|
| Gönderen | Mesaj |
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
17:08:32
|
|
|
http://www.ortanokta.com/hurimelek88ist/blog/blogid=2256441#blog Her konuda bir fikri olan eskilerin en azından bir sözü doğru galiba: İnsanın kötü gününde dost bulması zordur.
İşler kötüye giderken bir üşüme gelir üstümüze. Sanki birisi üstümüzden yorganı çekip almıştır. Bir yerde yalnızlıktır bizi üşüten. Dünyaya karşı çıplak ve savunmasız olduğumuzu hisseder, bunun bilinciyle tir tir titreriz.
Basit şeylerdir istediğimiz: Annemizin ameliyattan çıkmasını beklerken telefonumuz çalsın, haciz memurları gittikten sonra bir el omzumuzu sıksın, sevgilimiz terk ettiği zaman dost bir ses hatırımızı sorsun isteriz.
Bunları istemek hakkımızdır bizim.
Çünkü insanızdır. Etten, kemikten, evrenin sonsuzluğunda `kıymet-i harbiyesi` olmayan el kadar bir varlık.
Bu yüzden unutmayız kötü gün dostlarımızı. Onlara gönlümüzde özel bir yer açar, isimlerini kişisel tarihimize altın harflerle işleriz. `Gönül borcu` dediğimiz şey, genellikle bundan doğar. Kötü gün dostlarının bizim için birer mitolojik kahramana dönüşmesinin haklı nedeni de budur.
Tabii insan zihninde her şey karşıtıyla var olduğu için, `iyi gün dostu` kavramı da bunu tamamlayan bir özellik taşır. Hemen tanımlarız iyi gün dostlarını: İşler tıkırındayken yanımızda olup sonra kayıplara karışan birtakım hayırsız kişiler.
Ama tamı tamına böyle midir?
İyi günlerimizin de dosta ihtiyacı yok mudur? Dahası, iyi gün dostu olmak da özel bir terbiye, birtakım insani meziyetler gerektirmez mi?
Aslında cevabın `evet` olması biraz korkutuyor beni. Dostlarıma iyi günlerinde eşlik etmekte zaman zaman zorlandığımı düşünüyorum çünkü. Buna genellikle sıradan şeyler neden oluyor: Onun o sırada bana ihtiyaç duymadığını düşünüyorum mesela, ya da her zamanki hayırsızlığım tutmuş oluyor, elim telefona gitmiyor bir türlü.
Yanlış tabii; insanın iyi gününde de dosta ihtiyacı oluyor. Son yıllarda hem iyi hem de kötü günlerden bol bol nasibini almış biri olarak şunu söyleyebilirim: Ufacık bir şey başarsak bile o an paylaşacağımız bir yakınımız olsun istiyoruz yanımızda. İstiyoruz ki bizimle beraber gülsün, sevinsin ve karşılıklı kadeh kaldıralım; evren için üç kuruşluk değer taşımayan ama hayatımızı biraz olsun çekilir hale getirmiş başarımıza.
Ne var ki söylemek kolay, yapmak güç.
Şahsen iyi günündeki bir arkadaşımı görmek, bazen sinirlerimi bozuyor çünkü. Onun durmadan gülen yüzüne baktıkça, kendi dertlerime bir kez daha lanet okuyor, gözlerinde kıpraşan sevinçten dünyamı karartacak bulutlar çıkartıyorum. Ben keyifsizken başkalarının kelebekler gibi sektiğini görmekte içimi acıtan tuhaf bir şey var.
İyi gün dostu olamıyorum bu yüzden.
Terfi almış arkadaşımı gönül rahatlığıyla arayamıyorum. Şarkıları dillere düşen müzisyen dostumu gördüğümde dudaklarımda beliren tebessüm biraz sahtekârca oluyor. Sonunda ev almayı başarmış iş arkadaşıma `hayırlı olsun` ziyareti yapmayı nedense erteliyorum. Bazen düpedüz kıskançlık neden oluyor buna, bazen de onun sevincinin ışığıyla dertlerimin daha da aydınlanacağından, kendimi işe yaramaz ve aptal hissedeceğimden korkuyorum.
Bahaneler buluyorum ben de: Başarının insanı değiştirdiğine karar veriyorum hemen. Dostlarımın davranışlarında bu müthiş varsayımımı doğrulayacak kanıtlar arıyorum sonra. Aslında başarı dediğimiz halenin insanı büsbütün yalnızlaştıracağını bile bile.
Bile bile; hayatın sonunda ölüme yenik düşecek dev bir fiyasko olduğunu ve `iyi günlerin` genellikle birer `istisna` sayılacağını.
Kocatepe`den Afyon ovasına bakan Mustafa Kemal`in yalnızlığıyla Cannes`da `Altın Palmiye` ödülünü havaya kaldıran Yımaz Güney`in yüz ifadesi arasında sanki ortak bir şey var.
Tıpkı, yıllarca yoksulluk çektikten sonra altılıyı tutturan çocukluk arkadaşımla, eserleri dünyaca ilgi gören mimar arasında tuhaf bir ortaklık olduğu gibi.
İyi günlerinde ikisi de... Ve dosta ihtiyaçları var.
Belki biraz kendilerine dönükler şu anda; yaşadıkları sevinç başka şeyleri görmelerini engelleyecek kadar büyük. Hatta biraz bencil, bizim dertlerimize karşı biraz meraksız, kendilerinden asap bozucu derecede memnun da olabilirler. Ama bu yalnız kalmak istedikleri anlamına gelmez.
Paylaşılmadığı zaman ne anlamı var bunların?
Ve biz değilsek, o sevinci onlarla kim paylaşacak?
Kim onları iyi günlerinde kutlayacak, gülen yanaklarından insanca zaafların ötesine sıçrayarak kim öpecek? Kim yıllarca verdikleri emeğin karşılıksız olmadığını, iyi günleri hak ettiklerini, bunun için utanmalarına zerre kadar gerek olmadığını fısıldayacak kulaklarına? Kim yarın nasılsa yeni dertlerle üşüyecek yüreklerine eşlik edip geleceğin dertleriyle şimdiden dopdolu yazgılarına birer nazar boncuğu iliştirecek?
"En koyu yalnızlık bile bir tanığa ihtiyaç duyar" demiş Cemal Süreya, günlüğünde.
Peki yıllarca beklemiş bir kahkahanın, nice dertlerden sonra ferahlamış bir kalbin, çalışa çalışa nasır tutmuş sevinçli parmakların da birer tanığa ihtiyacı yok mu?
Yoksa kıskançlık ve dalavere bizim için daha mı önemli? Yüzü gülen birini gördük mü, içimizdeki zehir kabarıyor ve sokmak için fırsat mı kolluyoruz? Mutluluğa eşlik etmek bize zor mu geliyor? Ya da şöyle soralım: Sadece ve sadece `kötü gün dostu` olmakta biraz da dostlarımızın acılarına tanıklık etmenin verdiği karanlık bir lezzet mi var?
Yoksa Fransa`nın `patavatsız` cumhurbaşkanı haklı mı? Hepimiz sahiden "Bizans`ın çocuğu" muyuz?
tuna kiremitçi
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
23:46:43
|
|
|
Deniz Sarhoşları Köpükten omuzları birbirine dayanmış Yüksek, mağrur başları akşam rengiyle yanmış Sahile koşuyorlar bak deniz sarhoşları! ..
Bazen yırtık yelkenli bir sandala çarparak Bazen ufkun kıpkızıl şarabına taparak Gitgide coşuyorlar bak deniz sarhoşları! ..
Rüzgarların ıslığı en yakın yoldaşları Yıllarca dövünerek içi yenmiş taşları Bir anda parçalayıp doyacak bu sarhoşlar! ..
Çılgın gönüllerinde aşkın en büyük kini Yosunlu kayaların o yeşil gözlerini Deli aşıklar gibi oyacak bu sarhoşlar! ..
Ömer Bedrettin Uşaklı
|
|
|
7 Ağustos 2008 Perşembe
02:18:46
|
|
|
Ne kadar çok durup durup düşündüm Tuna Kiremitçi`nin yazısını okurken, ve bir o kadar daha çok durup düşünmek gerektiğini düşündüm hemen ardı sıra, aradaki farkı farketmek gerektiğini düşündüm çünki,
meselaa, hayatta üzerine yazı yazılabilecek kağıtlar sadece iki kategoriye ayrılsaydı, ve yazılar sadece ve sadece bu iki kategori üzerine değerlendiriliyor ve t asnif ediliyor olsaydı, şimdi diyeceksiniz ki peki bu kategorilerin içeriği ne olacak, hemen diyim,
birincisi `başkalarından istek ve talepte bulunulan yazılar`
ikincisi `başkalarına verebileceklerimizi belirten yazılar`
ve hemen ardından yine düşündüm; çok olanın değeri az, az olanın değeri çoktur.
en güzel, en edebi, en içten, en duygusal yazılar hangi kategoride yazılmıştır diye mi okuyucu talebi olurdu acaba okunmak için kağıtlara. okunmak için hangi kategori daha çok talep görürdü hiç düşünülmeden acaba.
bu durumda bile, insanların kategori seçerlerken dahi hep hala istiyor olacaklarını düşündüm sonrada..
Yanlışı nerede yapıyoruz acaba...
çoğunluklu okuyucu hangi kategorinin başında olurdu,
ve daha değerli olan azınlık hangi tarafta olurdu acaba...
düşündüm işte..
|
|
|
7 Ağustos 2008 Perşembe
15:28:16
|
|
|

Ben vardım ve yüz çevirdi bulutlar. Ben vardım huzura, kapılar kapandı. Kapısında yattım, köpeklerle sabahladım, tiz bir çığlık gibi geçti içimden geceler, nemli bir rüzgar olsun okşamadı saçlarımı. Ben yürüdüm ve benle yürüdü uzaklar. Saralı değildim. Veremli değildim. Hummalı değildim. Yağmur susuzu dualarım vardı. Yüzüme mahsus hüzünlerim vardı. Bir damla gözyaşına muhabbetim ve hasretim vardı.
Ben geldim ve şehirden el etek çekti yağmurlar. Islak kaldırımlara sürdüm ellerimi, yüzümü oluklara uzattım… Allah’ım.
Ben vardım ve yüz çevirdi bulutlar. Ben vardım huzura, kapılar kapandı. Mücrimlerle anılmak yazıldı alnıma. Vebalılarla bir sürüldüm şehirlerden. Yağmur susuzu yüreğimle mecalsiz kalakaldım dağlar başında.
Bütün kapılar kapandı. Yolların sonu, dibi karanlık ve mustarip uçurumlar. Çok zamandır bulutsuzum. Sitemim var. Susunca dağları ürperten kahrım var. Hasretinden çatlamış dudaklarım var. Ah kimsenin geçmişe bir vefa borcu yok ve yarın, pek karanlık hep eyyam-ı buhur… Alnımda yağmursuz mührü var.
Yağmurla büyüyor dağlar. Tek ü tenha bir ağaçtan ummana el uzanıyor. Kıyılar, coştukça coşuyor şehrin çocuklarıyla. Yağmurla boğuluyor dünya, ben, toprakla boğuluyorum. Bu kirli, kaypak şehre, ucuz hesapların insanlarına yağıyor yağmur; caddeler, kirli çatılar yağmurla yıkanıyor; çocuğun, bebek arabasından düşen ayakkabısının teki logarlarda boğuluyor. Bebeğin ayakkabısına düşen yağmur için olsun nelere ihanet etmezdim. Ne kadar da çaresizim!..
Ben vardım ve yüz çevirdi bulutlar. Ben vardım huzura, kapılar kapandı. Tevbelerimden başka azığım yok. Siyaha çalan rengim ile cahiliyye Mekkesinin pazarlarında alınıp satılan bir kölesiyim yağmurdan uzak. Hava kuru ve sıcak. Öylesine sıcak ki gölgesi uzuyor güneş neye çarparsa. Yağmurlar uzuyor uzak… Kayalara yağan yağmur kadar nasipsizim. Yağmur uzak.
Bulutların benden beklediğini yüreğime yaz Allah’ım…
Alıntı: İbrahim Talha
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
02:34:33
|
|
|
Çok güzeldi..
Bulutların benden beklediğini yüreğime yaz Allah’ım…
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
03:10:19
|
|
|
Rüzgarımla Geldim Sana
Ayrılsakta üzülmeyeceğimiz, Bir kusursuz aşk yaptım sana.
Dalgalardaki köpükler gibi, Martı seslerinde, Rüzgarımla geldim sana,
Bilmediğin bir köprü altında, Aşıkların elele dolaştığı, Boğaz ki sanki aşk kokan, Galata köprüsünde ulaştım sana.
Gülüşüne doyamadığım, Çocuk kalbimle sevdim, Özlemimle vardım sana.
Ayışığından dalgalarda, Resmini yaptım, Bakıp yaşa benimle, Doyasıya..
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
16:00:44
|
|
|
|
tşkler yasmin abloş
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
17:04:05
|
|
|
Eylül`ün zamanı hayatım boyunca bir kez geldi. Doğmuştum.
Dün gibi aklımda. Kana revana bulanmış bir çaresizdim. Bana sadece ağlamak ve gözlerii yummak öğretilmişti. Bir de tuttuğumu kavramamk, bırakmamak. O küçük, zayıf parmaklarımla!
Eylül beni dünyaya getirdi. Beni dünyadan alacak ay rüvanşını bekliyor.
Ama Eylül benim doğum ayım. Bir kez başıma gelenim. Mümkünse tekrar etmeyenim!
Şimdilik Eylül`lerden daha güçlüyüm. Ellerim, parmaklarım güçlü. Ağlamayı unuttum. Kanım annemin bedenimden ödünç aldığımdan değil!
Seni tanımıyorum. Ama Eylül zamanını seviyorum. Kendimi seviyorum!

|
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
16:03:13
|
|
|
Severken Seni...
severken seni, dönüyor başım...
severken seni, kalkıyor bir perde.. başlıyor tek kişilik oyunum..
sevebildikçe hele, yokluğunda bile "biz"i.. herşeye rağmen,yarattığı için seni, ALLAHıma şükrediyorum..
döndükçe kalbim.. bilir misin? arş`a dek yükseliyor sevgin..
severken seni, her gece;
tüm benliğine secde, uzaklarda da olsan tüm varlığına sema, ve kimseler görmezken, gizli gizli kendimi sana emanet ediyorum.. ....anla sevgili... severken seni
ben var ya ben, ah bennnnn..
k e n d i m d e n g e ç i y o r u m . . .
sevgimle seni, k e n d i n d e n g e ç i r i y or u m ...
|
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
17:14:21
|
|
|
İlk kendine günaydın de uyanırken.. Ve ilk kendine gülümse aynalarda.. Bir tatlı söz söyle kendine tebessüm et Sevmekle başlar herşey kendini sev... Paylaştıkça çoğalır sınırsız ver... Dost ol kendine dürüst ol... Bir sevda sun yalansız... Ve dokun kendine hesapsız... İlk kendine günaydın de uyanırken... Ve ilk kendine gülümse aynalarda... Sonra göreceksin binlerce yüzde kendi yansımanı !!!
|
|
|
10 Ağustos 2008 Pazar
18:35:40
|
|
|
ben aşkı kaybetmedim ama yanımda değil...
abdal olmuşum arıyorum her yerde...
ben aşkı inkar etmedim, öyle bir günah işlemedim, en büyük ceza verildi sevilen tarafından, kör kuyulara atıldım yusuf misali...
hiç çıkarılmadım kuyumdan, farkedilmedim kimselerce hep yandı kora döndü yüreğim...
ben aşık kaybetmedim, kaybedilen bir aşkı buldum bir başkası oldum ve sakladım, hayat verdim, anlam kattım sonra da anlamsızlaştırılıp kuyuma atıldım...
ben aşkı kaybetmedim, aşka yenilmedim... mağlup edildim büyüttüğüm aşk karşısında, seyircili ama sahnesiz di...
çalınıverdi işte, çıkıverdi hayatımda, onarmıştım, iyileşti ve kayboldu yada çalındı çalındı çaldı...
|
|
|
10 Ağustos 2008 Pazar
18:52:54
|
|
|
hımmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm
|
|
|
10 Ağustos 2008 Pazar
18:59:02
|
|
|
KAPTAN
Senin deniz dediğine burada yalnızlık deriz. Güverte dediğine aşk ihtimali, Yelken dediğine gökyüzü
Biz küçüktük, sen demir alıyordun. Şehirle liman eskiydi, yeniden sevilirdi. Sen bekleyenler isterdin, Beklemek taktığın lakabımızdı bizim
Sonun kalmak olurdu, biliyorduk. Yürüsen deniz arkandan gelir. Analarımız yaşlandı birer dakika arayla, Kız kardeşlerimizi hep sensiz evlendirdik Deniz vardı aramızda,o aynı kaldıkça Değişmezsin sanıyorduk, biz daha yaşlanmayız.
Kaptan, senin deniz dediğine burada yalnızlık deriz. Güverte dediğine biz aşk ihtimali, Yelken dediğine acı bekleyiş.
Yazık, keşke sevecek kadar tanıyabilsek, Tanıyacak kadar görebilseydik seni...
BU SİTE DENİZDE AZGIN DALGALAR ,FIRTINALARLA BOĞUŞAN VE GERİDE SEVDİKLERİNİ BIRAKAN,DENİZDEKİ TÜM MÜRETTEBATA... VE...SİZLERİ GÖZLERİ KAPALI ÖNCE ALLAH`A SONRA DENİZE EMANET ETTİĞİMİZ,ÖZGÜRLÜK İÇİNDE TUTSAK HASRETİYLE BEKLEYENLERE AÇILMIŞTIR.. BİZLERE YAZILARINIZ,FOTOĞRAFLARINIZ VE HİSLERİNİZLE DESTEK OLDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ...
DENİZİ DENİZ OLARAK SEVERKEN BAŞKA ANLAM KATAN, BEKLEMENİN BU KADAR ZEVKLİ OLABİLECEĞİNİ BİLMEZKEN, BİR ÖMÜR BEKLEMEK GEREKSE YİNE BEKLERİM.
|
|
|
10 Ağustos 2008 Pazar
19:03:32
|
|
|
|
Hayatınız ve size emanet hayatlar buna bağlıdır çünkü. Omuzlarınıza binen yük istihap haddini çoktan aşmıştır, ama bu sizi yapmaya zorunlu olduğunuz şeylerden alıkoyamaz, koymamalıdır da zaten. Yaşamın anlamını düşünürsünüz ilk zamanlarda. Ama içinden çıkamazsınız hiçbir zaman. Yaşamla ölüm arasındaki o incecik çizgideki gelmeleriniz sırasında bırakırsınız yaşamın anlamını düşünmeyi ... Bu lükse sahip değilsinizdir burada, amacınız yaşamak ve yaşatmaktır. Doğabilecek her türlü tehlikeye karşı önceden önlem almayı öğrenirsiniz, işinizi asla şansa bırakamazsınız çünkü... Doğa ile olan savaşınızın yanında bir de geride bıraktıklarınızı düşünürsünüz
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
00:57:39
|
|
|
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
18:37:32
|
|
|
|
slmlar sevgiler
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
20:20:01
|
|
|
bendende sevgiler sizlere
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
01:09:03
|
|
|
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
13 Ağustos 2008 Çarşamba
02:02:44
|
|
|
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
13 Ağustos 2008 Çarşamba
02:15:01
|
|
|
|
hoş bulduk elvan şükür sen nasılsın senin paylaşımlarında çok güzel ellerine sağlık
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|