|
| Gönderen | Mesaj |
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
20:10:44
|
|
|
Ölümsüz Sevgi
bırak yaşasın gönlümdeki son aşk gülün toprakta yaşadığı gibi kalbimde sızlayan sade o yaprak huzura ersin yaşayan sevgi misali
gözlerini karartma sakın yalnızlığıma bırak ışıklar misali aydınlatsın her yanı bakma sevdayı bilmeyen insanlara sensiz anlamaz onlar gelen baharı
solmasın çiçeklerin sonbaharlarda bile doğacak güller sesizce beklesin bizi sen karanlıklarda ayrılık hasreti çekme gönül sevdamız yaşatsın yalnız aşkımızı
belki ararım bulutlarda sevgiyi seninle gül bahçesine dökülen yalnız yapraklar gibi tomurcuk çiçekler beklesin baharda ikimizi aşk hasretiyle yaşatalım yalnız ölümsüz sevgimizi
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
20:30:13
|
|
|
Gelmez , umarsız hayın sefkili..
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
20:32:02
|
|
|
Hoşgeldin Yasmin.Nerelerdesin Nasılsın?
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
20:39:14
|
|
|
Hoşgördüm Abdullah hocam, tatiliniz iyi geçiyordur umarım,
biz biraz orada biraz da buradayız bilindiği üzre, taşı kırmaya
devam etmekteyiz bir taraftanda..
Sevgilerimi yolluyorum..
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
20:46:40
|
|
|
Asıl tatil yarın başlayacak arkadaşaım.Datçaya gidince
Sabahtan işlrim vardı.Gündüzde çok sıcaktı sabaha bıraktım yolculuğu.
Bende sevgilerimi gönderiyorum canm arkadaşım
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
19:26:47
|
|
|

Bir yağmur kokusu var içimde Çırılçıplak Islağım
|
|
|
12 Temmuz 2008 Cumartesi
22:53:03
|
|
|
Elinden Tutasım Geldi
Düğün halayında gördüğüm güzel Takmış yakıştırmış her şeyi özel Ritim tutturamaz melodi,gazel Ayağına güller atasım geldi
Yalnız bir köşede avare kulken Beni hoş ettin ey inciler döken Yok benzerin böyle kendine çeken Gönlümü halaya katasım geldi
Herkesin içinde bir özge renkce Giyim kuşamı pul pul ince ince Bambaşka görüyor insan sevince Gözlerin içine batasım geldi
Al fesi saçında bir başka durur Böyle güzel,ne taç ne şapka durur Aşk ferman dinlemez sanki kudurur Mecnunca yerlere yatasım geldi
Ne bitmez oyunmuş yıl gibi geldi Bir an kalp atışım bağrımı deldi Esti durdu bana sanki bir yeldi O tatlı nazına çatasım geldi
Heyacanımı ölç gelde yanıma Nabızlar arttıkça vurur kanıma İster beni tanı ister tanıma Seni yüreğime yutasım geldi
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
04:19:47
|
|
|
Bu sana son yazışım...” diye başlayan bir mektup var şu an karşımda.
“Bu sana son sözüm” dermiş gibi bakan. Simsiyah harflerle kirletilmiş, bembeyaz bir sayfa. Neresinden bakılsa acı, hangi satırından başlansa hüzün, hangi kelimesi okunsa güvensizlik.
Oysa ki benim; batan güneşin ardından sarıldığım, tepeden aşağı inerken, çakıl taşlarıyla birlikte yuvarlandığımda düşündüğüm biri vardı…
“Bu sana son yazışım…” bir ayrılığın ilanı gibi, ölünün üzerine son kürek toprak, gözdeki son damla, son kez el sallamak gibi…
Oysa ki benim; Kışın soğuğunda, dalgaların kayaları dövdüğü anlarda, fırtınalarda savrulurken sığındığım biri vardı…
“Bu sana son yazışım...” düşündüklerinin, hissettiklerinin ve yaşadıklarının benim için zerre kadar önemi yok demek değilse ne bu; Sen istediğini söyle, senin söylediklerinin hiç bir anlamı yok demek değilse ne bu yaptığın?
Oysa ki benim; derinlerde soluksuz kaldığımda ve nefesimin bana ait olmadığını sandığımda, sonsuz gibi görünen karanlığın ortasında, umudumun tükendiği anlarda düşündüğüm biri vardı…
“Bu sana son yazışım…” diye başlayan ve sana hiç inanmadım, sana hiç güvenmedim diye devam eden satırlar bunlar. Üstelik inanmam ve güvenmem için yaptığın her şey boşa kürek çekmek, yetersiz, yersiz ve saçma çabalardan başka hiçbir şey değil bunlar diyorsun öylemi?
Oysa ki benim; burnumda yağmur kokusu varken, bulutlar hızla akıp geçerken, ve çocuklar ağladığında, perdeler uçuştuğunda düşündüğüm biri vardı…
“Bu sana son yazışım…” ben bunları hak etmedim… Ama sen her şeye müstehaksın, üzülmelisin, kırılmalısın, parçalanmalısın, yok olup gitmelisin… Senin söylediklerinden daha değerli başkalarının ne dediği, senden daha değerli başkalarının ne düşündüğü demek bu yaptığın…
Oysa ki benim; elimi uzattığımda ve saatin her çalışında, yanımdayken özlediğim ve uzaklaşınca her an düşündüğüm biri vardı…
“Bu sana son yazışım…” Açıkca dilediğini yap, ben istediğim kadar daha yanındayım. Kendimi hazır hissedince girdiğim gibi çıkacağım hayatından demek bu?
Oysa ki; Aklımın kıyısında dolaşan ve dilimin ucundayken yanarcasına düşündüğüm, gözlerinde dolaşırken yemyeşil ormanlarda yok olup gittiğim biri vardı…
(¯`v´¯ `*.¸.*´ ¸.•´¸.•*¨ ¸.•*¨ (¸.•´ (¸.•´ .•´ ¸¸.•¨¯`•.
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
16:42:37
|
|
|
Nasıl Seviyorum
Kokun hasretimin özlemin ızdırabı gibi sardı. Tahammülüm de yok seni görmemeye Ne güzel sevmişim. Seni gülüşünü Bakışını Nefes alışın kadar yakın olmayı özlüyorum. Ya da gözlerine bakmayı özlüyorum..... Ne güzel seviyorum. Avuçlarındaki falını Sırma saçlarını Sesini duymayı Adımı söylemeni sevdiğim kadar seviyorum seni Sana olan amansız sevdayı seviyorum. Seni özlemeyi seviyorum. Adını dağa haykıracak kadar, Sana özenle seçilmiş kelimelerden şiir yazacak kadar seviyorum. Seni sevmeyi seviyorum. Elinle yanağımı okşaman kadar Gözlerine bakarken sevdiğimi görmeni Ya da söylememi bıkmadan sevdiğimi söyleyecek kadar seviyorum seni. Martının suya dokunması , Turnanın hasretlere uçması, Minik serçe yüreğinin heyecanı Çocuk kalbinde oyunlar Sevmekle başlayan umutlar kadar seviyorum seni Seni seviyorum sevebildiğim kadar. Özleyebildiğim kadar Rüyalarımda kalbine dokunmak Ateşe vermek aşksız günleri Suya vermek sevgisiz dünü Aşık olmak gelecek gün gibi Doğacak güneşi beklemek gibi seviyorum seni. Mehtap seyretmeyi beraberce Sonbaharda yürümek Ve bir bardak demli çay gibi Bir sigarayı efkarında kürek çekmek misali Bin nefesin alınışı kadar yürekli ve devamlı seviyorum seni. Seni seviyorum yaşamak adına Gece uyumak ve güne uyanmak gibi seviyorum. Seni özlemek ve hasret duymak gibi seviyorum. Yanında olduğumda duyduğum özlem kadar seviyorum. Gözlerine vurulduğum ölmeyi istediğim kadar çok seviyorum
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
17:09:20
|
|
|
|
Gözlerine vurulduğum ölmeyi istediğim kadar çok seviyorum
|
|
|
14 Temmuz 2008 Pazartesi
17:43:54
|
|
|
Her şey geride kaldı… Adı özlem oldu yaşanan bütün çocukluk anılarının… Çamurdan evler yapmak o kadar cazip gelmiyor şimdilerde… Oysaki tırnaklarımızın aralarının kararmasına umursamadan avuçlardık tozu toprağı… Karıncaların yuvalarına erzak götürme telaşını gözlerimizi kocaman açarak izlerdik… Çocuk kalbi! Yardım etme hevesiyle, minik ekmek parçaları doldururduk yuvalarının üstüne Küçüktük bir zamanlar çocuktuk saftık günahsızdık Ne kadar kolaydı mutlu olmamız… Sıkılmazdık bunalmazdık… Hastalıklarımız bile küçüktü, bizim gibi İki gün burnumuz akar çarçabuk iyileşirdik vişne aromalı şuruplarla… Küsmemizde, barışmamızda oyunlarımız kadar kolaydı Kırılmazdı kalplerimiz. Küstüğümüzde elimizle iki parmağımızı üst üstü koyar, küs işaretini yapar Çok değil iki dakika sonra bu işareti bozar Ya da küstüğümüzü unutur devam ederdik oyunlarımıza. Kan kardeşliği de bilirdik kan akıtmadan… “Sen benim kan kardeşim olur musun?” der oluverirdik oracıkta sözle. Bisikletlerimiz bile küçücüktü Üç tekerlekliydi… Oyunlarımız sürekliydi. Akşamları evlerimize dağılışlarımızın ardından Ertesi günü yine kaldığımız yerden başlardı oyunlarımız. Yalancıydık o zamanlar… Yalanın kötü bir şey olduğunu bilmezdik. Yeminler ederdik inandırmacasına. Sevgililerimizde yoktu o zamanlar, kalbimizi kıranda… Oyunlarımız kolaydı! Saklambaç vazgeçilmezimizdi… Bir küçük çam ağacı bile saklayabilirdi küçücük bedenimizi… O küçücük ellerimize sığdırabileceğimiz küçük taşlar arardık beş taş oyunu için. Sonralarda idrak ettik istop oyununun asıl adının stop olduğunu Uçurtmalarımız vardı, kan ter içinde kalırdık en yükseğe uçurtma çabasında. Birde bulutlara mektup gönderirdik Uçurmalarımızın ipine yazılı bir kâğıt iliştirir, rüzgârında etkisiyle ulaşmasını beklerdik hevesle… “postacı rüzgâr çabuk gönder mektubumuzu” derdik. Postacı rüzgâr derdik postacımızdı rüzgâr. Alel acele bir kiremit bulur seksek oynamak için kabataslak çizimler yapardık en geniş trotuara… Yoktu o zamanlar rekabet, ihanet, nefret! Bize yabancıydı bu tür kelimeler. İsteklerimizde küçüktü bizim gibi… Alınmış bir oyuncak bebek, bir küçük araba yeterdi bizi mutlu etmeye… Sağlıklıydık, saftık, temizdik, günahsızdık… Adı özlem oldu şimdilerde… Özlenmiş bütün çocukluk anlarımızın
|
|
|
22 Temmuz 2008 Salı
15:31:13
|
|
|
Yüreğime bahar gelse mesela,
Bir cevizin kabuğundan sert
Ya da gölgesinden sıcak, bir incirin. Dağların doruklarından, sel olup aksa karlar.
Aksa da
Arınsa
Acının, yüreğimde çöreklenmiş tortusu… Kanat çırptıkça bir kelebek
Biraz telaşlı,
Biraz da ürkek,
Rüzgarında dağılsa tutuklu heveslerim.
Papatya kokuları okşasa da umutlarımı,
Dönüverse meçhulden sürgün gülüşler. Ve
Sen,
Güneşi versen gecemin avuçlarına,
Hesapsız/umarsız/sınırsız düşler kursak beraber. Sabahı doğursa da varlığın gecenin koynunda,
Savuşacak yer arasa mülteci karanlıklarım,
Filiz verse boy boy aydınlıklar… Kayısı çiçeklerinin gölgesinden gayrı,
Gölge kalmasa gözlerimde mesela,
Umuda tutuklu,
Sabahlara uyandırsan içimdeki çocuğu… Sen de duyuyor musun?
Sanırım
Baharı muştuluyor nergislerin kokusu… Arzu Eşbah
|
|
|
22 Temmuz 2008 Salı
15:33:15
|
|
|
|
|
|
22 Temmuz 2008 Salı
15:39:26
|
|
|
Kalacaksan, gökyüzü kadar lacivert olsun yüreğin... ..........Lacivert
Zaman beni unutuyor denizin mavisinde Kalbimin kızılı gözünün karasında Aylak bir saat isliyor Sana inat benden uzakta Hayata öfkem karışmıs Biraz kırgın biraz bulanık rüyalarımm Artık kendi çocukluğumun büyüyen sokaklarındayım İçimde ask derin İçimde hasret derin İçimde kavga derin Ben kimin Ben neden Hala seninim Eskisin istemediğim duygularım biraz yorgun Hangi iskelenin nöbetinde simdi gemilerim Ben kaçak kaptanıyım senle başlanan seferimin Martılara dokunsam Martıları okşasam Kız kulesine yanaşıp Bir salacak sabahında Seni bana ayırsam Sormadan inanır mısın hayatıma İnanır mısın inanmadığın kadar İnanır mısın terk etmediğin kadar İnanır mısın bin yıl tanıyormuş kadar Senden gitmediğim kadar gidiyor geceler deniz mili Sabahlar eksik Gözlerin gibi Ellerin gibi Şiirler gibi Gökyüzüne sakladım tek gamzeni Gideceksen gökyüzü gibi sessiz git Kalacaksan gökyüzü kadar lacivert olsun yüreğin
Naşide Göktürk
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
02:51:48
|
|
|
ANLARSIN
Bir gece bize gel Merdivenler gıcırdamasın, Öyle yorgunum ki hiç sorma Sen halimden anlarsın.
Sabahlara kadar oturup konuşalım Kimse duymasın. Mavi bir gökyüzümüz olsun,kanatlarımız Dokunarak uçalım..
İnsanlardan buz gibi soğudum, İşte yalnız sen vardın Öyle halsizim ki hiç sorma Anlarsın.
Cahit KÜLEBİ
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
15:21:00
|
|
|
Çilek Kapına güller koyan Telefonda dinleyip susan Gölgen gibi peşinde koşan Bendim ben, bendim ben Camına taş atıp kaçan İçip içip ağlayan Yoluna sevdiğim yazan Bendim ben, bendim ben Çilek dudaklarına yapışıp kalıcam Gözlerinden kalbine akıcam Yar senin için bu şehri yakıcam Senin aklını, aklını alıcam
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
15:29:34
|
|
|
Herşey bitmişti Elini elimden çektin usulca Elveda dedin Anladım artık yoktun sen Ama seninle başladı seninle bitecek Son sözümün "benim herşeyimsin" diye söylemeden gitmiştin. İçimden haykırmak geliyordu! Unutma!sen benimsin diye birtanemsin diye... zalimsin işte herşeyi bir anda nasıl silebildin? beni nasıl unuttun? Düştüğüm haller... Kendimi vurmuşum içkiye,sigaraya,şarkılara...sabahlar uzak bana... Ağlıyorum ama neye çare? Hatırlarmısın sevdiğimilk elimi tuttuğun anda gözlerimizdeki o ışıltıyı. Delice seviştiğimizi nasıl unuttun? Çılgınlar gibiydik.. Yağmurun altında yürüdüğümüz o gece nasıl da güzeldi. Hayellerimiz,umutlarımız,ümitlerimiz herşey geride kalmıştı artık. Sen yoktun çünkü. Birtanem yok,sevdiğim yok,canımın içi yok artık yanımda yokk!!!
|
|
|
6 Ağustos 2008 Çarşamba
15:35:57
|
|
|
Alıp Başımı
Dertler... Gönlümü dantel dantel işlemiş Yok bir zafer Hasretim gülmeye Durun... Gelmeyin üstüme üstüme Çare yok bu derdime Benim derdim kendimle Alıp başımı gidesim geliyor İçip içip ölesim geliyor Zindanlara giresim geliyor Şu koca dünya bana dar geliyor
__________________
 
 XxCANISIxX
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
19:03:22
|
|
|
Bana kalanı yaşıyorum Sevgili.. Uzak bir sevda nefeslendikçe içimde, sen görmediğim odaların mavi duvarları arasındasın... Aklımda donen düşten başka bir şey değilsin çoğu zaman; ama o düş, tüm nefeslerime sindiği için yaşamın kendisi oluyor.. Ah Sevgili Sen, yaşamın kendisi oluyorsun.. Bana kalanı yaşıyorum Sevgili.. Sesten, görüntüden yoksun bir hayal olarak koştukça Sen gönlümün sokaklarında..Ve artik biliyorum, ´Seni henüz söylenmemiş sözcüklerle ´Seviyorum´.. Bana kalanı yaşıyorum Sevgili, dokunuşlardan uzak bir saydam tenli olarak gezindikçe sen başka iklimlerde.. Evden cikasim gelmiyor, sanki seni ardımda bırakıyormuşum gibi hissediyorum..Kapanıp dört duvar arasına, sadece tulleri kıpırdatan uysal esintilerde soluyorum mevsimleri..Şiirler kuruyorum sırça konaklarda.. Ve içine seni koyuyorum sadece.. Bana kalanı yaşıyorum Sevgili...
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
02:11:02
|
|
|
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|