|
| Gönderen | Mesaj |
|
30 Mayıs 2008 Cuma
11:56:31
|
|
|
Arzu
Arzuladım hep seni rüyamda, Arzuladım seni söylediğin türkülerde, Sazının tellerinde… Hep senin olmanı istedim, düşündüğüm gecelerde. Dalıp ta çıkamadığım sevgimde, Her anımda seni arzuladım Seninle doydum hayata Seninle yaşadım her gece seni…
|
|
|
2 Haziran 2008 Pazartesi
17:46:39
|
|
|
Sevgi Ölümsüzdür...
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller...
Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemliside özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, " Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum " dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya baslamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla bulusacağını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu.
Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç birsey kaybetmemişti.. Onları hiç birsey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, nede ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu...Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü.
Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı...Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu...
Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hemde çok... Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??...
Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır..olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı.
Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı... Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı...Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu... Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
01:29:54
|
|
|
KENDİ KENDİNE SORULAR Belki en büyük savaşları kendi içimizde yaşıyoruz, arzularımız korkularımızla çarpışıyor, özlemlerimiz kuşkularımızla vuruşuyor, hayallerimiz acı tecrübelerimizin bize kurduğu pusulara düşüyor, mutluluğa doğru coşkulu bir koşu tutturma isteği en olmadık anda kaçıp gidecek huzurun ihanetinden endişeleniyor.
Özgürlüğe kendimizi bir boşluğa bırakır gibi bırakma dürtüsü, bizim özgürlüğümüzün bir başkasının esaretine yol açacağının tedirginliğiyle kuşatılmışken biz özgür olabilir miyiz sorusu büyüyor içimizde. Geçmişe olan borcumuz geleceği yaratma gücümüzü zayıflatıyor. Alışkanlıklarımız heyecanlarımızla boğuşuyor.
Kendi kendimizle savaşıp, cevaplarını bilmediğimiz sorularla allak bullak oluyoruz. Bizim isteklerimiz başkasına acı verecekse, isteklerimizden vaz mı geçmeliyiz, vazgeçmenin bize çektireceği acı, sevdiğimiz birinin çekeceği acıdan daha mı az yaralar bizi? Sevdiklerimize olan borcumuz ne, peki kendimize olan borcumuz? Bu hayatı nasıl yaşamalıyız? Huzuru mu aramalıyız heyecanı mı? Yaptıklarımızdan pişman mı oluyoruz yoksa yapmadıklarımızdan mı, gelecekte hangisi takılır aklımıza? Bizim mutluluğumuzun yolu bir başkasının mutsuzluğundan geçiyorsa, değiştirmeli miyiz yolumuzu? İnsan en büyük savaşı kendi içinde veriyor. Birbiriyle çelişen duygularımızla hırpalanıyoruz, kimsenin görmediği bir savaş alanı gibi içimiz, kendi ölülerimizle doluyor, duygularımızdan hangisi galip gelirse gelsin, patlayan duygularımızla birilerinin vurulacağını biliyoruz artık. İsteklerimizi, coşkularımızı, özlemlerimizi evcilleştirmeli miyiz, kendi kendimizin avcısı olup kafeslere mı kapatmalıyız ruhumuzu? Bilinmeyenin bizde yarattığı o çıldırtıcı merakın peşinden mi koşmalıyız yoksa bilinmeyenden saklı olana duyduğumuz korkuyla geri mi durmalıyız. Ne yapmalıyız, bu hayatı nasıl yaşamalıyız? Kendimizden başka bir dostumuzun, kendimizden başka bir ordumuzun olmadığı bir savaşta bölünen ruhumuzun hangi tarafının zaferi için uğraşmalıyız. Hangi tarafı tutarsak tutalım neticede yine de bir tarafımıza ihanet etmiş olmayacak mıyız, ihanetsiz yaratılamayacak bir geleceğin yükünü taşıyabilecek kadar güçlü müyüz? Kaçsak, gidecek yerimiz yok, kendi kendimize tutsağız, savaşsak vuracağımız başkalarıyla birlikte yine kendimiz olacağız. Ayaklanmış duygularımızın birbiriyle vuruştuğu bir savaş yaşıyoruz. Geçmişten geleceğe ancak savaşla geçebiliyor ruhumuz, geçmişi olanın geleceği savaşsız yaratılmıyor. Hem mutlu hem huzurlu, hem coşkulu hem korkusuz, hem arzulu hem kuşkusuz olamaz mıyız,geleceği başkalarının hayatlarına dokunmadan, onlarda acınacak yaralarla yaralanmadan yaratamaz mıyız? Nedir bu savaşın ardındaki sır, hangi büyü bizi bizimle vuruşturuyor, hangi korkunç kader geçmişimizi geleceğimizle çarpıştırıyor? Huzur bütün duygularımızı barış içinde tutmaksa eğer, hiç mi huzurlu olamayacağız, bir huzursuzluğa mı mahkumuz? En korkunç savaşı kendi içimizde yaşarken, ne yapmalıyız? Kim akıl verebilir bize? Kim bize yol gösterebilir? Savaşa savaşa, her savaşta bir parçamızı öldürerek mi yürüyeceğiz hayatın içinde? Her mutluluk bir acıdan mı süzülecek? Pusularla, ihanetlerle, saldırılarla, geri çekilmelerle, mütarekelerle, kaçışlarla, esaretlerle dolu bir savaşı yalnız başımıza yaşıyoruz, kim galip gelirse gelsin bir tarafımız hep yeniliyor. Yenilmeden galip gelemiyoruz. Her zafer bir yenilginin izini bırakıyor derinimizde. Zaferlerimiz kadar da yenilgilerimiz oluyor. Kendi kendimizle savaşarak yürüyoruz. Ve savaş, biz bittiğimizde bitiyor ancak. Ahmet ALTAN
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
20:04:47
|
|
|
Ödünç Hayatlar
Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağım.
.............. ............. * * * `Yaşamak değil. Beni bu telaş öldürecek` dediği gibi şairin; o telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı saçlarımızı, sevdigimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz... Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapılacak işler... Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; başkalarının hayatı, bizimkini aştı. Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini hababam erteledik. 20`li yaşlardayken 30`lara kurduk saatin alarmını, 30`larımızda 40`lara, belki sonra 50`lere... Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize... Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda... Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; vakti gelip sandıktan çıkardığınızda bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış... * * * ............... ........................ Can Dündar (16.06.1999 tarihli sabah gazetesinden alınmıştır)
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
03:28:01
|
|
|
TANRININ ANTONIUS`U BIRAKMASIDIR
Birdenbire duyarsan geceyarısı görünmeyen bir alayın geçtiğini eşsiz ezgilerle, seslerle- artık boyun eğen yazgına başarısız yapıtlarına, tasarladığın işlere hepsi aldanışlarla biten- ağlamayasın boş yere. Çoktan hazırmış gibi, bir yiğit gibi hoş çakal de ona, giden İskenderiye`ye. Hele kendini aldatmayasın demeyesin: bu bir düştü, kulaklarım iyi duymadı; böyle boş umutlara eğilmeyesin. Çoktan hazırmış gibi, bir yiğit gibi böyle bir kente erişmiş sana yaraşırcasına, kesin adımlarla yaklaş pencereye, dinle duygulanarak, ama yanıp yıkılmalarıyla değil korkakların- son bir kez, dinle doya doya ezgileri, o gizli alayın eşsiz çalgılarını, hoşçakal de ona, yitirdiğin İskenderiye`ye.
KONSTANTINOS KAVAFIS Çeviri: Ionna Kuçuradi-A. Turan Oflazoğlu
|
|
|
25 Eylül 2008 Perşembe
13:54:57
|
|
|
 Yalnız(ca) Sitem...
çığlığım boğazımı kesti, kana(ya) madım -de halindeyim acıların
I.
her şeye susuyorum artık susuzluğum dilimin ucu, kemiksiz
ölümlerden ölüm beğendim, üzerime olmadı zor günler için sakladığım bir intihar vardı cebimde çıkarttım baktım, kurtlanmış sebebi var elbet bu gözyaşlarının anlamaya çalışmayın, anlayın
bir ressamın tuvalinden düştüm hiçbir renk kurtaramadı beni beyazlar giymiş bir duygunun içinde, ismim sırdır artık
- bir kaç ince sızım var, görüşlerinize hazırdır üstadım
ne istediğini bilen sevdalarım olmadı hiç büyük kavuşmalarımda hep küçük özlemleri sevdim küçük sarılmaları küçük bekleyişleri büyüklerini sevecek kadar zaman verilmedi
arzularıma haber saldım, gelmediler nerede unuttum ateşli bedenimin alfabesini..? hangi ketum dil yaladı geçti haykırışlarımı..? size bir sır vereceğim, galiba (d) üşüyorum
II.
vurgun zamanlarındayım İzmir’in yalnızlık ırzıma geçse doğuracağım! Doğuracağım özlemin canına kıyanların eşgalini
hadi toprak ana! Seviş ruhumla ve temizle diline biber sürülmüş dudakları görmüyor musun..? Bana bir şeyler oluyor bedenimden bir deniz geçiyor, dalgaları göğsüme vurup geri çekiliyor hangi mevsimin rahminden çıkartacağım başını yüreğimin..? bu dalgalar öksüzlüğümü çok fena acıtıyor
-sol anahtarınızı rica edeceğim, şarkılarım içimde nefessiz kaldı
zehirli bir ihanet aktı yanaklardan atılan bir imzayla onaylandı unutulduğum gelinlik bir kız gibiydi düşlerim oysa, kaçırıldı kimlerin yatağında nergis kokusuysa, orada kalsın
çocuk kalan yanım! . Sen sakın üzülme seni yeniden güldürebilmek için arınacağım bu lekeli acılardan babamı affettiğim gün, sevdalarımı da affedeceğim soyacağım yüreğimi yeniden ulu orta. Utanmadan, sevişeceğim yeniden kana kana, kan(a) madan
sen de biliyorsun ki; saçlarına kır düşmüş mavi bir geceydi sevdam kayan bir yıldız da dilek olsaydık da, bizi tutsaydı... Pelin Onay
|
|
|
25 Eylül 2008 Perşembe
18:02:43
|
|
|
|
OY NE GÜZEL NE GÜZEL EMEGİNE SAGLIK
|
|
|
7 Kasım 2008 Cuma
02:58:22
|
|
|
BaNa SeN LaZıMSıN
Birşey eksik, tanımı olmayan ve buna rağmen tüm anlamları anlamsızlığa düşüren birşey... Öyleki kanar durur yıllardır içimde benden bağımsız bir yara.
Laf dinlemeyen üzgün, melan ama bir o kadar bana asi olan bir ben kandırır durur aklımı sürekli.
Yeni bir hayatın başlangıcındayken hayattımı oluşturan en büyük parçamın eksikliğinin farkındalığı herşeyden geri çevirir beni.
Mavi bir dünyanın düşündeyken ve mavi bir sevda yaratırken içinde kendime, bu farkındalık alıkoyar beni herşeyden...
Birşey eksik, tanımı olmayan ve buna rağmen tüm anlamları anlamsızlığa düşüren birşey.
Öyleki boşluğu telafisiz, öyleki yerine hiç birşey konulamayan..
Mavi düşleri kemiren birşey. Hayattan beni alıkoyan ve tek dostumu kollarımdan çekip alan birşey..
Şimdi o boşluğun ortasında açılan dipsiz bir karanlıktan aşağıya sarkıttığım bedenimi suçluyarak defalarca cezaya vuruyorum.
Şimdi mavi bir dünyanın yamacında yeni bir hayatın hayalini kurarken eksik parçamın yoksunluğundan içimdeki boşlukla o yamaçta kala kalıyorum hiç suçsuzken belkide.
Masumiyeti haram bilip kendime, girdiğim günahları hatırlıyorum bir bir ve hepsinde senden sonra kalan o boşluğun nasıl büyüdüğünü görüyorum ,kendimden kendime olan ihanetin kiniyle...
Siliyorum tüm zamanları geçmiş ve gelecek adına tek birşey kalmıyor senin düşünün içersinde.
Evet, birşey eksik şimdi,tanımı olmayan ve buna rağmen tüm anlamları anlamsızlığa düşüren birşey...
Öyleki kanar durur yıllardır içimde benden bağımsız bir yara ve ben her geçen günle tekrar tekrar deşerim onu seni unutmak gibi büyük bir ihanete sebep olmasın diye...
Öyle bir boşlukki içimdeki tarifi imkansız...
Bu gece gördüm yüreğimdeki o koca siyah çukuru tekrar.. Öyle bir boşluk ki bu sınırı sensizliğinle bile çizilemiyor artık...
Nerdesin, artık gel ve tamamlansın diğer yanım...
Bana sen lazımsın..
O karanlık rüyalarımın arasında nefessiz bırakarak öldürdüğüm sen...
Bana sen lazımsın, o mağrur bakışların, masum öpüşlerin lazım.
...netten
|
|
|
13 Kasım 2008 Perşembe
13:54:25
|
|
|
<------- umut varolandır ; mavi umuttur...sende yüreğini hap mavi tut... ------->
\\\\\\\" umuda ihtiyacım var...bu yüzden koşuyorum mavinin ardı sıra...şiirler yazıyorum gökyüzüne . denizlere...yüreğimin sesi , mavinin sesi olmuş...mavinin haykırışları var kulağımda...içimi acıtan,yüzümü güldüren... \\\\\\\" hiç benim kadar maviye ihtiyaç duyduğunuz anlar oldu mu? Ve bu anlarda koştunuz mu mavinin ardı sıra ?...
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
16 Kasım 2008 Pazar
22:19:09
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
18 Kasım 2008 Salı
00:16:16
|
|
|
GÜZEL GÖZLÜ KIZ Ey güzel gözlü kız! Gökyüzünde bir yıldız Yeryüzünde ceylan Bakışlarınla ürkeksin Seni kalbime gömdüm Artık hiç ölmeyeceksin; Ta ki ben ölünceye dek Hep beni bekleyeceksin.
Kalbimin her vuruşunda Kapımı çalar gibi, Uyandıracaksın beni Gönlümü yaktın artık, Sen de sönmeyeceksin.
Belki bir gün gidecek, Bir daha dönmeyeceksin. Ve... Seni ne kadar sevdiğimi, Hiç... Ama hiç bilmeyeceksin.
|
|
|
Sweety love (sweetylove)
1
|
|
18 Kasım 2008 Salı
12:49:22
|
|
|
Aramıştım umutla, yıllar yılı.
Sonunda; Bir bir topladım parçalarını.
Ellerini bulmuştum önce.
Yalnız, kaskatı gecelerimde
dolunaydan ışıltılar getirmişti
avuçlarının içinde.
Yüzünü bulmuştum.
Durgun bir gölü süsleyen,
nilüferlerin güzelliğinde.
Yüzüne damla gibi yayılan gülüşü de.
Uzak birer yldızda bulmuştum
ışıltılara dönüşen gözlerini de.
Dudaklarını bulduğumda
yanmıştı tenim.
Yanar dağların koru deymişcesine.
Bir şelalede bulmuştum saçlarını.
Gökkuşağının ışıltıları sıvanmıştı
her bir teline.
Gün doğumlarının taze kızıllığı
sıcacık teninde.
ilkyazların buram buram kokusu içinde.
İşte böyle...
Bir bir, parça parça toplayıp,
bir sen yaratmıştım içimde.
Sana bir de yürek bulmalıydım.
Bütün korkularını silip,
içine yudum yudum
sevgi doldurmalıydım.
Buldum da...
Ama, ya istemedin,
ya da korktun almadın.
Alışmıştın belki de,
hep böyle,
sevgisiz de yaşanır sandın.
Yeniden,
bir bir ayrılıp dağıldın.
Kristal bir ayna kırılmışcasına.
Kırılıp bin parçaya ayrılmışcasına.
Böyle kırılmak bir yana,
öylesine acıyor,
öylesine kanıyor ki yüreğim,
o, binlerce cam kırığı saplanmışcasına
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
21 Kasım 2008 Cuma
22:18:46
|
|
|
|
|
|
22 Kasım 2008 Cumartesi
04:52:19
|
|
|

Şincik buradaki Sadık, adamın adı mı oluca acep Yemliha,
Kim kine bu Sadık pek anlayamadım kine...
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
22 Kasım 2008 Cumartesi
21:53:54
|
|
|
bunlar sadece bir deyiş sen birtanesine bakmışşın daha fazla o deyişlerden var onlarada bak anarsınn
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
22 Kasım 2008 Cumartesi
21:58:52
|
|
|
|
ekliyimde bak görmemiş olabilirsin
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
22 Kasım 2008 Cumartesi
21:59:59
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
22 Kasım 2008 Cumartesi
22:01:26
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
22 Kasım 2008 Cumartesi
22:02:36
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
22 Kasım 2008 Cumartesi
22:04:08
|
|
|
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|