Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > SEN GELİNCE AKLIMA

SEN GELİNCE AKLIMA


GönderenMesaj

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
29 Temmuz 2008 Salı 16:17:04


ARIYORUM

O`nu kaybettim arıyorum..
Özlüyorum..
Alışamadım yokluğuna..
Hergun bir işkence..
Hayat bitmeyen, uyanamadığım kabus gibi..
Bakmayın güldüğüme..
Eksik olan parçamın verdiği burukluğudur yansıyan gülümsememe..
Bir inatta olabilir hayata ölesiye..
Sığmayan ruhumun bedenimdeki yanlizligi belki de..
Yok o gülen küçük içimde artik..

Bilmemde vazgeçmenin kaybetmek olduğunu..
Dünyanın karanlığında kaybolan çocuğun çığlığını duymaz oldum..

Hala orada mı?
Ya da kalan sadece bir beyaz tüy mü ondan?

 

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
29 Temmuz 2008 Salı 16:33:11

 

Umudun hüzne degdiği en ince yerden tutunmak hayata ve mülteci düşlerimin kimliğini kanatmadan adı sevgi adı aşk adı umut adı barış adı özgürlük olan seni bulmak adına yola cıktım.........bu yolculuğa merhaba.....

Yine bir gece daha devrilecek düne ve yine gözlerimi kapadığımda kabusum olacak düşlerimi kanatacaksın! Duyulmayan çığlığımla karanlığa sarıldığımda korkularımı da sarıcam, yüreğimin titrediğini duymak istemeden.Bir günün nasıl gececeğini düşünmek istemediğim için geç kalkıcam yine, bilirsin ışık yoksa yüreğinde gündüzler karabasandır.Yarına uzanmak istersin hep, gözünü kapayıp açtığında on yıl öncesinde bulmak kendini ya da on yıl sonrasında.Mutluluk imgesi uzaklarda şifrelenmiştir hep, günışığı içine dolmayanların.Ve ben de uzaklara adadığımdan kendimi hep yeni bir güne uzanmanın bıkkınlığı ve teleşını taşıyacağım icimde. 

Ve yine gerceklerin beni sarstığı oniki şiddetinden sıyrılıpiçimdeki uçurumlara dalacağım, ömrümün son ihtişamını yerleştirip beynimin hücrelerine biten sonlara hayali sonlar yazacağım yeniden, keşkelerdeki ünlemleri darağacında asarak!
Yeni tarifler bulacağım sana, öfkeden kangrenleşmiş hayaline bir bıçak darbesiyle yaşam vereceğim yeniden ve siyaha değmemiş tarafından bir kez daha öperek oynamadığımız rolleri vereceğim ikimize...
Sen susuşların beynimde uyandırdığı sorgularda ezmeyeceksin beni, ben vazgeçişlerin endişesini taşımayacağım yüreğine! Sen düşleri olmayan aşkınla gelmeyeceksin bana, ben kararsız tebessümlerle yormayacağım seni! Sen sessizliğe ve sensizliğe yakıştırıp beni gitmeyeceksin, ben kahkahalar atmayacağım ardından içimde döverek acılarımı! Sen gökyüzüne yeni bir yıldız çizmeyeceksin, ben ayın görkemine kanmayacagım hiçbirzaman.

Sen ve ben mutluluğa değmeyen anlamlarız gercekte.Ben yıldızlara söz verdiğimde sen güneşe aşık olurdun oysa! Varlığımız birbirine aykırı anlamlara sığındı hep.Ondandır düşleri kendime sığınak yapmam, ondandır günışığın yüreğime değmemesi.Sen öyle iyi kal, ben darağacına yeni ünlemler asacağım yine!

Ben yine sana dair en güzel düşümü seçip, siyaha değmeyen tarafından öperek bir günümü daha devireceğim düne!
Ve seni hep dünde bulacağım, yarın biraz daha yitirerek.
Sen öyle iyi kal

Yazar : R&K.allien

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
29 Temmuz 2008 Salı 16:37:00
güne düşer yalnızlık gün devrilirvakit akşam düş/sel olur halka halkasuda yanar sunakta kalırderisi yüzülen hüzün meçhul yolculukta hayallerdir yorulan


kader denen kedere inatdünden kalan bugüneyaşanan her an  armağan üzerinde tepindiğin dünyapatlamaya hazır  volkan umutları vardı aşkların şarkıları vardı rüzgarın bir ömrü nakışlayan çizgileri insanın  uzun bir yolculuk …gökyüzü tanık  ölümlerle eskimezdi yüzlerher şeye rağmen…. etten kemiktendi insan ….            dilimdeydi dizelerdizi dizi inci dizdim mavi günegün düş/tü  güneş düşüm…    
10 ekim 2005

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
31 Temmuz 2008 Perşembe 06:21:44

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
31 Temmuz 2008 Perşembe 06:31:11

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
31 Temmuz 2008 Perşembe 15:47:49
Aşk, ötesine hurufat yetmez.

Aşk, ötesi yazılmaz müntehir yapraklara.

Aşk, ötesine titrenilir ve sükût çığlıklara gömülür.



Bir kırk ikindi yağmuru gibi ansızın süzülür bedene zemheri. Sancının doruk noktasında sevgi kelebekleri soluklanır, al gelincikler temaşa eder uçurum kıyılarını. Hasret, sırılsıklam eder teni, ten kafesinden çıkıp asumanlara varana dek deryada nalân ve hummalı hıçkırıklarıyla su taşır çöllere karınca, serçeler meczup derviş zikrini gözyaşlarıyla besleyip ölüme ninni söylerler…



Miraç fezasını kana bulayan gözler, serzenişini suskusuna bürümüş idamlık kuşların toprağı eşelemesini izliyor. Darağacına götürülmesinin vaktinin geldiğini işaret ediyor hilâl. Acziyet ufkunda güneşin doğmasını beklemeden alevler saçmasına devam ediyor aşkın mahkûm hali. Geceler tılsımıdır süveydâya yudumlanan şarkıların. Notaların kifayetsizliği kadar mazlumdur öksüz fecirlere süt emziren gök, yetim kalmış taşların bağrına asılmış Süreyya kadar da içlidir. Ne yapacağını bilemez, aşkın çekim alanında bulunmaktan Mecnûn olmuştur.



Aşka “ol” dendiğinden itibaren susuzdur toprak, yağmur doyuramaz aşka kanmış toprakları.



Çamur ne kadar yumuşak olursa, yağmur o kadar içli yağmış demektir toprağa. Çamur olmazsa saçları âşıkların, gamzelerine al Leyla düşlemelerini resmedemezler sancılarına.



Dağı delebilmek, çölleri aşabilmek için derviş zikri mütebessimliğinde acziyeti nakış nakış işlemek gerekir yüreğe.



Gülistanın boynu bükük, gül bağrında taşıdığı Anka Kuşu ile ölümsüzlüğe /mavera sürgünlere/ uçmaya hazır. Gözlerine mil çekilerek mesture yaşları Leyla için akıtmaya hazır…



Ruhunun derinliklerine saplanan hançeri çıkarıp ta süveydasına saplamasına ramak kaldı. Kızıl kıyametlere karşı gemisi hazır gülün, karanlık çöl imbatlarına karşı hazırladığı iksirde göğsünde taşıdığı mehveş ateşiyle ve eleğimsağmalarda beslediği hicran türküleriyle hazır lâl-ü aşka.



Ölümün en güzel köprü olduğu rânâ yollarda, münzevi yüreğiyle nazar ediyor idamlık kuşlara. Her idamlık kuşun boynuna bir katresini damıtıyor, her yağan yağmurla nâmeleşiyor, her açılan makberde yeşeriyor gül.



Yeşerdikçe vefa hanında med cezir zikirler çekiyor, duaları ulvileştikçe sedef sedef açılıyor inciler.



Beste ki, bestelerin bestesi olmuştur, vakit tamamdır; Ayn, Şın ve Kaf.



O an Leyla’ya odaklanmıştır ilahi âşık. Yaratılışının hikmetine mazhar olmuşçasına şâhid olur azra sema, gök hüznünü ikrar eden kumrulara odaklanır, güneş secde etmeye gider.



Leyla sayıklanarak aşk zindanında açan nadide çiçeğin rayihasına ulaşılır.



Gözler donuklaşır perde arkasına, sular çekilir, ateş yakmaz olur, adayış merhemiyle bıçak kesmez olur…



Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların dillerinde her an Leyla’yı sayıklamalarının hikmeti o an izah edilir hıralarda:



dinleyelim Leyla Leyla
ne söyler şu Leyla, Leyla
oturalım biz diz dize
hu çekelim Leyla, Leyla*



Vahyin iniş sürecinde, yüreklerin ilahi aşkla buluşmaya başlayıp Rabbin insanla konuşmaya başlaması, kâinatı mesrur etmiş, gül bülbülün kanıyla hüzünlenerek al renge bürünmüştü. Güller tekrar İlahinin kelamıyla acziyet hırkasına bürünüp açılınca gülistanda, rayiha tütecek semaya dimağların sermestliğinde.



Dağ başında inen vahiy ile insanlar, aşkın sahibinin zikrine gönül verecekler, ‘Yusuf’unu bulabilmek için gerekirse pazar pazar gezeceklerdir.



Teslimiyet ateşine gönlünü kaptırıp zindanları nurla dolduracak, içi Musa dolu kundaklarda ilerleyecektir sevda nehrinde.



İbrahimî aşk, korları gülistanın bahçesine çevirecek, İsmailî teslimiyetse bıçakları lâl edecektir.



Rabbe Muhammedî bir adanış, Nur-u Muhammediye ye çevirecektir yüreği. Rabbe Muhammedî bir adayış, eşref-i mahlûkat yapacaktır insanoğlunu.



Bulutlar hıçkırıklarını Gül-ü Muhammed için yağdıracak, gül aşkını ifade etmek için açacaktır.



Su anlaşılmak için akacak, taş ise aşkını ifade etmek için yuvarlanacaktır.



Aşk, ötesine hurufat yetmez.

Aşk, ötesi yazılmaz müntehir yapraklara.

Aşk, ötesine titrenilir ve sükût çığlıklara gömülür.








Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
31 Temmuz 2008 Perşembe 23:16:52

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
31 Temmuz 2008 Perşembe 23:23:44

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
1 Ağustos 2008 Cuma 00:29:06

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
2 Ağustos 2008 Cumartesi 03:52:53

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
21 Ağustos 2008 Perşembe 06:25:23

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
24 Ağustos 2008 Pazar 00:21:34

Git...Dedin...Gittim İşte

 

Kaç kez gittim senden...
Yenilgiler yalniz yasanırdı ve sen her zamankinden daha cok yoktun...
Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin, ama yoktun...
Her zamankinden daha cok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin...

Kaç kez gittim senden...

Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir cicek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde...
Yenilgiler yalnız yasanırdı ve sen her zamankinden daha cok yoktun.

Kaç kez gittim senden...

Kendimden gittim. tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yasayamazdım iflasını gözlerimde.
İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm... Kendimle döndüm, sen olmadın...
Her yeni bulusmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun...
Kimbilir hangi mevsimlerde unutulmus bir şarkıydı dudaklarını kanatan.
yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın...

Kaç kez gittim senden...

Kendimden gittim sonunda...Tanımlanmamış yenilgilerdi...Bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde.
Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı.
Yanlis kurulmus denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana...Olmazdı sevdiğim...
Her sözün ayrılık üzre fermanlandı ve sen her zamankinden daha çok yoktun...

Kaç kez gittim senden...

Yine sana dondum, her defasında sana döndüm...
Ellerimi eski sıcaklıgınla tutman yeterliydi, bilirdin...

Kaç kez gittim senden...

Kac kez yine sana döndüm.
Anlatmak yetmez sevdigim; anlamak yetmez.
Birgün sensizligi sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. gözlerinde ciğ tanesi ıslaklıklar...
Buz kesecek elin, ayağın...
Sarsılacaksın..!
Bir anı sececeksin kendine; bu kez hayal olma sırası bana gelecek.
Dudaklarında cok sevdigimi bildigin o sarkı: Seni Seviyorum...

GiT..DEDiN...GiTTiM İ$TE...AmA Sen HeR ZamanKiNDeN DaHa YoKTuNN

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
24 Ağustos 2008 Pazar 04:09:48

 


Gitmiştim.. Saçımdan tırnaklarıma kadar boylu boyunca bir gidiştim...
Durakta beklemekle otobüse binmek arasındaki çırpınışları kaplıyordu aklım.. Aklım öyle sevimsizdir ki böyle zamanlarda, bulutlarla yerkabuğu arasında sıkışır kalırım.. Doyumsuz bir yolculuk şoku ardı ardına gözlerime saplanır..İki adımda bir kavşak serilir önüme. Karasızlık buhranı sonra... Her acının yürüdüğü söylence bir yol vardır. İşte kavşakları hep acıya ayarlanan gidişlerim bu söylenceye aldanır... Kandili kısık bir aydınlıkta zamanın geç kalmışlığında yolları birbirine düğümlerim... Günü ikiye böler acının kılıcı yüzüne yakışan rengi seçer, geceyi giyinir acının kanayan yarıklarından küçük adımlar geçer... Resmi sevinç, içi ezinç başlangıçla gözüm görmeye başlar. Dilim tatlanır, ceplerimde kıvranır ellerim.. Oysa yürek yeniktir hala. Bunu artık kim değiştirebilir. İnsan görebilirse erdiğini soğuk sokaklara sokulma vakti gelmiştir. Alnımdan su eksildiğinde, acıların kayaları küflendiğinde aynalara suretimin sığmadığı zamanlarda gözüme dokunacak bir göz olmadığında sırası gelmiştir çantayı sırtlamanın. O günden sonra bütün kent sokaklarında asit yağmurlarında tek başıma yürürüm. Yüzüm keskin bir mehtapta küskün bir kedi kadar kimsesiz, yüzüm kapalı tüller kadar sessiz...

Az evvel bütün ışıkların ardına baktım yoktun!!
Bu kentte senin lisanını konuşuyorum aşk boyu.. Lisanım var inanıyorum öyleyse bu gözümü alan sessizlik neden? Bu sağır özlemin failini göster bana.. Her gün yüreğimi ipe götüren bir cellatı arıyorum..
Gözlerimi gösteriyorum kalabalığa gören yok mu? Peki tanıyan celladı mı? Bir yol daha uzadı önüme, kıyısında sıra sıra meşe kolyesi.. Her meşenin gövdesine bir kelime yazıp geçmşim o yoldan..Senden başka kim başarabilirdi ağaçlardan cümle kurmayı...Ve beklediğim oldu, ağaçların, yolun sonu denize çıktığı..Ben seni denizsizken bilirim... Gözlerindeki son damla maviyi ellerinle saklardın her seferinde.. Daha engelleri aramızdan söküp karşımıza almadan gittin... Deniz sıçradı üzerine, tuza, yakamoza aldanıp gittin!!!

Ne zaman rüzgar saçılsa bir kadın saçlarına, benim bütün gün ellerim ağlıyor şimdi.. Gel ben ölmekteyim... Caddelerde adımlarım boğuluyor, gözlerindeki surları katlime örüp durma!! Rengi kokuşmuş yazlara mezarımı kazma!! Naçar oturup ağladığım, güldüğüm çay bahçelerinde denizden donuk gözlü balıklar bakıyor bana.. Vapurların bir bir sana seferi yok.. Gözlerimdeki kayıp ilanlarına aldıran da.. İç bükey bir acıyla geldiğim kentte enkaz oldum.. Bana ayrılan kül bulutlarını soğuruyorum şimdi.. Kanat ve el gibi tutabilir mi bir başka eli ey deniz?

Bugün varlığımın infazına hükmettim.. Durgun bir denizle yanan bir kentin arasında kaldım.. Yamacıma yanaşan şu gemi son kavşağım olsun. İsimsiz olsun.. Eylüle açılıyor dalgalar.. Ah kalbim üzerine çullanacak yine sonbahar.. Sulara sok kanlı saçlarını.. El salla deniz fenerine, kıyıdaki cam kırıklarını damıt.. Olsa olsa bir sevgiden düşmüştür bu acı..
Peki neden ben oldum bu acının sarnıcı?

 

 
 

Yemliha (ts836668986)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
1305
24 Ağustos 2008 Pazar 22:28:10
İşte Gidiyorsun


Aldın omuzuna hatıraları
Yükün ağır/ yolun uzun
İşte gidiyorsun.
Geçmişin
Bir yün yumağı olmuş bakışlarında,
Bir ucu bende / düğümü sende,
Veda bile etmeden
Terkediyorsun.

Gölgen burda ama
Ulu bir çınar gibi
Uzaklardan besleniyor köklerin,
Kirpiklerinde gölgelenmiş hüzünler,
Yüreğinin acısı inmiş de dizlerine,
Yaralı bir ceylân gibi yürüyorsun.

Dönüşü olan
Bir gidiş mi bu böyle?
Yoksa terkediş mi / gizliden?
Ne ben biliyorum yanıtını,
Ne de sen .
Ağzın kilitli / bağlanmış gibi dilin
Susuyorsun....

Sıkışmış avuçlarına hatıralarımız,
Benden birşeyler karışmış bedenine,
Dudaklarında sıcaklığım var,
Göğsünde yorgunluğum,
Bir parçam ellerinde,
Gözlerinde bir yanım,
Götürüyorsun sana tutsak yüreğimi,
Beni burda
Eksik bırakıyorsun.

Dalımda kuşlar sustu
Esmiyor rüzgârlarım,
Çiçeklerim gizlendi taç yapraklarına,
Çünkü sen
Güneşimi yanında götürüyorsun.

Damarlarımda alıp veriyor fırtına, tipi,
Sana giden yollar kapandı kardan,
Yüreğim soğudu gidişinle,
Suyu çekildi ağaçlarımın,
Giderken
İçimdeki baharımı da öldürüyorsun.

Gidiyorsun işte uzaklara,
Ölüme eş ayrılığa gidiyorsun.
Sesin ölgün / bakışların sönük,
Ellerin soğuk
Üşüyorsun.

Gitme
Dönüşü belli olmayan yolculuğa,
Belki açmaz uzaklarda tomurcukların,
Adın söylenmez ağızlarda
Güllerin kokmaz / ırmakların kurur,
Dilinde kırılır belki
Sevgi dolu sözcükler,
Buralara gelmez çağrıların
Biliyorsun.

Gidiyorsun işte,
Bağrını açmadığın rüzgârlarda sürükleniyorsun.
Üzerinden geçmediğin sular,
Akşamları
Üzerine bulut çöken hüzünlü dağlar
Yabancı sana,
Anlasana!
Beni burda,
Kendini
Bilmediğin dağlar ardında
Yalnız bırakmasana.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
25 Ağustos 2008 Pazartesi 19:06:43

bak arkadaşım
öyle süslü püslü laflar edip
cicili bicili şiirler yazamam ben
bir yerlerden yakamoz toplayıp
diğer yerleri öksüz koyamam

martıymış
yeşilmiş
maviymiş
olduğunca sunulur
sigaranızın dumanıyla savrulsun diye
kahvenizin yanında

bodoslama yazarım her şeyi
yaşadığım gibi
paldır küldür dökülür sözler
ve benimdir işte bu
bekleme öyle çok şey

seviyorsam seviyorumdur
nefretimse kızıl bir ateş gibi yakar
beni de...seni de
yaşamsa yaşam
ölümse ölümdür
dilimin ortaya döktüğünce

kırgınlığımda hiç söz çıkmaz ağzımdan
anlamazsın
haberin olmaz içimdeki depremlerden
yıkılır ve bir daha konmaz taşlar yerine

hele ki sönmüşse ateş
ne mümkün bir daha
kıvılcımında bile ısınmak
ve dahi bulmak

hayatın vurduğunca vurur
okşadığınca beni
okşar kelimelerim yürekleri
ister akıllı…ister deli

işte böyle arkadaşım
ya olduğumca sev beni
ya da bırak gideyim
cehennemin dibine


ama
kendimce…kendimle

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
5 Eylül 2008 Cuma 01:40:09

Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
6 Eylül 2008 Cumartesi 11:32:58

Nereye sürüklendiğini bilmeyen yaprak gibiyim
Sıgındım Sana...
Eger rüzgar bitene dek tutmayı basarabılırsen beni
Kuruyana Dek Elindeyim..



Sibel (bibik)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
233
6 Eylül 2008 Cumartesi 11:36:01
Teşekkür

Yemliha (gülbahçeli)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
5437
7 Eylül 2008 Pazar 00:19:22

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
7 Eylül 2008 Pazar 03:50:19

 

YAZACAK ÇOK ŞEY VAR
 
Bir İstanbul sabahında

Boğazın sularıyla yıkadım yüzümü

Martılar havlumu tuttu,

Ben onlara simit attım...
 
Tanıdık bir sima aradı gözlerim

Sevilesi bir yürek...

Bir efkar bastı eski günlere

Dalgaları satır satır karaladım...
 
Bir İstanbul vardı sevdiğim

Bir İstanbul gibi sevdiğim...

Ey İstanbul kokuşlum!

Kal deseydin, gidermiydim...
 
Fethedilmiş bir şehrin

Fethedilememiş bir yüreği...

Surlar diktim ben de

Senin başlayıp

Ve senin bittiğin yere....
 
Arnavut kaldırımlı yüreğin

Kanattı her yerimi.

Kız kulesi gibi uzaktın kıyılarıma.

Ne zaman seni sevsem

Adresim Yedikule zindanlarında...
 
Boğazında fırtına eser,

Köpürür deniz, çoğalır dalgalar...

Satır satır vurur kıyıma

Sana yazacak çok şey var!
 
CAFER YILMAZ

 

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4 - 5İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa