Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen

Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
8 Mayıs 2008 Perşembe 15:57:11

Profesör Üstün Dökmen, "Hayvan" dergisinde yayımlanan röportajında,
"Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen
insanı tekmeleyen çok kişi gördüm" diyor...
Saygılı olmaktaki kusurlarımızı şöyle anlatıyor:
Birbirimize saygılı olma konusunda 3 tip temel hatamız var...
Avrupa`da yasayan vatandaşımız, orada yerlere çöp atmıyor ama
Kapıkule’den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor.
Niye burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda, herkes böyle yapıyor
diyor.Kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir bu.
İkinci hatamız, adama göre davranmamız. Karşımızdaki adam iri
yarıysa,`Buyur Abi`, diyoruz, ufak tefekse, `Ne var lan!` diyoruz. Oysa ki,
insanların onuru birbirine eşittir.
Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve
girerken `Merhaba millet` diyoruz, değilse surat asıyoruz. Oysa
keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak
zorundayız.
Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat
var, kimse basamaz, ayağıyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir
kenara.
Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet değil mi?

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Mayıs 2008 Cuma 14:31:24

 

"Herkes dünyanın düzene girmesini ister

ama ilk hareketi hep komşusunun yapmasını bekler..."

 

Toplum olarak kişisel gelişimimizi tamamladığımızda ancak, sözlerimize değil yaptıklarımıza bakmamız gerektiğinin bilincine ulaşabileceğiz, umarım bu süre çok daha uzamaz...

 

Sevgilerimle..

 

 

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Mayıs 2008 Salı 18:14:48

KAÇIŞLARIN BENDEN OLMAMALI
KEŞKE KEŞKE HERKEZ SANA BENİM DİLEDİĞİM KADAR MUTLULUKLAR DİLEYEBİLSEYDİLER......

 

Ufukta gün bitince isyanım başlar benim
Karanlığa karışır gözümde yaşlar benim
Korkulu bir rüyadır şu bitmeyen geceler
Hep bu his bu duygu ile geçiyor bak seneler

Bu gönülde bir akşam sabah olmaya bilir
Veda edeceksen et zaman kalmaya bilir
Dert ne birdir nede bin feryadıma kulak ver
Bana en son darbeyi vurmadan geceler ah geceler

Bir kumar değilse nedendir bu kaybediş
Bir zulüm değilse nedir bu kahrediş
Kaybolan gençlik mi hayatımıdır bilemem
Sana bu aşk yollarında mutsuzluğu dilemem

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Mayıs 2008 Salı 18:15:11

Birikti uğrunda döktüğüm yaşlar
Al götür vicdansız ruhun yıkansın
Her günüm hasretin zulmüyle başlar
Ahımı hakettin ciğerin yansın

Bilseydim duyguya yer yok dininde
El pençe durmazdım hayalin önünde
Kapkara yas tututum doğum gününde
Neşemi yok ettin ciğerin yansın

Doğuştan sevgiye aşka meyildim
Kimsenin lütfuna muhtaç değildim
Bir sana diz çöktüm sana eğildim
Canıma tak ettin ciğerin yansın

Sen ince ağrımsın veremdim sana
Aleme haramdım, haremdim sana
Aşkınla tutuşan ,keremdim sana
Aslıdan çok ettin ciğerin yansın

Düşsemde kalkarım tutma elimden
Gururum merhamet ummaz zalimden
Beddua çıkmazdı şair dilimden
Sabrımı tükettin ciğerin yansın

Sineni kaplasın bu onmaz yara
Hayatın boyunca gölgemi ara
Değil mi sen benim yüzümü kara
Saçımı ak ettin ciğerin yansın

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
13 Mayıs 2008 Salı 18:16:14

bakmayın siz şiirlerin hüzünlü oduguna yer yok beniöm yüregimde hüzne.

mavi herşley masmavi hayatım da sanki hiç ölmemeyecek gibi yaşarcasına

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
17 Mayıs 2008 Cumartesi 03:30:36

 

KAPIMI ÇALARSAN BİRGÜN

EŞİKTEKİ AYAKABILARA ALDANIP EVİMİN İÇİNİ KALABALIK SANMA,

ATMAYA KIYAMAYAN ANNEM BTÜN AYAKABILARIMI DİZMİŞ YANLIZLIĞIMA...











Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
17 Mayıs 2008 Cumartesi 03:32:06

 

 

SENİ BULMAKTAN ÇOK ARAMAK İSTERİM!

SENİ SEVMEDEN ÖNCE ANLAMAK İSTERİM!

SENİ BİR ÖMÜR BOYU BİTİRMEK DEĞİL DE

SANA HEP YENİDEN BAŞLAMAK İSTERİM.

 

 

 

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
19 Mayıs 2008 Pazartesi 18:35:46

uzun boylu ağrılara atıldım;
sokaklarda hırçın rüzgârlara katıldım;
iyi yürekli çocuklar
sessizce büyümekte
“dünyanın şavkı kendine,
efkârı bize mi?” demekte;
kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte
kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
düşmekteydiler
uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...

iyi yürekli çocuklar,
günlerin rahmine yaslarken düşlerini
bazen apansız ölmekte,
ölmekteydiler...
ama şalvarları gül desenli döne’ler
yeniden dillenip döllenmekte
doğrulup yeniden dillenmekte
ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden
rüzgârlar esmekteydiler…

(

sonrası bildik törenler, kanıksanmış itaatler
ve her aşkın künyesine bir gün
dökülen küller...
sonrası pazaryerleri; patates, pırasa vs.
taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da

bu ay da sürüm sürüm
turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda;
defolu çıkmış hayat
kimin umurunda!

kimin umurunda
yeni donlar giyen eski kadınlar
ve bilumum “öteki”ler
dolup boşalan kültablaları,
bozuk sifonlar, şerefsiz adisyonlar,
ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar...

kimin umurunda
buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...

/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri…/

“-vay anasını bu maçı da alamadık abiler
ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!”
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
en pahalı düşleri dolara endeksleyip
en ucuz pazarlara sürmekteydiler!

sonrası aşkın
ve şarabın şanına düşen gölgeler...

gölgeler...
kimin umurunda?
yoruldu yorgunluk da
aşk bir yana, düş bir yana
paranın sultası düştükçe
düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya
her şey hızla ayrışmakta
üstelik gün ortası, ışıkta:

her şey pazar
ve karmaşa...

/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../

iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
o aşınmış saçaklarda, yollarda
ısrarla yanlış atlara binip
ısrarla düşmekteydiler...
“-yok yoluna geçti geçen günler
..k yoluna kaldı kalan günler geride
bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
camları buğulu bir genelev odasında
vizite fiyatına...”

solarken
gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar…

sürerdi...
yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat
“bu maçı da alamazken abiler”
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte;
büyüdükçe kirlenmekte,
kirlendikçe ölmekte,
öldükçe bilmekte,
bildikçe acımakta
ve acıdıkça görmekteydiler
ki her fırtınadan her anıdan geride
herkes figüran
yaşamın sahnesinde...

sahnesinde
yaşamın
kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler
minibüslerde demlenmiş ter
ve çürük sperm kokusu

sahnesinde
aşklarla rus ruleti
ve tel kaçıran çorapların kederi...

sahnesinde
brüt bir yaşam
net bir ölüm
bırak rezil gündüzleri
geceye yaslan gülüm!

iyi yürekli çocuklar düzineler halinde
feleğe küfrederek geçmekteydiler
uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce
büyümekteydiler...

“-işte bu şikeler sürdükçe
maç mı alınır ulan sayın abiler?
ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!”

aşkta,
düşte,
işte,
birer
birer
inerken
beyaz
bayrakları:

/bizim çocuklar,
bütün maçlarda yenildiler.../

1998, Ankara
geliyormusum
pencerelerde yaz
ve bileklerimde bayat bir intihar

oysa olunecek bir sey yokmus
gidince sen
yasanacak bir sey olmadigi kadar

yaniyormusum
vardigim yere birakip kendimi
atlasinda yeryuzunun;
cilgin ve cirkin
ve huzunle oyalanan
yuregimde kul tadi nice yangindan kalan...

oluyormusum
senin saclarin uzuyormus ustelik
olunce ben
cigarayi da birakip sumerbank’a taksit oduyormussun

bedenin tecritmis gencliginden
ikisi de yalnizmis
geceler opuyormus memelerinden...
*
bense gencligimi pazarliksiz
ve hizla gectigimden
bugunler saclarimla birlikte siir yazmayi da kisa
kestigimden
pic kalmis asklarla avutup kendimi
bileklerimde bayat bir intiharin dikis izleri
gelip gecmis yillarin dis izleri omrumde
nester ve gul’mus hayat

guluyor...guluyor...guluyormusum...


YILMAZ ODABAŞI

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
21 Mayıs 2008 Çarşamba 04:07:08

 

Günlerin Bulanık Sularında

Kalabalık,
kabarık şehir;
çok şehir,
çok beton,
yok: İnsan…

Çok: Şehir;
hiç: İnsan!

Sevgileri güneşte çekmiş, ruhları eprimiş
ve ihanetlerini cüzdanlarıyla besleyen hiç insanlar,
geldiler; milli piyango ve otobüs biletleriyle
kürdanlarıyla, balgamlarıyla, ayakkabı bağlarıyla
nüfus cüzdanlarıyla, “kazı kazan”larıyla,
visa kartlarıyla, maskeleriyle, markalarıyla…
Güneşin heybetine bakmadan
ve aldırmadan rüzgârın zarafetine...

Birer küfe gibiydi omuzlarında hayat;
her biri kendince yokuşlarda,
her biri amansız yokoluşlarda,
şarkıları yankısız,
aşkları unutuşlarda...
Kapanıp gündüzlerin ıssız odalarına;
hepsi çürük akşamlardan
ve bayat sayımlardan kalma (!)

Geldiler,
göğe bakmadan,
dokunamadan o uzak ovalara
telaşla,
günlerin bulanık sularında...

Hiç insan,
sabahın köşesinde
kusmuş şehrin şanına;
sabahlar akşamına,
adamlar aşklarına,
kusmuş günlerin bulanık sularında.
Sevgisiz kaldık, sevgisiz kaldık
kısacık Nisan akşamlarında...

Şimdi hızla yırtılan aşiretlerden
aşüfteler, kalpazanlar ve ateistler çıkaran ülkem,
savur beni şu pusun, ayazın ortasına,
çıkarıp sığ sulardan yakıştır okyanuslara
ve kavuştur o eski masal kahramanlarına...
Çünkü böyle bir raunt isyan, beş rekat hüzün
Yetmiyor haziran akşamlarında...

Şimdi parklar fesleğen kokarken
yoksullar soluk soluğa;
fıskıyeler upuzun,
taşıtlar süratle otobanlarda;
telaşla,
herkes günlerin bulanık sularında...

Oysa hepimizin gidebileceği bir vadi olmalıydı…

Artık ömürlerimiz bu tükürülmüş bulvarlara kanar
Ve rüyalarımızda bir görünür bir kaybolur serin pınarlar;
bu yüzden yaktığımız bütün kibrit çöpleri
en çok da içimizde yanar ha yanar...


Kalabalık,
kabarık şehir;
çok şehir,
çok beton,
yok: İnsan...

Çok: Şehir;
hiç: İnsan!

Hiç
insan;
doyumsuz,
tedirgin,
korkak...
Sabırsız,
tutkusuz,
kaypak...


Şimdi herkes yüreğinin avlusuna bir servi kadar.
Rüyalarında bir görünür bir kaybolur ormanlar.
Uyanınca, irileşen boşlukları ihanetle tamamlar...

H
i
ç


i
n
s
a
n:
Yitmiş günlerin bulanık sularında…
Sadece elbiseler sürüklüyor ardında..

coşkusuz, aşksız kaldık
Kaldık...
Bu kısacık temmuz akşamlarında…
 
Yılmaz Odabaşı