|
| Gönderen | Mesaj |
|
26 Nisan 2008 Cumartesi
04:02:31
|
|
|
Yüreğe Sürülen Şiir Mutlaka bir şeyler kalmalı Bir iz Bir anı Gizlice saklanmalı Sensiz günler için Dünya hali Her ihtimale karşı Her gün bir şiir sürüyorum Yüreğe Ya da bir yürek sürüyorum şiire Sıcak Nefis bir sevda kokusu mayalanmış Seni hayata katık ediyorum Hayatı ise sana feda Veda bende bilinmez bir kelime Vuslat ise imkansız ,Öylece İnsansız aşkların ırmağındayım Savunmasız Şimdi vurulmak zamanı Durulmak imkansız Batan günün kızıllığında Hangi pınarın sesini duyacağım Ve duracağım Sen arkada kalan olmasan Veya gözden kaybolan Sularında yıkansam ,Paklansam Unuttuğum bir şeyler kalmadan Seni anlatsam ,Onlar anlamasalar Ben anlasam Söylediklerimi Sen yüreğine damlatsan Yüreğini bana versen Ki Mutlaka bir şeyler kalmalı Bir iz Bir anı Gizlice saklanmalı Sensiz günler için Dünya hali Her ihtimale karşı Oğuzkan Bölükbaşı
|
|
|
26 Nisan 2008 Cumartesi
10:36:23
|
|
|
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi
02:35:12
|
|
|
Sevgili`ye
Ufkumdan perdeleri çekilen zamânın ardında, Olimpos Zirveleri`nde doldurmak üzereyken mîâdını;
Kaybolmuş aşkların mahzenlerinde, Unutulmaya yüz tutmuş, Tozlanmış dökümanların arasından çıkardım Adın`ı...
Bir Alaturka Saat`in tepesine tünemiş Zümrüd-ü Anka, Saat başı vird hâlinde yâdını
O yemyeşil gözlerini anlatmaya çalışan, Hangi nota, hangi şiir, hangi destân; Hezîmetle bitirmemiş ki maksâdını?
Sen, Pontus Ülkesi`nin, Rum`luğuna sâdık kalmamış, Peygamber hitâplı Kadın`ı;
Târih silecek mi, Kaya gibi dişlerimde iz bırakmış, dudaklarının tadını? ! ..
*** Daha Belkıs tüylü topuklarıyla yaslanmıyorken Tahtı`na, *** Sangarios Efsânesi, yazılmamış mıydı senin bahtına?
Say ki; Alnın duvak görmemişken, Gizemli Sunaklar`da, Perili Konaklar`da Benimle yatmadın! ..
Say ki; Meryem gibi istisnâsın, bir kez bile tatmadın
Say ki; Cüneyd gibi seccâdeni gönül ırmağıma hiç atmadın,
Say ki; Edhem gibi tâcını, tahtını, bir ânlık vuslâtıma satmadın
Say ki; Kader çizgisini, semtime uğratmadın;
Kırılır Kalem, çıkar yollar Bezm-i Elest`e, Hiç mi hesâba katmadın?
Oysa, Kaldır başını da seyret Levh-i Mahfûz`u, Benimle birlikte Adın! ..
Ellerini, akd-i nikâh için duâlara da mı kaldırmadın?
Yoksa, Sen, benim hiç bir şeyim de mi olmadın?
Eyy Masallar Ülkesi`nin Sultânı Kadın! ..
*** Daha dîvâneye döndürmemişken âşıkların kim kaçını, *** Daha Râhipler kırmamışken senin için Haç`ını, *** Parmaklarım kavramamış mıydı altın tozu saçını?
En müstahkem ümidsizlik kapılarının arkasına, Bir daha hiç görünmemek üzere saklanmış olsan da, Karşına yine ben çıkacağım!
Son Brandenburg kalıntılılarını da, Yeni bir Ekim İhtilâli ile, Müfreze vâveylâlarının üzerine yıkacağım!
Zannetme ki; Ferhât gibi dağın ardını görmeden bıkacağım!
Kıskansın Memphis`in mumyaları! Kıskansın Ramses! Kelpetenler açmamacasına avurtlarımı sıkacağım!
Bir Yûsuf kurtulmaya görsün Kreuzberg Zindânları`ndan; Züleyhâ`ya inâd, Azîz`e inâd, Binlerce Yûsuf`u zindâna tıkacağım!
Hele zangırdasın Wedding Katedrali; Ay ışığı görmeyen gecelerde, Glockeleri`nin doruklarına çıkacağım!
*** Daha Şehidlik`de okunmazken Fâtihâ, bir tâze Rûh`a; *** Âlem-i Ervâh`ta künyelenmemiş miydik cümle Gürûh`a? *** Daha? *** Dahası yok! *** Dikildi gözleri Havârîler`in, Beyt-i Makdîs`de çarmıha; *** Son vuruş, o son vuruş da balyozumdan olacak mıha! ..
04.05.2002 Münih 04: 25
Mustafa Engin Karatay
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi
02:40:04
|
|
|







|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi
19:07:34
|
|
|
en’lerimdi dünlerim çanım çaldı delirdim densizliğinde geçmiş bir zamanın
ve melodinin bitmeye yakın sözsüz finalinde elim bir öyküde üşüyen dilimdi…tenimdi…yüreğimdi
ki en başta çizmiştik bizi yakan o resmi şimdi her söz meşum biliyorum…artık ben o aşkta yokum
eksildi her seferindeki diriliş sona erdiğinde cümle ardından gelen her daim kara bir nokta ve bitiş işte
layığını bulamayan bir düşüşe döndü …şahika esrarını koruyup kurudu henüz canlanan her can
biz sildik resmi o zaman odamızın bütün duvarlarından çektik kara perdeleri kırık pencerelere kesti…kanattı yüzlerimizi içimizi…sözlerimizi saydamlığıyla …buzdan
boşunaymış bekleyiş divane duraklarda dilimde şimdi tümü ünsüz seslerin ve sessiz nidası duyulmaz …isyanların
velhasıl yaratan bizdik çıkışsız o labirenti kanlı ellerimizle
elim bir öyküydü aşk benliğimizde kazıdık kanata kanırta bir kalemde tenimizden yüreğimizden ve dünlerimizden
en’lerimdi dünlerim kesildi söz bitti melodi ve maalesef bir öykünün daha sonu geldi
seçilmiyor renkleri geçmiş zamandan damlayan aşkın ne yazık …ve görüyorsun artık o aşkta biz yokuz ki biliyorsun bundan böyle kendimize bile çok’uz
Atilla Güler
|
|
|
23 Eylül 2008 Salı
17:26:16
|
|
|
Züleyha`nın Yusufluğu
Kollukçular Yusuf`u alıp götürdükten ve hüzünlü gece Nil`in üzerinde bir ürperti gibi asılı kaldıktan sonra hiç uyumadan ertesi sabahı buldu Züleyha ama, hayatı her zamanki tadında bulmadı. İçten içe derin bir öfke önce, sonra nedeni belirsiz bir kendinden hoşnutsuzluk hali. Her zaman doğruyu gösteren yürekte istikamet tayini. Aşkını düşündü Züleyha, şimdiye kadar hiç düşünemediği hallerdeydi.
Tapınaklarda genç rahiplerin buhur yakma görevini yerine getirmesinden bile erken saatte Züleyha ırmağa bakarak düşünmeye başladı. İlk kez Nil`in güllerinden yapılmaz tacını başına, yasemenden bileziğini ayağına takmamıştı. Züleyha ilk kez gece kadar sade sabah kadar yalındı.
Yusuf,dedi Züleyha, sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.Yusuf,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim. Yusuf, dedi Züleyha, sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin. Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni,çünkü mümkünü var,suret kasrında bir suret değilsin.
Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür.
Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim?
Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene. Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.
Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim. Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım. Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım. Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım.
Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda. Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana. Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.
Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin. Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. "Senin kaderin benim tecellim.", kaderimde zindan varsa, Yusufluğum su götürmez benim.
Yusuf ile Züleyha
Nazan Bekiroğlu
|
|
|
25 Eylül 2008 Perşembe
18:11:56
|
|
|
|
OY oy OY NE GÜZEL NE GÜZEL EMEGİNE SAGLIK
|
|
|
7 Ekim 2008 Salı
04:01:36
|
|
|
Ve, Boşa Boşluğa Hiçliğe söylenen o sözlerin Kanattı içimi de Öpüşlerin Çere olamadı. Umarsızım Kalabalık, bir yalnızlıkta
Bir yanlışa düşmüşüm ki Sorma ! Hep keskin yanı Keser bilirdim, kılıcın.
Kılıç ta yar gibi Suskunluğu Ve Kör yanı ile yaralarmış.
En derin yaralar Susarak açılırmış Yüreğin, Hekim eli ulaşmaz Ücra ülkelerinde
Ufkumda Umutlar tükettim Hoyrat bekleyişlerde, Güneşler gömdüm sessizce İçimdeki yangınlara.
Ateşlerden medet umdum Amansız .
Ayrılıkmış, İnsanı tüketen Kağıdı yaralayan Hep kalem olurmuş
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|