kocaman teleskoplarla bakmaya çalışıyorlar etrafa. Ancak her halükarda hepimiz hayata kendi penceremizden bakıyoruz veya öyle zannediyoruz. Yani nasıl görmek istiyorsak etrafımızdakileri, öyle görüyoruz; ona göre yorumluyoruz her şeyi. Çoğu zaman damgalıyoruz insanları, ceplerindeki kimlik kartları yetmezmiş gibi bir de biz kart takıyoruz onlara. Çoğumuz dışarıdaki havaya bakıp ona göre giyinip çıkarız dışarı. Her şeyin yolunda gideceğini düşünüyoruz. Ama hayat öyle ilginç olaylara gebe ki… Ne zaman, nerede, ne ile karşılaşacağımızı bilemiyoruz bir türlü. Belki bu gizem hayatı anlamlı kılıyor. Zaten raylara bakarak trenin hangi yöne gittiğini de anlayamayız ki… Farklı pencerelerden bakıp aynı duyguyu yaşamak olsa gerek mutluluk dedikleri. İki ayrı çerçeve birleşerek bambaşka bir çerçeve oluşturur ve daha güzel bakar dünyaya. Senin gibi düşünmeyebilir ama senin gibi hisseder ve seni bir şeyler söylemene gerek kalmadan anlar. Uğur böceği ile gelinciğin hayata aynı pencereden bakabilmesi için aynı şeyleri hissetmesi, aynı ideallere sahip olması, aynı düşünceleri paylaşması; yani her şeyi birlikte yaşaması gerekir. Aksi takdirde, hava almayan bir odada gaz sızıntısından boğulup gider ikisi de. Sessizce ve derinden ama hiç kimseyi üzmeden… Hayata farklı pencerelerden bakıp aynı şeyi hissedebilenlerden olmanız temennisiyle…
Dr. Yasin Aslan / Köşe yazarı
|
|
|
26 Ağustos 2009 Çarşamba
03:32:17
|
|
|
Bazen susmak gerekiyormuşBazen susmak gerekiyormuş Bazen bomboş bakmak gerekiyormuş Hayatın yalanlarına.. Anlamaya çalışmak saçmalık..! Anlamadan yaşamak gerekiyormuş.. Ama bazen! Unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına. Zaman değilmiş gideni getiren.. Aslında zamanmış var olanı götüren..!
|
|
|
26 Ağustos 2009 Çarşamba
11:34:31
|
|
|
Bazen Susmaktır En İyisi
Bazen susmaktır en iyisi Gecenin karanlığına dalmaktır Bir gece kuşunun kanadına konmaktır Bazen susmak,ölümüne
Kanatlanıp uçmaktır pencereden Mezarların üzerinden geçmektir Bir servinin mezar taşına sevgisidir Bazen susmaktır,zaman
Gecenin sessizliği Makber’in kokusudur vuslat Zaman musalla taşına vurunca Bazen susmaktır en iyisi
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|