|
| Gönderen | Mesaj |
|
29 Temmuz 2008 Salı
16:17:04
|
|
|
ARIYORUM
O`nu kaybettim arıyorum.. Özlüyorum.. Alışamadım yokluğuna.. Hergun bir işkence.. Hayat bitmeyen, uyanamadığım kabus gibi.. Bakmayın güldüğüme.. Eksik olan parçamın verdiği burukluğudur yansıyan gülümsememe.. Bir inatta olabilir hayata ölesiye.. Sığmayan ruhumun bedenimdeki yanlizligi belki de.. Yok o gülen küçük içimde artik..
Bilmemde vazgeçmenin kaybetmek olduğunu.. Dünyanın karanlığında kaybolan çocuğun çığlığını duymaz oldum..
Hala orada mı? Ya da kalan sadece bir beyaz tüy mü ondan?
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
16:33:11
|
|
|
Umudun hüzne degdiği en ince yerden tutunmak hayata ve mülteci düşlerimin kimliğini kanatmadan adı sevgi adı aşk adı umut adı barış adı özgürlük olan seni bulmak adına yola cıktım.........bu yolculuğa merhaba.....
Yine bir gece daha devrilecek düne ve yine gözlerimi kapadığımda kabusum olacak düşlerimi kanatacaksın! Duyulmayan çığlığımla karanlığa sarıldığımda korkularımı da sarıcam, yüreğimin titrediğini duymak istemeden.Bir günün nasıl gececeğini düşünmek istemediğim için geç kalkıcam yine, bilirsin ışık yoksa yüreğinde gündüzler karabasandır.Yarına uzanmak istersin hep, gözünü kapayıp açtığında on yıl öncesinde bulmak kendini ya da on yıl sonrasında.Mutluluk imgesi uzaklarda şifrelenmiştir hep, günışığı içine dolmayanların.Ve ben de uzaklara adadığımdan kendimi hep yeni bir güne uzanmanın bıkkınlığı ve teleşını taşıyacağım icimde.
Ve yine gerceklerin beni sarstığı oniki şiddetinden sıyrılıpiçimdeki uçurumlara dalacağım, ömrümün son ihtişamını yerleştirip beynimin hücrelerine biten sonlara hayali sonlar yazacağım yeniden, keşkelerdeki ünlemleri darağacında asarak! Yeni tarifler bulacağım sana, öfkeden kangrenleşmiş hayaline bir bıçak darbesiyle yaşam vereceğim yeniden ve siyaha değmemiş tarafından bir kez daha öperek oynamadığımız rolleri vereceğim ikimize... Sen susuşların beynimde uyandırdığı sorgularda ezmeyeceksin beni, ben vazgeçişlerin endişesini taşımayacağım yüreğine! Sen düşleri olmayan aşkınla gelmeyeceksin bana, ben kararsız tebessümlerle yormayacağım seni! Sen sessizliğe ve sensizliğe yakıştırıp beni gitmeyeceksin, ben kahkahalar atmayacağım ardından içimde döverek acılarımı! Sen gökyüzüne yeni bir yıldız çizmeyeceksin, ben ayın görkemine kanmayacagım hiçbirzaman.
Sen ve ben mutluluğa değmeyen anlamlarız gercekte.Ben yıldızlara söz verdiğimde sen güneşe aşık olurdun oysa! Varlığımız birbirine aykırı anlamlara sığındı hep.Ondandır düşleri kendime sığınak yapmam, ondandır günışığın yüreğime değmemesi.Sen öyle iyi kal, ben darağacına yeni ünlemler asacağım yine!
Ben yine sana dair en güzel düşümü seçip, siyaha değmeyen tarafından öperek bir günümü daha devireceğim düne! Ve seni hep dünde bulacağım, yarın biraz daha yitirerek. Sen öyle iyi kal
Yazar : R&K.allien
|
|
|
29 Temmuz 2008 Salı
16:37:00
|
|
|
güne düşer yalnızlık gün devrilirvakit akşam düş/sel olur halka halkasuda yanar sunakta kalırderisi yüzülen hüzün meçhul yolculukta hayallerdir yorulan
kader denen kedere inatdünden kalan bugüneyaşanan her an armağan üzerinde tepindiğin dünyapatlamaya hazır volkan umutları vardı aşkların şarkıları vardı rüzgarın bir ömrü nakışlayan çizgileri insanın uzun bir yolculuk …gökyüzü tanık ölümlerle eskimezdi yüzlerher şeye rağmen…. etten kemiktendi insan …. dilimdeydi dizelerdizi dizi inci dizdim mavi günegün düş/tü güneş düşüm… 10 ekim 2005
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
31 Temmuz 2008 Perşembe
06:21:44
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
31 Temmuz 2008 Perşembe
06:31:11
|
|
|
|
|
|
31 Temmuz 2008 Perşembe
15:47:49
|
|
|
Aşk, ötesine hurufat yetmez.
Aşk, ötesi yazılmaz müntehir yapraklara.
Aşk, ötesine titrenilir ve sükût çığlıklara gömülür.
Bir kırk ikindi yağmuru gibi ansızın süzülür bedene zemheri. Sancının doruk noktasında sevgi kelebekleri soluklanır, al gelincikler temaşa eder uçurum kıyılarını. Hasret, sırılsıklam eder teni, ten kafesinden çıkıp asumanlara varana dek deryada nalân ve hummalı hıçkırıklarıyla su taşır çöllere karınca, serçeler meczup derviş zikrini gözyaşlarıyla besleyip ölüme ninni söylerler…
Miraç fezasını kana bulayan gözler, serzenişini suskusuna bürümüş idamlık kuşların toprağı eşelemesini izliyor. Darağacına götürülmesinin vaktinin geldiğini işaret ediyor hilâl. Acziyet ufkunda güneşin doğmasını beklemeden alevler saçmasına devam ediyor aşkın mahkûm hali. Geceler tılsımıdır süveydâya yudumlanan şarkıların. Notaların kifayetsizliği kadar mazlumdur öksüz fecirlere süt emziren gök, yetim kalmış taşların bağrına asılmış Süreyya kadar da içlidir. Ne yapacağını bilemez, aşkın çekim alanında bulunmaktan Mecnûn olmuştur.
Aşka “ol” dendiğinden itibaren susuzdur toprak, yağmur doyuramaz aşka kanmış toprakları.
Çamur ne kadar yumuşak olursa, yağmur o kadar içli yağmış demektir toprağa. Çamur olmazsa saçları âşıkların, gamzelerine al Leyla düşlemelerini resmedemezler sancılarına.
Dağı delebilmek, çölleri aşabilmek için derviş zikri mütebessimliğinde acziyeti nakış nakış işlemek gerekir yüreğe.
Gülistanın boynu bükük, gül bağrında taşıdığı Anka Kuşu ile ölümsüzlüğe /mavera sürgünlere/ uçmaya hazır. Gözlerine mil çekilerek mesture yaşları Leyla için akıtmaya hazır…
Ruhunun derinliklerine saplanan hançeri çıkarıp ta süveydasına saplamasına ramak kaldı. Kızıl kıyametlere karşı gemisi hazır gülün, karanlık çöl imbatlarına karşı hazırladığı iksirde göğsünde taşıdığı mehveş ateşiyle ve eleğimsağmalarda beslediği hicran türküleriyle hazır lâl-ü aşka.
Ölümün en güzel köprü olduğu rânâ yollarda, münzevi yüreğiyle nazar ediyor idamlık kuşlara. Her idamlık kuşun boynuna bir katresini damıtıyor, her yağan yağmurla nâmeleşiyor, her açılan makberde yeşeriyor gül.
Yeşerdikçe vefa hanında med cezir zikirler çekiyor, duaları ulvileştikçe sedef sedef açılıyor inciler.
Beste ki, bestelerin bestesi olmuştur, vakit tamamdır; Ayn, Şın ve Kaf.
O an Leyla’ya odaklanmıştır ilahi âşık. Yaratılışının hikmetine mazhar olmuşçasına şâhid olur azra sema, gök hüznünü ikrar eden kumrulara odaklanır, güneş secde etmeye gider.
Leyla sayıklanarak aşk zindanında açan nadide çiçeğin rayihasına ulaşılır.
Gözler donuklaşır perde arkasına, sular çekilir, ateş yakmaz olur, adayış merhemiyle bıçak kesmez olur…
Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların dillerinde her an Leyla’yı sayıklamalarının hikmeti o an izah edilir hıralarda:
dinleyelim Leyla Leyla
ne söyler şu Leyla, Leyla
oturalım biz diz dize
hu çekelim Leyla, Leyla*
Vahyin iniş sürecinde, yüreklerin ilahi aşkla buluşmaya başlayıp Rabbin insanla konuşmaya başlaması, kâinatı mesrur etmiş, gül bülbülün kanıyla hüzünlenerek al renge bürünmüştü. Güller tekrar İlahinin kelamıyla acziyet hırkasına bürünüp açılınca gülistanda, rayiha tütecek semaya dimağların sermestliğinde.
Dağ başında inen vahiy ile insanlar, aşkın sahibinin zikrine gönül verecekler, ‘Yusuf’unu bulabilmek için gerekirse pazar pazar gezeceklerdir.
Teslimiyet ateşine gönlünü kaptırıp zindanları nurla dolduracak, içi Musa dolu kundaklarda ilerleyecektir sevda nehrinde.
İbrahimî aşk, korları gülistanın bahçesine çevirecek, İsmailî teslimiyetse bıçakları lâl edecektir.
Rabbe Muhammedî bir adanış, Nur-u Muhammediye ye çevirecektir yüreği. Rabbe Muhammedî bir adayış, eşref-i mahlûkat yapacaktır insanoğlunu.
Bulutlar hıçkırıklarını Gül-ü Muhammed için yağdıracak, gül aşkını ifade etmek için açacaktır.
Su anlaşılmak için akacak, taş ise aşkını ifade etmek için yuvarlanacaktır.
Aşk, ötesine hurufat yetmez.
Aşk, ötesi yazılmaz müntehir yapraklara.
Aşk, ötesine titrenilir ve sükût çığlıklara gömülür.
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
31 Temmuz 2008 Perşembe
23:16:52
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
31 Temmuz 2008 Perşembe
23:23:44
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
1 Ağustos 2008 Cuma
00:29:06
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
2 Ağustos 2008 Cumartesi
03:52:53
|
|
|
|
|
|
21 Ağustos 2008 Perşembe
06:25:23
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
00:21:34
|
|
|
Git...Dedin...Gittim İşte
Kaç kez gittim senden... Yenilgiler yalniz yasanırdı ve sen her zamankinden daha cok yoktun... Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin, ama yoktun... Her zamankinden daha cok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin...
Kaç kez gittim senden...
Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir cicek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde... Yenilgiler yalnız yasanırdı ve sen her zamankinden daha cok yoktun.
Kaç kez gittim senden...
Kendimden gittim. tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yasayamazdım iflasını gözlerimde. İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm... Kendimle döndüm, sen olmadın... Her yeni bulusmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun... Kimbilir hangi mevsimlerde unutulmus bir şarkıydı dudaklarını kanatan. yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın...
Kaç kez gittim senden...
Kendimden gittim sonunda...Tanımlanmamış yenilgilerdi...Bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde. Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı. Yanlis kurulmus denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana...Olmazdı sevdiğim... Her sözün ayrılık üzre fermanlandı ve sen her zamankinden daha çok yoktun...
Kaç kez gittim senden...
Yine sana dondum, her defasında sana döndüm... Ellerimi eski sıcaklıgınla tutman yeterliydi, bilirdin...
Kaç kez gittim senden...
Kac kez yine sana döndüm. Anlatmak yetmez sevdigim; anlamak yetmez. Birgün sensizligi sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. gözlerinde ciğ tanesi ıslaklıklar... Buz kesecek elin, ayağın... Sarsılacaksın..! Bir anı sececeksin kendine; bu kez hayal olma sırası bana gelecek. Dudaklarında cok sevdigimi bildigin o sarkı: Seni Seviyorum...
GiT..DEDiN...GiTTiM İ$TE...AmA Sen HeR ZamanKiNDeN DaHa YoKTuNN
|
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
04:09:48
|
|
|
 Gitmiştim.. Saçımdan tırnaklarıma kadar boylu boyunca bir gidiştim... Durakta beklemekle otobüse binmek arasındaki çırpınışları kaplıyordu aklım.. Aklım öyle sevimsizdir ki böyle zamanlarda, bulutlarla yerkabuğu arasında sıkışır kalırım.. Doyumsuz bir yolculuk şoku ardı ardına gözlerime saplanır..İki adımda bir kavşak serilir önüme. Karasızlık buhranı sonra... Her acının yürüdüğü söylence bir yol vardır. İşte kavşakları hep acıya ayarlanan gidişlerim bu söylenceye aldanır... Kandili kısık bir aydınlıkta zamanın geç kalmışlığında yolları birbirine düğümlerim... Günü ikiye böler acının kılıcı yüzüne yakışan rengi seçer, geceyi giyinir acının kanayan yarıklarından küçük adımlar geçer... Resmi sevinç, içi ezinç başlangıçla gözüm görmeye başlar. Dilim tatlanır, ceplerimde kıvranır ellerim.. Oysa yürek yeniktir hala. Bunu artık kim değiştirebilir. İnsan görebilirse erdiğini soğuk sokaklara sokulma vakti gelmiştir. Alnımdan su eksildiğinde, acıların kayaları küflendiğinde aynalara suretimin sığmadığı zamanlarda gözüme dokunacak bir göz olmadığında sırası gelmiştir çantayı sırtlamanın. O günden sonra bütün kent sokaklarında asit yağmurlarında tek başıma yürürüm. Yüzüm keskin bir mehtapta küskün bir kedi kadar kimsesiz, yüzüm kapalı tüller kadar sessiz...
Az evvel bütün ışıkların ardına baktım yoktun!! Bu kentte senin lisanını konuşuyorum aşk boyu.. Lisanım var inanıyorum öyleyse bu gözümü alan sessizlik neden? Bu sağır özlemin failini göster bana.. Her gün yüreğimi ipe götüren bir cellatı arıyorum.. Gözlerimi gösteriyorum kalabalığa gören yok mu? Peki tanıyan celladı mı? Bir yol daha uzadı önüme, kıyısında sıra sıra meşe kolyesi.. Her meşenin gövdesine bir kelime yazıp geçmşim o yoldan..Senden başka kim başarabilirdi ağaçlardan cümle kurmayı...Ve beklediğim oldu, ağaçların, yolun sonu denize çıktığı..Ben seni denizsizken bilirim... Gözlerindeki son damla maviyi ellerinle saklardın her seferinde.. Daha engelleri aramızdan söküp karşımıza almadan gittin... Deniz sıçradı üzerine, tuza, yakamoza aldanıp gittin!!!
Ne zaman rüzgar saçılsa bir kadın saçlarına, benim bütün gün ellerim ağlıyor şimdi.. Gel ben ölmekteyim... Caddelerde adımlarım boğuluyor, gözlerindeki surları katlime örüp durma!! Rengi kokuşmuş yazlara mezarımı kazma!! Naçar oturup ağladığım, güldüğüm çay bahçelerinde denizden donuk gözlü balıklar bakıyor bana.. Vapurların bir bir sana seferi yok.. Gözlerimdeki kayıp ilanlarına aldıran da.. İç bükey bir acıyla geldiğim kentte enkaz oldum.. Bana ayrılan kül bulutlarını soğuruyorum şimdi.. Kanat ve el gibi tutabilir mi bir başka eli ey deniz?
Bugün varlığımın infazına hükmettim.. Durgun bir denizle yanan bir kentin arasında kaldım.. Yamacıma yanaşan şu gemi son kavşağım olsun. İsimsiz olsun.. Eylüle açılıyor dalgalar.. Ah kalbim üzerine çullanacak yine sonbahar.. Sulara sok kanlı saçlarını.. El salla deniz fenerine, kıyıdaki cam kırıklarını damıt.. Olsa olsa bir sevgiden düşmüştür bu acı.. Peki neden ben oldum bu acının sarnıcı?
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
24 Ağustos 2008 Pazar
22:28:10
|
|
|
İşte Gidiyorsun
Aldın omuzuna hatıraları Yükün ağır/ yolun uzun İşte gidiyorsun. Geçmişin Bir yün yumağı olmuş bakışlarında, Bir ucu bende / düğümü sende, Veda bile etmeden Terkediyorsun.
Gölgen burda ama Ulu bir çınar gibi Uzaklardan besleniyor köklerin, Kirpiklerinde gölgelenmiş hüzünler, Yüreğinin acısı inmiş de dizlerine, Yaralı bir ceylân gibi yürüyorsun.
Dönüşü olan Bir gidiş mi bu böyle? Yoksa terkediş mi / gizliden? Ne ben biliyorum yanıtını, Ne de sen . Ağzın kilitli / bağlanmış gibi dilin Susuyorsun....
Sıkışmış avuçlarına hatıralarımız, Benden birşeyler karışmış bedenine, Dudaklarında sıcaklığım var, Göğsünde yorgunluğum, Bir parçam ellerinde, Gözlerinde bir yanım, Götürüyorsun sana tutsak yüreğimi, Beni burda Eksik bırakıyorsun.
Dalımda kuşlar sustu Esmiyor rüzgârlarım, Çiçeklerim gizlendi taç yapraklarına, Çünkü sen Güneşimi yanında götürüyorsun.
Damarlarımda alıp veriyor fırtına, tipi, Sana giden yollar kapandı kardan, Yüreğim soğudu gidişinle, Suyu çekildi ağaçlarımın, Giderken İçimdeki baharımı da öldürüyorsun.
Gidiyorsun işte uzaklara, Ölüme eş ayrılığa gidiyorsun. Sesin ölgün / bakışların sönük, Ellerin soğuk Üşüyorsun.
Gitme Dönüşü belli olmayan yolculuğa, Belki açmaz uzaklarda tomurcukların, Adın söylenmez ağızlarda Güllerin kokmaz / ırmakların kurur, Dilinde kırılır belki Sevgi dolu sözcükler, Buralara gelmez çağrıların Biliyorsun.
Gidiyorsun işte, Bağrını açmadığın rüzgârlarda sürükleniyorsun. Üzerinden geçmediğin sular, Akşamları Üzerine bulut çöken hüzünlü dağlar Yabancı sana, Anlasana! Beni burda, Kendini Bilmediğin dağlar ardında Yalnız bırakmasana.
|
|
|
25 Ağustos 2008 Pazartesi
19:06:43
|
|
|
bak arkadaşım öyle süslü püslü laflar edip cicili bicili şiirler yazamam ben bir yerlerden yakamoz toplayıp diğer yerleri öksüz koyamam
martıymış yeşilmiş maviymiş olduğunca sunulur sigaranızın dumanıyla savrulsun diye kahvenizin yanında
bodoslama yazarım her şeyi yaşadığım gibi paldır küldür dökülür sözler ve benimdir işte bu bekleme öyle çok şey
seviyorsam seviyorumdur nefretimse kızıl bir ateş gibi yakar beni de...seni de yaşamsa yaşam ölümse ölümdür dilimin ortaya döktüğünce
kırgınlığımda hiç söz çıkmaz ağzımdan anlamazsın haberin olmaz içimdeki depremlerden yıkılır ve bir daha konmaz taşlar yerine
hele ki sönmüşse ateş ne mümkün bir daha kıvılcımında bile ısınmak ve dahi bulmak
hayatın vurduğunca vurur okşadığınca beni okşar kelimelerim yürekleri ister akıllı…ister deli
işte böyle arkadaşım ya olduğumca sev beni ya da bırak gideyim cehennemin dibine
ama kendimce…kendimle
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
5 Eylül 2008 Cuma
01:40:09
|
|
|
|
|
|
6 Eylül 2008 Cumartesi
11:32:58
|
|
|
Nereye sürüklendiğini bilmeyen yaprak gibiyim Sıgındım Sana... Eger rüzgar bitene dek tutmayı basarabılırsen beni Kuruyana Dek Elindeyim..

|
|
|
6 Eylül 2008 Cumartesi
11:36:01
|
|
|
Teşekkür
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
7 Eylül 2008 Pazar
00:19:22
|
|
|
|
|
|
7 Eylül 2008 Pazar
03:50:19
|
|
|
YAZACAK ÇOK ŞEY VAR Bir İstanbul sabahında
Boğazın sularıyla yıkadım yüzümü
Martılar havlumu tuttu,
Ben onlara simit attım... Tanıdık bir sima aradı gözlerim
Sevilesi bir yürek...
Bir efkar bastı eski günlere
Dalgaları satır satır karaladım... Bir İstanbul vardı sevdiğim
Bir İstanbul gibi sevdiğim...
Ey İstanbul kokuşlum!
Kal deseydin, gidermiydim... Fethedilmiş bir şehrin
Fethedilememiş bir yüreği...
Surlar diktim ben de
Senin başlayıp
Ve senin bittiğin yere.... Arnavut kaldırımlı yüreğin
Kanattı her yerimi.
Kız kulesi gibi uzaktın kıyılarıma.
Ne zaman seni sevsem
Adresim Yedikule zindanlarında... Boğazında fırtına eser,
Köpürür deniz, çoğalır dalgalar...
Satır satır vurur kıyıma
Sana yazacak çok şey var! CAFER YILMAZ
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|