|
| Gönderen | Mesaj |
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
17:20:21
|
|
|
Vicdan bir gün kaybolur ardında iz bırakmayarak; Suçluluk duygularını, kaygıları ve acıları da olarak. İnsanlar “Özgürüz” diyerek yokluğundan yararlanarak, Görülür; soygunlar,yağmalar, çıkarcılık sıradan olarak
Vicdan sokaklarda insanların ayakları altında savrulur. Herkes işe yaramaz bir şeymiş gibi tekmeler, savurur. Perişan bir akşamcı, o haldeyken bir gün yolda bulur. Bulmasa kim bilir daha ne kadar ayak altında durur.
Ayyaş yerden alır almaz çarpılmış gibi vücudu titrer. Kafası yerine gelir hayal gücü hemen harekete geçer. Geçmişindeki utanç verici zorbalıklar, ihanetler... Ruhunda bir yargılama başlar iner beynine darbeler.
“Anam babam! Dayanamayacağım.” diye çığlık atar. Kalabalıklar onunla alay eder, ardından kahkaha atar Sarhoş tam atacakken vicdanı karşına bir bekçi çıkar. Alır vicdanı elinden ve giderken tekrar cebine atar.
Eski bir tanıdığı olan meyhanecinin yanına geçer. Uyuklayan arkadaşının avucuna usulca bırakı verir. Adamın gözleri yuvasından fırlar, birden kendine gelir Kalkar. Şaşkındır; sanki işletmesi ruhsatsız işyeridir.
Şimdi hatırladım; ruhsat alırken kurtulmuştum bundan. Sıkılır, terler ve anasından emdiği süt gelir burnundan. Meyhane dolarken bahseder içkinin sebep olduklarından. Atıp kurtulmak ister şarap ve kadehlerden bir yandan.
Geçti koskoca gün ısrarlara rağmen satmadan hiç içki. Akşam eşine: “Bu gün içki satmadım o kadar rahatım ki; ” Karısı çok rahatsız oldu, doğru zabıtaya koştu pazardaki Rüşvetçiliğiyle ünlü zabıtanın paltosuna öyle bir bıraktı ki;
Zabıta birden değişti ve kimsenin malına el uzatamaz oldu. Kendisindeki değişikliğe şaşıran adamın birden gözleri doldu. Eve döndü. Eli kolu dönmesine alışan karısı öfkeyle sordu: “Ne bu halin! Evine boş gelmene sebep ne, sana ne oldu? ”
“Vicdan! ” deyince, “Gelecek pazara kadar vicdanla doy”, dedi. Zabıta paltosunu çıkarınca, sanki bir değişiklik hissediverdi. Pazardaki mallar satıcılara ait değil de sanki kendisinindi. “Artık elimden kurtulamazsınız, geliyorum pazarcılar! ”, dedi.
Paltosunu giydi. Aniden değişti içinde başka biri vardı. Eski halime dönerim ümidiyle koşarak pazara vardı. Pazarda ekmek parası kazanmaya çalışan insanlar vardı. Acıdı! Cebinde ne varsa dağıttı. Paraları bile vardı.
Karısı cebinde vicdanı buldu ve onu bir zarfa koydu. Üzerine tefeci bir yahudinin adı ve adresi yazıyordu. O da değişiklikler yaşayınca kurtulmanın yolunu buldu. Zavallı vicdan böyle itile kakıla, dünyayı dolaşıyordu.
Sonunda geçim sıkıntısı çeken bir baharatçıya sığındı. Bana neden böyle işkence ediyorsunuz? ” diye yakındı. “İhtiyaç duymuyorsa ben ne yapabilirim.” deyip sakındı. “Küçük bir çocuk bul bana! ” dedi ve kararlı tavır takındı.
Temiz yüreğini gözümün önünde yar ve göm beni. Belki o temiz yavrucak yüreğinde barındırır beni. İnsanların yanına çıkarmayı yüz kızartıcı bulmaz beni. Bu çocuk büyüyor şimdi, yürekteki vicdan da yeni.
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
17:20:59
|
|
|
Nasil olduysa birden adimi unuttum adini unuttugum o sicak sehirde yildiz alacasi yüzen bir zakkum yanimda o hayal kiz ikide birde yolumu gözlerine bakip buldugum
sahi ben ne hirçin bir çocuktum ele avuca sigmaz akli fikri siirde misra misra basimi belaya soktum Izmir cezaevi dokuzyüz kirk bir`de kasla göz arasi liseden kovuldum
inanmakta geç sevmekte çabuktum bazen yasadiklarim aklima gelir de kaç kere umutsuzlugun yolunu tuttum istenmeyen adam hemen her devirde hemen her devirde atesten bir buluttum binlerce umuttan belki bir umuttum
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
17:22:15
|
|
|
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
17:24:08
|
|
|
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
17:25:45
|
|
|
Ben Güçlüyüm
Ağlıyorum sanmayın gözümde yaş var diye, Yağmur yağmıştı da ondan böyle;
Düştüm sanmayın, sendeledim; Yollar bozuk da, ondan böyle.
Dert etmeyin, hergün yağmur yağmaz ki, Yollar böyle bozuk kalmaz ki;
Güçlüyüm ben, korkmam fırtınadan, Rüzgar biraz sert de, ondan böyle.
Yarın yeni bir gün. Güneş gene doğacak, Yağmur durmuş, fırtına dinmiş olacak,
Sanmayın gönlüm hüzünlü kalacak, Biraz yorgunum da ondan böyle...
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
17:26:00
|
|
|
Sanmayın gönlüm hüzünlü kalacak, Biraz yorgunum da ondan böyle...
|
|
|
23 Eylül 2008 Salı
17:48:26
|
|
|
Bİr vicdan ayaklanmasına doğru genişlerse kalbin/ şiir gibi yürürse ince ve narin… Anla ki herkes değilsin!
Gel sevgilim biraz soluklanalım. Çok düştük biraz soluklanalım. Maviye çalan bir çocuk geçsin gözlerimizden. Kara bir günü daha ifşa ettik mavilenelim. Bir geceye daha sızdığımızın resmidir bu, bir karanlığı daha patlattığımızın. Çok sesli bir koro orotoryomuzu yapın. Cümlelerin arasından sızıp bulanık bir ırmakta sır olalım. / Son virdine yataklık yapacağımız bir derviş bulalım.Çıtı pıtı bir kente, tedavülden kalkmış ağır nefeslerle girelim. Ve kenarı çentikli bir bilboardın tam ortasına bağdaş kuralım. Gel sevgilim, kapısı çalınmış evleri, yüzüne bakılmayan yetimleri hırkamızın altında, yüreğimizin boşluğunda saklayalım. / Ah toprak künhüne varamadığımız rüyalar, kaç yerinden çatladı bir tohum, sis neden ellerimizden akar, hangi işaret bu kumpası bozar ve gözlerin neyin rengine çalar? Bir geceyi daha bölelim, bir dilim sana bir dilim aç kurtlara… Dudaklarım mühürlendi sevgilim sandım yeryüzü mühürlendi. Tenimde zahit bir ateş. Ey aşk suretinde gelen yalan. Kocaman bir yüreğe değer gibi geçtin sokaklarımdan. Ne kadar da sırnaşık bir heyüla göğümüzde asılı kalan güneş. Dışın zaptedilmez harami. İçin sevgilim uyut beni. Ruhumuzu darp eden isyan, erimez de saçaklarımızdan sarkarsa ihanet. Cinneti o zaman sözlerinde tutuklu kalmış susuşlarım say. Kabil emziren bir zamanla sürgit yoldaşların kahrı düşlerimizi kundakladığında bir sen bil herkes değilsin. Ruhumuzun aynasında saklı kalan bir vahadır örgütlenmiş bu bahar. Sen bilirsin bu kokuyu, yusuf’un zindanındaki küf, bu buğu. Üzerimize serpilmiş kıyımdır; ya coğrafyamız talan ya da sevincimizin atıldığı bu dipsiz kuyu. Alnımızın çatından sarkıtılmış sarkaç mahşerin tam ortasından geçip hüznümüze dokunuyor. Ve ruhumuz sevgilim ölüm görmüş yalnızlıklara gömülüyor. Uzatmalı bir iklim bu. Hiçbir şey kadar masum. Buğday teninde bir sözcük düşer kalbine. Başak renginde bir bahar çağır. Ağlayan coçukların gözyaşlarnı çal. Sıkılmış bir yumruğun öfkesini tasdik et. Ve öğret bana sevgilim demirin ve mizanın kavlince Nedir sabrımızın gergefine takılıp kalan bu ayrıksı Bu sukunet…
Ömer İdris Akdin Yolcu Dergisi sayı: KıRk

|
|
|
25 Eylül 2008 Perşembe
18:11:36
|
|
|
|
OY oy OY NE GÜZEL NE GÜZEL EMEGİNE SAGLIK
|
|
|
7 Kasım 2008 Cuma
03:29:11
|
|
|
Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz, uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni...
Ahmed Arif
|
|
|
8 Kasım 2008 Cumartesi
01:27:55
|
|
|
hımmm.. o halde okumak gerek..
|
|
|
8 Kasım 2008 Cumartesi
01:44:36
|
|
|
canım canım canıımm, şükür karşılaştırana diyorum
öptüm seni caannn, iyisin inşallah..
bi güzel şiir buldum senin için ama buraya eklemiyim..
|
|
|
8 Kasım 2008 Cumartesi
01:48:28
|
|
|
bende iyiyim canım, tek sorunum masa başına oturamamak bi türlü, özledim hepinizi çooookkk...
|
|
|
13 Kasım 2008 Perşembe
13:56:00
|
|
|
slmlar
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|