|
| Gönderen | Mesaj |
|
12 Haziran 2008 Perşembe
03:11:16
|
|
|
An Gibi ________________________________________ Ve gözlerin gelir geçer içimden Su içerken sen sokulurken akşam kızıllığına Ekmeği bölerken Yalnızsam yıllar nasıl geçmişse aradan Unutmak kolay sanmışsa şarkılar şiirler yalan yazmışsa ayrılığı Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını An gibi aklımdasın
Gelir geçer gemiler Belki sende geçersin diye Bir kumru konar her sabah pencereye Bir miladı taşır gece bir yıldız Soğuk olur, üşürsün ya adamakıllı Hani sarılırsın kendine Hani aklın karışır Bu bir divaneliktir gönül aha alışır Ömrüm bitse ne çıkar Can gibi aklımdasın
Gündür bu geçer gider Belki bir şey kalmaz sanırsın Yani bir sabah uyandığında Ne hayatın tortusu ne kokusu alışmışlığın Her şey başka olacaktır Başka bir otobüs başka bir gazete Resimlerden silinecek yüzün belki de ne adın ne sanın Bir şafak vakti açınca gözlerini Bir merhabayla Yeniden kurulacak dünya Ve sen her şafak Nan gibi aklımdasın
Bazen bir şey geçer içinden insanın En ücra yerlerinden cesaret gibi bir şey Ne olacak işte kömür yanmıyorsa eskisi kadar güzel Fasulyenin tadı yoksa şarkılar yakmıyorsa içini Sadri Alışık öyle güzel ağlamıyorsa Aşık olmayı beceremiyorsa İzzet Günay Mahallenin en güzel kızına Denizin tuzu Yalnızlığın bahanesi yoksa bir bıçak saplanınca yüreğinin tam ortasına zannetme ki ölmek zor ölmek kolay kolay da kan gibi aklımdasın
bu da geçer her sabah kanayacak değil ya bakarsın taze ekmek çıkarır köşedeki fırın biraz da helvası bizim bakkalın senden ayırdığım üç beş zeytin otururum sofraya her lokmada geçer acısı belki bırakılmışlığın bende unuturum nasıl unutulursa sana susuzluğum ve nasıl becerdiysem kahrolmayı öyle unuturum ekmek gibi an gibi aklımdasın
Ve gözlerin gelir geçer içimden Su içerken sen sokulurken akşam kızıllığına Ekmeği bölerken Yalnızsam yıllar nasıl geçmişse aradan Unutmak kolay sanmışsa şarkılar şiirler yalan yazmışsa ayrılığı Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını An gibi aklımdasın An gibi aklımdasın aklımdasın...
İbrahim Sadri
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
03:12:34
|
|
|
Kaç, Gizlen, Sus ________________________________________ Ben ölmek için doğmadım.. Her gece yürüyüşlerimde Bir yıldız kayar gökten Ama hiç dilek tutmadım, Kehribar tesbih misal Hep yıldızlar saydım, Yalnızlıktan kaçıp, ayın mehtabında dolaştım, Kendimi gizledim vefasız aynalarda, Kamufle olup sessizliğe sustum, Ben kaçtım, ben gizlendim, ben sustum..
Ben ayrı dünya çocuğu.. Her gece ayın doğuşunda Sancısını çekerim yalnızlığın, Sonra firari fikirle yıldızlar sayarım, Kaçarım esaretine düşmekten yalnızlığın, Gök kubbesi altında gizlenirim karanlığın, Yürürüm gecenin kucağına susarım, Benim adıma doğan Her Gündüz için, her güneş için “To be or not be” önemli değil, Her ne kadar asil bir eylem olmasa da Ben kaçarım, ben gizlenirim, ben susarım..
Ben ölmek için doğmadım.. Her gece yürüyüşlerimde Bir yıldız kayar gökten Ama hiç dilek tutmadım, Kehribar tespih misal Hep yıldızlar saydım, Ben kaçtım, ben gizlendim, ben sustum..
Ben ölmek için doğmadım Ben ebedi yaşamak için öleceğim…
İbrahim Sadri
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
13:33:23
|
|
|
Ben Öldüğümde
Kırgın olduğum kimse yok Dargın olduğum Kin tuttuğum da yok Sadece merhumu nasıl bilirdiniz denildiğinde Çok sevdi deyin, yeter... Düşündükleriniz size kalsın...
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
16:52:16
|
|
|
Amanin sevgili Abdullah hocam,
pek hüzünlü geldi yaa bu şiir bene..
allah sağlıklı sıhhatli uzun ömürler versin inşallah..
Sevgilerimlee...
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
17:43:13
|
|
|
Hoşgeldin Yasmin.Şükür kavuşturuna deyeyim İnşallah iyisindir.
Şimdi çıkmak zorundayım.Akşam görüşmek dileği ile...Sevgilerimi gönderiyorum
Seni Görmek İstiyorum
seni görmek istiyorum! nerede nasıl olursa, ya bir savaşın tam ortasında. bir dağın taa başında, ya da bir uçurumun en kenarında, nerede nasıl olursa, seni görmek istiyorum!
|
|
|
15 Haziran 2008 Pazar
14:51:40
|
|
|
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
06:25:55
|
|
|
Tanrılar Okulu(The school of Gods)... Size ‘öğretilen ve anlatılan dünyanın’, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir. Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği haliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir. İnsan korkusuz doğar. Korku, zorla ‘öğretilir’. Hastalıklar ‘öğretilir’. Ne hastalıklar, ne ilaçlar, ne de tedaviler gerçektir. Hastalıklar, benlikteki olumsuz yöndeki değişimlere karşılık gelen semptomlardır. Onlar bizi ancak kendimizi kanalize etmemiz gereken düşünce şekli için uyarma amaçlı ortaya çıkabilirler. Bizi fiziken zor durumda bırakmak için değil. Hayatınızda önünüze çıkan herkesin özel bir görev ile karşınıza geldiğine emin olun. Ve ona varlığı için teşekkür edin. Özellikle düşmanınızsa. Herkes sizi gösterir. Çünkü herkesi siz yarattınız. Bu dünyayı siz yarattınız. Bu sizin dünyanız. Sizi arayan arkadaşınız sizsiniz. Çalışanlarınız, üstleriniz, aileniz, hepsi sizsiniz. Yay da, ok da, hedef tahtası da; hepsi sizsiniz. Önünüzde gelecek varken, geçmişle uğraşmayın. Ama geleceği de yeni bir ‘eski geçmiş’ yaratmak için yaşamayın. Onu şekillendirin; bu kez şekillendirin; geçmişinizin tekrarlarından kurtulun. Mea Culpa’ felsefesini inkar ederek yaşamaktan vazgeçin. Başınıza gelmiş ve gelecek her şeyin tek sorumlusunun kendiniz olduğu gerçeğiyle barışmayı reddettiğiniz her gün tedavi süreciniz gecikecek, ‘yeni bir eski geçmiş’ için her seferinde yeni bir adım attığınızla kalacaksınız. Başınıza gelmiş ve gelecek her şey, düşünsel faaliyet kalitenizin, olaylar dünyasına uyarlanmış halidir. Düşlemezseniz, yaratamazsınız. Gerçek, düş artı zamandır. İnanmak için görmeyi beklemeyin. İnanın ki, görebilin. Beden olmadan düşleyemezsiniz. Düşleyen bedendir. Ona çok iyi bakın. Gereğinin ötesinde yiyecek, içecek, gereğinin ötesinde uyku, gereğinin ötesinde seks, hiçbir şeyin çözümü olmadığı gibi, çözümün üstünü örten uyuşturuculardır. Uyuşturucu almayın. Beyninizi örtmeyin. Orada geleceğiniz şekilleniyor. Dünyadaki en büyük ekonomik gerçek ‘mutluluk’tur. Ekonominin tanımı Mutluluk’tan başka hiçbir şey değildir. Her zaman iyi bir ekonomist olun. Düşleyin, düşleyin, düşleyin. Düş, var olan en gerçek şeydir. ................. hep aynı olaylarla karşılaşıyorsun, çünkü sende hiçbir şey değişmiyor! her şey benzerini kendine çeker. cennet parçacığı cennete doğru, cehennem parçacığı cehenneme doğru yol alır”
lupelius`a göre yeryüzü, insanların sıralar halindeki idam mahkumları gibi yaşadıkları kozmik bir hapishane, dünya boyutunda bir zindandır. bu vizyonun son ve kesin bir yenilgi oluşturduğu yargısına varmak yerine, göz kamaştıran çılgınlığıyla cesurca bir plan tasarlar. insan için, onu olanaklının sınırlarının ötesine geçirecek bir serüven düşler; kaçınılmaz görünen ölümcül yazgısından kaçış ve dünya yasalarından kurtuluş.
ister bilinçli, ister bilinçsiz verilmiş olsun, kişinin başına kendi rızası olmadan hiçbir dış olay gelemez. öncelikle psikolojisinden geçmeden, hiçbir şeyle karşılaşamaz.
düşünce bu yüzden çok güçlüdür. düşünüş yazgıdır. varoluş bizim buluşumuzdur ve bu yüzden sadece bize bağlıdır. bu dünyadaki yaşantı, bir tanrılar okuludur. kendisinin efendisi olan, dünyanin da efendisi olur. yaşamın sadece “düş”ün yansıması ``her şeyi sen düşlüyor ve yaratıyorsun; savaşları da, barışı da. insanlığın, kendini olumsuz duygularla düşüncelere kaptırması sorunlarının asıl nedenidir.``
``yaşamınızda, bir şeyin olması için tüm benliğinizle isteyip de gerçekleştiğini görmüş olmalısınız. ya da yolunda giden bir şeyleri, olumsuz düşünceleriniz, korku veya şüphelerinizle baltaladığınızı hissettiğiniz oldu mu? “korktuğum başıma geldi” demişsinizdir.``
“farkındalık düzeyimiz yaşamımızı yansıtır. herkes bir şeye inanır. inanmak zor değildir. fakat iradeyi yeniden uyandırmak, hedefini seçip onu ısrarla kovalamak çok az kişiye nasip olur. gerçek sermaye içimizdedir. ele geçirdiğimiz kaynaklar, koşullar ne olursa olsun nasıl diri tutacağımızı bildiğimiz bir iç zenginliğin maddi yansımalarıdır.`` ``kendine inanan bir kişi, bilinmeyene doğru belirgin bir adım attığında, hiç şaşmaz bir biçimde ancak o zaman ayaklarının altında bir zeminin oluştuğunu görür.``
``varoluşun bedeli için ön ödeme yap. eğer isteklerinde samimiyseler, çabalarında başkalarına yardımı ol. kendi evreninin kaşifi, yaratıcısı olmayı iste. sonrasında dünya, yapmasını buyuracağın her şeye boyun eğecek ve arzuladıklarının tümünü sana verecektir.”
yaşadığınız deneyimin, kendi yarattığınız gerçekliğin içinden varolduğunu ve bu gerçeklik içinde başınıza gelen tüm iyi ve kötü olayların sadece sizin hayal gücünüzden şekillendiğini bilin..sonuç olarak hayal kurarak yarattığınız gerçeklik bir kabusa dönüşmüşse ya da tam tersi, buna sebep sadece insanın kendisidir..yaşadığınız herşey sizin içinizden kopunca insanın kendi tanrısallığı üzerine ilginç bi bakış açısı gelişiyo ister istemez..
` dünya, sen bu halde olduğun için böyledir; yoksa sen dünyadan dolayı böyle değilsin. ......................................................... Düş Öğretisi / Tanrılar Okulu "Ben özgürlüğüm! Beni artık tanıdın. Ve artık bunun dönüşü yok. Bu yüzden; bundan sonra bu değersiz yaşamı sürdüremeyeceksin. Hiç kimse veya hiçbir şey, seni bağımlı olmaya zorlayamacak; bunu yaparsan, sen yaparsın.! Çünkü bağımlı olmak her zaman kişisel
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
06:27:21
|
|
|
Düş Öğretisi / Tanrılar Okulu "Ben özgürlüğüm! Beni artık tanıdın. Ve artık bunun dönüşü yok. Bu yüzden; bundan sonra bu değersiz yaşamı sürdüremeyeceksin. Hiç kimse veya hiçbir şey, seni bağımlı olmaya zorlayamacak; bunu yaparsan, sen yaparsın.! Çünkü bağımlı olmak her zaman kişisel bir seçim, öyle olmadığını iddia etsen bile. Dünya her isteğe yanıt verir. Ne var ki sen ne istediğini bilmiyorsun. Çünkü yıllardır düşlemeyi bıraktın.
Hazırlan. Bu bir kır gezintisi olmayacak."
|
|
|
19 Haziran 2008 Perşembe
06:30:56
|
|
|
De Hadi
Anlat bana güzelim Anlat bana sevdayı Ki güneş neden doğar Neden hava kararır Gökyüzü neden mavi Yaprak neden sararır Bu su nereye akar Bu yol nereye çıkar Neden yağar yağmur, kar Bu kuş nereye uçar Anlat bana güzelim Anlat bana de hadi Aşk nedir sevda nedir Bu derde deva nedir Benim gönlüm sendedir Senin gönlün kimdedir De hadi!..
|
|
|
28 Haziran 2008 Cumartesi
19:54:28
|
|
|
HÜZNÜNE SEVDA
ıstırabım sende biliyorum, konuşacak bir şeyimiz yok ama gözlerini al da gel. acemiliğini, suskunluğunu, elindeki yarayı beni birisi severse inanmam seni birisi severse utanırsın bilmediğin bir hastalığa acımak için bile olsa gel biliyorum konuşacak pek bir şeyimiz yok ama ıstırabım sende mutlaka al da gel.
Cezmi ERSÖZ
|
|
|
29 Haziran 2008 Pazar
02:09:20
|
|
|
Ayrılık
Dokunulmazlığına dokundukça Yasaklarına yaklaştıkça yıkıldım Bakışlarının derinliğinde Çılgınca bölündüm içimdekilere Dakikalar gibi Saniyelere bölünüp Acizleştim yaşama Kulaklarımda son sesin Dudaklarının adıma parlayan Son ritmi. Rüzgâra karşı duraksayan ağaçların Dalından düşen son kuru yaprak Gözlerin mi ağlamaklı olan Bakışların mı Düşlerimin ve takıntılarımın suçlusuyum İşliğimin ritminde titreyen Eski bir türkü Duraksayan bir kızın Gözlerinden düşen Son ayrılık türküsü.
Biliyor musun Yalın yalnızlıklarda sensiz adımlara esir olmak çok zor.
|
|
|
29 Haziran 2008 Pazar
04:42:39
|
|
|
SENİN ŞU TUTUKLU HALLERİN...
"İşin ne zaman bitiyor?" sorusuyla başlar bazen tutukluluk hallerin. "Hiç bitmeyecek, bitse bile yalnız kalmak istiyorum!" çığlığının yerini alır, sessiz bir "biraz sonra" ve başlar esaretin.
Telefondaki ses kararlıdır seni tutuklamaya. Sigarasının dumanını görür gibi olursun, hafif sinirli; "ne zaman bitecek?" tonunda. "Peki, ondan sonra?" sorusu bekler ardında, "başka bir işim daha var" diyebildiğinde. Sen gıyaben tutuklusundur, işin bitmiştir.
O; gelecek, işin bittikten sonraki, dört gözle beklediğin anları avuç avuç ceplerine doldurup gidecektir.
Halbuki elinden alınan "işinin bittiği" zamanı tepe tepe kullanmak arzusuyla yanıp tutuşmaktasındır. Belki gözlerini kapatıp bir müzik dinleyeceksindir, belki yarım kalan bir kitaba devam edecek, belki de dudaklarında ıslık, ellerin kelepçede değil ceplerinde, kentin sokaklarında avare gezineceksindir.
Ne zaman salınıvereceğini kestiremediğin, bitmesinin "azad edilmek" ile ifade edilebileceği berbat bir hal başlamış, vicahen tutuklanmışsındır. Senin yolunu gözlemektedir incir çekirdeğini doldurmayan muhabbetler, dolup boşalan kül tablaları. Karşı cins üzerine tezler, "kiminle olmalı" hipotezleri üretilirken, "kiminle olmamalı"ların cevabı dolaşmaktadır kafanda.
Gözlerinin önünden Samanpazarı`ndaki çaycı Hasan Tuşik, Behiç Bey İstasyonu`ndaki bisiklet yolları, yan odandaki elektrikli tornavida geçerken, tikli bir göz süzmektedir bir tilki dikkatinde seni. Çubuk Pazarı, Ilgaz, Kastamonu yolları bekler seni, "hayırsızlığın" tartışılırken.
Senin şu tutuklu hallerin bazen;
yarısı bile yetecek bir mesaidir, hergün ömrünü verdiğin. "Kıs şunun sesini"dir, Ay`dan geri döndüren "sen daha yatmadın mı?"dır kalbin pırpır çarparken "hayrola nereye?"dir, gökyüzüne kanat çırparken. "Neredeydin?"dir anlatmaya bir ömür yetmezken "neredesin"dir? kendin bile bilmek istemezken - "bulunmak"tan mutlu, "bulun"maktan mutsuzken.
Bir güzel gözlüye, doğru sözlüyle güneş gibi tutulmuşsundur bazen; önün, günün, gözün kararmış, vurulacak uçurtmayken.
Boynundaki tasmadır senin şu tutuklu hallerin. Beş santim ya da beş metre uzunluğunda, ama mutlaka bir zincir ile, bırakmaya hiç niyetli olmayan bir el tarafından sımsıkı kavrandığın.
Cesaretindir; tahliyenin kefaleti, kurtarılmış yaşamın uğruna ödemen gereken bedel.
Geçmiş olsun.
|
|
|
29 Haziran 2008 Pazar
04:45:43
|
|
|
Aşk sayesindedir ki insan, ebedîlik kazanır ve lamekâna erer. Ancak bu yol çok çetindir.
Aşk, yerine göre yol olur yürünür, yerine göre iman olur uyulur. Bazen ateş olup yakar, bazen deniz olup boğar. Sultan olur ülke yönetir, şarap olur sarhoş eder. At olup koşar, kuş olup uçar. Hazine olur viran gönüllerde saklanır, kimya olur hakir topraklan altına dönüştürür. Sır olur saklanır, gonca olur açılır. Gül bahçesi olur kokusuyla âşıkları mest eder, güneş olur âşıklarının ümit meyvelerini olgunlaştırır.
Aşk Mecnun’dan Leyla’ya bir feryat, Mansur`dan dâra bir sır, gözden kalbe bir yoldur. İlla ki belalarına katlanmak gerek.
Sabr etmeyen belâlarına aşkın anmasın Nûş etmesin şarâbı kaçanlar humârdan
Belâlarına katlanamayacak olanlar aşkın adını anmasınlar,
‘Sonunda baş ağrısı var’ diyenler, şarabı hiç içmesinler.
-Taşlıcalı Yahya Bey-
İskender Pala Ah mine’l-Aşk
|
|
|
29 Haziran 2008 Pazar
19:55:31
|
|
|
HAYATA HAYATIN NERESİNDEN BAKIYORSUNUZ?
Hayat nedir sizce? Hayata nasıl bakıyorsunuz siz?
Yalnızca birkez yaşayacağınızı bildiğiniz halde hayatı,onun hakkında oturup kafa patlatırcasına düşündünüz mü?
Nedir sizce hayat?
Başarılarınızın toplamı mıdır, yoksa hayal kırıklıklarıyla kurduğunuz şatoların adına mı hayat diyorsunuz siz?
Belki siz de ölüm gelip kapıyı çalana kadar gelip geçen bir zaman parçası olarak görüyorsunuz hayatı.Ne dersiniz? Hayat yaşadıklarınızın mı yoksa pişmanlıklarınızın mı adıdır sizce?
Hayat da mutluluk gibi mors alfabesine mi benzer? Uzun tekdüze gelip geçen mutsuzlukların ardından kısacık anlarda yaşanan mutluluk gösterileri midir?
Hayat sandığınız kadar sakin midir? Hayatı duru pürüzsüz bir gölün üzerinde nazlı nazlı yüzen yaprağın gizlerinde mi yoksa derinliklerindeki sürprizlerde ve korkularda mı ararsınız siz?
Başkalarının dayattıklarını yaşamak mıdır hayat sizce yoksa kendi bildiğinizi son nefesinize kadar okuyarak kendinize saygı duymak mı? Hayat verilenlerle yetinmek midir sizce?
Bir korkak gibi bir köşeye çekilerek pişmanlıklarınızın çetelesini tutmaya mı hayat dediniz yoksa?
Hayata nasıl bakıyorsunuz siz?
Yasaklara,ayıplara,günahlara sararak kaldırıp bir kenara mı attınız hayatı? Bir çuval inciri berbat ederim korkusuyla denemekten hep kaçmak mıdır hayat sizce? Yenilgiyi peşinen kabullenmek midir hayat?
Bir kaplanın çevikliğiyle koşarken, bir yandan bir bilgenin beyniyle düşünmekse hayat! Kendinizi neresine koyuyorsunuz bu hayatın siz?
Başkalarının hayatlarını çalmaya da hayat der bazıları; acaba siz de çaldırıyor musunuz hayatınızı? İçtenlikle sorar mısınız kendinize bu soruyu?
Hayat bir başkaldırı destanı mı,yoksa ehil bir sürünün uysallığı mı olmalıdır sizce?
Bedelini acı bir şekilde ödeyerek şiir gibi anları haketmek midir hayat yoksa başa geleceklerden korkup sığ ve güvenli sularda kulaç sallamaya çalışmak mı? Nedir sizce hayat?
Hayata nasıl ve nereden bakıyorsunuz siz? (ark.K.bu mükemmel paylaşım için tşk.ediyorum
|
|
|
1 Temmuz 2008 Salı
16:39:13
|
|
|
Yağmur giyen kadın
Güneş giyerdi bahçelerin
Sen hep yağmur giyerdin
Ben bir kadın sevdim
Sende bin kadın sevdim
Şimşek çakardı gözlerin
Yağmur vururdu camlarına
Sen yağmur giyerdin
Yüreğim yakıp giderdin
Bir arabaya binip giderdin
Yüreğimi ezip giderdin
Benim çocuksu gülüşlerim
Çocuksu küsüşlerim vardı
Başının etini yerdi
Ben seni çocuksu yüreğimle
İhtiyar kelimelerimle sevdim
Ben seni sevdim
Bin bir kadın özledim
Şimşek çakardı gözlerin
Gözlerime düşerdi
Ben her defasında
Yanar kururdum
Yağmur düşerdi gözlerine
Her defasında can bulurdum
Bir damlasında
Burhan KÜÇÜK-Kdz.Ereğli
14.10.2005
|
|
|
1 Temmuz 2008 Salı
18:49:24
|
|
|
Yaşamak şakaya gelmez, Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın Bir sincap gibi meselâ, Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, Yani, o derecede, öylesine ki, Meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, Yahut, kocaman gözlüklerin, Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda İnsanlar için ölebileceksin, Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, Hem de en güzel, en gerçek şeyin Yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, Yaşamak, yani ağır bastığından. Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, Yani, beyaz masadan Bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, Hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz En son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, Diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz Belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki, hapisteyiz, Yaşımız da elliye yakın, Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız, İnsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerede olursak olalım Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... Bu dünya soğuyacak, Yıldızların arasında bir yıldız, Hem de en ufacıklarından, Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, Yani, bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, Hattâ bir buz yığını Yahut ölü bir bulut gibi de değil, Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. Şimdiden çekilecek acısı bunun, Duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için
|
|
|
2 Temmuz 2008 Çarşamba
00:00:22
|
|
|
Sevinç Tadında Sevmek
dünden kalma hüzünlerime aşmak olmuyor yüreğimi akşama daha çok var...
zamanı sevinçlere bölmeliyim
sevinç tadındaysa "sevmek seni" ölürsem; sevinçten ölmeliyim.
|
|
|
2 Temmuz 2008 Çarşamba
00:27:40
|
|
|
|
tatlı geceler hocam
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
16:16:08
|
|
|
Kalbini Bir Issızlığa Emzirirsin
İncitir tenini Kim olursa olsun sevişmek, İncitir yüzleri olmayan bedenlerin Kimsesiz hazları... Çarmıha gerilmiş ruhlar Döner boşluğun çarkında. Bir elin burada, bu aşksız zamanlarda, Bir elin yorgun kalbinde, Döner bir gün döner diye beklersin, Tenini incitmeden kalbinin kapısını açacak el, Eldeki incetilmiş büyü, sabır, yangın...Beklersin, beklersin... Beklerken, Kalbini bir ıssızlığa, umut dolu bir yokluğa emzirirsin...
Cezmi Ersöz
|
|
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
18:21:09
|
|
|
Döner bir gün döner diye beklersin, Tenini incitmeden kalbinin kapısını açacak el, Eldeki incetilmiş büyü, sabır, yangın...Beklersin, beklersin... Beklerken, Kalbini bir ıssızlığa, umut dolu bir yokluğa emzirirsin...
ama dönmez gelmez o yeşil gözlü sevgili
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|