|
| Gönderen | Mesaj |
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
13 Kasım 2008 Perşembe
15:21:59
|
|
|
Birkaç çeşit insan vardır ama...
Sevmekten yorulmuş bir insan, daha ne kadar sevebilir ki?
Sevgi sözcüklerini, kolay harcanmayacağına inanan, kaç insan vardır ki dünyada?
Kaç kişi hatalısın demeden önce kendi hatasını düşünür ki?
Ya da bir tek kişiye seni seviyorum, deme yürekliliğini, bağlılığını gösterebilecek, kaç yürek vardır?
Şu aşk kelimesinin karışmış olduğu zamanımızda... Kaç yürek hala Azrail’e yoldaşlık eder ki sevgi için?
Ya da kaç kişi canını verir aşkı uğruna hesapsızca?
Bin bir çeşit soru cevabı olmayan...
Yok, olmuşluğun tutkusu, günümüz sevgisi aşkı...
Artık yürekler paslanmış, mantık adı verilen saçmalığa yenik düşmüş, sevgiyi sadece hayvanca koklaşmak sanan, insanlarla dolu zamanımızda...
Gerçek sevgiyi arayan varımıdır hala...
’’ Seviyorum’’ kelimesinin ölümle bütünleştiğini bilen, tuttuğu eli bir daha bırakmayan…
Son nefeste dahi, sevdiğini düşünecek bir âşık...
Şirin için dağları delen Ferhat, ya da Leyla için çölleri aşacak bir mecnun, varımıdır hala…
İyi günde olduğu kadar; kötü günde de yanında olabilecek kadar, cesur bir yürek varımı ki dünyada?
Neşeli zamanda, sefa içindeyken olduğu gibi, darlıkta, hatta yatalak hasta-lıkta, hala senden vazgeçmeyecek bir yürek varımıdır ki?
Şu mantık adı verilen sahtecilik dünyasında...
Selam olsun !!!!
Eyyy! Nesli tükenmekte olan, yüreği insanlıktan, damarları sevgiden akan sevgiliye...
selam olsun!!!
Haktan için sebepsiz sevebilene...
Selam olsun !!!
Önce ben demeyebilene...
Selam olsun!!!!
Tuttuğu eli Ölümüne bırakmayana…
Ve
selam olsun!!!!!
Hala yüreği güzellik adına çarpana...
Sevgiyi unutmayana
|
|
|
13 Kasım 2008 Perşembe
17:34:33
|
|
|
Sen giderken çok sey unuttun bende gözlerin kaldı mesela al da öyle git gecemi daha fazla karartma...
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
13 Kasım 2008 Perşembe
19:15:12
|
|
|
Hiç bir insanı unutmak, bir insandan vazgeçmek, Bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mı.?
Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi. Her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında. Hiç gelmeyeceğini bilmen gibi. Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek, Ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana . Ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi, sen hala bu kadar sevgili iken.? Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek. Çok kötü değil mi? Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak onu işitememek.
Artık sonunun "di" li hali değil mi? Biliyorsun değil mi. Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, Kalabalık caddelerde geçen binlerce yüze bakmak. Belki bir kez daha görebilmek için o yüzü. Belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek. Belki şu an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek. Belki şu an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar
yaşamak ne zordur Değil mi? Ne kadar eritir insanı fark etmeden. Sen de biliyorsun değil mi bunları? Bir sinema koltuğunda sende iki kişi gibi oturdun mu hiç? Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına. Güzel bir kafe keşfettiğinde, Güzel bir film seyrettiğinde, Güzel bir şarkı dinlediğinde, güzellikleri oranında eksik kaldıklarını hissettin mi. Paylaşamadığın için onunla. Hiç iki kişilik beyninle yarım
insan olabildin mi? Baktığında aynada yüzünün yarısını gördüğün oldu mu hiç? Sana hayatındaki en büyük yoksunluğu yaşatandan Nefret edemediğin Oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu bacağını kesen bir insanın yüzüne, Sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar oldu mu hiç? Hayatta inandığın bütün değerleri alt üst eden birisine aşk şiirleri Yazabildin mi? Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara
FEDA OLDUN MU HİÇ
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
14 Kasım 2008 Cuma
22:59:28
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
16 Kasım 2008 Pazar
22:10:17
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
00:30:08
|
|
|
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
14:04:36
|
|
|
İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş, sadakatin adı ise; bir serçeye. Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber küçük sinekleri, kurtları yemişler, kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler. Masmavi gökyüzünde dans etmişler, çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler... Birbirlerine söz vermiş kuşlar; ayrılmayacağız diye. Ama kış gelmiş, göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış, serçe ise her zamanki gibi sadık ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek. Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için yaşamaksa önemli imiş göçmen için. O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece gel demiş serçeye benle beraber... Başka bir bahara uçalım. Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı ama kış acımasızdır. demiş göçmen, yaşayamayız burda, aç kalır üşürüz serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber. Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim. Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye. Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş uçacakmış yeni bir bahara... Göçmen ve serçe çıkmışlar yola, ama serçe zayıfmış, onun kanatları uzun uçuşlar için değil. Dayanamayacakmış bu yola. Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş. Çünkü o hep kaçarmış kışlardan hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara. Bir fırtına yaklaşıyormuş. Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış göçmene duralım demiş artık biraz dinlenelim. Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz. Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş. Ama göçmen yürü demiş serçeye birazdan okyanuslara varacağız. Serçe sevgisine uymuş ve peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin. Birazdan varmışlar okyanusa kurtuluşuymuş bu büyük deniz göçmen için çok iyi bilirmiş buraları ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi. Serçe artık dayanamıyormuş, son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene Artık gidemiyorum.... Göçmen serçeye bakmış, bakmış ve devam etmiş........ Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmenin sevgisi çok küçük... Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT ... Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET...
Paul Jorglien
|
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
14:34:17
|
|
|
HERCAİ
Çok uzun yıllar önce iki kır çiçeği birbirlerine aşık olurlar. Her bahar diğer çiçekler gibi onlarda açıp güneşe merhaba derler. Fakat bir bahar başlangıcı bu çiçeklerden biri diğerine; “Biz diğer çiçekler gibi bu bahar açmayalım, kışın ortasında herkesin soğuktan kaçtığı karlı günlerde açalım ki, bütün doğa bize ait olsun” der ve ikisi de o bahar açmamaya karar verirler.
Biri açmak için kışın gelmesini ve karın yağmasını beklerken
Diğeri dayanamaz o yaz açar.
O gün bugündür, karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe “Kardelen”
Sevgilisini yarı yolda bırakan çiçeğe de “Hercai” denilir. İşte bu yüzden hayırsız sevgiliye “Hercai” diye hitap edilir...
Can Dündar
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
14:38:53
|
|
|
HÜZÜN ADASI
Bir ilkbahar sabahı ılık rüzgarla birlikte yüreğime vuran özlem miydin sen. İçime ansızın, usulca bırakılan taze yalnızlığım mıydın yoksa. Sanırım içimde ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim.Her özlediğimde daha çok sevdiğim, benden her kaçışında sevgini bıraktığın, senden her vazgeçişimde sevginden vazgeçemediğim ve bir anlık yokluğunda bile kendimi sürgünde hissettirdiğin için özeldin.
Bu çocuk kalbim sana söylenecek binlerce sözle, yazılacak binlerce satırla doluydu güzel olan her şeyi söylemeliydim, paylaşmalıydım seninle ama o kadar acizdi ki kelimeler. Seni her görüşümde farklı bir şey hissediyor anımsıyordum. Uzaktan seyredişlerimde gündoğumu kadar güzel ve erişilmez olduğunu düşündüm halbuki uzanıp tutabileceğim kadar yakındın bana. Sessiz sakin köşelere sığındığında durgun bir deniz görürdüm gözlerinde, bilirdim yüreğinde bir o kadar dalgalı, fırtınalarla dolu. Vurdumduymaz tavırların bir martının özgürlüğünü anımsatırdı, sözlerin saflığı, beyazı, bir vapurun peşine takılıp kaçışların benim bir kafesteki mahkumiyetimi, dönüşünü bekleyişlerimi...
Dedim ya uzanıp tutabileceğim dokunabileceğim kadar yakındın bana. Gitme diyebilirdim kolundan çekip gözlerine bir ısrar kusabilirdim. Benimle kal diyemezdim, hakkım yoktu hiçbir şeye tek kelime edemezdim. Sensiz kalma ihtimali vardı aleyhine kurulmuş her cümlenin sonunda. Çekip giderdin yoksa bilirdim sevgili dostlarım adımı bile edemezlerdi sana. Uzaktan olmalıydı herşey duymamalıydın sen kimseye anlatamazdım, derinden olmalıydı hissetmemeliydin. Yürekten olmalıydı, ne seni yüreğimden, ne yüreğimi kendimden söküp atamamalıydım. Uzakta olmalıydı her şey sen yanı başımda, gerisi uzakta...
Son günlerde eskisi kadar sık göremiyordum bir görünüp bir kayboluyordun. Olsun arada birde olsa görmek güzeldi, sen güzeldin, hayat güzeldi, seninle herşey güzel... Arkadaşlarından duymuştum. Bir sevgilin olduğunu söylüyorlardı. Yoksa birtanem ellerinin sıcağını, teninin kokusunu, sevgisini birileriyle mi paylaşıyordu. Yoksa o sözleri benden değil de başkalarından mı dinliyordu. Oysa seni en çok ben seviyordum seni en güzel ben yazıyordum. Seni ben seni ben... olamazdı, olmamalıydı böyle biri. İnanmadım günlerce kaçtım, senden senin bir başkasını sevme ihtimalinden. Sonra sen anlattın bana sevgilini. Işıl ışıldı gözlerin, nasılda gülümsüyordun. Sanki o dünyanın en mükemmel insanı, sen en mutlu kadınıydın. Peki ben peki ben kimdim, neydim. Ne olacaktım.
Ne vardı sanki bu kadar abartacak, anlatırken mutluluktan uçacak, beni bir hüzün girdabında boğacak, beni kahretmeye ne hakkın vardı. Hayalin, umutlarım, yazılarım, şiirlerim, tatlı hüzünlerim, keşkelerim bana yetiyordu. Senden hiçbir şey istememiştim, beklememiştim. Her şeyini benimle paylaşan sen aşkını paylaşmaya nasıl da cesaret etmiştin. Bana ne diye haykırasım geliyor “Bana ne bana ne senden, sevgilinden, yapmayı sevdiğiniz şeylerden, sana nasıl baktığından, hayatından, hayatınızdan, hayatımdan bana ne...”
Birilerinin hayatına mı kastetmeli yoksa alıp başını gitmeli mi?
Artık sadece hayalin ve ben vardık. Akşamları mum ışığında yemek yiyor, sonra sabahlara kadar Tanju Okan’ın şarkılarıyla dans ediyorduk. Bazen dizlerine uzanıyor yanaklarımda pişmanlığın sıcak yaşlarını hissederek uyanıyordum. Lanet okuyordum hayata ve bana. Annemin söylememi yasakladığı sözleri savuruyordum birbiri ardına. Bir şizofren gibi hissediyordum kendimi. Yüreğimde hesaplaşmalar sürüyor, bir yandan sana diğer yandan günlerdir kaçtığım, seni göremediğim için kendime kızıyordum. Bir kadın kendisinden başka hiçbir kadının olmadığı bir yürekten başka ne isteyebilirdi.
Yine saçmalamaya başlamıştım bir şeyler yazarsam rahatlarım diye düşündüm ama güzelliğini anlatmakta aciz kelimeler öfkemi ifade etmek istediğimde de yetersiz yüzünü gösteriyordu. Saçma sapan şeyler karalıyordum yine;
Bir çocuk saflığında sevmek seni, Bir çocuk dokunmak saklamak seni En çocuksu korkularıyla birlikte, Senden başka hiçbir kadının Olmadığı ve olmayacağı bir yürekte Seni öldürmek, ölmek.
Bir kelime sıyrılıvermişti birkaç satır arasından gözüm ona takılıp kaldı. “Ölmek” ölmek istiyordum belki çare belki değil ama beni bu sıkıntıdan kurtarabilecek tek şeydi. Ne Ümit Yaşar’ ın şiirleri nede İbrahim Sadri’ nin sesi hiçbir şey ifade etmiyordu zati. Bir hüzün adası olmuştu bedenim, yüreğim. Hayallerim, anılarım orayı mesken tutmuş, sıkışmış, umutlarıma da bir mezar kazılmıştı bir daha çıkmamacasına. Hani vardı ya “Merhaba hüzün adası ben sevda gemisi” hüzün adası bendim ve sen bana bir daha MERHABA demeyecektin.
Sevda gemim, ayyüzlüm yüreğine ilk ve son kez son baharı yaşattıysam özür dilerim. Geçmişte bir yerlerde birkaç güzel anıyla hatırlanmak ve artık orada yaşamak umuduyla güzün soğuk rüzgarlarıyla birlikte senden son kez GİDİYORUM.
... "Yaşa bu hayatı sevdiğim, limon gibi sömürerek, tüm ekşiliğine rağmen tadını alarak yaşa." ...
Hep İlkbaharı yaşaman dileğiyle
|
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
15:08:18
|
|
|
Ne tarifi ve ne de mevsimi olmadı hiç bir zaman aşkın... Ama çokca yanlış adreslerde büyük bir savruluşlar, hüzne dokunuşlar Bazen büyük bir firar alarmı, bazense acıda umut arayışlar Ve ne yapılırsa yapılsın beklenmeyen bir saatte çaldığında kapıyı Renklerin adı, tadların tadı ve yalan bile olsa mutluluğun vaadi, Bestelerce dilde, destelerce elde ve anlaşılmaz bir heyecan yürekte Hedefine öylesine derin saplanan bir mızrak bakışın İçine içine, ılık ılık, ırmak ırmak akışı haz ile Bazen çocuksu bazen şuh zirveler, bazen Çok emin, bazense şaşkın Ama ne tarifi ne de mevsimi olmadı hiç aşkın...
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
15:11:31
|
|
|
Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında. En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak. Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; “Ölmek var, dönmek yok”tur. Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya. Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: “Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa…” Başkalarını örnek göstermeye, “Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
“Eskiden böyle miydi ya…” diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; Açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından. Böyle süremeyeceğini bilirsiniz.Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu. İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. “Ya sev böyle ya da terket” diye gürler. Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya bir kabusa dönüşür birden. Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size…Hoyrattır, bakmaz yüzünüze. Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden. “İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için.” dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınız bilirsiniz, ama böyle de sevemezsiniz İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz. “Madem öyle” nin çağı başlar ondan sonra. Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, Madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde “günah sizden gitmiştir”. Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece. Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre. Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni. Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla “Bana ne.kendi seçimi” diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre Ama sonra ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız
Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi. Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye. Dönüp “Seni hala seviyorum” diye bağırmak geçer içinizden. Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz. Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu. Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz.
|
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
15:17:10
|
|
|
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak. Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; “Ölmek var, dönmek yok”tur. Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya. Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: “Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa…” Başkalarını örnek göstermeye, “Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
---
HERGÜN BİRLİKTE OLMAK GEREKSİNİMİ DUYMAKSIZIN, İNSAN HERZAMAN YENİ DOSTLAR EDİNİR.
PAPAZ OKULUNDA OLDUGU GİBİ, İNSAN HER ZAMAN AYNI İNSANLARI GÖRÜRSE, BUNLARI YAŞAMININ BİR PARÇASI SAYMAYA BAŞLAR.
BU KİŞİLERDE, BU NEDENLE YAŞAMIMIZI DEĞİŞTİRMEYE KALKIŞIRLAR.
BİZİ GÖRMEK İSTEDİKLERİ GİBİ DEĞİLSEK HOŞNUT OLMAZLAR, CANLARI SIKILIR.
ÇÜNKÜ HERKEZ BİZİM NASIL YAŞAMAMIZ GEREKTİĞİNİ BİLDİĞİNE İNANIR.
SİMYACI
|
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
15:26:35
|
|
|
BÜTÜN İKLİMLERİ ÖMRÜMÜN
yarım kaldığı yerden kanayan bir hazin coşkudur bazan bazan yağmur öncelerinin çıldırtan boğuntusu hangi gülüşün rüzgarı dağıtır gözbebeklerine çöken pusu yarılmış topraklar bırakır geride dinivermiş bir deli su...
ey hüzün tomurcuk patlayışlı rüzgarda hazan yağmur bakışlı hüzün kayaları delen gülün düşüsün ki anavatanısın kahredilmiş bu firari yüreğin evsiz serseri aşkların yattığı ağaç altısın içimdeki, su bilmemiş ağacın emdiği özsu hüzün acının bağrında açan al gülün gülüşüsün değilse senden önce ve sonra kadim bu acı ben yine kendimi çarpa çarpa akan çay ki yaralı bir kanadı uykuma sureti düşen her kuşun can tadım an anla buluşur andan ayrılır can canla kavuşur candan ayrılır dem olur yağmalanırsın yırtılır gülüşünün giysisi paralanırsın... bir yol aşkımız bu hüznü vatan seçmiş ne ayrılık ne hasret silemez bakışıma gökyüzüyle çizilen adını yeter ki ihanet yüreği dalamasın
o hep gelir çok sürmez ayrılığı kadim konuğu yürek sofrasının yalnızlığın kapısını aralayan rüzgar bekleyişin camından dökülen ay ışığı
hüzün... ey hüzün yakamoz sekişli yıldız gülüşlü kokusu yar esişli
ki bütün iklimleri ömrümün...
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
19 Kasım 2008 Çarşamba
21:04:03
|
|
|
YORGUN SAVAŞÇININ ŞİİRİ İnsan bir açmaza düşmeye görsün Başlamasın bir çöküntü yürekte Ölümdür o yerde düşündüğün Sevilmek de boştur artık sevmek de
Gün ortası karanlık diz boyudur Acıdır hep geçmişten ne kalmışsa Yaşamak! O yanıtsız bir sorudur Huzur bitmiş, hayaller dağılmışsa
Nefes almak yitirir anlamını Boğazına dizilirken lokmalar Bir çaresizlik sarar dört yanını Sesler uzaklaşır, söner lambalar
İsyanın yüreğine sığmaz olur Hep kader gelmişse sevinç yerine Ölümün kara gölgesini bulur Şimdi bakanlar yorgun gözlerine
Bir bozgun başlamıştır ki amansız Düşmüştür kalelerin birer birer Bak! Savaşçıların yatıyor cansız Onlar ki hep sevdiler, hep verdiler
Yitirdin neyin varsa, anla artık Tek başına kalan sensin ortada Düşlerin toz duman, umutlar kırık Dün anlamsız, yarınlar paramparça
Yapayalnızsın koca bir evrende Uzakta, taparcasına sevdiğin Gelmeyecek, ne kadar gel desen de Ondan böyle bir yangın yeri için
Ondan böyle yıkılan bir dünyanın Altında bak tek başına kalmışsın Uzağında özlediğin bir anın Çökmüşsün, devrilmişsin, yıkılmışsın
Sarmış kollarını boynuna ölüm Ne yapsan boş, kurtulamazsın artık De ki:-- Hep yalanmış, bitiyor öyküm-- Bak! Can kuşun havalarda çığlık çığlık...
Ümit Yaşar Oğuzcan
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
21 Kasım 2008 Cuma
01:29:21
|
|
|
|
|
|
21 Kasım 2008 Cuma
02:30:06
|
|
|
kırıklarını toplayan ay`ların yıllardan alacağı var...
ay kırıldı narin ve ürkekti zaten gözleri ıslak mı ıslak... saklanırken bir buluta parmaklarından damladı hüzün.ağır mı ağır... kanat çırptı avucunda yedi kıta dört bucak öyle titrek öyle çekingen kalsaydı da hayatında bu kıyamete ömrü yetmezdi zaten.... şafak saadet akar
|
|
|
21 Kasım 2008 Cuma
15:35:42
|
|
|
Gecenin karanlığında, sisler arkasında yüzün...
Ne zaman yalnız kalsam, ne zaman bir şarkının namelerinde seni yaşaşam ve ne zaman bir şiir yazsam, zihnimde canlanır o muhteşem gülüşün...
Gözlerindeki sevgi ışığı belirir gecenin karanlığında, ruhuma işleyip, içimi aydınlatan sözlerin düşer aklıma...
Ben zoru başarıyorum, yokluğunda dahi bir gün çıkıp gelmeme ihtimallerini hiç düşünmeksizin, seni çok seviyorum...
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
21 Kasım 2008 Cuma
18:33:35
|
|
|
Neden Yoksun ? Kimi zaman gidenler unutmaz geride kalanları beni avutan.. Kimi zaman evet son kez git ve bir daha dönme kalbimi yıkan..
Dokunduğun yürek aynı marur bakışlarınla izliyorsun bu şehri.. Yüreğinde yas diye tasvir ettiğin ayrılıkların bir gün nefesini senden alacağını hiç düşünmedin.. Adımlarını ne de çabuk sıklaştırdın gitmek için ve neden acele ettin haykırışlarını çığlıklarına adamak için
|
|
|
21 Kasım 2008 Cuma
18:39:40
|
|
|
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
21 Kasım 2008 Cuma
18:41:56
|
|
|

``Gitsem,geri dönüş yasaklısı, Kalsam `AşK`a firari giyinmiş müebbet zanlısı
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|