|
| Gönderen | Mesaj |
|
15 Temmuz 2008 Salı
13:18:21
|
|
|
Tutsağın Olmazsam
-Özgürlük için-
Tutsağın olmazsam senin bu gece de tüm geceler gibi kıyısız okyanuslara düşerim dalgasız denizlere.
tutsağın olmazsam senin kanayan kanatlarımla enlemsiz boylamsız gezerim ülkesiz atlaslarda.
Tutsağın olmazsam senin yaşadığım uçlar arasında çılgınlığı ararım sığamam küçük kalıplara.
Tutsağın olmazsam senin çıktığım yazılarda ismini ve ismimi kazırım duvarlara yanyana.
Tutsağın olmazsam senin yaşayamam tutsak et beni yoksa savaşamam.
|
|
|
18 Temmuz 2008 Cuma
12:24:17
|
|
|
Susmalıydı bugün herkes yakalandık bir kez
Ölümse çok yakındı kandırıldık son kez
Önüne gelen herkesi ez olmadı mı kes
Felsefeniz çok gariP insanlar ayrı bi tiP
KoPucaksa koPsun iP bitecekse bitsin
Beni sevmeyen varsa SİKTİR oluP gitsin
Sensin ve senin sesin
Yeter artık kesin
Rüzgar gibi dert eser bugün burada kesin
KolPa olan dostlarım bu sözleri yesin
Gözlerini kaçırmadan kulak veriP dinlesin
İnlemeler fazla sürmez bu raP bitmez
Duygusala bağlamışız tek bir çiftte yetmez
Yemez mi gözün acaba evet fersah kaba
Ama kimsenin kalbini isteyerek kırmaz
Biraz umursamaz ama duygu var az biraz
Yaramaz çocuklar gibi gözyaşım akmaz
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Derdime derman olabilecek yolu bilecek, hatta yolabilecek, kovabilecek
Olasılıklardan beni uzak tutun
Bağlamaz ağlamaz gözlerim artık ruhum beni terk etti (ah) yalnızım
Alın yazımı kim yazdıysa kim koyduysa beni bu dünyaya
Alayına lanet bir bira uğruna can yakabilirim
Boş kadehlerde düşmanım
Bir sigara için katilim adiyim acımayın
Tutamadım sözlerimi affet
Yak bakalım mahvet katlet bedenimi jiletlerle bedenim toPrak olsun
Seninde çiçeğin solsun dolsun gözler tutamadığım eller ellerin oldu
ŞaraP benim mekan emniyet haraP benim dikkat et veled
İster lanet oku ister çek vur dertler bitecekse beni durdur kendimi vurdur
Namusuma bedenim surdur.
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Hangi sözü tuttu kaderim hangisi
Çile varya bendeki harbici
Çekinmeden yazar dedim ben kalkamaz ama düşer dedim ben
GÖTVEREN ler mi beni sevecek
Beklemem bir gün geri gelecek
Hiç bir laf etmeyiPte gidecek
Kim derdi bir gün geri gelecek
Dönmeseydin keşke geri git
Hangi cehennemden geldiysen
Sevmiştin tabi bir aralar İT
Git bu şarkıyı dinlediysen
Sevgim değil kinim yazdı
Dengim değildi zati böcek
Bak bu örümcek ağı örücek
TakılıP kalıcak sinek ölücek
Vede başka kimseyi sevemeyecek
Benim onu artık sevmediğim gibi
Başka kimseyi göremeyecek
Benim onu görmek istemediğim gibi
Görmediğim gibi anlamadın
Sevmediğim gibi sallamadım
Yalanlamadım ki tamam doğru
Bu gece gelmedi yine benim uykum
Yine seni duydum yazıklar olsun
Yine beni buldun affetmedim
Yalan söyledin katletmedim
Kimsenin içindeki duyguları
Duymak istemem alkışları
Temmuz ayında yaşar kışları
İşkencelerimi sende çek
Kimse duymayacak haykışları
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
İçten yazdım sözler yetmez hastalık bitmez çevremde
Yanında yanan ve sonuna kadar seninleyim anne
Öl de öleyim ,gülde güleyim, sev de seveyim senin için (ah)
Sensiz ben bir hiçim kan ağlar heP gözlerim
Sevmek zordu ben sevdim tek sevgilim sensin
Bitmedi dertler dostlar namertler hepsi sertler
Tuttuğum dal kalmadı istedim ama olmadı
YaPamadım anne affet İstanbul bu lanet
Hayallerim yine olmadı izleri gözükür ölümün
Hatıralar beni sarmadı isterim bir umut günümün
Gün batımı ben ayyaşım bir köşe başında kaymışım
Almış kafamı gitmişim (bak) düşler Peşimden sürükler
Terse gider düşler gümüşler benim için sahte gözyaşlarıysa
Bedelimi ödedim Pervuatse kahPe
Gün batar bense karanlıkta yelken açtım
Yeni bir darbe kaPanır Perde beni yere serde bitsin artık bu işkence
Söylediklerimi aklından çıkar geçerli değil çünkü onlar
Sizinle olsun sıcak kucaklar şimdi çek git göründü yollar
Bu sokak bu gece çok karanlık kim Peki dostum arkamı kollar
Aşkımız markalara endeksli Peki bir yürek kaç dolar
Böyle olmaması lazımdı Planlar böyle kurulmadı
Mahkememdesin sanık sensin tahmin ettiğin gibi yargıcın
Mümkünse arama bir daha çek git midemdeki sanki gastirit
Yani senle bi alakası yok
Son bir lafım var HASTİRİT
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Susmalıydı bugün herkes yakalandık bir kez
Ölümse çok yakındı kandırıldık son kez
Önüne gelen herkesi ez olmadı mı kes
Felsefeniz çok gariP insanlar ayrı bi tiP
KoPucaksa koPsun iP bitecekse bitsin
Beni sevmeyen varsa SİKTİR oluP gitsin
Sensin ve senin sesin
Yeter artık kesin
Rüzgar gibi dert eser bugün burada kesin
KolPa olan dostlarım bu sözleri yesin
Gözlerini kaçırmadan kulak veriP dinlesin
İnlemeler fazla sürmez bu raP bitmez
Duygusala bağlamışız tek bir çiftte yetmez
Yemez mi gözün acaba evet fersah kaba
Ama kimsenin kalbini isteyerek kırmaz
Biraz umursamaz ama duygu var az biraz
Yaramaz çocuklar gibi gözyaşım akmaz
Tutamadım verdiğim sözlerimi
Silemedim yaşlı gözlerini
Ölüm yakın görüyorum izlerini
Haydi son bir defa tutayım ellerini
Tutamadım verdiğim sözlerimi
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
03:23:59
|
|
|
Yüzümü suskunlukla yıkadığım bir zamandı yüreğimi pusuya düşüren yalnızlık. Bir mermi vızıltısı gibi gün biterdi, başlamadan tükenip giderdi aşk’a zamansızlık. Yağmurlu bir sabahın ağırlığında kurgu teorilerine saplanan masum uyanışlar kaplardı havayı. Ve özlem ne anlaşılmaz kalırdı bakamadığım aynaların avuçlarında.
Kendimden habersiz bir sevda türküsü sarardı duygularımı. Yalnızlık hep böyle acıtırmı be sevdiğim, kanatırmı içten içe suskunluklarımı. Seher yelinde hayal kovalardım,şiirlerden tutardım ellerini. Ya o gözlerin yokmu,kömür karası,benliğimin hiç durmadan kanayan yarası. Nasıl vazgeçebilirim senden. Nasıl terkedilirim sevdaya düşüren sözlerinden..
Yazarsın ama söyleyemezsin bilirim.
Ağıt yakılan diyarlarda sana hasret büyütür yüreğim. Asmışım kendimi bembeyaz bir bulutun sessizliğine. Gökyüzü gecelerime hançerli sevdiğim. Nasılda özlerim seni bir bilsen,nasılda ağlamak gelir şimdi içimden.
Yıldızlar çizerim bomboş kağıtlara,belki bir hüzün tadında yağmurlara karışırım. Alışırım belki sevdiğim,belkide toprak olur renginde sonbahara seni getiren mevsimlerle yarışırım. Alışırım dedim ya sensizliğe,inan ki çok zor.
Her masala bir kahraman gerekir diye düşünürüm. Aşk’ın kahramanı olur mu sevdiğim.
Yerde gökyüzü,dolunayda çığlık atan bir geceydi kendime ezberlettiğim. Olmayınca olan,hiçbirşeyde neye yarar,kendime kalan herşey. Anlamsız değilmi..Hayat gibi,sanki bir anda doğupta sevdaya bir anda çekip gidecek gibi kanadı kırık kuşların çektiği acılarıyla.
Sesimi duyan olmaz ki,yalnızlığı okuyan her şiir kendi sessizliğinde dün kalıyor. Kesif bir zaman bırakılıyor içime aşkın tılsımı. Bazen seni seviyorum demek bile bana yetmiyor.
Bu coğrafyada tutunduğum her geceyi suskunluk sayacağım,ben şair değilim belki,belkide ben hiç adam olmayacağım. Yazmayacağım,okumayacağım belkide,ama sevdiğim,zamanı keman tınısında anlatan bir aşk var yüreğimde.
Sensiz yapamayacağım.
Nehirleri izliyorum,ne ben uyuyabiliyorum artık ,nede düşlerime çentik atan saatler. Geçip gidiyorum karabasanlar baskısı gecelerimin tam orta yerinden. Bir ömürde tüketiyorum siyahın anlamını. Gözlerinin gözlerime her bakışında donup kalıyorum. Bu benmiyim diyorum kendime.
Aynalar cevap vermiyor sevdiğim. Ben her gün daha çok sendeki aşk oluyorum.
Beni düşündüğünü biliyorum. Bende düşünüyorum. Düşündükçe gerçek bir aşkı yaşıyorum. Daha ne olsun sevdiğim.
Rengarenk kitapları diziyorum odamın geometrik desenli halısının üzerine.
Kapıları kapatıyorum. Pencereleri açıyorum gökyüzüme. Seni çağırıyorum. Ben yaşadığım her zamana senin için parmak izi bırakıyorum.Bu sevda kendi çıplaklığından türevini alıyor yalnızlığımın. Uzatıyorum ellerimi.Sen tuttuğun anda ben yalnızlığımda kayboluyorum.
Gülüyorum,güldükçe bir bilsen nasılda çocuklar gibi seviniyorum.
Düşün diyorsun ya bana,düşünüyorum,bir sessizliği kalıyor geriye caddelerimin, ağaçların yaprakları Eylül.Nedensiz bir heyecan kaplıyor içimi. Sabaha bulutlarla yanına geliyorum.
BİRKAN ASKAN
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
15:20:07
|
|
|
Çilek Kapına güller koyan Telefonda dinleyip susan Gölgen gibi peşinde koşan Bendim ben, bendim ben Camına taş atıp kaçan İçip içip ağlayan Yoluna sevdiğim yazan Bendim ben, bendim ben Çilek dudaklarına yapışıp kalıcam Gözlerinden kalbine akıcam Yar senin için bu şehri yakıcam Senin aklını, aklını alıcam
|
|
|
7 Ağustos 2008 Perşembe
02:36:05
|
|
|
BİR DAMLACIK
Duru bir yeşildi ortalık Akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu Ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık, Ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı Pullarını döküyor üstüme Bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir Belki de anmak için
Bi damlacık bir sessizliği
CAN YÜCEL
|
|
|
7 Ağustos 2008 Perşembe
15:27:12
|
|
|
Unutmamı isteme benden. Gelişini, gidişini aniden ve yokluğunu. Yağan yağmur bile dokunur oldu sensiz. Yağmurda sallanan yapraklar en çok da. Sen yoksun ya
Sen yoksun diye böyle bu ev, bu masa. Masamdaki saat durmuş gidişinde, ilerlemiyor akrebim yelkovanım.. Çok uzaklardan bir iki ses geliyor seni hatırlatan. Camlarım hep buğulu. Boynu bükük kitaplığımın. Kitaplarım bana küs. Kalemlerim yok olmuş. Defterlerim kilitli sen gittin diye.
Odamdaki ışık fersiz. Simitçi çocuk bile eskisi gibi bağırmıyor artık. Gittin gideli dumanı yok ekmeğimin. Tuzu yok aşımın. Gecem zehir, gündüzüm zemberek. Dili bağlı sözcüklerin. Zihnim yetim. Geçmiş, kocaman ve senden ibaret bir imge. Mavilerim lila, beyazlarım gri…
Şehrin tüm parkları yoksul. Darmadağın sokaklar, sokaklar çıkmaz, caddeler karanlık. Otobüs şoförleri dargın yolcularına. Boyacı çocuklar ağlıyor.. Falcılar şaşkın, duraklar boş.
Yoksun diye böyle bu hava. Tüm insanlar birbiri ile kavgalı, kediler sevimsiz, kuşlar lâl. İşgal altında her zerrem. Yaşadıklarımız hala kor, ertelenenler düğüm düğüm içimde. Yakamozu da fark etmiyorum artık dolunayı da. Bir med-cezir istiyorum gelsin gitmesin, bir rüya da olsa başlasın bitmesin hiç. Bir an için tanışmadığımızı düşünüp çıldırıyorum olmasan da yanımda. Var olduğunu bilip yokluğuna şükretmek ne acı. Ne kadar aciz yokluğunla yetinmek!
Her şeye rağmen emret yine emrindeyim. Bin kırbaç vur, az bana. Yağmala beni, at. Bir tacire sat beni, uçurumlardan at. Ama dön artık. Sen yokken yanımda içimde çöreklenen bir yılan zaman. Sen yokken korunaksız bir liman zaman.
Sen yokken yetim, sen yokken öksüz, sen yokken kimsesizim ben. Gece var sen yokken, gündüz yok. Siyah var, beyaz yok. Sen yokken umut yok, hayat yok, ben yokum. Sen yokken anı var, hüzün var, dün var, bir de yokluğun… Ama sen yoksun.
alıntı
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
03:12:44
|
|
|
Hani,diyorum da,insanin gercekten mükemmel bir dostu olsa... “Ona”,söyle,içine sindire-sindire,kocaman bir sarilsa... Yüreklilikle soylediginiz...”Canim benim!..dediginiz...Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz,sıcacık biri... Cesur,sempatik,azimli,kararlı... Arayan,soran,”Seni özlüyorum”diyen biri. Böyle bir canli ile her şeyi konuşabilir,paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayişla karşilar her şeyi... Hatalari,günahlari-sevaplari,her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... bir arayiş içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten.Bir gun bakarsınız,kapınızda... Bir da bakmışsınız sımsıcak sohbetler,derin konular,sırlar,paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi,en yakınınıza anlatamadığınızı,geçmişteki İzleri,geleceğe dairlerinizi,sadece ona anlatır olursunuz. Kadin,erkek farketmez. Bir dost bulun!Ama gerçek olsun. Aradığınızda işinizi degil,sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi,iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın,konuşsun,açık-seçik,korkmadan yaşasin.Güvensin! Cinsiyeti olmasın!Bir kartal kadar haşin,bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun.Doğrulari söylesin.Gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasin!Doya doya yaşasin,doya doya yaşatsın. Beyninden değil,yüreğinden versin.”Olsun varsın!paylasırım.”desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylassin...Dost olsun!Ama...Gercek bir dost..
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
03:26:36
|
|
|
güzel yazı ve neredeyse bu yazıyı ezbere bilirim,
epeyce yıllar infomda yer etmiş bir yazıdır..
Yüreğine sağlık Yemliha..
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
02:24:19
|
|
|
Gelsin
Dost dostuna nimettir Dost kıymetin bilmektir Dost şaraptır içmektir İçmesini bilen gelsin
Dost var dilde söylenir Dost var cana bezenir Dost var her dem özlenir Pahasını veren gelsin
Dost olur gören gözün Dost olur dilde sözün Dost olur canda özün Saklamasın bilen gelsin
Çimen söyledin derdin Nedir söyle bu halin Musallada bedenin Göz yaşıyla yuyan gelsin
|
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
03:18:30
|
|
|
Niçin susar insan ?
yorgundur ve sadece susmak isteyebilir
ya da
hava çok sıcaktır ve uzun süre su içmemiştir
olabilirmi? olabilir..
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
05:06:52
|
|
|
Yalnızlık Dişlerini Geçirdiğinde Ruhumda Çağlıyor Hüznün Mel Atilla Güler
deli ormanların çığlıklarındaki yeşile vurgun gönlümün sesi bu…dinle uluyan bir kurdun soğuk nefesinde titredi yalnızlığım üşüme ey gökyüzü… rastık çekilmiş gözlerin ölgünlüğünü çekti içine güneş/hüzünle…batıyor usumda bir çocukluk masalı Hansel mi yedi yoksa ekmeği/ yerdeki Gretel’in çikolatası mı bıkkın bir silahşorun son mermisinin gideceği istikamette gözüm iz bırakır mı yüreğime saplanan hançer… “yıkıl bre namert yalancı” rayihalar yükselmişken semalara hiç tadım yok bugün yine sığırcıkların ötüşünde kaldı düşlerim …artık tek bir ses duyamıyorum usta bir kalemden bir söz dilendim de ne aldım nişangahı benim artık tüm evrenin günümü sahiplenmek için sarıldıkça yağlı urgan sıktı boynumu çırpınışlarım…deli atışlarım
i s t e m i y o r u m…bırakın beni bırakın öleyim şiirlerin içinde…bulurum darağacımı birinin içinde ikincil bir şans yok…ilkel dürtülerime yenik düşmüşken birincil olan …deli çobanın kavalından çıkan notalardayım
kızılca kıyamet kopmalı artık dünyamda ucuz bir şarabın kırmızı kekreliği genzimi yakarken y a l a n saltanatın yılan sarhoşluğu dolanma ayağıma…aldanmam turkuvaz rengi okyanusun en derinine göç halindeyim u y k u m v a r…don öncesi rüyalarda savruluyor minik kelebeklerim seslerin kaybolduğu uçuruma atılan bedenim paramparça umut yok…kayıplarda dileklerim…dualar beni terk etmiş…nerede kiminleyim nü tablonun arkasında saklı tüm gerçek…gören kim? diri bir ejderhanın ağzından fışkıran bir ateş ıssızlığım a ğ l a y a m a m…kalabalık sokaklarda yitti göz yaşlarım
yarın kısa bir şarkı söyleyecek…kısa bir şiir okuyacağım ıhlamur ağaçlarından düşen bir çiçeği koyacağım çayımın içine melekler beni dinler mi aşk kendini siper eder mi benim için şaire söz verir mi yalnızlık bir daha dönmemek için kış bitince gelen baharla çiçeklenir mi yeniden düşlerim ırakların yakın olduğu hangi masalda anlatılır /ve/ n i y e dönmez giden sevgililer
duru bir su gibi kuytusu aşkın…yalnızlık delirtiyor! sessizlik ölüm!
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
18:19:54
|
|
|
insan niçin susar suçlu ise yahut karşısındaki insanı kırmamk için yok sa hiç bir şekilde bizim insanlarımız susmaz
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
18:24:44
|
|
|
|
ya saygıdan ya ssevgiden yada suçluluktan
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
18:30:49
|
|
|
bizim insanımız ya diyoruz elvan içinden çıkamdıgı zman yatar çamura yada gözü suludur başlar aglamaya
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
20:22:51
|
|
|
vallla beni söylüyor menekşe hanım içinden çıkamdıgımda yatarım çamura yırtarın üstümü başımı
heheheee
|
|
|
15 Ağustos 2008 Cuma
18:15:31
|
|
|
Ayaklarımı yola düşürdüm boğucu filmi ileri saramadım Daraldığım yerde kalamadım başına buyrukluksa öyle olsun Kötüye iyi demem ben ezelden beridir böyleyim Oltayı gırtlaktan yemem .. Bir kere de fikrin olsun bir kere de bu iş boş Bir iş boşsa bil ki dost o iş gönlü etmez hoş Yaş tene susanır kurulur dünya döner yaş durur Kim birine kusur bulur asıl huzursuz odur Bekleme sakinim , sakiniz , sakin ol Biliyor olsam derdim sana son sefanı sürmüş ol Hep parlayana koşuyorsan , Ne farkın kaldı dört ayaklı olandan koklaşıp anlaşandan Halden hale sokmuş iblisi kibir Kolera’dan dinle nükteyi Burası bi değersiz görsen en üstlerde Sen esen poyraz olma sen meltem olda es Vakti gelmiş olsa artmaz tek nefes
İki can mı taşıyorsun? Biri olmazsa öbürüne güveniyorsun .. Bir verip bin almak istiyorsan Verdiğini bişey mi sanıyorsun?
Kötünün yerini biliyorsun Leyleğin ömrü iki lak lak bilmiyorsun Sır yok bakıpta görebilene giz yok Ama sen bi türlü göremiyorsun
Nakarat ; Ağaçların tadı olmaz yaprak olmasa Sabrın dostu sükut olur gıybet olmasa Hayret yine sustun ha gayret e be dostum Dikten boyut saçma bana derine dalmadan Kimler geldi geçti kimliklerini bulmadan Varsın ve de yoksun hayret yine sustun
Çok geç oldu sanma dahi Faruk Ömer dahi hata etti OLsun gel ya olduğun ya göründüğün gibi geL Yenip kendini bulduysan zafer kendini artık affa ser Doğru sözden gaile yapmaz dil sefer Anlatsanda anlamam sanırım sen şehirli ben köylüyüm Ölmeden girdim toprağa ölüyüm ibretlik bir öyküyüm Gözümü deldi nur körüm bu dünyaya bil bu dünya kaynana İyilik etmez hayrına .. Ezilip kırılmadınsa hamur gibi yoğrulmadınsa Nasıl olgunlaştım dersin sen ki .. Hata etmedinse sonra siniri yenmedinse Nasıl ehlileştim dersin sen ki .. Kelimeler iflas etti inat eden öyle merkep ki .. İpe götürür dost denen o insanın lanetlisi Kahramanlık biter masallarımı dinler bir peri İnsanları düzeltmektense kendini eğit daha iyi
Nakarat ;
Ağaçların tadı olmaz yaprak olmasa Sabrın dostu sükut olur gıybet olmasa Hayret yine sustun ha gayret e be dostum Dikten boyut saçma bana derine dalmadan Kimler geldi geçti kimliklerini bulmadan Varsın ve de yoksun hayret yine sustun
|
|
|
16 Ağustos 2008 Cumartesi
13:35:00
|
|
|
|
ya da karşısındaki anlamıyorsa susar....
|
|
|
25 Eylül 2008 Perşembe
13:11:56
|
|
|
Belki Büyüdük... Emin Değilim... ...külahlı dondurma özleminde avuturken yalnızlığını, sen aslında hep uzaklara gitmek isterdin....
kim bilir kaç tren garı geçti gözlerinin önünden desem, sen sadece İzmit garında unuttuğunu söylerdin belki de hüzünlerini…garlarda unutulan hüzünlere sahip çıkan olur mu bilmem ama sen en çok sahip çıkılmayana sarıldın belki de… eski gazete kupürlerinde tozlanmış bir haber olabilir hayat, emin değilim… öyleyse dağılmadan, dağıtmadan gece senfonisi yalnızlıkları, başka bir işin yoksa yani, gel seninle sahil boyunca maviye yürüyelim…
uzakları anlat bana… kaç kilometre taşı sürer uzanamadıkların?...ya da dur, sessizliği anlat bana…nasıl konuşur bağıra çağıra, dudak dahi oynatmadan?... anlatırken susturdukları için mi, cevapsız kalır sorular yok yere?... biliyorum, yok bilmiyorum aslında, benim de cevapsız sorularım var, tıpkı gözlerinde barınan uçurum çiçekleri gibi… seni anladım dersem, anla…
güz çiçekleri gibi gülümseyişin… aslında en güzeli…herkesler kaçarken hüzün yağan gecelerden, sarı yaprakların müziğinden, ıslanmamak için çatak altı ararken gözleri, en güzeli sahiplenmek sonbahar kavuşmalarını… sen açmazsın şemsiyeni, rüzgar yüzünü okşarsa diğer yanağını çevirirsin, bata çıka yürürsün çamurda, dağda, bayırda değil mi?... güz çiçekleri gibi gülümseyişin, duyabiliyorum… aslında en güzeli…
kim bilir kaç ayrılık yürüdü gözlerinden desem, sen sadece birini unutamadığını söylerdin belki de bu gidişlerden… ayrılıklara sahip çıkan olur mu bilmem ama sen en çok sahip çıkılmayanı sevdin belki de…yaşlı bir ağıt olabilir mi hayat, emin değilim… öyleyse yaşlanmadan, yaşartmadan tozu alınan anıları, verilmiş başka sözün yoksa yani, gel seninle gece boyunca yıldızlara yürüyelim…
bağlamanın tellerinde yuva kuran türküleri anlat bana… kaç nefeslik tadı var aşkların?... ya da dur, ölmeyen, kurşun işlemeyen sarılmaları anlat bana… nasıl kavuşur kollar, el yordam bilmeden?... kavuşurken yüreklerine dokundukları için mi?... biliyorum… yok bilmiyorum aslında, benimde cevapsız dokunuşlarım var, tıpkı sesinde bağdaş kuran ardıç kuşu gibi… seni anladım dersem, anla…
ne yöne gideceğini bilemeyen rüzgar gibi özlemlerin… aslında en güzeli… herkes inadına biliyorum derken nereye gideceğini ama gidemezken ama adım dahi atamazken, bilmeden adım atmak, sanırım en güzeli… dilinde yuva yapan, sırra kadem basan kelimeler değil ki… yazdıkça dökülüyor yaşam, sen yazdıkça diniyor acılar değil mi?... rüzgar gibi özlemlerin… aslında en güzeli…
kim bilir kaç yalnızlık oturdu gözlerine desem, sen sadece sende olanı unutamadığını söylerdin belki de bu yalnızlıklardan… yalnızlığı dağıtan biri çıkar gelir mi bilmem ama sen en çok dağıtılmayanı sevdin belki de… bilmediği bir şehirde kaybolan ama başı dik bir kahkaha olabilir mi hayat, emin değilim…öyleyse kaybolmadan, kaymadan kaldırım sessizliğine, acil bir işin yoksa yani, gel seninle şarkılar boyunca dostluğa yürüyelim…
dilinin ucuna gelip de haykıramadığın cümlelerini anlat bana… kaç gecenin sabahında birikti bu kadar söyleyeceklerin?... ya da dur, umutla beklenen deniz üstü merhabaları anlat bana… nasıl yaşarır gözler durduk yere?... yaşlanırken ağlara takıldıkları için mi?... biliyorum... yok bilmiyorum aslında, benim de renksiz ıslaklığım var yanaklarda, tıpkı suskularında renk atan şaşkınlığın gibi… seni anladım dersem, anla…
demem o ki gül beyaz kahkaha, bunca yaşanmışlığa rağmen, bunca gitmelere, dönmelere rağmen, bunca sitem dolu ama içten serzenişlere rağmen, bunca gözünü kan bulamış vedalara rağmen, deli boranlara, meltem sıcaklığına, yüreği kavuran iç çekişlere rağmen, söz mü büyük sözlerimiz mi derken susmamıza rağmen, büyüdük mü sence?
…belki büyüdük… emin değilim…
pelin onay
|
|
|
25 Eylül 2008 Perşembe
18:05:04
|
|
|
|
OY oy OY NE GÜZEL NE GÜZEL EMEGİNE SAGLIK
|
|
|
6 Ekim 2008 Pazartesi
18:42:41
|
|
|
Bir papatya tarlası düşün..İlkbahar ayı..Ve sen,onun yanından geçen yolda yürüyorsun..Ve o papatya tarlasında bir papatya dikkatini çeker..Binlercesinden birisidir ama sen onun yanına gidersin..Onda seni çeken bir seyler vardır..O papatyayı olduğu yerden koparırsın..Sadece senin olsun istersin,sadece senin!! Öleceğini düşünmeden..Ve gidersin o tarladan..İçindeki şiddetin durduramadığı bir bencillik ama bir o kadar güzel ve hapsedici..İşte bu ``TUTKU`` olsa gerek... Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsundur..Yine milyonlarcası arasında bir tanesi seni çeker.. Yaklaşırsın,yanına gidersin o papatyanın..Gözlerin başkasını görmez olur o an..Onun için herşeyi yapmak istersin..Dokunmak istersin,dokunamazsın..Orda onunla ölmek istersin..Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna..Dayanamazsın onun kokusuna..Unutturur herşeyi bir anda ve o kokunun geldiği yöne gidersin..O papatya orda kalmıştır..Yüreğinin bir kenarında..Paylaşılmamıştır bir çok şey..Unutulmaz belki ama geri de dönülmez ona..İşte bu ``AŞK`` olsa gerek... Yine o yoldasın..Papatya tarlasının yanından geçen..Ve yine bir papatya,milyonlarcasının içinde seni çeker..Gidersin yanına..Orada kalakalırsın..O hiç ölmesin diye her şeyi yaparsın..Tüm gücünle onunla olmak istersin..Oradan seni koparacak hiç bir güç olmadığına inanırsın..Ve orda onunla ölene kadar birlikte kalırsın..işte bu da ``SEVGİ`` olsa gerek...
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|