Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > Niçin susar insan?

Niçin susar insan?


GönderenMesaj

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
5 Haziran 2008 Perşembe 13:31:19

                                      

 

Merak etme sen sevgili Yiğit o ipe düğüm attım ben hiç bir yere

kaçamaz ucu mucu..

 



 

 

 

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
5 Haziran 2008 Perşembe 13:34:58

 



 

Susarız…


Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…

Susarız…

Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…

Susarız…

Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…

Susarız…

Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…

Susarız…

Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…

Susarız…

Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…

Susarız…

İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…

Susarız…

Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…

Susarız…

Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…

Susarız…

Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…

Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
5 Haziran 2008 Perşembe 15:17:04

Susmalıyım

 


Bu yıldızsız gecede susmalıyım
Bulutlar çok ağırıma gidiyor
Biraz daha yüklenseler soğuyacağım
Soluğumdan betimsiz fırtınalar kopacak
Sol yanımdan müthiş bir sağanak başlayıp
Kentin tüm sessizliğini sele boğacak.

Bu yıldızsız gecede susmalıyım
Yorgun kaldırımlar ayaklarıma dolanıyor
Önümde ürkek saçlı kız`ın gülen hayali
Uzansam yüreğimle uçtu uçacak
Yalnızlıktan ıslak gölgeme sarılıyorum
Yoksa gözlerime eylül kan kusacak.

Susmalıyım bu yıldızsız gecede
Her şey sessizliğin senfonisinde büyüyor
Sönen ışıklar yüreğimde hoyrat bir bıçak
-başka bir kente çoktan ulaştı gölgem-
Kaçtıkça uzaklaşamıyor insan kendinden
Saatleri durdurmasam sabah olacak.

Susmalıyım bu yıldızsız gecede
Pencerelerde karanlık el sallıyor
Her yanımı sessizliğin kolları sarmış
Bir an dursam kent boşluğa kayacak
Susmalıyım bu yıldızsız gecede
Elbet biri sessizliğin dilinden anlayacak.

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
5 Haziran 2008 Perşembe 15:20:41

Sevda Asildir



sevdayı anlat dediler,
sustu sevda deyince.
gözleri yaşardı,ağlayacak sandım
asil dedi,asalet dedi sustu
sevda dedidiler sevda,
anlat dediler bize nedir sence,
yüce dedi sustu.
gözleri yaşardı yere baktı,
ve kalktı ayağa,dağ gibi mağrur
herkes dedi sustu.
herkes dedi yutkundu
sevemez sevdalanamaz,
sevmek sevdalanmak
yürek ister.
asil bir yürek
yalnız dedi
yalnız asil yürekler sevdalanır sever..
anladık dediler biz anladık.
ve sustular,büktüler boyunlarını...

Menekse (aziashop)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
5 Haziran 2008 Perşembe 16:54:33
Her gün yanında olamamaktan korkuyorum
Sesini duyamamaktan
Seni görünce, sana alışmaktan da korkuyorum
Nedense sensizlikten de korkuyorum
Bir gün hoşça kal demenden
İstemesem de;
Bir gün, bir gül gibi
İçimde solmandan korkuyorum
Hafızamda bırakacağın hatıralardan
Hatıralardan kaçamamaktan
Adını unutamamaktan korkuyorum
Ah be güzelim;
Ben seni sevmekten korkuyorum.

Benimkisi sadece bir sevda
Göz yaşlarımla söndüremediğim
Korkularımı yenemediğim
Söyleyemediğim
Fakat, kendimi tükettiğim
Ve beni;
Yedi kat yerin dibine sokan
Utandıran, korkutan
An be an içimi yakan
Cesaretsiz bir sevdan
Bu nasıl bir sevda ?
Anlayamıyorum
Ah be güzelim;
Ben seni sevmekten korkuyorum.

Biliyor musun;
Aklımdan hiç çıkmıyorsun.
Sen benim;
İmkansızlar bahçesinden koparttığım
Edâlı gülümsün.
Hiçbir zaman koklayamayacağım
Adını söylerken burkulacağım
Sevmekten hep korkacağım
Fakat, ömrüm boyunca unutmayacağım
Edâlı gülümsün.
Ah be güzelim;
Aslında sen benim,
Kendi ömrümsün.
ucunu kaçırdıgım dügümüsün

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
5 Haziran 2008 Perşembe 20:41:55
Bende zincirlere sığmayan o deli sevdalardan
Kızgın çöllerde raslanmayan büyülü rüyalardan
Kolay kolay taşınmayan doludizgin duygulardan
Yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek var
Haydi gel benimle ol oturup yıldızlardan
Bakalım dünyadaki neslimize
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize
Uzanıp yüreğimin ateşiyle yeniden
Yıldızları tek tek yakacağım
Sarılıp güneşlere sevgimize göklerden
Mavi mavi taçlar takacağım ne olursun

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
6 Haziran 2008 Cuma 02:07:40

 

İnce bir nefesle soluksuz kalarak,
Bıyıklı bir dudakta müebbete asılmak
Ve
Göz bebeklerine sokularak
Zamanı durdurmaktır aşk.

Güçlü bir omuza yaslanarak
Üşümüş bir yaşamda sımsıcak
Ve
Kalp atışlarına uyarak
Huzuru yakalamaktır aşk.

Yavaşça akıp kana karışarak
Bir özsu gibi hücrelere yapışmak.
Ve
İçsel bir şarkıyı duyarak
Müzikle yaşamaktır aşk.

Mine Özdemirtaş

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
6 Haziran 2008 Cuma 17:32:42

SUSARAK

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka benim senin ihanetin  sustuğum biçimde .....

Ahmet (ts1004263023)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
231
6 Haziran 2008 Cuma 17:34:42

toprağı
ve suyu
ve rüzgârı
ve âteşi kuşandım
bir kalp bir de beyin aldım kafesten içeri
kırlangıç ölümleriyle üşürken kirpiklerim
mezopotamya’da güneşe tutundum
gılgamış oldum

mem oldum
ibrahim oldum
mancınıklarda sallandırıldı ruhum
bulutlara hasret
çatlak dudaklı kıtlık anlarında
kurtlar kemirdi fikirlerimi
esaret zindanlarında
antik işkencelerde inledi varlığım
sonra sakallarından asıldım eyubun
kurtlarla doldu göz kapaklarım
baştan ayağa eyüp oldum
sabır oldum
içime geçti yumruğum
sustum
bir cümle yankılandı o an
kalbimin kanayan yanlarında
ya sabır
ya sabır
gecenin çocuklara masallar
anlattığı zamanlardan arta kalan
kent düşleriyle düştüm uçurumlardan
ölüşler, sürgüne gidişler sardı
ruhumun hicran karası duvarlarını                                      

nice ağıtlar yakıldı adıma
analar benim için boğuldu kanlı gözyaşlarına
ve yazık yazgılara ağlarken ben
baştan ayağa eyüp oldum
sabır oldum
içime geçti yumruğum
sustum
bir cümle yankılandı o an
kalbimin kanayan yanlarında
ya sabır
ya sabır

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
6 Haziran 2008 Cuma 17:42:08

güller dikenlerin arasında saklıdır inciler denizin dibinde gercek sevgiler inci gibidir sahtesini bulmak çok kolay gerçegini bulmak ZORDUR !!!

 

ama sen zor olandın basitleşi verdin gözümde

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
6 Haziran 2008 Cuma 17:52:24
Keşke bana ihaneti hediye edeceğine seni sevmiyorum deyipte gitseydin olmaz mıydı??inan daha çabuk kabullenirdim..
Sen bana seni sevmiyorum diyemedin ama artık ben diyorum..
Ben artık SENİ SEVMİYORUM…çünkü canımı acıtıyorsun

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
6 Haziran 2008 Cuma 18:44:31
Sen vodafone gibi anı yaşarken,ben türkcell gibi heran seni çekemem

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
8 Haziran 2008 Pazar 14:43:24
Avaz Avaz Susuşlarım Var, Yaşanamayanlar`a İnat!!!!!.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
8 Haziran 2008 Pazar 20:37:31

Ölümler çıplak gelir
Geceyi indirir yavaşça gözlerine
Benden geçmek kolay değil
Feryat eder ateş sözlerime

Yayılır nefesin çiçeklere
Ay ışıldar soğuk soğuk bedeninde
Günah bana hiç el değil
Feryat eder dilim hüzünlere

Vedalar doğru değil
Sevgiler yalan değil
Koşarım ben sensizliğe
Bu son bakışsa
Gitmek hiç mümkün değil

Görünür bana senden kalan
Bilirim ki vardır şarkımı duyan
Boşunadır yakarış çizilene
Geçer zaman aşk sevilince

Ölümler çıplak gelir
Geceyi indirir yavaşça gözlerine
Senden çıkmak kolay değil
Beterdir hayat acılar çekenlere

Vedalar doğru değil
Sevgiler yalan değil
Koşarım ben sensizliğe
Ağlarım yağmur düşürür seni
Kapı açık gir içeri...

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
9 Haziran 2008 Pazartesi 04:07:06
Bırak İşte Öyle Kalayım..
istersen yaşlı gözlerinde sakla beni
yüreğinde tatlı bir hatıran olayım..
ağlatma bahar kokulu karanfilleri
senin o sonsuz bakışlarına dolayım..

bu anlamsızlık ne ilk ne son olacak hayatımda
artık adını söylemek istemiyorum
her defasında amansız kor dudaklarımda
verme gülleri; çiçekleri haketmiyorum

diyorsun ki; benim o sevdiğim değilsin
sevgilim sevmedin ki sevdiğin olayım
gözümden sızıp dudaklarıma düşensin..
belki nefret ettiğin o hain ben olayım

hayat bekliyor beni izin ver ne olur
seni bağlayan,koparan ben olayım
inan artık beni hissetmesen de olur
bırak hatıranda işte öyle kalayım..

güller karanfiller soldu sen gülmeyince
kapanmaz yaranım; hep kanıyorum
sensiz sokaklar ağladı yine dün gece
bu gözler senin mi? ; içinde yanıyorum

yalnız kaldı işte ayışığı ve mehtâb
sonsuzlukta bekleyen yıldızın olayım
içinden çıkamadığın sözlerin harâb
terket beni sokaklarda yalnız kalayım

tatlı gülümsemeler istiyorum renk renk
acı,keder yüklü bakışlarını değil..
öleceğim biliyorum seni severek..
ve istediğim senin beni sevmen değil..

umudu bile unuttu mutsuz sözlerin
sevdiğin şarkının nakaratı olayım
soğutmam nefesimi üşüyor gözlerin...
ben hatrında değil hâtıranda kalayım...
-bırak işte öyle kalayım-

Şule Betül Tuncer

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
9 Haziran 2008 Pazartesi 13:19:03

EĞR

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Can Yücel

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
10 Haziran 2008 Salı 05:14:49

Yalın şeylerin ardında
"Her sözcük bir geçittir /
bir buluşmaya, çoğu zaman vazgeçilen, /
işte o zaman doğrudur o sözcük: buluşmakta direttiği zaman" diyor, Yannis Ritsos ...
"Yalın şeylerin arkasına gizleniyorum beni bulasın diye; /
beni bulamazsın, eşyayı bulacaksın, /
elimin dokunduğu şeylere dokunacaksın, /
parmak izlerimiz karışacak birbirine."
Yalın şeylerin ardına gizliyoruz kendimizi, gelsin bizi bulsunlar diye... Sözcükler aşılması güç bir geçit gibi sıralanıyor aramızda, sıradağ gibi... Direttiğimizde açılır mı sözcüklerin kapısı? Arkasında ne sırlar var oysa, ne ay ışıkları, kayaların bağrında tüten kekikler!.. Sözcükler zırhımız mıdır bizim, kendimizi ele vermemek için? Kolayca teslim olmayan kalelerimiz mi? İyi ki varlar mı; yoksa neden mi giriyorlar aramıza, engelliyorlar mı büsbütün `karışmamızı`? Parmak izlerimizin eşyada buluşması daha anlamlı, daha zengin mi olurdu?
Sözcüklerin yetmediği açık... Belki ebedi bir susku, bir dilsizlik hali, çok daha çıplak anlatabilirdi bizi birbirimize. Zırhlara takılıp kalmazdık o zaman. Sözcüklerin, aynı anda yalnız bir tek ruh halini; karanlığı ya da aydınlığı anlatabileceğine inanacağım neredeyse! Oysa her ikisini de taşıyoruz içimizde, hem yüzümüzde. Bu da `açıklanamaz`, söze gelmez bir durum. Öyle diyor ya Samuel Beckett: "Aynı anda hem karanlıkta hem de aydınlıktaysak, açıklanamaz olanla da karşı karşıyayız demektir."
Nedir bu açıklanamaz olan? Korkunun karanlığıyla umudun ağartısı, aşkın uçarılığıyla çöküntünün ağırlığı, suskunun içe gömülmüşlüğü ile haykırma arzusunun çarpıntısı. Alıp başını gitmenin hafifliği ile kapanıp kalma isteğinin boğuntusu... Tüm bunları bir arada yaşayabilir mi insan? Ruhunda hem bir gezgini hem de bir Oblomov`u taşıyabilir mi? Oblomov ki, kendi hayatının yolunu ağır bir kaya parçasıyla tıkanmış daracık, zavallı bir patika gibi görüyordu. İçimizde zaman zaman bir Oblomov yatmadığını kim söyleyebilir? Belki de Lenin haklı, `Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecek...`
Oblomov`u, belki de kendimizi anlamak için, tekrar Beckett`a, o çok susan adama, söz vermemiz gerekiyor aslında: "İçimde katledilmiş bir varlık taşıdığım duygusunu hep hissetmişimdir. Ben doğmadan önce katledilmiş bir varlık. Bu katledilmiş varlığı bulmak zorundayım ben. Ona yeniden can vermeyi denemeliyim." İçimizde `katledilmiş bir varlık`... Olabilir mi gerçekten... Bütün suskunluğumuzun, zaman zaman Oblomov`a hak verişimizin gerekçesi bu olabilir mi? Ve Oblomov gibi `ona yeniden can verecek` kudreti kendimizde bulamayışımız, bu katledilmiş varlığın küskünlüğünden mi?
Sözcükler geçit vermiyor karışmamıza... Yalın şeylerde arayalım birbirimizi. Suskularda arayalım. Sözcüklerin yetmediğini, belki de en çok onların sihrine inananlar bilir.
Belki de sözler çoğaldıkça yiter asıl anlaşılacak olan, üstü örtülür... Bu yüzden dilsizlere özendiğim olur, hiç sözcüğü olmamış insanlara. Ve keskindir onların bakışları, çok şey anlatır gözleri, elleri ve yüzleri. Yalın şeylerin dilini en iyi onlar bilir, bir evren açarlar dokunuşlarıyla... Bizse sözcüklerin kalabalığında yitiriyoruz içimizdeki evrenin renklerini. Oysa yanıyor içimizdeki ateş, büyüyor. `Açıklanamaz` olan, sınırlarını genişletiyor durmadan. Beckett`ın dediği gibi, "Beden çekip gidiyorken, içimizdeki ateş yanmaya devam ediyor." Söz okyanusunun ortasında, suskunun karaları kaplıyor her yanımızı. Ve bir elimizde de Cummings tutuyoruz, yaşamaya açılıyor kapısı onun:
"Yaşıyor olmanın büyük üstünlüğü/
(ölümsüzlük yerine) öyle pek çok değildir/
öyle ki akıl artık doğrulamaktan çok yanlışlar/
kalp neyi duyumsayabilir ve ruh neye dokunabilir/ -büyüklük (sevgilim) şudur ki/
aşk içreyiz biz aşk içreyiz biz... benim aşkım hep yeşillikler üzre geçti/ büyük altın bir at üstünde/ gümüş şafağa doğru."

Yazan: Ali Çolak

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
10 Haziran 2008 Salı 11:00:07
Konuşmak susmanın korkusudur
Ya sus-git, ya konuş-gel..
ortalarda kalma
Yalan korkaklığın tortusudur
Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma...

Menekse (aziashop)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
10 Haziran 2008 Salı 17:46:38
hım  güzel  ortada kalan insanlarımız çogunluktamıdır böylesine bir kelime yazmışın yigit bey

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
12 Haziran 2008 Perşembe 04:00:35

 

GEÇMİŞ DAHA DA YER ETSEDE HER GEÇEN GÜN... YİNEDE İSTANBUL ENSTANTENELERİ VAR BENİ BU ŞEHRE BAĞLAYAN... ESKİSİ KADAR DOĞAL.. İÇTEN VE SAF OLMASADA ŞEHİR VE İNSANLARI.. YİNEDE YAŞAMAK İÇİN BIR KAÇ SEBEP HERZAMAN VAR.. ZATEN SEVEN İÇİN OLMALI DA..

 
 

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa