|
| Gönderen | Mesaj |
|
22 Temmuz 2008 Salı
18:19:45
|
|
|
KARABASAN.
Sen benden gittiğinde, her şey bomboş olacak, Darmadağı dünyama,yalnız hüzün dolacak. İçimde burukluğu seninle ayrılmanın, Hayalimde o tatlı, gülen yüzün kalacak...
Yıkılacak üstüme şu duvarlar, evler de, Gökteki ışık saçan güneş bile sönecek. Kıyametin gelişi ne zaman bilemem de, Yaşadığım şu alem cehenneme dönecek.
Sensizliği düşünmek bile bu kadar zorken, Hasretinle yüreğim ahh..nasılda yanacak? Birkaç günlük yokluğun bile bu kadar korken Ebedi gidişine kalp nasıl dayanacak!..
|
|
|
23 Temmuz 2008 Çarşamba
17:40:40
|
|
|
Yürümeyeli çok oldu bu bulvarda Karanlığa, sessizliğe ve kimsesizliğe- Vurulmuş bir adam yanım olarak.. Geceden hiç mi hiç korkmadım, Akan suyu geceleyin daha çok sevdim, Celalinden korkmam, heybetinden kaçmam Dalıp geçerim dalgalarının arasından.. Yürürüm sahile doğru Kimsecikleri göremem, Zaten ben kalabalıklardan korkmuşum ve kaçmışım, Mavi Bulvar’a vurulmuşluğum da bu yüzden
Mavi Değildin Artık Bulduğum gibi misin? Mavi Yoksa bıraktığım gibi çiçek mi? Hangi şehrin, hangi yerindesin? Ya da şehirler arası yollarda Hangi istasyonda Seni bulmak istediğim yerlerde yoksun Muhtemelen olmak istediğin yerlerdesin Yani benim olmadığım yerde Gerçi ben olmasam da olmasam da ne fark ederki Sen bensiz gitmişsin Ben senle gelmişim Bulduğumda seni daha yeni doğmuştun gönlüme Fırsatını bulup da sarılamamıştım sıkıca Sevememiştim... Dağınıktım, barındıramıyordum kimseyi düşüncemde Ama sen farklıydın Çünkü bulduğumda seni Hiç kimse koparmamıştı toprağından Yalnızdın, yalnızdım bulduğumda seni Sonra bıraktın.., bıraktım.. Bıraktığımda yağmur götürmüştü toprağını Yerinde yoktun bulutlar gibi Bir sahipsizlik, bir serserilik çökmüştü üzerime Sadece senin yokluğun değildi dokunan, Bulduğumda sen maviydin Sonra koruyamadım bıraktığımda ise: Her hangi bir şehrin her hangi bir yolun çiçeği olmuştun MAVİ DEĞİLDİN ARTIK... Mavi Düş
Bir mavi düş gördüm rüyamda Bu düşün içinde, Emel Sayın`ın gözleri vardı Bakıyordu gözlerimin içine,adeta ruhumun ta derinliklerine Kaplıyordu içimi birden eşsiz güzellikte bir duygu seli Esiyordu başımın üstünde bir sevda yeli
Bir mavi düş gördüm rüyamda Bu düşün içinde, Emel Sayın`ın elleri vardı Dokunuyordu yüzüme, kadife gibi yumuşacık narin eli Hiç yaşamamıştım böylesine güzel bir duygu, kendimi bildim bileli
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
03:31:23
|
|
|
YILDIZLARIDA GÖTÜR
yıldızları da götür; firarına uğrarlar gece karabasanlarında… elleri kanasın, bırak kör kalsın.. sen yıldızları da götür.. zaten gidersen ruhumun ayinesi giden; geride ne kalır.. peşin sıra gölgeni de getirir sular.. ayak izlerin silinir.. bir yarıklar kalır kanımda dolaşan çınarlarda; ve bir çınar olursun canımda.. mülteci olur mu insan yaşıyor oluşluğuna.. hastalık hastalığından korkarsa.. dem vurdum.. dem/in vurdum.. vur/ul/dum.. yağmurda üşümüş kuşlar gibiyim avuçlarında.. ve bir ağrı saplanır hayatın en yaşanılası haline.. halden hale girer, hal girmezken hale; hikaye.. kırık hikayeler biriktirir sevginin tutsaklığı, gözlerini yumsa görünen kötü belalı kabuslar gibi zamanın hırsızlığı.. yollar vurup ta kaçan, vurulup ta ortada kalan aşklarla dolu.. hepsi bir ihanet.. hepsi bir hayal/et.. kalbi kırılmış ağlamaların.. güne güneşe saramam seni.. acımı.. acıyan yanımı.. ruhu sarsmış sarmış kara delikler derinliği; beklerken vurulmanın çaresizliği.. oysa sana en mahrem sırlarıyla çocukluğum birikti.. sen; bir avuç yıldız öykümsün.. bir çocuğun kurduğu düşsün.. uzak vakitler arifesi.. yokluğunla nefes nefese kalma cesareti.. umudundan vurdum karaları.. yağmurum, sana sakladım içimin en kurak toprağını.. ekilmemiş, biçilmemiş, ayak basılmamış, yüreğimde coğrafyalarım var keşfedilmemiş.. sesinin ikliminde büyüttüm mevsimlerimi.. beşinci mevsimdir kokun.. ve büyüyor gelişin,çoğalırken gelmeyişlerin.. içimi yaksa da, yanmak arınmaksa.. yanarak arınıyorum yolunda.. umutla! Satır aramsın sen; asla d/olmayan.. şimdi geldin mi.. gelip yüreğimden bunca acıyı çektin mi.. öyleyse şu kanayan yanım niye.. bak bir sela okunuyor.. ben içimde ölen kuşları izliyorum.. ölüyorlar, durduramıyorum.. zaman’ı biçilmemiş zamanlar giydirdim ruhuma; gelişini yine bekliyorum! kuşlar da gidiyor.. bir sela okunuyor duyuyorum.. kırık bir kalem susan sözcükler.. gözlerin büyüyor sevdiğim, çocukluğumu gözlerinde büyütüyorum.. güne açılan gözler güneşi müjdeliyor.. içimde kayıp trenler; hangi istasyona indi son gücüm.. yüreğimin üzerinde yağmur yüklü bulutlar, üzerime yağarsın.. o kadar güçlü değilim.. kesik başlı bir yara, içinden akan sen.. diksem nefessiz kalırsın, aktıkça acısa da canım.. kuşlarda terk ediyor kenti.. bir onlar kalmıştı dost! Hüzünlü bir kanat sesi kendilerini hatırlatan tek fotoğraf.. içimde taş sekiyor, kaç acım doğacak kim bilir.. ben de giden kuşlar gibi terk etsem içimi.. içimden kuşlar göç etse.. sonra avcılara yakalanıp vurulsam.. içim ölse ve bütün ak’lığımla sana uyansam..sana konsam.. en çok kokun’un üzerine kurdum şehirleri.. bir koku gelir.. ve kokun gelince hasat mevsimi durur yüreğimde.. sakladım seni.. sakladım.. kimse bilmiyor.. adının altına gömdüm; s(an)cımı! Biri çalmış iç çekişliliğini dayanmanın.. gider misin gerçekten; yaşıyor oluşluğumu da alıp.. içine hapseder misin bu canı ardından kalan yetimliğimin.. tamam git!meden bil ama.. gidişinin ardına saklanmış bir çocuk düşer yüreğinin üstüne, oynadığı oyundan.. sen benim yıldız öyküm değil misin.. onları da götür, göğümü de al.. ucan kuşları.. çünkü ardında kalmaz bir “yaşamak”.. satır aramsın sen asla d/olmayan.. belki de.. hani belki.. olmaz da belki işte.. yok ama! bil(m)iyorum.. ardında sanık kalır her şey.. gemileri döndürür tek bir kelimen.. hadi bir “belkim” ol! kimse bilmiyor zaten.. ve sen, zatı en! tamam hadi git, yıldızları da bekletme.. karanlığın kalsın görünmez o zaman yaramdan akan düş kırıklıkları.. git.. üç harf.. aşk gibi.. ana gibi.. söz gibi.. sen gibi.. ben gibi.. gam.. acı.. yok.. kalsın..yokluğun kalsın.. sen git.. bir yıldız öyküsü daha vur/ulsun.. git.. dur/ma.. bak/ma.. ağır olur canın, yani canım, yanmasın.. bütün yanmalar bana kalsın.. külden yapılan hisarıma adını verirler.. sonra yıldızlar döner bakarsın.. kim bilir belki sen de.. sen de adımı sayıklarsın.. ve bir çocuk doğar yeryüzünde, biraz sen kokar.. yetim kokar yüreğinden.. belki “belki/im” olursun.. kendini vurduğun gibi dönüp beni de vurursun..
Gün ERIM
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
15:06:44
|
|
|
Ben Kimseden Gitmedim Sen De Gitme
Şimdi sen gidiyosun git
Kal demicem sana yalvarırcasına...Bana dokunuşlarını bırak git!Bir veda bırak bana ama kal demicem sana git!
Şimdi sen gidiyosun git
Hayatımın geri kalanıyla başlamak ile bitmek arasında gidip gelicem biliyorum..Ama kal demicem sana git!
Şimdi sen gidiyosun git
Gitmeye bakan gözlerine kal demicem..Son kez bak bana ama son olduğunu bile bile kal demicem sana git!
Şimdi sen gidiyosun git
Yolları da beraberine kat..Nasılsa ben bittim ama kal demicem sana git!
Şimdi sen gidiyosun git
Ama kal yine de yüreğime olur mu?Burdan gitsen de benden hiç gitme..Ben hiç kimseden gitmedim..Sende gitme!
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
15:18:36
|
|
|
Çilek Kapına güller koyan Telefonda dinleyip susan Gölgen gibi peşinde koşan Bendim ben, bendim ben Camına taş atıp kaçan İçip içip ağlayan Yoluna sevdiğim yazan Bendim ben, bendim ben Çilek dudaklarına yapışıp kalıcam Gözlerinden kalbine akıcam Yar senin için bu şehri yakıcam Senin aklını, aklını alıcam
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
17:43:05
|
|
|
 Bazen Vedâ`ya Bile Vakit Yoktur...
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
23:57:57
|
|
|
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
17:04:36
|
|
|
olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o`nu sevdiğinden.
Cok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
18:42:28
|
|
|
Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
19:08:24
|
|
|
Merhabalar Elvancım iyisin inşallah cannn..
Sevgilerimi yolluyoruumm..
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
01:52:46
|
|
|
|
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
17:09:24
|
|
|
Hiç düşündünüz mü "merhaba" ne anlama geliyor diye?. Çok ilginç bir o kadar da hoş ve sıcak bir anlamı varmış meğer. "merhaba" aslında farsça kökenli olup "benden size zarar gelmez" anlamına geliyormuş. Çok hoş değil mi? Bunu öğrendikten sonra karşımdaki insana merhaba demek daha bir anlamlı benim için.
herkese tekrar merhaba
|
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
04:41:32
|
|
|




|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
11 Ağustos 2008 Pazartesi
23:58:01
|
|
|
yasmin o pastalardan bizede varmı insanın canını çektiriyon yanındada bir bardak çay dokunmayın keyfime
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
01:50:29
|
|
|
olmazmı , olmasada buluruz elbet ki..
Sevgiyle..
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
14:10:37
|
|
|
Bende ibende isterim
Sevda Üstüne
.
Bütün kitaplari yakmali
Sevda üstüne ne söylemislerse yalandir
Kitaplara göre insan
Karanlikta yüzüne bin mumluk lamba tutulmus
Gözleri, yüregi kamasmis insandir
Aptaldir, hastadir, kahramandir
Bütün kitaplari yakmali
Sevda üstüne ne söylemislerse yalandir.
Içinde bir tek suret yasayan yürege yürek mi derler
Bir tek yaprak veren dalin boynun burarlar
Bir tek meyve veren dali keserler
Insan dedigin bir bugday tarlasi gibi olmali
Esti mi rüzgar bir degil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dali kesmeli
Insan dedigin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
Içinde kiyametler kopmali
Insan dedigin derya misali
Uçsuz bucaksiz olmali.
Gel çikalim sevgilim gel
Gel kurtulalim birler hanesinden
Çekelim gidelim bir uçtan bir uca
Açalim yüregimizin kapilarini sonuna kadar
Sevelim sevelim sevelim
Sevebilecegimiz kadar.
.
Bedri Rahmi Eyüboglu
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
19:00:11
|
|
|
Neydi ki içimdeki bu “ahh” Sonsuzluğuma düğümlü günah…
Bendim, soğuk bir adın ardından koşar adım sürünen. Bendim, ellerimde sakladığım düşleri parçalayıp kırık dökük mektuplara bürüyen.
Issızlığıma çokluk sayacak kadarken, hep en yalnızlığım oldun neden?
Bir düşü anlatmanın kaç hali vardı dilimde? Kelimelere yüklenen hangi hal halimden haberdar edebilirdi? Hangi kelime bir gözyaşını gösterebilirdi? Yüzüm bile saklarken hüznü, bunu kelimeler başarabilir miydi?
Bir yaraya inatla tuz sürmekti her şey. Ölüme giderken, sigara basmaktı içimdeki isme. İsminin üzerindeki darp izlerinden sorgulanmalıydım belki. Suçluydum. Oysa isminde bulunan her iz benim ölüm sebebim oluyordu. Suçluydun…
Tüm korkmalarımı acemi bir cesarete çevirip yürüdüm. Hep kırıldım, hep düştüm…
Bildiklerimi kendimden saklamayı nereden öğrenmiştim ben? Kaç kez yutmuştum ömrümün çığlıklarını? "Sen ya bir yanılgının yangınıydın ya da yazgının." Ardı yoktu / ötesi çoktu… Hiçbir harf yazmaktan öteye gidemiyordu ve hiçbir yazı, yazmak istediğin kadarı olamıyordu. Ben gibi beceriksizleşiyordu… …
Tüm acılarının parmak izlerini yüreğimde aramamalıydın. Dillendiremediğin, bilemediğin tüm sahnelerin oyuncusuydu satırlarım. Ben ikileminin kaçışlarıydım. Yanlış adreslerdi avuçlarımda doğru yol diye sakladığım.
Bilmek istenilmeyen her şey susarak dinlenirmiş meğer. Bilinmek istenilmediğimde susulacak mıydım?
Her aynada kendimi görmekten uzağım artık. Göz bebeklerimde yatan yaraları tüküremiyorum geçmişe. Sessizce çekip giderken düşlerimin can çekişlerine, içime gömdüğüm gözyaşlarımı sezemeyecek hiç kimse…
Bir gece yarısı bıçaklanırken en sessizliğimden, dilimden dökülen harfleri toplayınca hep sen ediyor neden?
Sen bilir misin düş diye sabahlamayı? Ve kırıklarını bir teselli ile değil başka bir kırıkla sarmayı? … Acı bir itiraftım, en çok kendimi yaktım… Şemsiyeler altında yağmura direnirken ruhum, ardımdan geçip giden her şeye sessiz kaldım.
Unutulduğum köşedeydim her vakit. Aransam bulunacaktım. Sorulsa tarifi mümkün olan gidişlerim vardı benim. En fazla iki sağa bir sola uzunca adımlardın. Ve adımlarından düşen her ses canımı ağzıma alırdı, açıldığında ağzımdan düşecek kadar. Oysa hiçbir adımın kayıplığımın yanına düşmeyecekti. Aranmayacaktım…
Ellerimde bilinmez uçurumlar vardı. O nedenle hep avuç içlerine dönüktü parmaklarım. Gelen durakta kendimden inmek ve bir şehre yüzüstü düşmekti dileğim. Uyuyakaldım. Ne kendimden inebildim ne de bir şehre yüzüstü serildim.
Ne kadarlıktı ki adım ve kaç harf kalınlığı vardı ki birilerinin hatırlayışlarına ağırlık yaptım? Birilerini acıttım, ağlattım. Ya ben ömrüme düşen acıları, göz kapaklarımda saklı yaşlarımı kimden kuşandım?
Yokluğunun alnına üflenirken satırlarım, nasıl oldu da ben hep varsın sandım?
Bir yıl daha geçmişti geçen yılların üstüne. Kimsizdin sessizliğinde? Hangi yaranın kabuk bağlanışına tanık oluyordun ve hangi acıdan dökülen yaşları benliğinde buluyordun?
‘Ben tüm acımaları kendi saflarıma çekiyorum’ sandığımda sana hangi üzülmek kalıyordu?
Hiçbir şeyi düzeltmek zorunda değildim; ama bozan bir eldim, bozduklarımı düzeltmenin geç kalışlarınd Söylenmiş olan hiçbir söz geriye alınamazdı, bilirdin. Diyemezdim; saçmaydı, yalandı… Diyemezdim… Desem yıllar sonra yine aynı sözcükleri dökerdim harflerimden. Ki susmayı bilmeyen bir alfabeydi bendeki. Söz veremezdim bildiklerimi yutacağıma. Bir dahası yok, üzülme diyemezdim…
Hep en kötü yanından tuttum geleceğin. Söylenmiş olan her şey bir düşün ön adlarından oluşmaydı. Söylenmiş olan her şey benim yükümdü, peki sana neden ağır geldi?
Alışkanlıklarla başlayan kelimelerin arasında yer buldum kendime. Simetrik bir duruş sergileyebilirdim çünkü yerimi en başından belirledim. Yadırgamadım üzerime yürüyen sözcükleri, bilmek istemesem de biliyordum bir gün hepsinin kapıma geleceğini. Tutulmamış bir söz kadar acıdı içim. Tutulmamış bir söze yapılan sayısız itiraz kadar ezildim. Madem biliyordun neden acıyorsun ki yüreğim?
Şimdi hiçbir mutluluğu birbirine yamayıp koca bir gülüş kondurmuyorum dudağımın kıyısına. Susmalarımı biriktirerek yazıyorum. Hadi at tüm yüklerini ben caymıyorum…
Adıyla var olan darağacım! Mutlu olabilirsin, imkansızlığına inandım
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
19:15:23
|
|
|
Issızlığıma çokluk sayacak kadarken, hep en yalnızlığım oldun neden?
Bir düşü anlatmanın kaç hali vardı dilimde? Kelimelere yüklenen hangi hal halimden haberdar edebilirdi? Hangi kelime bir gözyaşını gösterebilirdi? Yüzüm bile saklarken hüznü, bunu kelimeler başarabilir miydi?
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
19:21:13
|
|
|
Rüya Sen ve ben gece ile gündüzgibi Uzak dağların ardından doğan güneşin Yere ışık saçması gibi Ve yalnız kalışın dayanılmaz Ferahlığı
Sessiz bir dal salınışı Umutsuzca uçan göçmen kuşların kanat çırpışı uzakta kalan sevdalısının resmine bakan aşığın sessiz haykırışı bebeğine ilk kez bakan annenin sona eren acıları kıpırdanan göz kapakları titreyen elden düşen kalem okunan yaprağın çevrilmesi rüyalarda görülen gelecek ve hiç kimsenin çekmeyeceği sabır tesbihi gül kokulu mendile silinen göz yaşı hayattan alınan hazzın sona eren ömürle arta kalnların sığınacak bir liman bulan balıkçıların son sözünü söyleyen idamlığın ve benm aklımdan geçen geceden kalma fikirlerin satırları sırtında küfesi ile bir hamal sahhafın raftan seçtiği kitap dünden kalma bir sabahçı kahvesi elinde simit ile koşan bir öğrenci ve onlara bakakalan bir güvercin pervazda
mahkumun attığı volta maltada gardiyanın sabah sayımında dikkati özgürlüğe muhtaç kafes kuşları gibi yarınları özleyen kader mahkumları ve ben sensizliğe mahkum yalnızlığa kahra ve sabra susuzluğu bilen bir oruçlu açlığı bilen bir fakir babannesinin elinden şeker alan torun güreşe tutşan iki pehlivandır gece ile gündüz sonbaharın sarışın saçları ilkbaharın giydiği yeşil elbise meyvesinde lezzet soğuğunda ızdırap zamanın kırkikindi yağmurlarında ıslanır hayatın arta kalan zamanları yunusça dile gelir derviş semazen dibi döner dünya ve bir ney sesi ile sona erer RÜYA....
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
13 Ağustos 2008 Çarşamba
01:58:57
|
|
|
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|