|
| Gönderen | Mesaj |
|
8 Ağustos 2008 Cuma
03:55:27
|
|
|
waayy
bişii diiill afiyet olsun..
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
03:57:24
|
|
|
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:07:15
|
|
|
Bu Sevgidir
Onun Güzelliğini Herkes Görüyorsa O Bence Az Güzeldir. Herkes Biliyorsa O Bence Hiç Güzel Değildir. Onun Güzelliğini Yalnız Ben Görüyorsam Bu Sevgidir. Yalnız Ben Biliyorsam Bu Aşktır. Hiç Kimse Görmüyorsa Bu Yalnızlıktır.
Özdemir ASAF
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:13:59
|
|
|
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:19:02
|
|
|

|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:20:05
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:22:31
|
|
|
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:26:26
|
|
|
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:28:47
|
|
|






|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:36:02
|
|
|
|
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
04:48:15
|
|
|
İyi sabahlar diliyoruummm.... Günaydın Güüünn..
Geceye arkadaşlığın için teşekkürler sevgili Yemliha, günün iyi geçsin..

Çaaylaaaaarrrrrrrrrrr firmadaaaannn...

e birazda sabah jimlastiğii...
Sevgiyleee...
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
05:13:08
|
|
|
iyi sabahlar sanada
|
|
|
Yemliha (ts836668986)
1305
|
|
8 Ağustos 2008 Cuma
05:14:53
|
|
|
|
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
03:16:05
|
|
|
SORDUM
Bu aralar bi hoş olup duruverdik işte yine.
Ağırlık çöktü bedenlere ve yüreklere.
Hareket yok.
"Bahar yorgunluğu" diyorlar ya, bu da neymiş böyle?!!
Anladınız mı?
Biliyor musunuz?
Nedir bu?
Bahar ve yorgunluk.
Bahar ve ağırlık.
Bahar ve küskünlük.
Bahar ve durgunluk.
Nedir ya?
Olur mu bahar denen en güzel tazeliğin yorgunluğu?
Olamaz.
Bir başka bir şey var bu işte.
Bunun adı bahar bahar.
Topraklar sürgün veriyor.
Doğa yeşilleniveriyor gecelerin durgunluğunda sabahlara günaydın şarkıları söyleyerek.
Bahar harekettir.
Neşedir.
Renktir.
Heyecandır.
Hepsinden de öte aşktır aşk.
Su gibi.
Rüzgar gibi.
Dalgaların kayaları dövmesi gibi.
Sürünmektir çayırlarda.
Koklamaktır çakıl taşlarının gizini.
Sevmektir,
Sevilmektir,
Paylaşmaktır,
Konuşabilmektir,
Yürekleri özgür bırakmaktır.
Çağlamaktır durgun sulara çarparak.
Bırakmaktır bedeni sevgiye.
Bahardır çünkü.
Son da değil ki, hazan duyguları basıp da eskiyen aşklara şiirler yazılabilsin.
Bu ilk.
İlkin baharı.
İlk aşk gibi.
İlk bakışlar gibi.
İlk oluşlar gibi.
İlk uçabilmek gibi.
İlk adı işte.
İlkler içinde neler olmaz ki.
Saysın bakalım güzel olabilen insanlar.
Döküldü bak nasıl da duygular.
Akıyor yüreklerden işitmek isteyen gönüllere ılıcacık.
İlk ile yorgunluk yan yana olmaz, olamaz.
Mor menekşeler selamlıyor iken yaşamı,
Nisan yağmurları silip atıyorken geçmişi,
Sıcaklığını hissettiriyorken güneşin parlayan yüzü,
Nasıl yorgun olunur?
Mehtapların kırgınlıkları,
İsyanları,
Samanyoluna ters bakışları,
Gerilim duvarındaki gölgeleri.
Yeşeren erik yaprakları,
Çatı aralarına yuva yapabilmek için uğraş veren kırlangıçları,
Bakıp da göremeyen geçici körlükleri,
İlkbahar ile atılmalı geçmişin çöplüklerine.
Bahar geldi bahar.
Bu yorgunluk baharı değil.
Bu sevdaların iliklerine pırıl pırıl berrak suların usulca yürütüldüğü bahar.
Ben sordum baharı kendime.
Bana öyle dedi.
"İnadına sevmeye devam et" dedi.
Seveceğim ya.
Şu yaşamın baharını da, kışını da, hazanları ile yazını da.
Ben sevmeye geldim dünyaya.
Ölesiye ve ölümsüzce sevmeye.
Yazar: Bilinmiyor
|
|
|
9 Ağustos 2008 Cumartesi
03:23:57
|
|
|
Sanırım sınıra yaklaşıyorum... belki de başlangıç.kim bilir? hangisi yaşam bilmiyorum. hangisinde mutluluk var onuda bilmiyorum. bildiğim yaklaşıyorum. diyorum ki ben neden dokunamıyorum herkesin dokunduğuna. sonra dokunamayanları buluyorum tarihte. onlarla yaşıyorum bir müddet. anlamıyorum asıl onların dokunması gerekirken nasıl olurda dokunmamdan gitmişler yada kendileri gitmeyi tercih etmiş. belki de dokunamadığımz yoktur... yani belkide onlar gerçeği buldukları için tükendiler. başımı iğnede durduramıyor. karıştırıyordu hemşire iki tane. şimdi üç ettiler. doktor mutlu ol diyor.ben diyorum: doktor anlat bana yaşam nedir? yoruluyorum biliyormusun mavi hayat... çok yoruluyorum. öylece süphana bakarken dalıp ağlıyorum bazen... yada tuşba`nın dağlarına, gölün maviliğine bakarken uçup bir derin zamana gidiyorum. sonra birden bir ses uyandırıyor beni... bir minik elde, bir çatlak tende kuzukulağı getirmiş bana minik şehriban... yanaklarından öpüyorum... diyorum ki kendime sen olmasan ne yapar bunlar? ya biri gelip incitirrse onları... hafifçe gülümseyip doğruluyorum ve yarı elimle yakalıyorum tekrar olanı, biteni.... çok yoruluyorum... plath`ın dediği gibi enineyim yada boyuna...
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
16:59:15
|
|
|
KEŞKE KARŞIMDAKİ İNSAN OLSAYDIM…
12.02.2004
Siz hiç yolda yürürken, karşınızdan gelen herhangi bir insanın yerinde olmak isteyecek kadar bunalıma düştünüz mü? Kendinizden, kimliğinizden ve her şeyden önemlisi yaşadıklarınızdan kurtulmak adına çaresiz bakışlarla insanları düşünce süzgecinizden geçirdiniz mi? O anki psikolojiniz ve ruh halinizle doğru tahlil yapamayacağınızı bile bile o anda herhangi bir insanın yerinde olup, onun sıkıntılarını omuzlamayı, böylelikle kendi dertlerinizden bir çırpıda kurtulmayı düşlediniz mi?
İnsan bazen kendini o kadar çaresiz, o kadar yalnız ve dertleriyle o kadar bunalım içinde hisseder ki; bununla başa çıkmak yerine sıkıntılarını bir nefeste yok etmek arzusu, içinde dayanılmaz bir hal alır. Öyle ki bazen derin bir uykuya dalıp uyandığında sıkıntılarının yok olacağını hayal eder; bazen de karşısında kendisini ve dertlerini hiç bilmediği bir insanla dertlerini de kabullenerek yer değiştirmeyi ister. Halbuki her insanın kendi dünyasında yaşadığı ne sayısız derdi, ne dermansız hastalıkları, ne çaresiz acıları vardır etrafındakilere yüzü gülerken. Ama insanoğlu dert çekerken, hastayken yada acılar içinde kıvranırken bunun sadece kendi başına geldiğini düşünür. O anda kendisi dışındaki her insan son derece mutlu, sağlıklı ve dertsizdir. İşte bu yüzden hep aklında “neden ben?” soruları birbiri ardına çakan şimşekler gibi ardı ardına patlar. Başkaları yerine kendisinin en şanssız birey olarak seçildiğini düşünerek kederine keder katar bir anlamda. Ama ya diğerleri…Onun gözünde her anlamda mutlu olan, dışarıdan bakıldığında yüzleri gülen diğer kişiler…Kimi onulmaz hastalıklarla boğuşur, kimisi sevdiğinden yana dert çeker, kimisi hayırsız bir evladın kurbanıdır, kimisi işsizlikten kıvranmaktadır yıllarca.
Oysaki siz, evet siz , Tanrının sizi ve gücünüzü sınamak adına tüm dertlerin size, sadece size gönderildiğini düşünürsünüz.
Bir an için mümkün olsa insanların yer değiştirmesi; işte o zaman kendinden daha dertli birisi ile karşılaşmanın acısıyla içiniz bir başka burkulacaktır kuşkusuz. Kendi dertleriniz, dert sayıp kederlendiğiniz ve gözünüzde fazlası ile büyüttüğünüz olaylar belki de çok anlamsız gelecek; hatta içinde bulunduğunuz durumu usulca kabulleneceksiniz o zaman.
Dertler, acılar, sıkıntılar,… tümü yaşam kesiti içinde hep bizimle olacaklar.Önemli olan çekilen sayısız sıkıntının arasında yeşeren filizleri görmek, bize göz kırpan pembe bulutlara gülümseyebilmek, her zaman için kendimizin en kuvvetli kişi olduğuna yine kendimizi inandırabilmektir.
Yaşam boyu kendiniz olmaktan vazgeçmeyeceğiniz çizgilerde buluşmak dileği ile…
Sevgiyle kalın.
Berya
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
18:59:46
|
|
|
Hasret

Uzak olmak yakın hissettiğine.. Ayrı şehirlerdeyken, Aynı şehirdeyken, Ya da yanı başındayken..
Hasret kalmak, özlem duymak.. Dudağındaki güzel sözcüklerin hapsolması.. Bir uzun "ahh" dikmek duyguların başına gardiyan misali.. Hapsolmak.. Tırnaklarınla duvara bir çizik daha atmak.. Günlerden hangi gün olduğunu unutmak.. Yada hepsinden daha başka bir şey..
Gittiğin o gün işte, Akrep zehrini boşaltmıştı damarlarıma. Yelkovan o günden beri yerinde saymada. Hafta sonu hafta içi aynı şeyler. Bir gün kadar kısa aylar ve ya mevsimler.
Donmuş bir zaman avucumda kalan Sensiz her yer karanlık köhne zindan İsmin duyulur bazen demir parmaklıklar ardından Ziyaretine gelmiş derler, biliyorum.. yine yalan.. yine yalan.. Üç öğün umut verirler işte.. sabah öğle ve akşam..
Hasreti yudumlayanlar zindanı iyi bilirler. Müebbet yiyenler ecelle terhis edilirler Alıntı...
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
19:26:29
|
|
|

Takdim / Mustafa İslamoğlu
Özlemekten yorulmuşum, kapında durdur beni Ucu sana dek ulaşan bir zincire vur beni Beni çöllerden sorma, ki sonra Mecnûn yerinir Aşksızlıktan taş kesilmiş şehirlere sor beni Karanlık yerlerimi bir bir soyundum asfaltlara Şimdi yüreğim üşüyor, giyindir ey nûr beni Ben Leyla`ma gidiyorum, çekil önümden Leyla Gayri, cennet olsan durmam, bak çağırıyor beni Toprağımın gözlerinden çöllerin yanağına Süzülen bir damlayım yâr, kabul buyur beni Hangi denize attımsa tutuştu saçlarından Bir kez bak, yoksa bu yürek yarı yolda kor beni ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
|
|
|
12 Ağustos 2008 Salı
19:27:06
|
|
|
Bir kez bak, yoksa bu yürek yarı yolda kor beni ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
|
|
|
13 Ağustos 2008 Çarşamba
01:35:15
|
|
|
Elvancım resimler paylaşımlar harika canım,
eline yüreğine emeğine sağlık diyoruuumm,
her birini arşivimede alıyorum keyifle,
sevgilerimi yolluyoruumm...
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|