|
| Gönderen | Mesaj |
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
04:49:54
|
|
|
Yasayabilme ihtimali . . .
soguk ve sehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani``de haslama yeme ihtimalini sevdim.
ilkokulun silgi kokan, tebesir lekeli yıllarında (Ankara``da karbonmonoksit sonbaharlar yasanırdı o zaman) özlemeye basladım herkesi.. Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye basladım sonra..
Bizim Kemalettin Tugcu``larımız vardı... Bir de camların bugusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaslarla paylasılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya basladık.. Ben doktor oluyordum sen hemsire, geri kalanlar kontrgerilla... Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu``na inat bir Türkçeyle... Agbilerimizden ögrendik, s harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara``ya usul usul karbonmonoksit yagıyordu. Ve kapalı mekanlarda sevismeyi öneriyordu haber bültenleri.. Oysa Ankara``da hiç sevismedim ben. Disiplin kurulunda tartısılan askım olmadı benim.. (Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..) Ankara``ya usul usul kursun yagıyordu.. Ve belli bir saatten sonra sokaga çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.. Oysa hiç kursun yaram olmadı benim.. Ve hiçbir mahkeme tutanagında geçmedi adım.. Çatısmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece..
Sana siirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama sen yoktun.. Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde.. Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griligine götürüyordu.. Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum..
Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
Yaz sıcagı topraga çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekligini.. Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü.. Ne yana baksam dag ve deniz sanıyordum Mus ovasının yalancı maviligini.. Otobüs oluyordum bir süre.. Yanımızdan geçen kara trenlerle yarısıyordum, yanagım otobüs camının garantisinde.. Otobüs oluyordum.. Bir ülkeden bir iç ülkeye.. Çocukluguma yaklastıkça büyüyordum...
Zap suyunun sesini basına koyuyordum sarkılarımın listesinin.. Korkuyordum..Sonra iniyordum otobüsten.. Çarsıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu kosuyordum.. Çünkü sonunda annem oluyordum babam kokuyordum sonunda...
Soguk ve sehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan.. Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle birgün Van``daki bir kahvaltı salonunda... Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildigi) bir yol üstü lokantasında... Ben seninle, Agrı dagına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Dogubeyazıt``ın herhangi bir toprak damında.. Ben seninle herhangi bir insan elinin terli cografyasında olma ihtimalini sevdim.. Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim !
Yılmaz Erdogan, 92 - 96 Cihangir, Kuzguncuk
|
|
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
16:32:28
|
|
|
|
hım
|
|
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
17:08:01
|
|
|
İki ayrı yerlerde ,birbirinden ayrı yaşayanlariz biz
Sevqim öyle büyyükki sanki hep yanıbaşımdasın
Hep benleymişsin qibi huzur doluyum..
Yataqıma yattıqımda sanki başucumdaymışsın qibi
Kendimi rahatça uykuya bırakıyorum
Sabahları sıcak bir tebessümle uyanıyorum derin uykumdan..
Gün boyu içimdeki tarifi olmayan huzurum oluyorsun
Karanlık qecelerden korkmuyorum artıq ürpermiyorum
Sanki bir ışık olup aydınlatıyorsun zifri karanlık qecelerimi..
Dünyanın en mutlu insanı yaptıqın için Teşekkür ederim sana..
İyi ki benimsin ..
İyi ki benimlesin ..
İyi ki hayatımdasın..
İyi ki çıktın karşıma ..
İyi ki KALBİMİN SAHİBİ OLDUN
( iyiki diyebilmenin guzel oldugunu yeniden gordum)
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
03:15:51
|
|
|
İyiki varsın sevgili Yiğit kardeşim
ve iyiki seni tanıdık
ve iyiki paylaşımcısın..
yoksa bu güzel yazıları nasıl okurduk..
Sevgilerimlee..
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
18:09:07
|
|
|
|
tşkler abloşuma
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
18:49:35
|
|
|
SUSUYORUM.
Biliyorsun__ Yalnızlıkla oynaştıkça özlemimsin, Uzaklaştıkça gizemim. Öpüştükçe sonsuzluğum, Susuyorum__ Düşündükçe çıkmazımsın, Ben yaklaştıkça uzaklaşan Amacım_ Biliyorum. Yok desende aklındayım, Kaçman çözüm değil, Tüm yolların bana çıkacak, Pusudayım __ Bekliyorum.
|
|
|
2 Haziran 2008 Pazartesi
17:45:46
|
|
|
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
02:10:41
|
|
|
hııım.....
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
02:15:39
|
|
|
Polyadis....
Gittiniz mi hiç bilmem.... Mutlaka gitmişsinizdir hayatınızda en az bir kez... Yeşilin en koyusunu, en parlak güneşi, yağmurun duruluğunu, topağın kokusun bağrında barındıran o yer. Her soluk alışında, yaşamın bin bir tadını, bir nefeste ciğerlerine çekersin. İnsan olmanın doğasına has bencilliğin kayıp gider üstünden ipek kumaş misali. Hoşgörün pupa yelken açılır sancılı fırtınalara. Bozkırlardan verimli ovalara dönüşür ruhun. Rasata yatar gözlerin gecenin koynunda yanıp sönen saman yoluna; bilmek istersin hangisi çoban yıldızı, hangisi kutup... Orada yaşanır heyecanlar en derin. Bazen aylar sürer, bazen de birkaç gün orada misafirliğin. İnci gibi parlar, ağaran gün; yaşanmışlıklara gölgeli perdeler çekilir, nadasa yatırılır bellekler, orada misafirliğin ömür kadar uzun sürsün istersin. Bu kez kısa sürdü misafirliğim. Dingin bir hali vardı; ağır ağır uzun cümlelerle dökülüyordu anlatmak istedikleri dilinden kulaklarıma. Usul usul çağlayan, yönünü arayan koca bir ırmağın suları gibi. Elleri.... Sigaramı yakarken ilişti gözüme; ince uzun parmakları, bir piyanistin parmakları gibi... Dingin bir hali vardı; acelesi, telaşı geldiği yerde bir kenara bırakmıştı.... Yaşanmışlıkları koyu bir gölge misali oturmuştu yüzüne, gizemli.... Bakışlarını gizlediğinden, bir anlam yükleyemedim önceleri dingin ama gölgeli yüz ifadesine. Çok fazla gülümsemiyordu, aşağı kıvrık alt dudağı her an ağlayacak bir çocuğun hüznünün altını çizerek, güldüğü zamanlarda tebessümünü belirginleştirmek için orda duruyordu sanki. Sakin, bas-bariton sesi yankılanıyordu hafızamın geniş alanlarına; bir yerlere çarpmadan, huzursuz etmeden uzun cümlelerle ağır ağır anlatırken. Polyadisteydim. Zamanın işlevsel çarkları bilinmeyen bir aralıkta durmuştu sanki. Orada doğmuş ve orada ölecek gibiydim; gözümün önünden akıp gidiveren günbatımı karşısında, başım onun omzunda. Polyadiste’dir; görülebilinecek en güzel manzara. Rüzgar tenimi yalayıp geçiyor, martılar dönerek taçlar örüyordu başımıza. Fark edemedim, ne zaman ellerim kenetlenivermişti ince uzun parmaklarına. Rüzgar, tenimi yalayıp geçtiği her saniye yüreğimdeki aleve yeniliyordu. Önce bakışları yüzme düşüverdi ardından avuçlarıma busesi. Bu sefer ilerleyen zaman değildi. Zamanı durdurmuş, bilmeden biz ilerliyorduk bilinmeyene...
Polyadis’de olmanın en güzel zamanıdır; bilmeden, kurgulamadan gittiğinde. Yaşanan en güzel anlardır; ne kadar kalacağını bilmediğinde. İki ayrı, apayrı ömrü paylaştık kelimelerde, belki de daha önce duyumsamadığımız heyecanın üstüne gecenin rengini örtüp; birbirimizin çehresine karşı gözlerimizi rasata yatırmıştık. Bir başka uyur gece, ışımasını istemediğin günün koynunda. Son gün Polyadis’de... Yorgun nefesimle, soluk soluğa vardım yanına. İki fincan koyu kahvede demlendi sohbetimiz, çırpınan denize karşı. Suyla havayı birleştiren ufkun sonsuzluğunu dolayıp boynumuza, akşamın rehavetine sakladık sorunlarımızı, sorgularımızı. Kimi an şen gülüşlerle, kimi an kaçamak cevaplarla, kimi an sıradan laflarla, kimi an derinleştik bakışlarda...Ama hiç susmadan gönüllerimizi doyurduk yanan mumların ışığında. Ve bir sabah ışımasını istemediğimiz gün ışığının altında; kendi çizdiğimiz yollara sürüdük bildik yaşamlarımızı. Son bir veda ve sona erdi ruhlarımızın saltanatı. Hep böyledir, hep buruk süzülür güneş tepelerin arkasına Polyadis’ten ayrılık akşamlarında. Alıp yanına ince uzun ellerini, alıp yanına derin gözlerini, alıp yanına güzel sözlerini, alıp yanı başına özlediği özgürlüğünü uzaklaşıverdii.... Zaman; işlevsel çarklarını, durdurduğumuz o bilinmeyen aralıktan kurtarıp, yine yeniden döndürmeye başlamıştı akrep ile yelkovanı. Omzuna yasladığım huzuru, gölgeli yüz ifadesinin arkasına sakladığı gerçeklerini, endamını, en güzel gün batımını yüklenip sırtına uzaklaşıverdi; kulaklarımda dingin sedasını ve yazabilmem için kara bir kalem bıraktığını bilmeden.... Gidenlere ve kalanlara rağmen Polyadis’te olmak başkadır. Yeşilin en koyusunu, en parlak güneşi, yağmurun duruluğunu, toprağın kokusunu bağrında barındıran o yerde olmak güzeldir. Hayatınızda bir kez olsun mutlaka gitmişsinizdir; en azından yakınından geçmişsinizdir,
çünkü aşkı tattığınız her yer Polyadistir.
S.Karabaş
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
19:30:47
|
|
|
Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh`un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki `gerçek barış` dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir. kızılderili atasözü
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
02:46:59
|
|
|
Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh`un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır.
ayakta alkışlıyorum bu sözleri...
sözün bittiği yerdir olsa olsa...
insanca pek insanca
bir olunabilse..
Sevgiyle..
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
11:33:14
|
|
|
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
11:34:00
|
|
|
slmlar güzel sözler yigit yasmin arkadaşımızın söyledigi gibi bir olunsa insanca
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
12:39:59
|
|
|
Menekşecim resim harikaaa,
kendini tehlikede hissetme ihtiyacıda olsa gerek değilmi insanca duygular arasında.. o noktada duruyor olabilmek ayrıcada heyecanlı olmalı.. güzel resim velhasıl..
Sevgilerimi yolluyorum..
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
12:43:19
|
|
|
ya abloş ben ordaydım beni çekmiş yollamış menekşe hanım.yuhaaa ne işin var taşın başında deme ha abloş
cesaret insana duyulan ihtiyaç herne ortamda olursan ol
şaka yahu
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
12:50:38
|
|
|
hımmm,
öyle ya, birde cesareti sergileme ihtiyacı var dimi bak onu unutmuşum...
Yiğitcim yanındakine acıyaydın bari, çok tehlikeli çoookk...
en azından buradan öyle görünüyoo..
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
12:57:37
|
|
|
anca bir kanca bir ölüncede bir olurmu abloş
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
18:54:34
|
|
|
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
18:55:42
|
|
|
çogu gitti azı kaldı kimi gördün
izi kaldı
hayatın ucundan yakalarsan bırakma
o seni nasıl olsa bırakır unutma
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
03:08:52
|
|
|
İmkansız birini sevdim Gözlerinde hüzün olan, İmkansız birini sevdim, Ellerindeydi kalbim. İmkansız birini sevdim, Sanki O’da bir gün severmiş gibi. İmkansız birini sevdim, Benden çok uzaklarda.... İmkansız birini sevdim, Anılarımın en özeli. İmkansız birini sevdim, Yanındayken kalbimin güvercin olduğu. İmkansız birini sevdim, Bir gün gideceğini bilerek. İmkansız birini sevdim, Bana cennetin kapısını gösteren. İmkansız birini sevdim, Hayallerimde büyüttüğüm. İmkansız birini sevdim, Sadece bir nefes alış süresinde. İmkansız birini sevdim, Kendimi unuturcasına... İmkansız birini sevdim, Bugün seslense döneceğim, İmkansız birini sevdim, Bana asla gel demeyecek, İmkansız birini sevdim, O’na sevdiğimi söyleyemedim... İmkansız birini sevdim, Hala geleceğini beklediğim.... ESRA BAYKAL
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|