|
| Gönderen | Mesaj |
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
13:29:41
|
|
|
evet yaa kusura bakmayın arkadaşlar, evde görünce bir misafirim geldi, güzel sohbetinize katılamadım bu yüzden, ama daha sonra kaldığımız yerden devam ediceeezz...
Sevgiylee..
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
20:31:24
|
|
|
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
01:51:56
|
|
|
alo abla ne oldu pabucum damamı atıldı küstüm ben sana hani bana slm.elvan sanada küstüm elvan
---
hiç olurmu öyle şey abloşunun kardeşi olmuşsun bir kere, hiç olurmu öyle şey.. ı ıı 
şimdi sakin sakin bakarken gördüm valla, gündüz iş güç arasında
elde olmadan kaymalar olabiliyor hoşgör Yiğitcim..
neyse sitem sevgiden doğar dedim avuttum bile kendimi..
bir güzel insansın sen, sevgilerimi yolluyorum..
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
01:54:29
|
|
|
Bir yudum insan….gözbebeklerinde. Hep böyle güzel bak ne olur…. Hep böyle içten..hep böyle sevgiyle. Ruhuma göz kırpmayı unutursan bir yerlerde Saklan nereye olursa bana gözükme. Yaz yağmurlarından korunacak…. Sırça saraylarım olmasın..istemiyorum. Islanmalıyım..iliklerime kadar. Ve sen su damlayan saçlarıma bakıp Sadece gülümse. Belime sarıl ve yürü Götür…götürebildiğin yere.
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
02:02:27
|
|
|
Her yere yetişir Hiçbir şeye geç kalınmaz
Çocuğum beni bağışla Ahmet Abı sen de bagisla.
Boynu bukuk duruyorsam eğer içimden böyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet Abım benim insan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konyanın beyaz Antedin kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alim-satımına belki) Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer Sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cigara yakımına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer Anisi issizliktir Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abı. Bir güzel kadeh tutusun vardı eskiden Dirseğin iskemleye dayalı -- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -- Cidara paketinde yazılar resimler Resimler: cezaevleri Resimler: özlem Resimler: eskidenleri Ve bir kasın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk Bakıyorum da simdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abı Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası Kil gibi ince İstanbul yağmurunun altında Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen Kadının ütülü patiskalardan bir teni Upuzun boynu Kirpikleri Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki Sofranı kurardı Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi Çocuklar doğururdu Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini islerdi bir dantel gibi O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abı Umudu dürt Umutsuzluğu yatıştır Diyeceğim su ki Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki simdi Hayalsiz yasıyoruz nerdeyse Çocuklar, kadınlar, erkekler Trenler tıklım tıklım Trenler cepheye giden trenler gibi İsçiler Almanya yolcusu isçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler Ah güzel Ahmet Abım benim Gördün mu bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor simdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa iste o kadar.
Ahmet Abı, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri.
Edip Cansever
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
17:37:59
|
|
|
öpme gelincik gözlerimden her seher kızıl şehrâyin şarkıları dinletme bana yeniden ışıkla örülü ruhumun şakayık kırılganlığında kırma kanatlarını kör kumrularımın
öpme gözlerimden gelincik ruhum tutsak, içim esrik ne olur dinle içimi bir kerecik istediğim bütün, bir erguvan düşlemesidir yalnızca öylesine mor, öylesine yitik. hûların sırtındaki sırdır istediğim kırık aynalarda hıçkıran gençliğimden arta kalan paslı bir şiir, küflü bir şarkıdır dilediğim.
öpme gelincik gözlerimden yeter artık bıktım nergis çöllerinden içim sığmıyor bu dem içime uzak aşk bahçelerinde alev ırmaklardan bir şarkı akmakta biteviye
bir leyl efsûnu, bir asl çağrısı şirin bir şiir bu lâle birlemesi.
öpme gelincik gözlerimden her gece ayrılık şarkıları söyletme bana yeniden kanla kurulmuş kalbimdeki yusuftutanları ürkütme, kör kırlangıçlarımı salma yalancı baharların kalbine
yeşil gözlerimden öpme!
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
17:47:15
|
|
|
İnsanın içine işleyen bir ayaza ev sahipliği yapan kış sabahında, seni düşündüğümde içime yayılan sıcaklığın, dışarıdaki iki metre karı bile eritebileceğini düşünüyorsam... Uykudan yüzümde mutlu bir gülümseme ile kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını veriyorsam... Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam... Ve bu beni her gün hep aynı şekilde heyecanlandırıyorsa... İçtiğim çayın şekeri, sigaramın dumanı, kahvaltımın her lokması sen oluyorsan... Sokakta bana bakan her insan, yüzümdeki tarifsiz sevinci görüp hayrete düşüyorsa... Sevdiğin şarkıyı defalarca başa alıp bıkmadan defalarca dinleyebiliyorsam... O şarkının her sözüne seninle ilgili ayrı bir anlam yüklüyorsam... Yüzlerce kişinin arasında bile kadehimi sadece senin şerefine kaldırıyorsam... Başımı döndüren şeyin aslında içki değil, sana olan aşkım olduğunu biliyorsam... Yorucu bir günün sonunda ufacık bir sözünle, bir gülüşünle uzun bir tatilden dönmüş gibi enerji doluyorsam
TÜM BUNLARLA DOLUYKEN İHANETİNİ KALDIRAMAM BAŞKA OTOBÜS DURAGINA.
|
|
|
7 Haziran 2008 Cumartesi
04:06:01
|
|
|

ÇAKIL Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir renk erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım Seni düşünürken
Bir çakıltaşı ısınır içimde.
|
|
|
8 Haziran 2008 Pazar
14:05:44
|
|
|
|
|
|
8 Haziran 2008 Pazar
14:06:05
|
|
|
Yaşam bir ıstaka gelir vurur ömrünün coşkusuna hani tutulur dilin konuşsmazsın!
tırmandıkca yücelir dağlar sen mağlupsun sen ıssız ve kalbinde kuşların gömütlüğü tutunamazsın...
eloğlu sedalardan den tutar aşk büyütür yıldızlardan yasak senin düşlerin okunamazsın...
birini sevmişsindir geçen yıllarada açık bir yara gibidir hala hala ne çok özlersin onu ağyamazsın...
yolunda köprüler çürür sesin,sessizlik sanki bir uğultuda savurur hayat kül eyler seni doğrulamazsın!
yapayalnız bir ünlemsin dünyayı ıslatan şu yağmurlarada herşey çeker ve iter anlatamazsın...
yaşam bir ıstaka gelir vurur işte ömrünün coşkusuna sesinde çığlıklar boğulur ama bağıramazsın...
sonra vakt erişir,toprak gülümser sana upuzun bir ömrün ortasında ne hayata ne ölüme yakışamazsın!
yazdırmalısın mezar taşına: ey hayat,sen şavkı sularada bir dolunaysın aslında hiç olmadaım ben bu oyunda ömrüm beni yok saysın...
|
|
|
9 Haziran 2008 Pazartesi
04:09:05
|
|
|
Benim mezarlarımda ölü yok; Hep yaşamış olanlar var.. Anılarımda bir yer Dinmeksizin acıyor, Günbegün, Bundan.
Güldüğümü görenler Bana bakıyor, Görüyorum.. Ağlasam geçer, Biliyorum.. Ağlanmıyor.Özdemir Asaf
|
|
|
9 Haziran 2008 Pazartesi
18:13:56
|
|
|
sen aglama dayanamayız abloş
|
|
|
9 Haziran 2008 Pazartesi
19:03:08
|
|
|
|
|
|
10 Haziran 2008 Salı
04:58:25
|
|
|
YAĞMUR YAĞIYOR VE SEN YOKSUN/ 20
Bir sana düşen paya bak/ Şu Benimkine bir de… Yok- yok Bu kantarın topuzunda hile var… Heeey havaaaaar! O, kayıplarda yine/ Yağmur var Dolansız! ..
ALİ RIZA NAVRUZ
|
|
|
10 Haziran 2008 Salı
11:06:00
|
|
|
Sonsuzluğum... Diğer yarım... Gözyaşım... Huzurum... Mutluluğum...
Her kelimeme anlam yükleyen".. Hayatımın başı , sonu
Canı yandığında içimi sızlatan
En ufak dargınlığımızda canı yanan, Kendi canı gibi sahiplenip seven, Zarar gelmesinden herzaman korkan, Çoğu zaman kendinden bile çok düşünen, İncitmekten korkup , hep dikkatli olan yeşil gözlü dostum"
|
|
|
10 Haziran 2008 Salı
23:24:32
|
|
|
Bekleyenler İçin
Bir ayak sesi duymayayım Kapıya koşuyorum Gelen sen misin diye Bir sarı saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor Ağlamaklı oluyorum Her şey bana seni hatırlatıyor Gökyüzüne baksam Gözlerinin binlercesini görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün Seni beklediğim içindir
Resmine bakamaz oldum Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada
Ve şu saat geldiğin anda Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.
Bir çocuk doğmayı bekler Bir ağır hasta ölmeyi Bitkiler yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi Seni bekler Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi
Sen gelinceye kadar Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Gün ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, nerdesin diye
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum Er geç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlayacağım
|
|
|
11 Haziran 2008 Çarşamba
20:32:44
|
|
|
uzun boylu ağrılara atıldım; sokaklarda hırçın rüzgârlara katıldım; iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte “dünyanın şavkı kendine, efkârı bize mi?” demekte; kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara düşmekteydiler uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...
iyi yürekli çocuklar, günlerin rahmine yaslarken düşlerini bazen apansız ölmekte, ölmekteydiler... ama şalvarları gül desenli döne’ler yeniden dillenip döllenmekte doğrulup yeniden dillenmekte ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden rüzgârlar esmekteydiler…
(gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “püsküvit”(!)istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler;sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler ve hep aynı nakaratta bir köhne hayat!)
sonrası bildik törenler, kanıksanmış itaatler ve her aşkın künyesine bir gün dökülen küller... sonrası pazaryerleri; patates, pırasa vs. taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da
bu ay da sürüm sürüm turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda; defolu çıkmış hayat kimin umurunda!
kimin umurunda yeni donlar giyen eski kadınlar ve bilumum “öteki”ler dolup boşalan kültablaları, bozuk sifonlar, şerefsiz adisyonlar, ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar...
kimin umurunda buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...
/sürerken ıssızlığın ödül töreni sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri…/
“-vay anasını bu maçı da alamadık abiler ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!” iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte en pahalı düşleri dolara endeksleyip en ucuz pazarlara sürmekteydiler!
sonrası aşkın ve şarabın şanına düşen gölgeler...
gölgeler... kimin umurunda? yoruldu yorgunluk da aşk bir yana, düş bir yana paranın sultası düştükçe düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya her şey hızla ayrışmakta üstelik gün ortası, ışıkta:
her şey pazar ve karmaşa...
/sürerken ıssızlığın ödül töreni sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte o aşınmış saçaklarda, yollarda ısrarla yanlış atlara binip ısrarla düşmekteydiler... “-yok yoluna geçti geçen günler ..k yoluna kaldı kalan günler geride bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler? camları buğulu bir genelev odasında vizite fiyatına...”
solarken gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar…
sürerdi... yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat “bu maçı da alamazken abiler” iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte; büyüdükçe kirlenmekte, kirlendikçe ölmekte, öldükçe bilmekte, bildikçe acımakta ve acıdıkça görmekteydiler ki her fırtınadan her anıdan geride herkes figüran yaşamın sahnesinde...
sahnesinde yaşamın kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu
sahnesinde aşklarla rus ruleti ve tel kaçıran çorapların kederi...
sahnesinde brüt bir yaşam net bir ölüm bırak rezil gündüzleri geceye yaslan gülüm!
iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler...
“-işte bu şikeler sürdükçe maç mı alınır ulan sayın abiler? ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!”
aşkta, düşte, işte, birer birer inerken beyaz bayrakları:
/bizim çocuklar, bütün maçlarda yenildiler.../
1998, Ankara geliyormusum pencerelerde yaz ve bileklerimde bayat bir intihar
oysa olunecek bir sey yokmus gidince sen yasanacak bir sey olmadigi kadar
yaniyormusum vardigim yere birakip kendimi atlasinda yeryuzunun; cilgin ve cirkin ve huzunle oyalanan yuregimde kul tadi nice yangindan kalan...
oluyormusum senin saclarin uzuyormus ustelik olunce ben cigarayi da birakip sumerbank’a taksit oduyormussun
bedenin tecritmis gencliginden ikisi de yalnizmis geceler opuyormus memelerinden... * bense gencligimi pazarliksiz ve hizla gectigimden bugunler saclarimla birlikte siir yazmayi da kisa kestigimden pic kalmis asklarla avutup kendimi bileklerimde bayat bir intiharin dikis izleri gelip gecmis yillarin dis izleri omrumde nester ve gul’mus hayat
guluyor...guluyor...guluyormusum...
YILMAZ ODABAŞI
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
03:07:05
|
|
|
Hâtıralar
Bilmem ki hâtıralar, Ne istersiniz benden, Gelir gelmez sonbahar?
Bu kanad çırpış neden? Cama vuracak ne var Ey eski hâtıralar
Sanmayın güller açar, Bülbül değildir öten; Bu rüzgâr başka rüzgâr
Ne istersiniz benden, Bilmem ki hâtıralar, Gelir gelmez sonbahar? Cahit Sıtkı Tarancı
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
16:26:36
|
|
|
yasmin abla ne yarparsa en güzelini yapar
büyük bir hayranlıklıkla yazılarını okuduugum bir paylaşımcı abloşumdur
elvan hanım siz nasılsınız
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
16:37:32
|
|
|
siz harika bulmadıkça hiçbir paylaşım harika olamaz dimi,
sözüm Cahit Sıtkı üstada değil elbet o benim haddimi aşar
ama birlik ruhuyla paylaştığımız için banada her bir paylaşım harika hissettiriyor ve siz harikasınız arkadaşlar,
iyiki varsınız Elvancım iyiki varsınız Yiğitcim..
Sevgilerimle..
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|