|
| Gönderen | Mesaj |
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
14:50:54
|
|
|
Üç İhtiyar Misafir
Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.
`Ben sizi hiç tanımıyorum, der...
Ama aç ve susuz olmalısınız... Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim...`
`Evin erkeği içerde mi?` Diye sorar adamlar.
`Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.`
`O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil...` diye cevap verirler.
Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.
`Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler...`
Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder.
Ama bu defa da;
`Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz` der yaşlı adamlar.
Kadın öğrenmek ister;
`Niye giremezsiniz?..`
İhtiyarlardan biri açıklar:
`Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek.
Diğeri BAŞARI...
Ben ise SEVGİ...`
Sonra ekler; `Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz?..`
Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek;
`Ne güzel, der. Madem öyle, Zengin`i içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun...`
Karısı itiraz eder;
`Canım, niçin Başarı`yı çağırmıyoruz?`
Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar. Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler;
`Sevgi`yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!..`
`Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına... Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgi`yi davet et.`
Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar;
`Hanginiz Sevgi idi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol...`
Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler... Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarı`ya sorar;
`Ben sadece Sevgi`yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?`
Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler:
`Eğer Zengin`i ya da Başarı`yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi`yi davet ettin... O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz. Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
16:12:15
|
|
|
..susmayı tercih eder yüreğiniz
kelimelerin kaynağı harfler bile kayıptır
kayıplığınız nisbetinde,
tek kelime dahi çıkamaz , çığlıklar altında ezilen yüreğinizden,
eskitilmiştir yaşam
bağıran bir notanın inlemesidir içinizi yakan
notalar neden bağırsın ki diyerek
size yakıştırılan , size yapıştırılan ve sizin kaçtıklarınız
kaçtığınız ölçüde içine düştüğünüz
tadına alıştığınız güzellikten mahrum edişiliniz
hayatın kısır döngüsünün omzunuza insafsızca bıraktıkları
sizi anladığını söyleyenlerin sizi anlamadığı bir dünya…
evet buydu ,
aradığım noktadayım dediğiniz anla kaybettiğiniz anın cenkinde yaşadığınız yaşamsızlık
nefessizliğinize eklediğiniz ıssız hayalleriniz
ve ürktüğünüz sonlar
muaamma yaşamın can damarımıydı yoksa
ya da yaşam bunu hakediyorsun diyordu
hep güçlü insan çizme çabanız da bir kamburdu aslında;
yüreğinize, aklınıza dayatılmış bir kambur
ve ezildiğiniz kimliğiniz
dağların laf dinlemez yalnızlığıda yoktu
duvarlar , dağlar, balkon aralıkları belki de hepsi sonsuz bir boşluğa açılıyordu
acıydı ellerinizden akan
acının çocuklarıydı gebe kaldığınız
acıdığı kadar acıtanlardı yareniniz
susmayı tercih eder yüreğiniz
susadıkça susmalar
…
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
16:23:40
|
|
|
Eğer Zengin`i ya da Başarı`yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi`yi davet ettin... O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz. Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır
ben yanlışlıkla durgunlugumdan cennet gözlerinin esiriolmaktan kurtaramadımki sevgiyi davet edeyim uydum sana başarıyı tercih ettim vede sevgiyi sayende kaybettim cennet gözlüm
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
20:57:32
|
|
|
Susmalıyım
Bu yıldızsız gecede susmalıyım Bulutlar çok ağırıma gidiyor Biraz daha yüklenseler soğuyacağım Soluğumdan betimsiz fırtınalar kopacak Sol yanımdan müthiş bir sağanak başlayıp Kentin tüm sessizliğini sele boğacak.
Bu yıldızsız gecede susmalıyım Yorgun kaldırımlar ayaklarıma dolanıyor Önümde ürkek saçlı kız`ın gülen hayali Uzansam yüreğimle uçtu uçacak Yalnızlıktan ıslak gölgeme sarılıyorum Yoksa gözlerime eylül kan kusacak.
Susmalıyım bu yıldızsız gecede Her şey sessizliğin senfonisinde büyüyor Sönen ışıklar yüreğimde hoyrat bir bıçak -başka bir kente çoktan ulaştı gölgem- Kaçtıkça uzaklaşamıyor insan kendinden Saatleri durdurmasam sabah olacak.
Susmalıyım bu yıldızsız gecede Pencerelerde karanlık el sallıyor Her yanımı sessizliğin kolları sarmış Bir an dursam kent boşluğa kayacak Susmalıyım bu yıldızsız gecede Elbet biri sessizliğin dilinden anlayacak.
http://null/siir/siirkolikler.asp?id=1619
|
|
|
22 Mayıs 2008 Perşembe
14:26:59
|
|
|
Iyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm sevgisini paylasir.
Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine hayran… birakamaz bir türlü… Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar, çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz onu… Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir…
Ama adam bilir ki; “Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir” … Kelebegine son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine dogru…
Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz… Aklinda adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolasir saatlerce… Adam bir kelebege sevdali, bakip durur bosluguna. Kelebekse hala konacak sicak bir avuç aramakta…
Böylece kelebek sunu anlar: BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BIR AVUCTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR … Böylece adam sunu anlar: HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ …
O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya baslar, ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki; HIÇ BIR DAG BIR ÖZLEMI GÖMEBILECEGINIZ KADAR BÜYÜK DEGILDIR …
Adamsa sevdasini koyar simsicak avuçlarina; kelebegin yerine…
Sevgili dostum; Herkes bir seyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da yanlis… Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir; ayni zamanda düsüncelerine de…
|
|
|
22 Mayıs 2008 Perşembe
14:36:51
|
|
|
|
|
|
23 Mayıs 2008 Cuma
04:43:02
|
|
|
Suskunluk Vurgundur Gün Batımında
suskunluk vurgundur günbatımına önce bir çığlık karışır bozkırlara suya iner ceylanlar ve ışık ve ses gömülür suya böyle her akşam günbatımına offf derim öbür ucundaki ırmaklarına dünyanın öbür ucundaki şarkılarına ve gülmek o saat çığlık çığlığa bir ezgidir dudaklarımda Yılmaz Odabaşı
|
|
|
26 Mayıs 2008 Pazartesi
16:34:48
|
|
|
Sus. ÖyLece KaL Anılarda, Yeniden CanLanma.
Sus. Yoksa Zaman Bozacak Eski Büyüyü de, BaşLayacak Kabus
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
02:01:58
|
|
|
*** SeSSiz ve DeRiNDeN ***
..............``bir koca parça koparılırken gövdeden .................ince bir sızı iner köklere ..................sessiz ve derinden`` -----------
Tam da bütün yapraklarını dökmüşken gıcırdayan paslı demir kapının önünde nice yılların nice yellerini eskiten kavak ağacı
sürgüyü yokla iyice karart bütün ışıkları ve usulca çekil köşene hancı
tıka kulaklarını yorganın içinde / sık dişlerini etimi morartırken duyasın istemem yılan gibi kıvrılıp havada ıslık çalan kırbacı
eğer durdurmanın ve kesmenin vakti gelmişse başımın üstündeki enli kılıcı taşıyan sarkacı kelleyi kurtarıvermek gibi basite indirgenebilir mi hiç zamanı kör jiletle iğdiş etmenin amacı
dibi delinmiş mataram da buharlaşırken su irisine umutsuzluk oturmuş gözlerimin başlamamış uykusu bitmedeyse neylerim ben hekimi? neylerim ki ilacı?
karanlığı ellerinle yokla allah aşkına
eğer gecene ağır bir yük yüklediyse bu yabancı onun Son kelamını sabaha iletmek boyun borcundur bilesin hancı
sorana, son sözü suskunluktu demelisin
suçlamadım, suçlamıyorum ne nemli taşlarda pamuk kurutmaya çalışan hallacı ne kurdeşen olmuş yaralarda kalem kıran yargıcı
ve şayet; son anı tasfire gerek olursa susma, anlat /anlat ki
yürek şekline bükülürken sancı gülümsediğim bilinsin acı acı
13/03/2006 Mine Özdemirtaş
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
12:49:45
|
|
|
Sen Yoksun
Sen yoksun ve ben yine seni düşünüyorum,
Sensizliğime yakıyorum son sigaramı,
Sabahın5i olmak üzere
Sen yoksun ve ben yine seni düşünüyorum
Aslında düşünüyorumda hiç bir zaman olmadın ki hayatımda,
Hiç bir zaman sevmedin ki beni doyasıya,
Öpmedin ki boğarcasına,
Tutmadın ki ellerimi hiç bir zaman öyle bırakmasacıya...
Sen yoktun ben senindim,
Sen sevmedin ben sevdim,yanındayken bile elinin tersiyle ittin,
Ama ben yine seni sevdim,
Seninleken sensiz yaşamaya alıştım
Ve seni çok sevdim...
Çok olmadı ayrılalı senle,
Aslında ismini bile koyamadığın,
Bu saçma ilişkiyi (SEN)bitireli,
Çok olmadı...
Şimdi neden bu şiiri bana yazdın deme,
Kızma nolur bana,
Kızma...
Sadece özledim,
Çok özledim,yalandan da olsa
Öpüşlerini,sarılışlarını,en öenlisi ellerini,gözlerini özledim...
Yoksun,yine bu sabahta yoksun yanımda,
Ben sendeyim,
Ve seninleyim düşlerimde,
Sen hiç olmadığın hayatımdan
Çıkmak istiyorsn ama üzgünüm,
Benim elimde değil,
Bu yürek izin vermiyor beni terkedip gitmene...
Daha önce denedin oldu mu söyle,başarabildin mi gitmeyi,terketmeyi,
Yine olmicak,olamaz...
Sen git istediğine,istediğin kollara,yabancılara,
Bendeki sen hep kalıcak,daima kalıcak,
Sanmaki bende yalnız kalıcam hayatıma başkaları giricek elbet ama unutma,
Sen hep bende kalıcaksın,
En gizli en örtülü yerimde sızlayan bir yara olarak kalıcaksın,
Hayatıma sonradan girecek olanlar,
Sadece bu yarayı onarmaya çalışacak...yokluğunu yarabandı olarak...
ŞUnuda bil ki,dön dersen bir gün,bugün kadar sana aşık olmayabilirim Belki,ama dönde nolur br gün,
Bellkide o gün bu günden dahada çok sevebilirim seni....
Sen yoksun ben varım,biz yokuz sen varsın....
Kusurabakma rahatsız ettim seni,düşüncelerimde yordum ismini,
Kimbilir belki çınlattım kulaklarını,kusaurabakma,seviyorum hala seni....
Sen yoktun,yokluğunda bulanlardan oldum seni...
Bedenin yoktu ama düşlerimde hep benimleydin...ve hala öyle...
Susmada bil sözler yalvarmalar vardır unutma,susuyorsam eğer seni Görünce,
Bu senden vazgeçtim anlamına gelmez,gitgide sana b
Bağlanmaktan,korktuğum,seni sensiz yaşamaktan bıktığım içindir....
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
16:27:49
|
|
|
Gecenin kokusu sinerken üzerime, beyin kıvrımlarında dansetmekte kelimeler.
Anlamsızlık yapışmışken ömrümün sayılı kalan zamanına, tüm ihtişamınla geldin sensiz kıyılarıma. İmkansızlığını soyundukça sevdanı giydirdin üzerime.
Ben sana aktıkça sen doldun.. Sen benimle doldukça taştın.. Taştıkça sardın, sardıkça yaktın.
Ayazda iki yürek, yangınlar ortasında, küllerin içinde dans ederdi bir zamanlar... Hangi zamanlar.. Ne zaman..var mıydı öyle bir zaman…
Yoktu senden öncesi yaşanmışlıklardan arta kalan. Yaşanmamış ne varsa sana dair, akreple yelkovanın takılı kalmış ucunda...
`Sensizliğim.. Kalın bir örtü gibiydi yüreğimin üzerini örten..`
Seninle bu kadar doluyken, her yanım seninle çevriliyken ne yöne dönsem sana “sobe”lenirken, görünmez ellerin hala yüreğimi sıkarken.....
De bana sevgili, Yok sayabilir miyim seni? De bana… Yok sayabilir miyim yaşanmış bir sevdanın küllerini eşelendiğimi? Yok sayabilir miyim sana olan sevgimi? Peki ya, yok sayabilir miyim sendeki yüreğimi?
Sen gitsen de benden, ben yine söküp getiririm seni yaşadığın şehrin kalbinden.. Sen öldüm desen de o aşifte şehrin rahminden sezeryanla alırım seni. Ben bu kadar senken.. Sen bu kadar benken.. Bizken.. Yok say beni diyemezsin, isteyemezsin bunu benden...
Ama… gittin benden.. Gitmemi istedin senden.. Korktun belki de aşktan, hiç yaşamadığın bu tılsımlı duygudan..
Affet, yok sayamadım seni sevgili.. Ben seni yok sayamadım.. Zamanın durduğu bu noktada susuyorum. Kanayan ruhumun tüm kırılmışlığıyla, hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum.. Ve ilk kez yüreğine fısıldıyorum: “Yok sayabilirsin artık beni”
Yenilgiyi yakıştıramadım kendime, tıpkı gidişleri yakıştıramadığım gibi.. Ama bana çok yakıştığını düşünmüş ki hayat, iğneledi üstüme hayal kırıklığını ve terkedişleri..
Acaba bir gün...Bir gün hayat eğilip de öper mi beni de alnımdan...
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
16:31:44
|
|
|
http://www.ortanokta.com/benfeba/blog/blogid=1261542#blog Ve sen sessizce suskunca gitmeyi tercih ettin, bir tek kelime soylememek icin lal oldun. Sen sessizce gittin; arkandan bakarken ben; icim bagiriyordu umutla, saskinlikla gidisini izliyordu gozlerim ve cigliklar atiyordu bana biraktiklarin! Sen sessizce gittin; aldin gittin seni, senin bana biraktilarini beni, beni sen yapan seni, kalmasini istedigim her seyi ve daha fazlasini alarak gittin! Disim ve tirnagim ile kendime kattigim emegimi arkana donerek aldin gittin! Adimlarini saydim sen giderken... Tutup kolundan geri dondurmek istedim, olu bir ceset gibi agrlasmisti bedenim yapamadim! Mevsimsiz gocmen kus gibiydin hayatimda yazsiz, kissiz ve baharsiz. Ama tadiydin ayni zamanda da tuzu ve nefesi cigerlerimin, kalp atisikanimin... Ve sen sessizce, suskunca umursamazca gitmeyi tercih ettin. ... ve de gittin...
|
|
|
2 Haziran 2008 Pazartesi
17:35:28
|
|
|
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
02:21:57
|
|
|
Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Korkar oldum noktalar koymanın ardından yeni cümleler kurmaya... Artık yokmuşsun, artık yokmuşum, artık yokmuşuz... Gün batımları yokmuş oturduğumuz odanın sarı duvarlarına yansıyan... Ellerin yokmuş en beklenmedik anda ellerimle kavuşan... Aşklar yokmuş artık, bir zamanlar var olduğuna inanılan...
Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… İçimde kırılan bir ayna kaldı sadece... Geceler yokmuş artık, gündüzler de… Saatlerin kadranları kırılmış, küsmüş zamana... Kala kala bir rüya kalmış geceleri buluştuğum... Bir zamanlar bir romantiğin sarhoş eden gitar sesini dinlediğimiz yer de silinmiş gitmiş haritalardan... Ne çok şey kalmamış, ne çok hiçbir şey var olmuş yaşanıp bitmişlerden…
Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… En çok da isminin içinde geçenleri... Bir pusula ömründe ilk kez yanlış yönü göstermiş... Gururuyla intiharı seçmiş, düşüp kırılmış yanlış yönü gösterdi diye... Güney de yokmuş artık, kuzey de… Sabahları yaşadığımız doğu silinip gitmiş, batıysa hiç olmamış ki daha önceden zaten…
Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Kala kala sadece ve sadece o kelimeler arasına yerleştirilen birkaç küçük nokta kalmış... Sadece üç nokta… Apostroflar yokmuş artık, virgüller de çoktan yitip gitmiş geldikleri masallar alemine... Ne bir ünleme rastlayabilirmişiz artık bu ucunu göremediğimiz sokağın ortasında, ne de kendini sorgulayıp duran tek bir soru işaretine…
Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Yok olmuş dakikalar, saatler, saniyeler... Ve sen biraz da... Sahi biz hiç var olduk mu dersin? Belki olduk, belki olmadık... Aslında ne kadar yanıldık, ne kadar aldandık... Biz koskoca birer yalandık... Odanda dağınıklığımı toplayan bir gölge vardı ya hani, o da yok artık... Dağınıklığım da yok, serzenişlerim, boşvermişliklerim de... Artık biz yokuz ki…
Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Ancak, bana aldırmadan geçip giden zaman kalabilirdi ardımdan... Devam etti takvim yaprakları ardı ardınca koparılıp atılmaya... Aylar yıllara dönüp gitti... Artık ay yok, yıldızları da kaybettim ne zamandır... Sahi gökyüzü var mıydı seni sevdiğim zamanlar? Bilmiyorum ama, banyonda her sabah baktığım aynada gördüğüm siluetin yok artık... Ya da telefonlarda duyduğum sesin... Yoklar ne zaman var oldu! Veda etmeyi mi unuttuk artık olmayanlara yoksa!
Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… İki şehir, bir köprü vardı bir zamanlar... Eskiden izlediğimiz filmler yok artık, ilk kez gittiğimiz bale de oynanmadı bir daha hiç... Belki bir tiyatro oyununun ta kendisi bizdik... Tanrım, sen ve ben ne çok şey yitirdik... Birdik, bizdik, “en”dik, tektik… Sahi biz ne zaman bittik! Ne kadar zaman geçtiyse üzerinden, bu gece o kadar yutuyorum sesli harflerimi…
“Ah”larımı yutuyorum artık... Avaz avaz susuyorum, sessiz sessiz çığlıklar atıyorum bu gece kendi kendime... Bitenlere gülüp başlamak isteyenlere ağlıyorum... Hüzünler mutlu ediyor beni, mutluluklara ağlıyorum... Her şey ters dönüyor ama ben yırtıp atıyorum bir kağıda yazdığım seni, yutuyorum bütün sesli harflerimi… Elveda sevgili…
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
20:10:41
|
|
|
Susma,
Sen sustun diye bozuldu büyü; Dağıldı periler, yıkıldı Kaf, Anka öldü. Sen sustun, Derinleşen bir kuyudur Şimdi içimde zaman. Yiter dibinde uyku, Yiter rüya, Yiter benim Yusufluğum. Ah, kırılır çıkrığı bu kuyunun, El atmaz kimse, Çürür çöl ortasında, çürür… Bulamaz beni hiçbir bezirgân. Çünkü sen sustun diye durdu Heybesinde umut taşıyan kervan. Susma, susarsan Kim çıkarır beni bu dipsiz kuyudan? Ey saçlarında aydınlık, Ninnilerinde yağmur saklayan! ...... Sen sustun, Sustu ninni, masal sustu… Ey rüyaları çalan haramiler! Alın gözlerimdeki buğuyu, Kerpiç bir damın bacasında tüten Alın, ekmek kokusunun hazzını. Alın çıkınımda ne varsa: Çizmelerimde sakladığım hıçkırığı, Çakıma sürülen söğüt suyunu… Nasılsa, Koptu elimden annenin saçları, Zamanın ipi koptu. Gök mavi olmayacak artık, Nasılsa yağmura küstü nisan, Çiçekler kanmayacak bahara. Geri dönmeyecek bir daha, Geri dönmeyecek; Son sefere çıktı göçmen kuşlar.
Sustu masal, Ah, bir Şehrazat kadar bile Yer tutmuyor insan.
(alıntı)
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
03:48:31
|
|
|
Ben suskunluğunun esiriyim.
Konuşmayan sözcüklerinin,gözlerine yansıyan tarafının esiriyim.
Bana bakmayan gözlerinin,gizliden gizliye izleyen bakışlarının...
Seni hep bir şeylerden saklayan yanım,
gece uyuduğunda sevgimi avazım çıktığı kadar bağırarak,
tüm Dünya'ya haykıran yanım...
Yüzüne sessiz çığlıklarımla haykırmanın huzur dolu hırçınlığında,
kendimi kaybetmemek için derin bir nefes daha çektim kokundan.
Ellerini tuttum sıkıca ve senin yaptığın gibi,
yanaklarımı ellerinin o sıcaklığına yerleştirdim.
Biliyor musun?
Kendimi kandırıyorum ben.
Sen hiçbir yerde yoksun.
Aslında yokluğunu oyunlarımla kapatmaya çalışıyorum.
Sen varmışsın gibi masaya iki tabak yerleştiriyorum.
Hala sevdiğin yemekleri yapıyorum biliyor musun?
Gece yatağa uzandığımda düşlerinin binbir tanesiyle süslüyorum uykularımı.
Seni beklerken,resimlerinle konuşuyorum,bazen kavga ediyorum onlarla.
Evet farkındayım,ben hala anılarımı toparlamaya çalışıyorum.
Hala uykumu yastıklarla boğup,
gözlerime bir kibrit çöpü daha koyarak seni bekliyorum.
Bir gün bu kapının çalacağını ve senin geleceğini düşündükçe,
içimdeki uçurtmaların hepsi dans ediyor benimle.
Seni beklerken umutlarımın en beyazını giyiyorum üstüme.
Seni beklerken renklerle boğuşuyorum.
Anladım, ben gene kendimi kandırıyorum...
Gelmeyeceğini bile bile umutlarımla,hayallerimle dalga geçiyorum.
Artık senden başkasına verecek sevgim,enerjim,sabrım kalmadı.
Yokluğunda,sığınabileceğim,oyunlarla avunabileceğim bir ben kalmadı.
Düşünüyorum da aramızdan neler geçmiş, ben nelere bürünmüşüm.
Kendim olmak bir yana ne yalanlar geçmiş kimliğimden.
En çok hangi kimliğimi sevdin çok merak ediyorum.
Yokluğumu mu?
Varlığımı mı?
Yoksa sana esir olan yanımı mı?
Yalvarışımı mı sevdin en çok?
Sana dalıp giden gözlerimi mi sevdin?
Yoksa kaybetme korkusuyla her gün eriyip giden tarafımı mı?
Şehrine geldim senin hatırlıyor musun?
Yoksa oradaki yabancılığımı mı sevdin benim?
Sana karşı olan acizliğim,sevgimin umutsuzluklarla yok olup giden tarafı ve
baştan başa her tarafı sen olan yaşam kaldı elimde...
Gelgitlerden yorulmuş bir beden, konuşmayı unutmuş sözcükler kaldı.
Hayatımda ne varsa tükettim senin için.
Kendime ve insanlara olan güvenimi; sana olan sevgimdeki inancımı,
o iki kelimenin anlamını...
Hatırlıyor musun sevgili, bana kızdığın zamanlarda kendi şehrine git derdin.
Yalvarışımın çığlıklarını hatırlıyor musun?
Sonra geçerdi kızgınlığın, yanına çağırırdın beni.
Gel derdin gelirdim ve yeniden giderdim.
Bana varlığımdan bahsettiğin zamanlarda,
bir kez daha kovulurdum Dünya'ndan.
Varlığımdan rahatsız olmadığını,
hatta sadece varlığımın olmasının sana yettiğini söylerdin.
Bana olan ilgisizliğini böyle açıklardın.
Yokluğumda ise beni özlediğini söyler,
geldiğimde varlığımın sana verdiği huzurla,
beni tek başıma gecenin karanlığına iterdin.
İşte, gelgitler arasındaki kayboluşum ilk burada başladı.
Anladım; ben gene kendimi kandırıyorum...
Artık beklemenin o korkunç karanlığını yaşamaktan vazgeçip,
senin beni her terk edişinde attığın o dipsiz kuyuya ben atıyorum kendimi.
Çünkü çırpındıkça biraz daha batıyorum yokluğuna.
Seni sevebilmek için verdiğim çabalarımı gene seninle tüketiyorum.
Artık senin varlığını, yokluğunla birleştirip tozlu raflara kaldırıyorum.
Nasıl olsa ikisi de aynı...
Varlığında yokluk, yokluğunda beklentilerin en zehirlisi...
Sana ise renklerin en koyusunu, yokluğumu bırakıyorum.
Sana sadece sevgimin en siyahını bırakıyorum...
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
11:41:47
|
|
|
Duvarlar bilirim kelepçe sesinde küflü türkülerle dokunan ayazı, acılı tükenmişlikler zemherisi mahkum bir sestir içimdeki kendini saçlarına tel tel prangalamış ve zaman ölümdür akrebi yoklukla varlık arası gözlerinsizliğimde takılıp kalmış... Ve diyorum mahkum bir sestir içimdeki... prangası acıtır kanayan bileklerimi suçu özlemek olan her faninin feryadı kulaklarımda sus olur. ve zaman ölümdür azrailse sessiz bekler kan dinsin diye... Kelimeler, en acımasız halleriyle sırıtıyorlar acizliğime her cevap bir cinayet sebebi, her sual bir intihar olurken soru işaretlerinde en avaz çığlıklarıyla gömüyorlar şiirleri şairler ecel olup ölüm bakıyorlar ve dilim kendi kıyımında tüketirken zamanı hüzünler bırakılıyor suskunluğumun üstüne ama noktası konulamıyor aşkın her bakışa bir virgül atıyorum her acıya üç nokta… Ve işte mahkum bir sestir içimdeki anlamsızlaşmış alfabe kırıntılarını sayısı belirsiz noktalarla biçimlendiriyorsa karşı kıyıda duran martı, kanadını bu sefer hüzün dolu kaldırmıyorsa ve karanlıksa yine gece kimse bilmez yalnızlığımın sensizliklik olmadığını şimdi sallanan sandalye idam sehpası haşmetindeyse korkmuyorum zamandan keşfedilmemiş sırlar sakladım içimde ve şimdi biliyorum ki ne ben, ne sevdam asıl zamandır ölümlü olan... Ve zamana yenik bir aşkın tam göbeğinde yanyana durur akrep ile yelkovan bir yanda yalnızlık türküleri söylenir benimse şiirler geçer aklımın kalabalığından "ölümdür yaşanan tek başına aşk iki kişiliktir…" der şair oysa ayrılık da öyledir..! giden cellat olur kalansa kurban ve bu defa aşktır tek başına yaşanan ölüm iki kişiliktir biri cellat diğeri kurban
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
18:58:12
|
|
|
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
18:58:36
|
|
|
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
19:01:00
|
|
|
hoşlanmadıgım sözler
sözler duydum dilinden
çoktandır beride anlayamadım
sanamı kaldı bana hesap sormak
herşeye kafa yormak delirdin iice sen saçmalıyorsun
bu işi yabana atmayalım dertleri kederi çogaltmalayalım
ipin ucunu bırakmayalım
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|