Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > yeşilgözlüm ve dostluk

yeşilgözlüm ve dostluk


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
22 Temmuz 2008 Salı 15:29:34
Artık yalnızsın,yanmalısın...ağlamalısın...


GidişLere ve gidenLere dair sözLer okurdun hep , gidenLere dair yaziLar.."birgun bana boyle yazilar yazdirmazsin umarim yada yazmassin" derdin.. yazmayacagim derdim.. yazdırmayacagım.Hicbir sözüme inanmadigin gibi bunada inanmazdin bilirim, ve ben sana ilk ve son yaLanimi o zaman söyLemi$im.. AnLadım. iyi dinLe , bu gidi$ benim gidi$im.. bu sözLer benim sözLerim.. iyi dinLe ..

Ben gidiyorum... Gideyimmi demiyorum , gidiyorum diyorum.. Senden istedigim ve bekLedigim ama senin vermedigin 1 damLa sevgiyi beLkide baska koLLarda , baska askLarda arayacagım simdi.. BeLki buLamayacagım.. beLki sevmeyecegim hickimseyi seni sevdigim kadar.. kimseyi kaLbime sakLamayacagım seni sakLadıgım kadar.. Ama sensizlikle ba$ edecegim..
Hicbir zaman seninLe oLamadım ben , hicbir zaman kaLbinde oLamadım.. Hep benim kaLbimde oLsanda sen,beni hic sevmedin.. biLiyorum. göz göre göre katLandım bu acıya.Sen beni sevdigini söyLerken biLE ,baska koLLarda avunuyordun.. Baska gözLerdeydin baska sevgiLerde.. sana hic inanmadim belki,ama inanmak istedim.. inanmaya calistim.birgün sever dedim.. bu kadar tas kalpli olamaz. Ama sen tastanda beterdin,anlayamadim..

KimsesizLigimLe bas etmeye caLisirken , artik sensizLik ve yaLnızLıkLada cebeLLesecegim biliyorum.. Susacagım.. konusmayacagım. kimseLer anLamayacak , kimseLer biLmeyecek.. güLecegim etrafa , cevreme... ben agLayamam , biLiyorsun.. agLamayacagım.. gözya$ımı hakedecek kadar degerLi degiLsin sen..!


BunLar sana yazdıgım tek satırLar , iyi dinLe ve sakLa.. Cunku bundan sonra ben oLmayacagım hayatında.. bundan sonra ben seninLe oLmayacagım.. Bundan sonra seni benim kadar cok sevecek biriLeride oLmayacak hayatinda.. Bundan sonra , sana ne süslü ask sözLeriyLe donatıLmıs yazıLar yazıLacak , nede gidisLeri anLatan sözLer söyLenecek..


kaLbimde ya$ıyordun ya sen , artık yaLnızsın..
artik kimsesizsin..
artik bir sahibin yok..
istedigin kisiLerLe , istedigin gözLerde , istedigin koLLarda ve yoLLarda yaLan askLarLa harcanabiLirsin artik..
Artık BEN YOKUM..
Artık YALNIZSIN

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
22 Temmuz 2008 Salı 18:01:55

 BUGÜN

bugün sesini sunmadın bana,
ruhun nerdeydi kimbilir,
hangi gözler geziniyordu bedeninde,
gözlerinde kimin gözünün izi vardı
ne geldin bugün hayalinle,
ne yaktın beni ateşinle,
tek başına bıraktın beni soğuk bir odada,
yalnızlaştığımı hissettim,
sensizliğin bitap koynunda,
tükendim ama küfretmedim,
sensizliğim acı versede,
sustum, kelimeleri hapsettim,
dudaklarımın kızılımsı ateşinde

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
23 Temmuz 2008 Çarşamba 04:28:19
`Bir akşam düşün;
Ufukta evlenmiş morla kızıl,
Kara gölgeler serilmiş kaldırımlara;
Uzamış yalnızlıklar...
Mazinin rengi gökkuşağı anılar deryasında;
Hüzün kadehinden doyasıya içmiş gece
Bulutlarla kol kola...`

Ada sahilleri bomboş bu akşam. Dalgalar çarpıyor yüreğimin kıyısına, çığlık çığlığa. Yalayıp geçiyor yüzümü, karşı yakadan elini uzatan poyraz. Buğulanıyor ışık sarhoşu manzara.

Kuru yaprakların hışırtısı örtmüş kimsesiz yolları. Salkım söğütler ağlamaklı; bükmüşler boyunlarını, kabullenmişler sanki kaderlerini. Balıkçı barınağından süzülen aydınlık yakıyor çimenleri, içli şarkılara bulayıp. Kırık dökük teknelerin arasına kadar sokulmuş hüzün. Evler soluksuz; kederli bir gülümseme kalmış renksiz pencerelerde yaz mevsiminden hatıra. Sokak lambaları bile bir bekleyiş içinde; umutla haykırıyorlar sorgulayarak vuslatımızı.

Çırpıp duruyor kanatlarını içimdeki hasret; umutla bakmak istiyor sabahlara, umutla kucaklamak istiyor yeni günleri. Belirsizliklere isyan ediyor çaresizce; kahrediyor sensiz zamanlara, kahrediyor tek başınalığa.
Adımlarımı sayıyorum bir bir... Göremez oluyorum ileriyi; tökezliyorum yokluğunda...
Sen dolduruyorsun düşüncelerimi bu akşam...
Sen dolduruyorsun gözlerimi...
Sen...

`Öyle bir akşam ki;
Susuzluktan yanmış umut,
Bir yudum teselli aramakta...
Dizeler sevdanın girdabında, küskün;
Tebessümler kurumuş son yazın dudaklarında;
Benzi soluk ve kimsesiz...
Akıbeti belirsiz sisli yarınların;
Kırağı düşmüş yanaklara...`

El ele geçirdiğimiz anları sayıklıyorum biteviye. Bakışlarının sıcaklığında kayboluyor kalemim, mazide yürüdükçe adımlarım. Ellerim yüreğini okşarken, sevdalı sesini dinliyor gözlerim.

Martılara eşlik ederken gemi güverteleri, dans ediyor yunuslar ilkyaz düşlerinde. Kıpır kıpır dalgalar; pamuk kümeleri yapışmış her birine. Bahçelerdeki mimoza dalları mor salkımların hazin bakışlarına dokunuyor. Beyaz leylakların tomurcuklarıysa ıhlamur ağacına nispet yaparcasına gülümsüyor, nazlı ve mağrur.

Duygularımız çağlayan olup kaynıyor, dizelerimizden dökülüyor usulca. İçimize işliyor soğuk rüzgârlar; ıslak kokularıyla doluyor ciğerlerimiz. Tenimizin sıcaklığı ısıtmaya çalışıyor günü. Perdelerin arasından sızan ılık güneşi seyre dalıyor gönüllerimiz; kulaklarımızda bir sevda şarkısı. Gözlerimiz birleşiyor... Bütünleşip yürüyorlar sevgiye... Hasretlerden yıpranmış, yorulmuş ama hala doğduğu anki kadar hızla çarpıyor aşkımızın kalbi. Çevremizi sarmalayan sisi silmeye çalışıyor gözyaşlarımıza bulanmış parmaklarımız. Yaşama inat, korkmuyoruz akşamı yaşamaktan... Korkmuyoruz yarınlardan...

`Ve o akşam,
Yok edelim gri bulutları gökyüzünden,
Yüreğimizin kırıklarını toplayalım
Titreyen avuçlarımızda...
Mutluluğun kalbinden çıkaralım hançeri,
Gözlerimize yapıştıralım sevdalı mısraları;
Silelim kalemlerimizdeki dumanı
Son bir çabayla...`

Bu gece hiç bitmesin diye yalvarıyorum karanlığa... Hiç sabah olmasın, güneş hiç doğmasın; unutsun ışıklar dünyanın varlığını... Saklasın bulutlar gündoğumunu karşı dağların ardına; esir etsinler sarı huzmelerini şafağın... Hazan yapraklarını savursun poyraz çam ağaçlarına; kükresin bulutlar, yaksın şimşekler! Kavrulsun bu dünya, bu köhne şehir, bu Ada!
Yalnızca ikimiz kalalım...
Hiç kimse ulaşamasın artık sevgimize...
Hiç kimse değemesin yüreğimize...
Dinle beni sevgili, dinle...

`Gitme bu akşam;
Anlamsız sözcükler uyduracağım sana
İkimizin duyacağı yalnızca...
Birbirine kavuşturacağım güneşle ayı,
Yıldızlardan çalacağım sessiz notaları;
Yağmur olup düşeceğim susuz yangınlara, gitme...
Kadere boyun eğen suskunluğumu yanıltıp
Sevgimi fısıldayacağım dudaklarına...
Yeter ki kal...`



31.Ağustos - 05.Eylül..2005 / Büyükada

 Feride Özmat

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
23 Temmuz 2008 Çarşamba 17:40:11
Mavi ..kimlik kartım mavi değil miydi benim?
yüzümde bıyıklarım yok muydu
ve yok muydu sakalım.
sesim kalın,
gömleğimin düğmeleri, cebi
merdane usulü dikili değil miydi,
ve çişimi ayakta yapmıyor muydum.
sünnet olmuş,
askerlik yapmış,
şimdi sayısını da,yüzlerini de unuttuğum
onca kadına-kıza takılmış,
yüzlerce badireyi atlatmış,
ve bir o kadar belayı da savmamış mıydım.
bunların hepsi doğru;
biliyorum.
mağrur,
ciddi,
ve yenilmez,
yaşamın sokaklarında
yiğitçe koşturup duruyorum.
üstelik, nüfus kağıdım da mavi.
yani,bütün bunlara bakılırsa,
ben de erkekten sayılıyorum.
peki;
o zaman,
adını söylediklerinde ben,
niye böyle ağlıyorum?


Mavi Bulvar

Hüzün damıtan Mavi Bulvar’da yürümekteyim
Yalnızlığa kamufle olmuş sinsi bir kurye
Peşi sıra gölgemin karanlığına gizlenmiş..
Su sesinin sevk ettiği yöne gitmekteyim,
Parke taşlarla döşeli yolda yürümekteyim,
Asma köprüden sessizce karşıya geçiyorum..
Yol kenarındaki fazla ışıklar gözlerimi alıyor
Efkardan değil sadece bu yüzden
Eğip başımı önüme yürüyorum.

Bir haziran sıcaklığı tüm yüreklerde,
Dramatik levhalar bazı yüzlerde,
Hüzünlü güfteler besteleyen
Şehrin aşıkları yürür Mavi Bulvar’da..
Müntehası uzun bir yürüyüşün
Maraş dondurmasının serinliği ferahlatıyor
Dudağı kavrulmuş biçareleri,

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
23 Temmuz 2008 Çarşamba 22:08:24



Çocukken güneş olmak isterdim
Sonra anladım ki
En iyisi çocuk olmak
Çünkü güneşten sıcaktı kalbim.
Büyüdüm derken...
Yaşam denen ayazda üşüdüm
Soğudu buza döndü kalbim.
Ne güneş olabildim
Ne çocuk kalabildim...

Esat Selışık

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
23 Temmuz 2008 Çarşamba 22:12:44
Hayatin Ucundan Tutmayin, Boğazina Sarilin Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evli idiler, iki yaşındaki küçük Ceren’leri ile mutlu idiler...

Aslında kadın mutluluk rolü oynuyordu. Yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı, bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir işi olamamıştı. Mimardı, ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde gecen her boş gününü hayatından koparılmış boş bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir şey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediğini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceği her şey onunken, mutlu olması için gerekli her şeye sahipken o mutsuzdu..

Yağmurlu boğucu bir günde elinden okuduğu kitabı bıraktı, gidip bir kahve
yaptı, sonra gözü kocasının sadece iş için kullandığı bilgisayara erişti, gecen gün gazetede okuduğu yazıyı hatırladı: ``internette chat!!``

Yalnızdı.. yeni taşındıkları bu şehirde üniversiteden bir dost dışında kimseyi tanımıyorlardı.. belki internet sayesinde bir kaç dost edinebilirdi.. bilgisayarın başına oturdu. kahvesini ağır ağır
yudumlarken internette gezinmeye başladı.. arada havadan sudan sohbetler de
yapıyordu chat odalarında, chat yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark edemiyordu..

Sonra bir gün gelen bir mesajı açtı. Mesaj da: “Hayatin ucundan tutmayın
tam boğazına yapışın” yazıyordu..
Dondu kaldı kadın. Hayatın ucundan ne kadar isteksiz ve kuvvetsiz ve
ellerinden kayıp gitmesine ne kadar kolay izin verilecek şekilde tuttuğunu o gün fark etti. Hayatın ümüğüne sarılacak gücü yoktu ki..

Altan’la o gün tanıştılar. Altan da onun gibi evli ve bir kız babası idi. Birbirlerine hiç yalan söylemeyeceklerine söz verdiler.

Kadın Altan’la konuşurken dünyayı unutuyor Altan’la uyuyor, Altan’la uyanıyordu, hiç tanımadığı bu adamı bir dakika bile aklından çıkaramıyordu.
Bir adam nasıl bu kadar zarif olabilirdi? Bilgisayarını her açışında bir demet kırmızı gül buluyordu yollanmış ve güller arasında bir kart: “Günaydın!! Senin için mutlu bir gün olsun, güneş bugün senin için doğsun” Altan ne yaş gününü unutuyordu, ne yılbaşında kart atmayı, zaten her sabah değişik bir kart görme coşkusu ile koşuyordu bilgisayarına kadın, artık Altan soluyor, Altan yudumluyordu. Yüzünü hiç görmediği bu adama delice aşık olmuştu.
Ne yapıyordu kadın? Medcezir gibi ne yaptığını sorgulayan duygularla bir
gelip bir gidiyordu. Altan evli idi, kadın da.. Birer çocukları vardı. Üstelik kadın büyük bir aşkla olmasa da, büyük bir sadakatle kocasını seviyordu.

İki kişiyi sevebiliyormuş insan demek, birbirine benzer ama bir o kadar
farklı duygularla demek diye geçirdi içinden.. Sonra, toparladı kendini. Açmamalıydı artık bilgisayarını, bu şekilde noktalamalıydı bu aşkı.

Aldığı kararı açıklamak için oturdu bilgisayarın önüne, hoşça kal diyecekti.. Bu peri masalı bitmeli, yoksa biz biteceğiz diye başlayacaktı söze.

Altan gene bir demet kırmızı gül yollamıştı. Üzerine “Yarın sevgililer günü seni yakamozda bir demet gerçek gülle bekleyeceğim, saat 13.30 da sevgilim” yazmıştı..
Kadın yine dondu. Kaç zaman boş gözlerle ekrana baktı kim bilir? Sonra yazmaya başladı. gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu.
Sevgili Altan, yarın ne yakamozda olacağım, ne de senin güllerini alacağım. Biz yıllar önce yaptığımız seçimleri yaşıyoruz. Seni sevmedim diyemem, ama 13 yılımı verdiğim bu aşkı da bitiremem. Aradığımız bir heyecandı. Bunu aşk adı altında yaşadık. Artık uyuduğumuz rüyadan kalkalım. Her şey çok güzeldi ama her güzel şey gibi bitti. Hoşça kal. Gitmeden önce söz veriyorum.. ucundan tutmayacağım hayatın tam boğazına sarılacağım.. Hoşça kal Canım!
Bütün gece uyumadı kadın. Kocası bu garipliği fark ediyordu. Sevgililer gününü evde geçirelim demişti kocasına, ama kocası ısrarla dışarı çıkmak istiyordu.
Direnecek gücü yoktu kadını gidip giyindi. Kızlarını bir arkadaşlarına
bırakıp yemeğe çıktılar. Yol boyunca pek konuşmadılar zaten son 3 aydır çok az konuşuyorlardı. Altanla tanışalı 3 ay olmuştu.

Deniz kenarında bir balık restouranına oturdular, yemeklerini ısmarladılar. Çaylarını yudumlarlarken adam: “sevgililerin en güzeline” diyerek bir küçük kutu uzattı.
Kadın çok şaşırmıştı, kocası uzun zamandır hediye almayı bırak özel günleri bile hatırlamıyordu çünkü.. kutunun içinden çıkan yüzüğü parmağına geçirirken gözleri doldu kadının..
Tam o sırada garsonun uzattığı bir demet kırmızı gülle irkildi. Güllerin arasındaki kartta “Boğazına yapıştığımız bu hayatı sonuna kadar birlikte geçirelim, seni yakamoza getiremedim ama 13 yıl sonra tekrar kendime aşık ettim, sevgilim``
Kocan Turgay(Altan)
yazıyordu..


Kadın artık gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu bu sefer hüzünden
değil mutluluktan ağlıyordu.. 13 yıl sonra kocasına tekrar aşık olmuştu..



Sevgiyi lütfen uzaklarda aramayın...

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
24 Temmuz 2008 Perşembe 14:11:56

Aşk mı,Rüya mı?

sensizim, dökülüyor yaprakları ömrümün
arar da ruhum, bulamaz varlık izlerin
oysa aynalarda bile sen varsın
çığlığın kopuyor duvarlarda
ürperiyor bedenim, sırılsıklam oluyor hislerim
ve düşlerim, seni çağıran çöl seraplarım
hayal, biliyorum tüm yaşananlar
imkânsız dediklerinden benimkisi
aşk mı, rüya mı yaşamak seninle
ve sensiz ben ile yaşamak
oysa aşk kadar yakın rüya kadar uzaksın bana
alevimin gözyaşlarında yanmaktayım
yağmurlarımı alıp gittiğin günden beri
ben böyleyim
ister sev ister sevme ben sevmekteyim
ben böyleyim
alev içer de susamaz yüreğim
çoktan yandım, savruldu küllerim
aşkının denizinde damla damlayım
ben böyleyim
Adem ile Havva’dan beri Sen’leyim
perdeler kalkar diye beklemekteyim...

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
27 Temmuz 2008 Pazar 05:15:02

YALNIZLIK KRAMPLARI 

Para saçılmış duvarlarda takılı kandiller, boğulduğumu hissettirmeye başladı. 
Kalın bir kahverengiye çalan masanın üzeri doluydu. 
Bir fincan çay, yanında biraz kıskançlık. 
Kahve fincanlarının arkasında duran öfkeler ve şekerin sağ tarafına yerleşmiş yalanlar. 
Masadaki mum bir an önce sönseydi keşke, 
bir rüzgar esse ve ateşle birlikte tüm bu sahte tavırları alıp gitseydi masadan. 
Yüreğimden bir zarf çıkarmak ve ciğersiz duyguları postalamak istedim, 
dünyanın bulunamayacak, ıssız bir ucuna..
Konuşulan her konu aynaların içindekileri unutmak içindi. 
Sahte gülüşler, gülünçlüğün dibindeki fıkraları çoktan çekmişti içine. 
Gözbebeklerinin dürüstlüğünden başka doğru bir anlamı olmayan insanlar, 
muhabbet etmek adına maskelerini çivilemişlerdi yüzlerine. 
Bakışlar bile bir kutu boşluktan öteye gitmiyordu. 
Duygularından ameliyatlı bir avuç insan gibiydik. 
Gülen ama aynı zamanda habire kanayan..
Bir anda dürbünün ucundaki tavşan kadar yalnız hissettim kendimi. 
Tetik çekilecek ve bir gün hepten bitecekti. 
Bitişe yakınlaştıkça kurtuluş ümitleri azalıyor yada hepten dipsiz bir uçuruma düşüyordu. 
Gülen yüzlerden medet istemek kadar şekilsiz bir isteğim olamazdı elbette. 
Konuşuyordum, gülüyordum fakat hiç biri bu kalabalıkta yapayalnız olmamın 
önüne geçemezdi.
Çıkarın bu yapmacıklıkları, soyun bedeninizdeki duygusuz kabukları diye bağırdım içimden. 
Anlaşılan hiç kimse duymamıştı ki, kahkaha tufanı ibreyi sonuna vurarak devam ediyordu. 
Sade kahvemin son yudumunu alırken, herkesi tekrar inceledim. 
Masadaki kürdan kadardı şişmanlıkları, 
yada ben çoktan ateşe vermiştim tüm komedi tahtalarını...
Son fıkra komikti, ama gülerken canım sıkıldı. 
Herkesin eğlendiğini düşünmesi, yarım saçmalık geliyordu bana. 
Bu kadar insanın arasında neden yalnız hissediyordum kendimi ? 
Biraz daha beklersem topal bir matador gibi boğaya yenik düşeceğimi farkettim. 
Bu böyle olmayacak deyip özür diledim arkadaşlardan, 
gölgeye benzer paltomu alıp, hışırtılı bir sonbahar kaldırımında yürümeye başladım.
Hayatında sarıya çalan bir kafesten başka dünya tanımamış muhabbet kuşu gibi kaldım
 koklanmamış sokaklarda. 
Gökyüzüne uçmak istedim fakat sol kolum uyuşmuştu. 
Tek kanatla uçamayacağımı anlayıp, ayaklarıma yüklendim. 
Kaldırımlar arasındaki çizgilere basmadan yürümek, 
yankısız bir fotoğrafta başrol oyuncusu olmak gibiydi sanki. 
Nihayet seninle buluşabilecektim. 
Son umutlarınıda yere dökmüş ağaçların altından geçerken, 
arkamdan takip ettiğini düşünmemem için hiç bir sebeb yoktu. 
Siyah ve beyazdı sokaklar. 
Aniden boya kalemlerimi çıkarıp boyamak istedim, 
duvarları kırmızıya, kaldırımları koyu siyaha.. 
Güzel bir portre olurdu belki, gölge paltolu bir adam ve karanlık yalnızlığı..
Eve gelir gelmez ufak balkon masamın yanına iki sandalye çekip, birine ben oturdum. 
Çayımı yudumlarken, boş sandalyeye gelmeni bekliyorum. 
Gelip neden mavi ile sarı karışınca yeşil renk olmadığını anlatmanı.. 
Duygusuz renkler savaşında, neden bu denli yalnız kaldığımı.. 
Hepsindende önemlisi, 
gökyüzünden devamlı yerlere saçılan mutluluk kırıntılarını neden bir türlü göremediğimizi.. 
Çayın soğumadan gel yalnızlık, 
konuşacak çok şeyimiz var..

SAMİ GÜZEL 

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
28 Temmuz 2008 Pazartesi 00:57:27
yarımı alıp da kalamazdım sende..
bunu sende iyi biliyorsun..
ve her gece bir avuntuyla sevişiyorum..
bir keşke daha ilişiyo rüyalarıma..
intiharlarım sıkış pıkış satır aralarımda..
sende görebiliyo musun?
...
düştüğüm kaldırımlarda yürüyebiliyo musun?
...
henüz saydamlaştıramadığım gözyaşlarım var..
gitseydin benden herşey tam olacaktı..
tam kelimesini nasıl kullandığımın farkında mısın?
ben farkına varman için açıyorum..
"tam bi boşluk gibi"
işte bu kadar güçlüyüm..
...
aslında bu gece bazı şeyleri tersden söylemeyi istiyorum..
beni bi tek sen umursuyosun..
ya da -di li geçmiş bi zamandın..
...
hayır hayır!!
benim için değil..
sen öyle istedin..
...
benim isteklerim mi?
...
bi önemi yok artık..
gitmeni bekliyorum artık..
seni görüp her gün kavga etmekten yoruldum artık..
...
seninle mi geldim sanki bu eve..
bi türlü gitmiyosun..
...
ne olur bana beni sevdiğini söyleme..
inanır minanarım başıma, başına bela olmiyim..
...
üzmek istemem ki seni..
çocuklaşmayalım bu gece..
...
lütfen!!
çocuk olunca kaybediyorum..
anladım sonunda..
büyümek istedikçe de zaman geçmiyo..
aslında seninle beraber çocuktuk ya hani..
...
o zaman işte zaman çokça geçiyo..geçti..geçmiş..
...
bütün zamanları ardı arkasına sıralamak da neyin nesi diye sorma..
uzun cümleler kur bana..
konuşmama izin verme..
konuşursam kusarım bilirsin..
...
aslında bilir misin bilmem ama olsun..
şimdi bil işte..
üstüme kusunca kokuyorum..
tiksiniyorum kendimden..
...
bari bu gece izin ver elimin saçlarının arasında dolanmasına..
ya da elinin elimde terlemesine..
...
bak kimse görmesin diye ışıkları kapattım..
...
tamam gözlerimi de görmeyeceksin..
...
tamam.. konuşmak istemiyosan da konuşma..
...
tamam.. dokunmam sana..
ama kal yanımda bu gece..
sonra yine gidersin..
...
son kez deme bana!!
git..
,,,
gelme ama ben son olduğunu bilmiyim..
...
tamam dokunmuyucam cam parçalarına..
...
kırmıyıcam da aynaları..
...
uyumamı mı istiyosun?
...
ama sen?
...
bilirsin beklerim çok kez uyumanı..
sonra ben uyurum..
en azından sen beni kandır..
uyumuş numarası yap..
...
izlerini de silme olur mu?
zaten herşey bulanık..
daha fazla bulama etrafa..
bak sen de dağıldın görüyo musun?
...
bunu sadece ben mi görüyorum?
...
kendi parçalarını görmüyo musun?
...
kapının ardında gözlerin..
perdenin arkasında saçların dalgalanıyo..
koltuğun kenarında ellerin kalmış..
yastığımda dudakların..
...
ne!!
onlar benim mi?
...
kendi parçlarımı göremeyecek kadar kör mü oldum..
paramparça olmuşsun işte..
...
peki onlarda benim olsun..
gidersen -ki gideceksin- onları götürme o zaman olur mu?
...
tamam çocuk gibi bişeyler istemiyicem senden..
...
ama sen yine de toplama onları olur mu?
...
bişey sorabilir miyim?
gitmesen olmaz mı?
...
yeniden başlasa hani..
kapıdan içeri girip merhaba desen..
gözlerimi kapasam sana..
sonra açtığımda yine sen olsan..sen olsam..
hani gitmesen diyorum..
...
ben bi yüzümü yıkıyım..
sonra git o zaman..
çok şey istemiyorum..
fazla kalmam..
...
en son nasıl gördüysen o şekilde hatırla beni..
...
sen gittikten sonra ne mi yapıcam?
biraz amfetamin alıcam önce..
sonra uyku ilaçlarımı alıcam..
...
uyuyucam evet neden ki?
sen gidersen uyumam lazım..
gözlerimi Tanrı`ma kapatmam gerek..
...
uyku sorunu çekmiyodum uzun zamandır hayır..
uyuyamadığım için öyle bi sorun kalmadı ki..
...
bak saatlerdir gitmek için uğraşıyosun..
...
geç oldu biliyorum..
dedim ya işte sana seninle beraber çabuk geçiyo be zaman..
...
şimdi nasıl olacak?
...
yani gidersen..
...
tamam daha fazla çırpınmıyorum..
boğulduğumun farkındayım..
cümlelerim eksiliyo..
...
sen şimdi git ben arkanda kalan kelimelerimi sökiyim dişlerimin arasından..
sessizlik olmasın..
sensizlik kadar kötü olur sonra bu olay..
çığrından çıkar..
................
gitmişsin..
biliyodum gözlerimi kapatmamam gerekirdi..
uyanmadım hala..
gidişinin bilmem kaçıncı gününündeyim..
yeni yaşıma girdim..
en dip yasımdayım..
...
..
.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
4 Ağustos 2008 Pazartesi 15:20:38

öyle yıkma kendini
öyle mahsun, öyle garip...
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni!

AHMED ARİF

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
5 Ağustos 2008 Salı 13:32:42

 

ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh`a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana`n dünkü çocuk sayılır,
Anadolu`yum ben,
Tanıyor musun ?

 

Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karsı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

 
 
Binlerce yıl sağılmışım,
 Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
 Nazlı, seher-sabah uykularımı
 Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
 Haraç salmışlar üstüme.
 Ne İskender takmışım,
 Ne şah ne sultan
 Göçüp gitmişler, gölgesiz !
 Selam etmişim dostuma
 Ve dayatmışım...
 Görüyor musun ?

 

Nasıl severim bir bilsen.
 Köroğlu`yu,
 Karayılan‘ı,
 Meçhul Asker`i...
 Sonra Pir Sultan‘ı ve Bedrettin`i.
 Sonra kalem yazmaz,
 Bir nice sevda...
 Bir bilsen,
 Onlar beni nasıl severdi.
 Bir bilsen, Urfa`da kurşun atanı
 Minareden, barikattan,
 Selvi dalından,
 Ölüme nasıl gülerdi.
 Bilmeni mutlak isterim,
 Duyuyor musun ?

 

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatcının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

 

Gör, nasıl yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parcası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

 Ahmet Arif

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
5 Ağustos 2008 Salı 15:30:45
Hayat aldığımız nefes sayısı ile değil, nefesimizi kesen anlarla ölçülür !
Yasayın! "


AŞIKTIK

Albatrosun kanatlarındaydık.
mavi göklerde, gözlerden uzak.
güvenli, tedirgin
biraz da korkak.
aşk; fırtınalı denizlerde,
küçük, iki kişilik bir sandal.
batma risklerine karşı tedbirsiz.
İniş çıkışlarda, derin heyecan.
Aşıktık, ayrılığın adı dillere yasak.
Edilen yeminde saklıydı süre.
Terkedişler,
bir serçenin yüreğinde patlayan bomba.
aşk, bir yılanıl sevişme,
masum sarılarak, sessiz yumuşak.
İhanetler acı, korkunç bir zehir.
aşk acemi
aşk usta
aşk çırak
gizemli, gizli yanı insanın.
Aşk cesur,
aşk korkak.

M.CURA

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
5 Ağustos 2008 Salı 18:25:08

 
Öptüm Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, tartışmalarda bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yasamama, bilincimi sana yönlendirmeme, kelimelerin yetersiz olusuna, vesaireyse vesaireyse.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da “ask” iste! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, askın getirdiği kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki, anahtar nerede sevgilim? ! Peki, anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,
 
 Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
 
 Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. Bir küsme, bir burulma biçimiyle gidisinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düsen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığırından cıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum yalnızlığımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artik hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,
 
 Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
 
 Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir küçük çocuk sevdim sende. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı askını sevdim. Az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
 
 Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm..
 
 "Sendeki cehennemi değişmem bin cennete.."
 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
5 Ağustos 2008 Salı 18:27:11
Sendeki cehennemi değişmem bin cennete.." 
 
bıktım artık cehennnemlerden abloş cennet gözlü isterim

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
5 Ağustos 2008 Salı 18:36:43

 

Bilmiyorum ki cennet gözlü nasıl oluyo,

sen tarif et aramaya başlıyım o zaman..

bak ilan bilem yapşıttırırız billa..

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
5 Ağustos 2008 Salı 18:37:42

vallla de

yeşil abloşum yeşil

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
5 Ağustos 2008 Salı 18:49:05

 

şimdi oldu bak, demekki

yeşil göz içinde bir cennet arıyoruz...

ilan daha uygun geldi bana bak, hani düşündüm de,

şimdi sokağa çıkıyormuşum yeşil göz arıyorum ya, yok hatta yeşil göz içinde cennet arıyorum, durup durup bakıyormuşum insanların yok yani bayanların gözlerine, e aracı pozizyonunda olunca benim seçmemde yetmiycek, o zaman bir foto kare de almam gerekicek, olamadı yaa Yiğitcim, mahalle baskısı var billacığıma, sorna bu kadın ne yapıyo böyle demezlermiiii...

ilan daha uygun sanırım..

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
5 Ağustos 2008 Salı 19:03:57



Bu gül birşeyin anısı olacak ama neydi unuttum
Kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum

CAN YÜCEL

Yemliha (ts836668986)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1305
6 Ağustos 2008 Çarşamba 00:44:12
 Sen ona bir gemisin, yönü senin yönündür
Bir sancısın geçerken denizlerini özgür
O da bir ada olsun, sana çevrili dursun
Dağının dalgalarla, yüzünün rüzgarlarla
Bağlandığı kendini sende çözülmüş görür.


Gemiler göründükçe adalar da düş görür
İnsanlar nerede olsa bir orayı düşünür
Derler adadakiler, şu gemi bir gün gelse
Gitsek buradan öte, nereye gideceksek
Bilseler gemiler de bir adayı düşünür.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
6 Ağustos 2008 Çarşamba 15:44:33
Susturdun sustuk
Durdurdun durduk
Aşkla doluyduk olmadı
Yıllara yaydık gençlikten caydık
Geç oldu aydık tutmadı
Bir kez olsun susta dinle
Tevazu ettikçe esas sandın
Bir mola ver
O dır dırı dinlendir
Canım dedikce canımı yaktın
Pardon bakarmısın
Püsküllü belamısın
O yangın söndü desem
Üzülür ağlarmısın
Pardon bakarmısın
Katmerli belamısın
Sonuna geldi desem
Hıçkırır ağlarmısın

Sayfa:2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa