|
| Gönderen | Mesaj |
|
12 Eylül 2008 Cuma
17:46:45
|
|
|
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp , geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada
kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de ugurlama. O yüregin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En
kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüsün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle... Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve asamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Durusunu,
uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Sevdim işte ötesi yok...
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
17:52:40
|
|
|
hiç gürültü yapmadan, yürüyorum geleceğime.... yalnız duygularım, yalnız ellerim, ve yalnız kalbimle, tek başımayım..... yaram derinde bir gömü, yüzümde taşıdığım ikinci el bir gülümseme, sağ yanım hızlı, sol yanım hırslı, yitip gidiyorum... ruhumun yeniden doğuşuna, eşlik eden bir şişe papazkarası, bugüne bakarak, yarını unutarak, yürüyorum...... kulağımda eski bir beste, adımlarım biraz aheste son bir kez geriye dönüp, dudağımın kenarıyla gülümsüyorum.....
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
17:55:40
|
|
|
dudagın kenarı ile gülümseme geriye dönüşe umut
gözlerim kenarı ile gülümse
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
18:01:27
|
|
|
ŞÖYLE DESEK:
dudagın kenarı ile gülümseme geriye dönüşe umut;
gözlerin kenarı ile gülümse, geriye dönmeyi unut!
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
18:02:41
|
|
|
he he
işte oooooooooooooo
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
18:02:58
|
|
|
Çaresiz kaldigim zamanlarda gider, bir tas ustasi bulur seyrederim. Adam belki yüz kere vurur tasa. Ama degil kirmak, küçücük bir çatlak bile olusturamaz. Sonra birden , yüzbirinci vurusta tas ikiye ayriliverir. Iste o zaman anlarim ki; tasi ikiye bölen o son vurus degil, ondan öncekilerdir.`
JACOB RIIS
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
18:03:35
|
|
|
Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok
Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda
Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim
Zalim değilim, içtenim yalnızca
Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli.
Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım
Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona
Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor.
Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar
Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime,
Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için
Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.
Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını
Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni
Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor.
Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini
İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın
Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
18:03:57
|
|
|
voooovvvvvvvvvvvv
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
18:04:24
|
|
|
Bu bizimki
Yıkıcı bir ask bu, Yıkıyor milletin ortasına Tutku yükünü.
Bölücu bir aşk, Ekmegi suyu bölüyor Günde üc ögun.
Hain bir ask bu, Sizin eve hırsız girer Onunkine polis.
Yasadışı bir ask, Evlenmeyi Hic mi hiç düsünmüyor..
Soyguncu bir aşk bu, En sıradan ezgilerden Sevinçler devşiriyor.
Kökü dısarda bir aşk, Dante ile Beatrice`inkine Fena öykünüyor.
İşgalci bir aşk bu, Samanlık, sevişenin diyor Başka şey demiyor.
çalıntı
|
|
|
12 Eylül 2008 Cuma
18:29:44
|
|
|
aynaya bakıyorum da, değişmişim biraz galiba. hüzün dolmuş dudağımın iki kenarında ki çukurlara.
pembe kaplı defterimin arasında değilde, yaprakları sokaklarda kuruturum ben.
denize karşı yürüsem biraz, sevgilim hiç gitmese uzak şehirlere, anneme yine çiçekler toplasam kırlardan, ve üstümde yine fistolu eteğim olsa çiçekli basmadan...
düşüp düşüp yüreğimi değil de, dizlerimi kanatsam...
|
|
|
13 Eylül 2008 Cumartesi
04:16:34
|
|
|
Zalim değilim, içtenim yalnızca
Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli.
Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım
Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona
Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor.
Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar
çok güzeldiiii,
harika paylaşımlar arkadaşlaaarrrr, kaleminize yüreğinize sağlıııkk...
|
|
|
13 Eylül 2008 Cumartesi
10:14:35
|
|
|
Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet bir adın kalmalı geriye
Birde o kahreden gurbet
Sen say ki ben hiç ağlamadım
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
Geceleri koynuma almadım ihaneti
Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan
Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden
Evet yangın
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu
Evet isyan
Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
Bu sevda biraz nadan
Biraz da hıçkırık tadı
Pencere önü menekşelerinde her akşam
Dağlar sonra oynadı yerinden
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam
Ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı
Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de
Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye
Bir de o kahreden gurbet
Beni affet
Kaybetmek için erken
Sevmek için çok geç
|
|
|
23 Eylül 2008 Salı
16:33:21
|
|
|

Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.
• Sevmek; sevmek istemektir.
• Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O`ndan anlasılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.
• Sevmek, gücenmemektir.
Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi ögrenmek demektir.
• Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
• Sevmek ölmektir.
• Sevmek, ölmesini bilmektir...
|
|
|
24 Eylül 2008 Çarşamba
03:06:47
|
|
|
Sen say ki ben hiç ağlamadım
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
Geceleri koynuma almadım ihaneti
Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan
Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden
|
|
|
24 Eylül 2008 Çarşamba
03:10:50
|
|
|
 Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece. Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini. Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez. Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile... Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından alıkoyamaz.
Sevmek çoğu zaman var olmaktır. Sonunda bizi yok olmaya götürse bile. Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum. Sen bile buna karşı koyamazsın. Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim. Bir zaman başkalarında aradım seni, başka yüzlerde, başka ellerde aradım. Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim.
Nasıl olsa gelecektin birgün. Ve işte geldin de! Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya, bilmediğim kederleri öğretmeye geldin. Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana. Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.
Bu selin akışını hiçbirşey duduramaz artık. Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma. Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin, mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri beraberinde sürükleyerek gideceksin. İşte o zaman yoklukların en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım.
Ergeç gideceksin; beni anlayamadan, beni sevemeden gideceksin. Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden, tesellisiz bir hüzün kalacak. Yıllardır aradığım sendin ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım. Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden...
Geldin ya! Şimdi herşey güzel seninle. Yürümenin, konuşmanın, nefes almanın bir başka anlamı var artık. Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde...
|
|
|
25 Eylül 2008 Perşembe
18:10:56
|
|
|
|
OY oy OY NE GÜZEL NE GÜZEL EMEGİNE SAGLIK
|
|
|
7 Ekim 2008 Salı
03:49:05
|
|
|
SEVGİ BUDUR
Delikanlı kızı çok seviyordu.Evleneceklerdi. Ama sorunları birden artmıştı.. işte ve evde.. Asabileşmiş sevgilisini üzer olmuştu. Hatta ağlatmıştı bir keresinde.. Bir gün...Mutlu bir gün.. Birbirlerine sarılmışken, delikanlı sordu: " Bana neden katlanıyorsun ?.. Ama hemen cevap verme..iyi düşün !.. Ben aynı soruyu senin için kendime sordum ve cevabı buldum. Bakalım sen ne cevap bulacaksın ? " Kız düşündü ve yanıt verdi: " Seni sevdiğim için" Delikanlının suratı asılır gibi oldu. Kız beklenen yanıtı vermediğini hissetti. Bakalım doğru cevap neydi?.. O da sordu: " Peki sen bana neden katlanıyorsun ?.. " Delikanlı sımsıkı sarıldı kıza... " Ben sana katlanmıyorum ki!!!.."
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
14 Ekim 2008 Salı
00:54:46
|
|
|
Ben öldüğümde..! Gündüzden kurtulmuş bir gece olmalı bütün gün acımı saklayabilmem için Yıldızsız olmalı gökyüzü, ay küsmüş bulutlar kaçışmış olmalı gözlerini seçebilmem için. Üşümeliyim içimin yangınında avuçlarımın terinde, nefesimin buğusunda seni tadabilmem için. Ansızın düşmeli kulaklarına gidişimin ayak sesleri, hissetmelisin yaşayanların dışında kaldığımı Kurtuldum diye sevindiğin anda Kördüğüm olmalı ömrün, bir daha açılmamalı gönlün Sığındığın limanlar felaketin olmalı Bembeyaz bir gelinliği kefen diye giymelisin bedenine Ahımla akmalı gözyaşın Kahrın aynasına yüzün düşmeli güzelliğini çalan yılların gölgesinde İhanetine bedel aklar karışmalı simsiyah saçlarına Keşke’lerin boğulmalı kesik öksürüklerinde Adımla başlamalı her sözün adım adım yürüdüğün yalnızlığında Dar sokaklarda seni beklediğim köşeler çarpmalı omzuna Ben öldüğümde..! Yazdığın hayatının satır aralarında kayıp mutluluklarını aramalısın ittiğin ve yitirdiğin benliğime sığınmış sende Aşk sevebilenindir diyordum ya sana değilmiş oysa aşk sadece sahiplenebileninmiş Sevmek yetmiyormuş öğrendim Şimdi nefretimi büyütüyorum sevgimi öldürdüğüm yüreğimde İçimin sen kısmını boşaltıyorum yar dediğim yaralarımı kazıyorum Düştüğüm her avuçta bir damla su misali göl olma arzusuyla Düş kurmuyorum artık Bilmelisin..! Gidişime kendimi uğurluyorum dönüşümü benle yapabilmek umuduyla…
|
|
|
14 Ekim 2008 Salı
03:25:45
|
|
|
Adımla başlamalı her sözün adım adım yürüdüğün yalnızlığında Dar sokaklarda seni beklediğim köşeler çarpmalı omzuna Ben öldüğümde..!

|
|
|
14 Ekim 2008 Salı
03:32:33
|
|
|
Yarası git gide derinleşiyor acıya buladığım cümlelerimin. Bir bavul dolusu cümle var defterimde. Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim. Okudukça gözyaşlarımın içine ekliyorum yaralarımı. Sen gözyaşının içine yaralı tümceler gömebilir misin ?
Sen baharı beklerken karşına çıkanın bir sonbahar olduğunu öğrendiğin anda, bahar diye bağrına basar mısın sararmış yaprakları? Sen yollarına acı döşeyen bir şahsa yara değil de yar diyebilir misin?
Yorgunum! Çıktığımız yollardan cayışından yorgunum.
Ne düşünsem düşten ileri gitmeyecek diye yırtıp atıyorum beynimdekileri.
Kara kalemlerle ne kadar aydınlanabilirse dünyam o kadarım işte. Satırdan satıra çarparken büyük bir hüznün kırıntıları olduğumu keşfediyorum. Poyraz yemiş yanlarımı bir şairin şiiriyle ayakta tutuyorum. Bir yalanın parçalarıyla doğruya kanat çırpışını seyre dalıyorum.
Aksayan benliğim, yansız hislerim… Adımı, karşıma konulan tek hece yutuyor. Tanımsızım ! Sana bağlı bir hayatta, sen harici nefesler beslemekteyim terkine. Yangın kokulu gözlerimden içtim kül rengi ezayı. İsmini alfabem bildim! Şimdi alfabemi yok etmek için gelen sen olsan bile savaşmak düşer bana. Harflerinden oluşmuş bir dünyamı darağacına götürme! Yusuf gibi kuyulara sürme beni…
İlk kez kılıfını çıkarıyorum kelimelerimin. Gitmek mi, kalmak mı arasında yürürken anladım ki ben hep içimden kal diye bağırdım! Kal! Yerin burası artık. Yerin, bu kalemin ucu. Yerin, yüreğimin kıyısı. Sen de öğrendin ki bu düşte susmak eceline susamakmış ! Gitme !
Gerçeği olmak varken adına yüklediğim anlamın, düş olmayı tercih etme.
Sakat ömrümde sendeleyip düşmemek için düş olma ! Tüm gerçekliğimle satırlarıma davet ediyorum harflerini!

|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|