|
| Gönderen | Mesaj |
|
5 Haziran 2008 Perşembe
13:31:19
|
|
|

Merak etme sen sevgili Yiğit o ipe düğüm attım ben hiç bir yere
kaçamaz ucu mucu..

|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
13:34:58
|
|
|

Susarız…
Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…
Susarız…
Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…
Susarız…
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…
Susarız…
Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…
Susarız…
Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…
Susarız…
Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…
Susarız…
İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…
Susarız…
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…
Susarız…
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…
Susarız…
Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…
Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
15:17:04
|
|
|
Susmalıyım
Bu yıldızsız gecede susmalıyım Bulutlar çok ağırıma gidiyor Biraz daha yüklenseler soğuyacağım Soluğumdan betimsiz fırtınalar kopacak Sol yanımdan müthiş bir sağanak başlayıp Kentin tüm sessizliğini sele boğacak.
Bu yıldızsız gecede susmalıyım Yorgun kaldırımlar ayaklarıma dolanıyor Önümde ürkek saçlı kız`ın gülen hayali Uzansam yüreğimle uçtu uçacak Yalnızlıktan ıslak gölgeme sarılıyorum Yoksa gözlerime eylül kan kusacak.
Susmalıyım bu yıldızsız gecede Her şey sessizliğin senfonisinde büyüyor Sönen ışıklar yüreğimde hoyrat bir bıçak -başka bir kente çoktan ulaştı gölgem- Kaçtıkça uzaklaşamıyor insan kendinden Saatleri durdurmasam sabah olacak.
Susmalıyım bu yıldızsız gecede Pencerelerde karanlık el sallıyor Her yanımı sessizliğin kolları sarmış Bir an dursam kent boşluğa kayacak Susmalıyım bu yıldızsız gecede Elbet biri sessizliğin dilinden anlayacak.
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
15:20:41
|
|
|
Sevda Asildir
sevdayı anlat dediler, sustu sevda deyince. gözleri yaşardı,ağlayacak sandım asil dedi,asalet dedi sustu sevda dedidiler sevda, anlat dediler bize nedir sence, yüce dedi sustu. gözleri yaşardı yere baktı, ve kalktı ayağa,dağ gibi mağrur herkes dedi sustu. herkes dedi yutkundu sevemez sevdalanamaz, sevmek sevdalanmak yürek ister. asil bir yürek yalnız dedi yalnız asil yürekler sevdalanır sever.. anladık dediler biz anladık. ve sustular,büktüler boyunlarını...
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
16:54:33
|
|
|
Her gün yanında olamamaktan korkuyorum Sesini duyamamaktan Seni görünce, sana alışmaktan da korkuyorum Nedense sensizlikten de korkuyorum Bir gün hoşça kal demenden İstemesem de; Bir gün, bir gül gibi İçimde solmandan korkuyorum Hafızamda bırakacağın hatıralardan Hatıralardan kaçamamaktan Adını unutamamaktan korkuyorum Ah be güzelim; Ben seni sevmekten korkuyorum.
Benimkisi sadece bir sevda Göz yaşlarımla söndüremediğim Korkularımı yenemediğim Söyleyemediğim Fakat, kendimi tükettiğim Ve beni; Yedi kat yerin dibine sokan Utandıran, korkutan An be an içimi yakan Cesaretsiz bir sevdan Bu nasıl bir sevda ? Anlayamıyorum Ah be güzelim; Ben seni sevmekten korkuyorum.
Biliyor musun; Aklımdan hiç çıkmıyorsun. Sen benim; İmkansızlar bahçesinden koparttığım Edâlı gülümsün. Hiçbir zaman koklayamayacağım Adını söylerken burkulacağım Sevmekten hep korkacağım Fakat, ömrüm boyunca unutmayacağım Edâlı gülümsün. Ah be güzelim; Aslında sen benim, Kendi ömrümsün. ucunu kaçırdıgım dügümüsün
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
20:41:55
|
|
|
Bende zincirlere sığmayan o deli sevdalardan Kızgın çöllerde raslanmayan büyülü rüyalardan Kolay kolay taşınmayan doludizgin duygulardan Yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek var Haydi gel benimle ol oturup yıldızlardan Bakalım dünyadaki neslimize Ordaki sevgililer özenip birer birer Gün olur erişirler ikimize Uzanıp yüreğimin ateşiyle yeniden Yıldızları tek tek yakacağım Sarılıp güneşlere sevgimize göklerden Mavi mavi taçlar takacağım ne olursun
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
02:07:40
|
|
|
İnce bir nefesle soluksuz kalarak, Bıyıklı bir dudakta müebbete asılmak Ve Göz bebeklerine sokularak Zamanı durdurmaktır aşk.
Güçlü bir omuza yaslanarak Üşümüş bir yaşamda sımsıcak Ve Kalp atışlarına uyarak Huzuru yakalamaktır aşk.
Yavaşça akıp kana karışarak Bir özsu gibi hücrelere yapışmak. Ve İçsel bir şarkıyı duyarak Müzikle yaşamaktır aşk.
Mine Özdemirtaş
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
17:32:42
|
|
|
SUSARAK
Güneş altında söylenmedik söz yokmuş.. Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi.. Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz.. Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde.. Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik... Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde.... Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor... Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ... Ama bir başka benim senin ihanetin sustuğum biçimde .....
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
17:34:42
|
|
|
toprağı ve suyu ve rüzgârı ve âteşi kuşandım bir kalp bir de beyin aldım kafesten içeri kırlangıç ölümleriyle üşürken kirpiklerim mezopotamya’da güneşe tutundum gılgamış oldum
mem oldum ibrahim oldum mancınıklarda sallandırıldı ruhum bulutlara hasret çatlak dudaklı kıtlık anlarında kurtlar kemirdi fikirlerimi esaret zindanlarında antik işkencelerde inledi varlığım sonra sakallarından asıldım eyubun kurtlarla doldu göz kapaklarım baştan ayağa eyüp oldum sabır oldum içime geçti yumruğum sustum bir cümle yankılandı o an kalbimin kanayan yanlarında ya sabır ya sabır gecenin çocuklara masallar anlattığı zamanlardan arta kalan kent düşleriyle düştüm uçurumlardan ölüşler, sürgüne gidişler sardı ruhumun hicran karası duvarlarını
nice ağıtlar yakıldı adıma analar benim için boğuldu kanlı gözyaşlarına ve yazık yazgılara ağlarken ben baştan ayağa eyüp oldum sabır oldum içime geçti yumruğum sustum bir cümle yankılandı o an kalbimin kanayan yanlarında ya sabır ya sabır
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
17:42:08
|
|
|
güller dikenlerin arasında saklıdır inciler denizin dibinde gercek sevgiler inci gibidir sahtesini bulmak çok kolay gerçegini bulmak ZORDUR !!!
ama sen zor olandın basitleşi verdin gözümde
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
17:52:24
|
|
|
Keşke bana ihaneti hediye edeceğine seni sevmiyorum deyipte gitseydin olmaz mıydı??inan daha çabuk kabullenirdim.. Sen bana seni sevmiyorum diyemedin ama artık ben diyorum.. Ben artık SENİ SEVMİYORUM…çünkü canımı acıtıyorsun
|
|
|
6 Haziran 2008 Cuma
18:44:31
|
|
|
|
Sen vodafone gibi anı yaşarken,ben türkcell gibi heran seni çekemem
|
|
|
8 Haziran 2008 Pazar
14:43:24
|
|
|
|
Avaz Avaz Susuşlarım Var, Yaşanamayanlar`a İnat!!!!!.
|
|
|
8 Haziran 2008 Pazar
20:37:31
|
|
|
Ölümler çıplak gelir Geceyi indirir yavaşça gözlerine Benden geçmek kolay değil Feryat eder ateş sözlerime
Yayılır nefesin çiçeklere Ay ışıldar soğuk soğuk bedeninde Günah bana hiç el değil Feryat eder dilim hüzünlere
Vedalar doğru değil Sevgiler yalan değil Koşarım ben sensizliğe Bu son bakışsa Gitmek hiç mümkün değil
Görünür bana senden kalan Bilirim ki vardır şarkımı duyan Boşunadır yakarış çizilene Geçer zaman aşk sevilince
Ölümler çıplak gelir Geceyi indirir yavaşça gözlerine Senden çıkmak kolay değil Beterdir hayat acılar çekenlere
Vedalar doğru değil Sevgiler yalan değil Koşarım ben sensizliğe Ağlarım yağmur düşürür seni Kapı açık gir içeri...
|
|
|
9 Haziran 2008 Pazartesi
04:07:06
|
|
|
Bırak İşte Öyle Kalayım.. istersen yaşlı gözlerinde sakla beni yüreğinde tatlı bir hatıran olayım.. ağlatma bahar kokulu karanfilleri senin o sonsuz bakışlarına dolayım..
bu anlamsızlık ne ilk ne son olacak hayatımda artık adını söylemek istemiyorum her defasında amansız kor dudaklarımda verme gülleri; çiçekleri haketmiyorum
diyorsun ki; benim o sevdiğim değilsin sevgilim sevmedin ki sevdiğin olayım gözümden sızıp dudaklarıma düşensin.. belki nefret ettiğin o hain ben olayım
hayat bekliyor beni izin ver ne olur seni bağlayan,koparan ben olayım inan artık beni hissetmesen de olur bırak hatıranda işte öyle kalayım..
güller karanfiller soldu sen gülmeyince kapanmaz yaranım; hep kanıyorum sensiz sokaklar ağladı yine dün gece bu gözler senin mi? ; içinde yanıyorum
yalnız kaldı işte ayışığı ve mehtâb sonsuzlukta bekleyen yıldızın olayım içinden çıkamadığın sözlerin harâb terket beni sokaklarda yalnız kalayım
tatlı gülümsemeler istiyorum renk renk acı,keder yüklü bakışlarını değil.. öleceğim biliyorum seni severek.. ve istediğim senin beni sevmen değil..
umudu bile unuttu mutsuz sözlerin sevdiğin şarkının nakaratı olayım soğutmam nefesimi üşüyor gözlerin... ben hatrında değil hâtıranda kalayım... -bırak işte öyle kalayım-
Şule Betül Tuncer
|
|
|
9 Haziran 2008 Pazartesi
13:19:03
|
|
|
EĞR
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Can Yücel
|
|
|
10 Haziran 2008 Salı
05:14:49
|
|
|
Yalın şeylerin ardında "Her sözcük bir geçittir / bir buluşmaya, çoğu zaman vazgeçilen, / işte o zaman doğrudur o sözcük: buluşmakta direttiği zaman" diyor, Yannis Ritsos ... "Yalın şeylerin arkasına gizleniyorum beni bulasın diye; / beni bulamazsın, eşyayı bulacaksın, / elimin dokunduğu şeylere dokunacaksın, / parmak izlerimiz karışacak birbirine." Yalın şeylerin ardına gizliyoruz kendimizi, gelsin bizi bulsunlar diye... Sözcükler aşılması güç bir geçit gibi sıralanıyor aramızda, sıradağ gibi... Direttiğimizde açılır mı sözcüklerin kapısı? Arkasında ne sırlar var oysa, ne ay ışıkları, kayaların bağrında tüten kekikler!.. Sözcükler zırhımız mıdır bizim, kendimizi ele vermemek için? Kolayca teslim olmayan kalelerimiz mi? İyi ki varlar mı; yoksa neden mi giriyorlar aramıza, engelliyorlar mı büsbütün `karışmamızı`? Parmak izlerimizin eşyada buluşması daha anlamlı, daha zengin mi olurdu? Sözcüklerin yetmediği açık... Belki ebedi bir susku, bir dilsizlik hali, çok daha çıplak anlatabilirdi bizi birbirimize. Zırhlara takılıp kalmazdık o zaman. Sözcüklerin, aynı anda yalnız bir tek ruh halini; karanlığı ya da aydınlığı anlatabileceğine inanacağım neredeyse! Oysa her ikisini de taşıyoruz içimizde, hem yüzümüzde. Bu da `açıklanamaz`, söze gelmez bir durum. Öyle diyor ya Samuel Beckett: "Aynı anda hem karanlıkta hem de aydınlıktaysak, açıklanamaz olanla da karşı karşıyayız demektir." Nedir bu açıklanamaz olan? Korkunun karanlığıyla umudun ağartısı, aşkın uçarılığıyla çöküntünün ağırlığı, suskunun içe gömülmüşlüğü ile haykırma arzusunun çarpıntısı. Alıp başını gitmenin hafifliği ile kapanıp kalma isteğinin boğuntusu... Tüm bunları bir arada yaşayabilir mi insan? Ruhunda hem bir gezgini hem de bir Oblomov`u taşıyabilir mi? Oblomov ki, kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış daracık, zavallı bir patika gibi görüyordu. İçimizde zaman zaman bir Oblomov yatmadığını kim söyleyebilir? Belki de Lenin haklı, `Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecek...` Oblomov`u, belki de kendimizi anlamak için, tekrar Beckett`a, o çok susan adama, söz vermemiz gerekiyor aslında: "İçimde katledilmiş bir varlık taşıdığım duygusunu hep hissetmişimdir. Ben doğmadan önce katledilmiş bir varlık. Bu katledilmiş varlığı bulmak zorundayım ben. Ona yeniden can vermeyi denemeliyim." İçimizde `katledilmiş bir varlık`... Olabilir mi gerçekten... Bütün suskunluğumuzun, zaman zaman Oblomov`a hak verişimizin gerekçesi bu olabilir mi? Ve Oblomov gibi `ona yeniden can verecek` kudreti kendimizde bulamayışımız, bu katledilmiş varlığın küskünlüğünden mi? Sözcükler geçit vermiyor karışmamıza... Yalın şeylerde arayalım birbirimizi. Suskularda arayalım. Sözcüklerin yetmediğini, belki de en çok onların sihrine inananlar bilir. Belki de sözler çoğaldıkça yiter asıl anlaşılacak olan, üstü örtülür... Bu yüzden dilsizlere özendiğim olur, hiç sözcüğü olmamış insanlara. Ve keskindir onların bakışları, çok şey anlatır gözleri, elleri ve yüzleri. Yalın şeylerin dilini en iyi onlar bilir, bir evren açarlar dokunuşlarıyla... Bizse sözcüklerin kalabalığında yitiriyoruz içimizdeki evrenin renklerini. Oysa yanıyor içimizdeki ateş, büyüyor. `Açıklanamaz` olan, sınırlarını genişletiyor durmadan. Beckett`ın dediği gibi, "Beden çekip gidiyorken, içimizdeki ateş yanmaya devam ediyor." Söz okyanusunun ortasında, suskunun karaları kaplıyor her yanımızı. Ve bir elimizde de Cummings tutuyoruz, yaşamaya açılıyor kapısı onun: "Yaşıyor olmanın büyük üstünlüğü/ (ölümsüzlük yerine) öyle pek çok değildir/ öyle ki akıl artık doğrulamaktan çok yanlışlar/ kalp neyi duyumsayabilir ve ruh neye dokunabilir/ -büyüklük (sevgilim) şudur ki/ aşk içreyiz biz aşk içreyiz biz... benim aşkım hep yeşillikler üzre geçti/ büyük altın bir at üstünde/ gümüş şafağa doğru."
Yazan: Ali Çolak
|
|
|
10 Haziran 2008 Salı
11:00:07
|
|
|
Konuşmak susmanın korkusudur Ya sus-git, ya konuş-gel.. ortalarda kalma Yalan korkaklığın tortusudur Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma...
|
|
|
10 Haziran 2008 Salı
17:46:38
|
|
|
|
hım güzel ortada kalan insanlarımız çogunluktamıdır böylesine bir kelime yazmışın yigit bey
|
|
|
12 Haziran 2008 Perşembe
04:00:35
|
|
|
GEÇMİŞ DAHA DA YER ETSEDE HER GEÇEN GÜN... YİNEDE İSTANBUL ENSTANTENELERİ VAR BENİ BU ŞEHRE BAĞLAYAN... ESKİSİ KADAR DOĞAL.. İÇTEN VE SAF OLMASADA ŞEHİR VE İNSANLARI.. YİNEDE YAŞAMAK İÇİN BIR KAÇ SEBEP HERZAMAN VAR.. ZATEN SEVEN İÇİN OLMALI DA..
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|