Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > sonsuzlugumdan bana yazılan

sonsuzlugumdan bana yazılan


GönderenMesaj

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
24 Kasım 2008 Pazartesi 01:34:43

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
24 Kasım 2008 Pazartesi 23:53:58

Gülü Solmaz Sanılan Bahçe

Gülü solmaz sanılır bu ömür bahçesinin,
Ebedi susmayacak nağmesi, bülbül sesinin!

Ne kadar sürse hayatın sonu bir gün gelecek
Yeniden başlayan her şey yine bir gün bitecek,

Bitecek sevgilinin tatlı ılık merhabası,
Bitecek, bahçede gül goncasının naz havası.

Azalır belki sanıp, gönlümüzün gamlarını
Boşa bekler dururuz ilkbahar akşamlarını..

Ne hayâller avutur gönlü, ne tozpembe saray;
Veremez gençliğimin hazzını sarhoş dolunay!

Bulanık ufkumuz artık... sona gelmiş gibiyiz
Namazın vakti yakın... gitgide elmiş gibiyiz!

Hani canlar, hani can yoldaşımız sevgililer?
Ne bu dünyâlara gelmiş, ne de gitmiş gibiler.

Görünüp, beş para etmezliği dünyâ malının
Giderek anlaşılır kıymeti zeytin dalının!

Yaşarız ömrümüzün sendeleyen günlerini
Derin özlem duyarak... yad ederek, dünlerini.

Kocamış gönlümüzün duygulu yağmurları az,
Yumulan gözleri artık geceler korkutamaz!

Getirir fermanı bir gün ecelin zâlim atı
Ve güneş battı mı başlar gecenin saltanatı!

Bir ömür öyle hayâllerle avuttun ki beni;
Seni hâin, seni zâlim ve sefil dünya seni!

Koyacak noktayı, bardaktaki zemzem suyudur
Doğuyorsan öleceksin, kaderin hükmü budur!


Hasan Sami Bolak

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
25 Kasım 2008 Salı 03:19:08
Dünya olanca hızıyla dönüyor...
Umurunda bile değilim...
Toprağımı yadırgıyorum buralarda...
Kanıksanmış, kabule yaltaklanmış yaşamlar hakettiği küfrü yiyor benden...
Acil durumlarda kırılabilecek camekanlar olmadı hayatımda...
Yüzümde serseri mayın izi...
Topalladığında dudağın, anlamalıydım beni sevmediğini...
Yoksunluğumun bilmem kaçıncı günü bugün...
Senden ıradıkça korkunun eli ensemde...
Dışarısı ayaz...
Ruhum kırağıya çalıyor, kendi adımını unutmuş...
Kendi yerinden kovulmuş sanki...
Günün yamacına çıktım soluksuz, zirvesinde siyahı gördüm...
Fısıldadığımda adını, bedenimden düştüm!..
Gerçeğin yansıması hayaline vurduğunda sesini yüreğime sermiştin çoktan...
Üstüme çöken bu sessizliğin; gülümseyişinin sonuna rast geldiğini bilmeliydim...
Kanımda kıpırdanan bir hayata döndüm yüzümü...
Sancısını mavi sandım, güldüm...
Mutlu olduğunda gözlerime akan maviydi teninin rengi, unutmadım gülüm...
Savruk inadıma yenildim...
Sana çarptığında ruhum çoktan ölmüştüm...
Oysa öpüşünle sarılmalıydı yaram...
Elimi tutmayı başarabilseydin eğer, tuttuğunda dirilebilseydim...
Sevişemeyeceğimizi bile bile kirpiğine süzüldüm...
Ölgün ruh nasıl sevilirdi ki aşkın oynak kokusu burnunda tüterken...
Yakarıya kilitlenmiş dişlerimi gıcırdatırken sus dedin; Sus-tum...
Bende kaldıkça çoğalan bir ıssızlık gibi yazdıklarım...
Şimdi onu sana verme zamanı...
Okuduğunda bu günlüğüne, bir günlüğüne, beni unuttuğunu hatırlaman için...
Gidilmiş en son yer nerdeyse ben ordayım...
Bıraktığın yerde kalmayacağım...
Kanımdaki hayata sancılanırken maviliğin, çoktan gitmiş olacağım...
Bilerek yaşadığın yazgına ağıtlar yakma!..
Askıda kalmış sevda sözlerimin; sonuna koşan rüzgara konuşan yapraklarda titrediğini düşün!..
Düşündüğünde gülümse!.. Gülümsediğinde sus!..

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
28 Kasım 2008 Cuma 23:13:15


Yanarım; öyle bakma yüzüme yağmur gibi
Dağıt kalbini saran hasret bulutlarını
Damlasın gözlerine sonsuzluk usaresi
Dalgınlık evlerinin en güzel melikesi
Sevemem; tozlu raflar arasına girmeden
Çöllerim kandır benim
Sevemem; karanlığı bir daha devirmeden
Aşkım isyandır benim

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
28 Kasım 2008 Cuma 23:14:25


Ağır ağır çektim perdeleri
Çekmeceye gizledim çocuksu sevinçleri
Büyüdüm sanki harcadım yılları
Umduğumdan olgun yaşadım ayrılığı
Beyaz örtüler örttüm eşyaların üstüne
Kapadım kapıları topladım anıları
Döktüm denizlere

Ve sen hala varsın,gidip gelirsin içim de bir yerde ama hep aynı yerde…
Payını almış olmalısın değişimden,

İlgili sen olmak üzere bir sözleşme hazırladım içimde,
Sen aklıma gelecektin sadece,yüreğime uğramayacaktın,
Düşünecektim ama dokunamayacaktım,
Üzülecektim belki ama ağlamayacaktım…
Öyle yaptım ve altına imzamı attım…

Ve sen tüm kuralları ihlal ettin,infaz ettin yüreğimi,
sana gel dedim gelmedin…rahat bırak gecelerimi
uykularımı böyle kabus olma,hala içimdesin gitmiyorsun,bit…bit lütfen…


Yar! Terk-i Diyar
yollarında şimdi kalbim
Tuzla buz oldum,incindim örselendim
Elimde tek kalan darmadağın ümitlerim
Başardın en sonunda Oldu bak istediğin
Yaralı Hayallerim

Hep aynı olmak zorunda mı ayrılıklar,yalnızlığımın sesini
kimse dinlemedi…
Ben yalnızlığımı haykırdım ama kimse duymak istemedi…

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
29 Kasım 2008 Cumartesi 22:22:40

Boşver Arkadaş

Gördüm ki hüzünlüsün
Ey cesur yürek,
Kızgınsın kadir bilmezlere,
Uğradığın son ihanete,
Yalancı dostluğa.

Kızgınsın biliyorum,
Hızını kesenlere
Sahte sevenlere.

Üzülme,
Hayatın bir yanı bu,
Sen gülmene devam et,
Bilen bilir kadrini.

Kim dolu, kim boş,
Zaman en güzel hakem,
Zamanla bilir onlar,
Sen bas kahkahayı
Onlar anlar...

Adamlık isimle,
İrilik, cisimle olmaz,
Sahte güller solmaz,
Sen sol be arkadaş.

Görme güzeli görmeyeni,
Sevmeyi sevmeyeni,
Vefayı bilmeyeni
Boşver arkadaş.

Sen bas kahkahayı,
Duysun kulağı olanlar,
Anlayan anlar...

Sweety love (sweetylove)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1
30 Kasım 2008 Pazar 12:55:33
Gülün yüzünde hep bir hüzün vardı Nicedir uzaktan onu seyretmekte olan bülbül, gülü böyle görünce, içinin yandığını hissederdi Gül neden böyleydi ki? Etrafında nice bülbül pervâne oluyor ve bakanlar, hayranlıklarını gizleyemiyorken… Böylesine gözde ve güzelken, neden bu kadar hüzünlüydü? Herkes gidince, yalnız kalan ve gözyaşları yapraklarından süzülen gülün dalına kondu… “-Ah güzeller güzeli, niçin ağlıyorsun?” dedi, fısıltı gibi bir ötüşle… İnilti gibi bir sesle cevapladı gül: “-Dikenlerimin acısıyla yanmayacak ve dikenimin batmasıyla, şu ipek yaprağımın okşamasını bir görecek olanın hasretindeyim Dikenimin de, yaprağım kadar rahmet olduğunu sezecek… Ve canını yaktığı için, dikenimin varlığına şükredecek olanın hasretini çekmedeyim… Bülbüller, ipeksi yapraklarıma şiirler yazdılar; kokumla mest olup, tavafıma durdular Nice serenat dinledim, nice aşk îlanına muhatap oldum Fakat ne vakit, o âşıklık iddia edenlerden birine dikenimi değdirecek oldum, canının derdine düştü de, çekip gitti «Senin için ölürüm!» diyenlerin, daha tenlerini çizmeme bile dayanamadıklarını ve yalancı olduklarını görmek, beni böyle mahzun etti” Bülbül, gülün söylediklerini duyunca, hiçbir şeyin göründüğünden ibaret olmadığını anladı Sonra bir an kendi duygularını sınadı Acaba, dedi, ben de diğerleri gibi miyim? Gülü sevdiğimi zannederken, yoksa canımın sevgilisi miyim? Gül, gözlerindeki ağlamaklı bakışla uzun uzun daldı önce Sonra devamla dedi ki: “-Ağlamayı sevmeyenler, gülmeyi de sevemezler…” “-Ama neden?” dedi bülbül, “Birçoklarının gülmekte olduğunu görüyorum Hiç sevmeseler, gülerler mi böyle? Hem, ağlamayı sevmekle bunun ne ilgisi var?” “-Ağlamayı sevmeyenler, gülmeyi de sevemezler!” diye tekrarladı gül “Onlar, gülü de, gülmeyi de, sadece arzu ederler Tutkulu bir arzudur bu İhtirastır Onlar, gülmeyi sadece isterler Gülmediklerinde mutsuz ve isyankâr olurlar Gülmek onlardan alındığında, «Neden?!» derler, küstahlığı andıran bir sorgulamaya başlarlar Her gülen, gülmeyi sevdi mi sanırsın? Hayır, vallâhi her gülen gülmeyi sevmiş olsaydı, onların her birinin ağlamayı da sevmiş olması lâzım gelirdi Oysa bak, nicesi, gülerken şükrediyor da, ağlarken şikâyet ediyor Zaten, gafletle gülenin, ağlaması da gaflet oldu da, onu rızâ memleketinden uzaklara sürdü Gülmeyi delice isteyen, ağlamayı dışladı da, o, emre uyup kapıdan girdiğinde, onu horlayıp, evinden kovdu! Oysa «ağlamak», kovulsa da güler… Zira ağlamak, ağlayan gibi gâfil değildir, Hakk’ın emrinden Ağlamayı sevmeyenler, bir an evvel gitse diye bakarlar Ve onlar, gülmeyi de sevmezler, sadece isterler” Bülbül, gülün dalına iyice tutunmuştu ve gözlerini açmış, şaşkın şaşkın gülü dinlemekteydi Bu tekerlemeye benzeyen cümleleri takip etmekte ve anlamakta güçlük çektiği belli oluyordu Ama öylesine özenle dinliyordu ki, takdir etmek gerek Zira her başın kârı değildir dinlemeye meyletmek Gül, bülbülün dikkatli bakışları altında devam etti sözlerine: “-Ağlamayı seven, ağlamaktan şikayetçi olmadığı gibi, «ille güleyim» de demez Yüzüne gülümseme lutfedildiğinde, ölçülü ve şükrân doludur Böylesinin gülümsemesi, vakarlı ve içlidir Ne gülüşünden ötürü gaflete dalar, ne ağlayışından ötürü şikâyete Ağlamayı sevenler için zaten, gülmek de ancak bir sevgili murâd olur Onlar bu muradlarında bir hırs taşımaz ve kapılarına geldiğinde, öylesine hoşlukla karşılarlar ki, «gülmek» sevinçten ağlamaya, «ağlamak» da sevinçten gülmeye başlar Seven için, ağlamak gülmek olur, gülmek ağlamak Fark kalır mı seven için, ağlamakla gülmek arasında Ağlarken güler, gülerken ağlar seven Ağlamayı da gülmeyi de, gülden ötürü sever Gülmeyi sevenle isteyen arasında fark vardır Gülmeyi isteyen, olur olmaz her şeye güler Ağlamayı isteyenle seven arasında da fark vardır Canı ağlamak isteyen, yerli-yersiz, saçma sapan bahânelerle ağlar ya da ağlarmış gibi yapar Oysa seven, ağlamayı da, gülmeyi de saçıp savurmaz, israf edip hor kullanmaz İstemekle sevmek başka şeylerdir Sevenler, gülerken de ağlarken de sevinirler Onlar için ağlamak da gülmektir Ağlamayı horlayıp duranlar, an gelir, gülmeyi de horlarlar Sevmeyene ne gülmek yaranabilir, ne de ağlamak Gerçi zaten, gülmekle ağlamanın, insanlara yaranmak gibi bir dertleri yoktur Derdi olan, sevmeyi bilmeyenlerdir Sevenler için dertlerin her biri, ayrı ayrı rahmet olmuştur… Gülmeyi sevmeyenin gülmesi, gaflettendir Gülmeyi sevmeyen, onu harcar, çarçur eder O kadar ki, gülümseme, yırtık bir kahkahaya ya da sırıtmaya dönüşür ve böyle bir gülme, çoğu zaman sahte ve içi boş bir altın kutu gibidir Çünkü ağlamaktan şikâyetçi olan kişi için gülmek, bir arzudur Oysa, ağlamayı sevenler, gözyaşının gelişinden de râzı olup, taşkınlıktan uzaklarda yaşar giderler Dikenim battığında gülemeyen, gülümü kokladığında gülse ne olur? Gülse de, öyle gülmenin hayrı mı olur? A bülbül! De ki bana, biri senin kanatlarını sevse de, tırnaklarının batmasından haz etmese, hiç içine siner mi? Kanatların dile gelip, tırnaklarını kayırmaz mı? İşte ben de, beni dikenimle sevecek bülbülü beklemedeyim İstemem! Dikenimin acısıyla gülemeyenin, kokuma âşık olup ağlayacağı dem uzak dursun! Fakat, dikenimin acısıyla gülümseyen için elbet, kokumun güzelliğiyle şaşkına dönüp ağlamak haktır Ve öyle ağlamak bil ki, hakikatli gülmektir Dışarıdan nasıl görünürse görünsün, sevgiyle ağlayan gülmededir Sevgiyle değil, gafletle gülen ise, farkında olmadan kendi h&aci

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa