|
| Gönderen | Mesaj |
|
4 Eylül 2008 Perşembe
19:04:06
|
|
|
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
19:21:01
|
|
|
Hayat, kumdan kale yapmaksa Deniz kenarında. Dalga hesabı yapmamaktır yaşamak . Dünlerimin yarım kalmışlığıyla yazıyorum bu satırları. Garip bir hüzün var içimde. Bir yanım hep ağlamaklı. Sevmekse, en büyüğünden seviyorum ama. Geleceğimde yok artık, dünlerime bıraktım onu. Sinsice akan zamanlara kattım sırtımdaki yaralarımı. Şimdi ismi ritimsiz kalp atışlarımda saklı. Bedenimize hapsolmuş ruhlarımızı ben özgürleştirdim, o yapamadı. Anlamak zor. Çünkü bütün benliğimle ve sevgimle o adamı yaratan benim Hadi gel de şimdi karanlığı konuşturan yazılarımı, sustur susturabilirsen !
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
19:27:22
|
|
|
Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim. Niye öyle burnumun sızladığını, içimin burulduğunu, gözlerimin çaktırmadan ıslandığını anladım da ondan seni özlediğimi söylemedim. Bu güzel eylül gününde Boğaz`ı seninle seyretmek isterdim, sigaramın yarı dumanını rüzgarla paylaşmaya hazır, bedenim göğsüne yaslanmış öylece bakardım görüntüye. Bakarken güzel şeyler düşünürdüm! Sabah rastgele müzik dinlerken kimin söylediğini bilmediğim bir şarkının sözü çok hoşuma gitti. Kıymetimi bilmen için illa gitmem mi lazım, sevdiğini duymak için illa ölmem mi lazım diye soruyordu. Ya da benim bu şarkıdan çıkardığım sonuç bu emin değilim. İnsan hem sevdiğini söyleyip de hem neden sevdiğinin yanına gelmez.
Hani sana okuduğum kitapların konularını ve kişiliklerini anlatıyorum ya "Kürk Mantolu Madonna"nın erkek kahramanı geldi aklıma bugün. Kitabı sana anlatırken, hissettiklerimi dile döküşüm ve adama nasıl sinir olduğumu hatırladım sana sinir olurken. Aşık olduğu kadını evinin işleri bitince yanına almayı düşünen bir adam. O evin inşaat işleriyle uğraşırken kadıncağız Almanya`da hastalıktan ölüverdi. Bu garibim de aşkından gözleri kör, kadını mutlu etmek için evi güzelleştirmeye çalışıyor, kadının öldüğünden habersiz bir şekilde. Aşkın boya badanaya ihtiyacı yok ki. Sonrada bir ömür boyu terkedildiğini düşünerek mutsuz yaşadı. Ama ille de boyayacağım diyorsan ben yanındayken boya. Benim öyle "benden uzak olsanda mutlu ol", "gideceğin yere beni de götür sorana başımın belası dersin", "sabret aşkım sabret" gibi şarkı sözleriyle hiç işim olmaz. Arada söylüyorsun ya "Endamın yeter" diye biz onu söyleyelim.
Ben seni öyle ilahi bir aşkla seviyorum ki anlatmaya kalksam, kelimelere döksem ifade edememekten korkuyorum. Ya da dile dökülenin basitleşmesinden. Ben eğer becerebilsem parmaklarımla kaburgalarımı ayırıp seni içimdeki buğuda saklarım. Uykunun en derin yerinde birden uyanınca seni yanımda görmek, pişirdiklerimin güzel olduklarını gözlerinden okumak, kış gecesinde söylenmeden patlatılmış mısırı paylaşmak, televizyondaki filmi seyretmek için demlenmiş çayı birlikte içmek, hastalıklarda sevgiyle sıkılmış limonata içirmek, kahvenin telvesinde yazanları birlikte yaşamak, sabahın kör saatinde çıplak denize girmek, emanet alınmış bir motorsikletle gezintiler yapmak, sırtıma dolanmış kollarınla güneşi batırmak, bizim batırdığımız güneşin doğduğu ülkedeki insanların hayatları hakkında abuk hikayeler uydurmak, bozuk musluk yüzünden kavga etmek, ne kadar rahat adamsın ne kadar telaşlı kadınsınlarla başlayan cümlelerle tartışmak, hayatı-hayatın getirdiklerinin tümünü seninle paylaşmak. Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim.
Hani geçen akşam trafik kazası yüzünden ölmüş birini görmüştük. Üzerini örtmüşlerdi de sadece ayakkabıları görünüyordu. Ben çok etkilenmiştim de sen "adamı tanımıyorsun bile" diyerek etkilenmemin sebebini anlamamıştın. İlk düşündüğüm hayatın çok mu değerli olduğu yoksa düşünmeye değmeyecek kadar basit mi olduğu hakkında aklım karışmıştı. Ne zaman ölümle karşılaşsam aynı karmaşık duyguları hissederim zaten de sevince insanın içi daha çok acıyor. Öleni tanıman gerekmiyor ölüm karşısında. Orada yatan sende olabilirdin bende. Seni düşünmek bile istemiyorum. Kendimi öldükten sonra düşünemeyeceğime göre sana acı çektirmek istemiyorum. Eee diyeceksin. Eee si ölüm var, eve gitme süresince bile ertelenemiyor seni yolun ortasında yakalayıveriyor ve bulduğu yerde götürüyor. Bu yol kıyısında bize göre zamansız bir kaza olabilir, deniz gezmesinde söylenenler söylenmeden gelebilir, yaşanacakları beklemeden de... Yaşamak istediklerini söylemeden... Bir akşam denizden dönerken aynı duygu karmaşasını hissederek, sana telefon açıp "Hayatı benimle paylaşır mısın" diye sormuştum. Güzel şeyler söyledin de hala net bir cevap alabilmiş değilim artık hiçbirşey sormuyorum. Sende unuttum zannediyorsun herhalde. Artık çok özlediğimde bile özlediğimi bu yüzden söyleyemiyorum. Cevapsız sorular varsa ortalıklarda, yalansız olmuyor yaşananlar.
Bugün seni çook özledim de yinede söylemedim bu yüzden. Orada yatan bende olabilirdim. Bırak işlerini de ben söylemeden kendin gel.
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
19:31:30
|
|
|
Kimseye değil küskünlüğüm Sadece şiir yazmak istedi canım Kimseye kırgın değilim kendimden başka Hem nasıl kızar ki insan Yemyeşil bir bahar gününe
Bir kar tanesine yada Nasıl susturur kuş cıvıltısını Nasıl kurutur İçindeki çocuksu sevinci...
Hepsi bu kadardır Gerisi laf kalabalığı Gerisi anlamsız bir hayat hikayesi Herkes aynı gözlerle bakar. Farklı olsa da söylenenler Hep aynı sözler işitilir
Güneşin sarısına sıkışıp kalır Yedi ayrı rengi evrenin Yalancı bir mavinin gövdesine sıkışıp kalır Cümle mahlukatı sonsuz denizlerin Nefes almak Yemek, içmek kadar Sıradanlaştırılmıştır artık her şey
Hiçbir şarkı Hiçbir şiir Ağlatamaz nasır tutmuş yüreklerimizi Ağlayan bir çocuk gördüğümüzde Başka yöne çevirmeye başlarız yorgun başımızı İlk satırını heyecanla okuduğumuz kitap yarım kalır Umursamazlık cüzzam illeti gibi Yavaş yavaş dökerken ruhumuzun etlerini
Aşk ve inanç Titreye titreye can verir kapımızda Ölüm bile yitirir hüznünü artık Ve hayat bize kendimizden başka kızacak Hiç kimseyi bırakmaz sonunda
Herkes kendi düş krallığının Acımasız diktatörüdür artık Ve günden güne yükselir Saklandıkları kalelerin duvarları. Ve ilk dalgada yıkılınca Kumdan yapılmış kaleleri
Kendi gerçeğiyle yüzleşir insan Yani hayat bize küsecek kimse bırakmaz Kendimizden başka
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
19:33:53
|
|
|
|
emegine saglık
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
19:34:41
|
|
|
Yüreğime Muhtacim
Gittin Yoksun artık Ne şehrimde,ne gözümde Ama benden bir parça götürmüşsün Giderken yanında O yüzden acıdı canım demek Sen giderken Şehrimde yoksun ama Yüreğimdesin Ya da yüreğim sende Eksiğim şimdi Canım acıyor Yüreğime muhtacım Geri dön Onu koparıp,aldığın yer Kanıyor hala Sevemiyorum şimdi kimseyi Nasıl sevebilirim ki Kalpsiz insan sevebilir mi? Onu alıp,götürdün benden Eksiğim şimdi Canım acıyor Yüreğime muhtacım Geri dön Kalpsiz diyorlar bana Anlatamam ki kimseye Onun sende olduğunu Eksiğim şimdi Canım acıyor Yüreğime muhtacım Geri dön Geri dön de Yüreğim olmadan Nasıl yaşadığımı Bana sor Nasıl canımın acıdığını Nasıl eksik yaşadığımı Aslında bir ölü olduğumu Sen olmadan ya da yüreğim olmadan. Bana sor. Yüreğime muhtacım Geri dön Senden sonra Hiçbir şey ya da hiç kimse Girmedi oraya Nasıl girebilir ki Yüreğim sendeyken? Orada olan Hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi de Çıkartamadım Nasıl çıkartabilirim ki Yüreğim sendeyken? Eksiğim şimdi Canım acıyor Yüreğime muhtacım Geri dön Beni sevmeni istemiyorum senden Beklemiyorum da zaten Ellerimi tutmanı istemiyorum Gözlerime bakmanı da istemiyorum Bir şey söylemesen de olur Yalnızca yüreğimi Geri ver bana Öyle git!..
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
19:39:36
|
|
|
Kim Olduğunu Bilmediğim Birine...
Karşılıksız aşkının zehrini taşıyordu bana Kokusu sinmişti inatçı ruhuma, kitaplarıma, ellerime... Öyle çok öpüşürdük ki, Ağzının tadıyla yerdim yemeklerimi... Öylesine inanıyordu ki dünyadaki son aşkla beni sevdiğine, Bir gün ansızın korkunç bir özlem duymaya başlamıştım Kim olduğunu bilmediğim birine... Şimdi ağzımda karşılıksız aşkın o aç tadı... Karşımda o... Yine hüzünlü, yine yenik... Ama eşitiz artık, Damarlarımızda karşılıkız aşkın o zehirli kanı...
Cezmi Ersöz
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
20:10:51
|
|
|
Yorgun Kalbin Özlemi
Yolunu gözlemekten yorgun düştü gözlerim Ürküntü vermiyorsun ey soğuk vuslat Vahşi bir kaplan gibi üstüme atlayarak Rakıyı içer gibi makberi dinler gibi bulutta yüzer gibi Ateşli busenle her yanımı yak Ürküntü vermiyorsun ey soğuk vuslat Doğan her gün biraz daha zehir zemberek Bense hala çocukluk havası taşıyorum Hayal olmuş hayaller karanlığa iterek O çocuk yüreğimi sonunda kirletecek
En içten nağme bile beynimde bir uğultu Sonsuzluk eskitecek bir sükut istiyorum Kıran girmiş sevgiye artık yoruldum Yıldızlardan utanıyorum
Öyle gir ki içeri Üzerinde gelinlik dudağında düğün havası Duyacağım bu son gürültü olsun Ellerin kapatsın gözkapağımı Güneş kaybolsun
Tükenen yolcuların son hanısın sen Sevgide öksüzlerin sultanısın sen Gökyüzüne açılan pencere sensin Sensin mutluluk Vuslatına susadım ey karanlık sonsuzluk
Vücudum sanki serçe kollarım kanat Kulaklarım kirişte ey soğuk vuslat Uslu bir çocuk gibi tutmaktan usanarak Uçurtmanın ipini bırak Artık ürkütmüyorsun ey soğuk vuslat
|
|
|
4 Eylül 2008 Perşembe
20:16:10
|
|
|
işte o sen (masum yarim) GECENİN KARANLIĞINDA DÜŞTÜM GÖZLERİNE SENİN !!! ISLAK ISLAK SEN BAKARKEN BEN DÜŞTÜM YOLLARINA SAÇLARINI RÜZGAR SAVURURKEN, ÖMRÜMDEN ÖMÜR GİTTİ YOLLARINDA,,, BAKTIN YA HANİ ÖYLE DERİNDEN,CAN ALICI BAKIŞLARINLA YÜREĞİMİ YAKTIN YA,,, BENİM OLMAZSAN DİYE,HANİ OLUR DA BENDEN KOPUP GİDERSE DİYE AĞLADIM SADECE BAŞKA BİR SEBEBİ YOKTU SEBEBİ SENDİN SENİN O İÇİMİ ACITAN İÇİMİ YAKAN GÖZLERİN,,,BAKMADAN OLMUYO BAKINCA VE SONRA SEN GİDİNCE BENDEN,BÜYÜK BİR EKSİK KOPUP GİDİYOR YARIM KALIYORUM ARIYORUM BİRİNİ AMA...KİMİ ??? SENİ GÖRÜNCE İÇİME HUZUR DOLUYOR AMA SEN GİDİNCE YİNE EKSİK KALIYORUM ANLASANA MASUM YARİM SENSİZ OLAMIYORUM !!!
AH GECE GÖZLÜM
Simsiyah bulutlar serdin ufkuma Ah gece bakışlım ah gece gözlüm Nasıl güneş doğsun karanlığıma Ah gece bakışlım ah gece gözlüm
Hep aynı özleyiş böyle her gece Yıkılır üstüme bir siyah gölge Bu aşkın sabahı olur mu? Sence Ah gece bakışlım ah gece gözlüm
Çok muydu? İstediğim bilmem ki senden Bir ışık vermedin o gözlerin Bütün sabahları çaldın ömrümden Ah gece bakışlım ah gece gözlüm
Gitmemiş gibisin sanki bu yerden Hayalin gülümser pencerelerden Bir dönsen tanırdım ayak sesinden Ah gece bakışlım ah gece gözlüm
|
|
|
7 Eylül 2008 Pazar
03:43:10
|
|
|
Hayat, kumdan kale yapmaksa Deniz kenarında. Dalga hesabı yapmamaktır yaşamak . Dünlerimin yarım kalmışlığıyla yazıyorum bu satırları. Garip bir hüzün var içimde. Bir yanım hep ağlamaklı. Sevmekse, en büyüğünden seviyorum ama. Geleceğimde yok artık, dünlerime bıraktım onu. Sinsice akan zamanlara kattım sırtımdaki yaralarımı. Şimdi ismi ritimsiz kalp atışlarımda saklı. Bedenimize hapsolmuş ruhlarımızı ben özgürleştirdim, o yapamadı. Anlamak zor. Çünkü bütün benliğimle ve sevgimle o adamı yaratan benim Hadi gel de şimdi karanlığı konuşturan yazılarımı, sustur susturabilirsen !
Ne güzel anlamlı bir yazıyla katılmışsın aramıza sevgili Sibel,
kalemine yüreğine sağlık, hoşgelmişsin,
Sevgilerimlee...
|
|
|
7 Eylül 2008 Pazar
03:45:21
|
|
|
Tükenen yolcuların son hanısın sen Sevgide öksüzlerin sultanısın sen Gökyüzüne açılan pencere sensin Sensin mutluluk Vuslatına susadım ey karanlık sonsuzluk
|
|
|
7 Eylül 2008 Pazar
03:46:58
|
|
|
YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK
Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
Bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar. yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza. türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten dağlara biz verirdik morluğunu, henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne ne tan atışı doğumların sevincine ey bir elinde mezarcılar yaratan, bir elinde ebeler koşturan doğa bu seslenişimiz yalnızca sana yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün zulüm biter. menekşelerde açılır üstümüzde leylaklarda güler. bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler...
Şiirler doğacak kıvamda yine duygular yeniden yağacak kıvamda. ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda. ey herşey bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler. ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Adnan Yücel
|
|
|
8 Eylül 2008 Pazartesi
01:12:34
|
|
|
Ayışığı
En uzun geceye de sığmıyor efkar Sıla, dingin bir ilkyaz çiçeklenmesi Senin için bu acı , bu efkar senin için Senin için acının daim tazelenmesi Ah ayışığı ! hadi o uzak iklimden gülümse Bir lav soğusun eteklerinde aşkın Yaksın dudaklarımı ateşten bir buse.
Yasak diyarlara taşıyorum yükümü Her dönemeç yeni bir çıkmaz sokak. Varla yok arası bir hayal mi düşlediğim ? Sarp yokuşlara meyletmişim korkarak Ah ayışığı ! gülümse hadi o uzak iklimden Bir fukara sofrasına fit olsun ömür Aç ve yorgun bir yolcu geliyor ötelerden.
Kadim zamanlardan kalma bu sevda Onulmaz bir yara koynumda taşıdığım. Sana gelen yolları kesmiş mi haramiler ? Ateşten barikat mı yollarda takıldığım Ah ayışığı ! o uzak iklimden gülümse hadi Teri kurusun küheylanın vakit bu vakittir Gönül ulaşmak için nice yıllar devirdi.
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
8 Eylül 2008 Pazartesi
02:00:02
|
|
|
abdullah bey
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
9 Eylül 2008 Salı
03:44:16
|
|
|
|
|
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
20:15:37
|
|
|
Yazdım bu gece bir sevda masalı yazdım dağı mesken etmiş biçare Mecnun Leyla ya hasret dağa taşa saz çalarak şiir yazan Kerem Aslı ya hasret benim de kalemimin ucundaki kelimeler cümleye hasret cümleler sana...
çizdim bu gece bir resim çizdim tablo desem tuval fırçaya hasret çizdim baktım bulutlar yağmura hasret çicekler suya... bahar çizdim bahar bülbüle bülbül güle saz çizdim saz sözüne hasret akşamın serin karanlığını çizdim baktım gece sana hasret kendimi çizdim baktım saçlarım ellerine hasret
|
|
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
20:19:17
|
|
|
İyi akşamlar arkadaşlar.
Sibel karşılaşamaz olduk.Nasılsın?
|
|
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
20:24:59
|
|
|
Ütopik Aşk
mumlarını yanımda üfle diye yaptım sana o pastayı, biliyorum yoksun, biliyorum gelmeyeceksin, saçlarımdaki o koyu siyah da senin için, ruhumdaki dövme,içimdeki kanserde senin için , biliyorum yoksun, biliyorum gelmeyeceksin, yatağımdaki toprak,veda mektubum , parlak beyaz kefen,terk ettiğim bedenim senin için, biliyorum yoksun, biliyorum gelmeyeceksin, o yüzden ben geldim, o yüzden öldüm, senin için....
|
|
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
20:31:06
|
|
|
Tşk.ler çok iyiyim.yoktum iki gündür buralarda. Şİmdi sizleri gördüm daha iyi oldum.
|
|
|
10 Eylül 2008 Çarşamba
20:33:38
|
|
|
Allah daim etsin iyiliğini
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|