Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > Niçin susar insan?

Niçin susar insan?


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
21 Mayıs 2008 Çarşamba 14:50:54

Üç İhtiyar Misafir



Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.

`Ben sizi hiç tanımıyorum, der...

Ama aç ve susuz olmalısınız... Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim...`

`Evin erkeği içerde mi?` Diye sorar adamlar.

`Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.`

`O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil...` diye cevap verirler.

Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.

`Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler...`

Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder.

Ama bu defa da;

`Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz` der yaşlı adamlar.

Kadın öğrenmek ister;

`Niye giremezsiniz?..`

İhtiyarlardan biri açıklar:

`Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek.

Diğeri BAŞARI...

Ben ise SEVGİ...`

Sonra ekler; `Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz?..`

Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek;

`Ne güzel, der. Madem öyle, Zengin`i içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun...`

Karısı itiraz eder;

`Canım, niçin Başarı`yı çağırmıyoruz?`

Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar. Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler;

`Sevgi`yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!..`

`Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına... Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgi`yi davet et.`

Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar;

`Hanginiz Sevgi idi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol...`

Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler... Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarı`ya sorar;

`Ben sadece Sevgi`yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?`

Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler:

`Eğer Zengin`i ya da Başarı`yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi`yi davet ettin... O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz. Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
21 Mayıs 2008 Çarşamba 16:12:15

 

..susmayı tercih eder yüreğiniz

kelimelerin kaynağı harfler bile kayıptır

kayıplığınız nisbetinde,

tek kelime dahi çıkamaz , çığlıklar altında ezilen yüreğinizden,

eskitilmiştir yaşam

bağıran bir notanın inlemesidir içinizi yakan

notalar neden bağırsın ki diyerek

size yakıştırılan , size yapıştırılan ve sizin kaçtıklarınız

kaçtığınız ölçüde içine düştüğünüz

tadına alıştığınız güzellikten mahrum edişiliniz

hayatın kısır döngüsünün omzunuza insafsızca bıraktıkları

sizi anladığını söyleyenlerin sizi anlamadığı bir dünya…

evet buydu ,

aradığım noktadayım dediğiniz anla kaybettiğiniz anın cenkinde yaşadığınız yaşamsızlık

nefessizliğinize eklediğiniz ıssız hayalleriniz

ve ürktüğünüz sonlar

muaamma yaşamın can damarımıydı yoksa

ya da yaşam bunu hakediyorsun diyordu

hep güçlü insan çizme çabanız da bir kamburdu aslında;

yüreğinize, aklınıza dayatılmış bir kambur

ve ezildiğiniz kimliğiniz

dağların laf dinlemez yalnızlığıda yoktu

duvarlar , dağlar, balkon aralıkları belki de hepsi sonsuz bir boşluğa açılıyordu

acıydı ellerinizden akan

acının çocuklarıydı gebe kaldığınız

acıdığı kadar acıtanlardı yareniniz

susmayı tercih eder yüreğiniz

susadıkça susmalar



 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
21 Mayıs 2008 Çarşamba 16:23:40

Eğer Zengin`i ya da Başarı`yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi`yi davet ettin... O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz. Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır

 

ben yanlışlıkla durgunlugumdan cennet gözlerinin esiriolmaktan kurtaramadımki sevgiyi davet edeyim uydum sana  başarıyı tercih ettim vede sevgiyi sayende kaybettim cennet gözlüm

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
21 Mayıs 2008 Çarşamba 20:57:32

Susmalıyım

 


Bu yıldızsız gecede susmalıyım
Bulutlar çok ağırıma gidiyor
Biraz daha yüklenseler soğuyacağım
Soluğumdan betimsiz fırtınalar kopacak
Sol yanımdan müthiş bir sağanak başlayıp
Kentin tüm sessizliğini sele boğacak.

Bu yıldızsız gecede susmalıyım
Yorgun kaldırımlar ayaklarıma dolanıyor
Önümde ürkek saçlı kız`ın gülen hayali
Uzansam yüreğimle uçtu uçacak
Yalnızlıktan ıslak gölgeme sarılıyorum
Yoksa gözlerime eylül kan kusacak.

Susmalıyım bu yıldızsız gecede
Her şey sessizliğin senfonisinde büyüyor
Sönen ışıklar yüreğimde hoyrat bir bıçak
-başka bir kente çoktan ulaştı gölgem-
Kaçtıkça uzaklaşamıyor insan kendinden
Saatleri durdurmasam sabah olacak.

Susmalıyım bu yıldızsız gecede
Pencerelerde karanlık el sallıyor
Her yanımı sessizliğin kolları sarmış
Bir an dursam kent boşluğa kayacak
Susmalıyım bu yıldızsız gecede
Elbet biri sessizliğin dilinden anlayacak.


http://null/siir/siirkolikler.asp?id=1619

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
22 Mayıs 2008 Perşembe 14:26:59

Iyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük
bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm
sevgisini paylasir.

Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine
hayran… birakamaz bir türlü… Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar,
çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz
onu… Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir…

Ama adam bilir ki; “Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir” … Kelebegine
son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine
dogru…

Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek
yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz… Aklinda adam, o çiçek
senin bu çiçek benim dolasir saatlerce… Adam bir kelebege sevdali, bakip
durur bosluguna. Kelebekse hala konacak sicak bir avuç aramakta…

Böylece kelebek sunu anlar: BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BIR
AVUCTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR …
Böylece adam sunu anlar: HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ


O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya
baslar, ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki; HIÇ BIR DAG
BIR ÖZLEMI GÖMEBILECEGINIZ KADAR BÜYÜK DEGILDIR …

Adamsa sevdasini koyar simsicak avuçlarina; kelebegin yerine…

Sevgili dostum; Herkes bir seyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da
yanlis… Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir; ayni
zamanda düsüncelerine de…

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
22 Mayıs 2008 Perşembe 14:36:51

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
23 Mayıs 2008 Cuma 04:43:02

 
Suskunluk Vurgundur Gün Batımında


suskunluk
vurgundur
günbatımına
önce bir çığlık karışır bozkırlara
suya iner ceylanlar
ve ışık
ve ses
gömülür suya
böyle her akşam
günbatımına
offf derim
öbür ucundaki ırmaklarına dünyanın
öbür ucundaki şarkılarına
ve gülmek
o saat
çığlık çığlığa bir ezgidir dudaklarımda
 Yılmaz Odabaşı
 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
26 Mayıs 2008 Pazartesi 16:34:48
Sus. ÖyLece KaL Anılarda, Yeniden CanLanma.

Sus. Yoksa Zaman Bozacak Eski Büyüyü de, BaşLayacak Kabus

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
28 Mayıs 2008 Çarşamba 02:01:58

 

*** SeSSiz ve DeRiNDeN ***
  



..............``bir koca parça koparılırken gövdeden
.................ince bir sızı iner köklere
..................sessiz ve derinden``
-----------


Tam da bütün yapraklarını dökmüşken
gıcırdayan paslı demir kapının önünde
nice yılların nice yellerini eskiten kavak ağacı


sürgüyü yokla iyice
karart bütün ışıkları
ve usulca çekil köşene hancı


tıka kulaklarını yorganın içinde /
sık dişlerini
etimi morartırken duyasın istemem
yılan gibi kıvrılıp havada ıslık çalan kırbacı


eğer durdurmanın ve kesmenin vakti gelmişse
başımın üstündeki enli kılıcı taşıyan sarkacı
kelleyi kurtarıvermek gibi basite indirgenebilir mi hiç
zamanı kör jiletle iğdiş etmenin amacı


dibi delinmiş mataram da buharlaşırken su
irisine umutsuzluk oturmuş gözlerimin başlamamış uykusu
bitmedeyse
neylerim ben hekimi?
neylerim ki ilacı?


karanlığı ellerinle yokla allah aşkına

eğer
gecene ağır bir yük yüklediyse bu yabancı
onun Son kelamını sabaha iletmek boyun borcundur
bilesin hancı


sorana,
son sözü suskunluktu demelisin


suçlamadım, suçlamıyorum
ne nemli taşlarda pamuk kurutmaya çalışan hallacı
ne kurdeşen olmuş yaralarda kalem kıran yargıcı


ve şayet;
son anı tasfire gerek olursa susma, anlat /anlat ki


yürek şekline bükülürken sancı
gülümsediğim bilinsin
acı acı


13/03/2006
 
Mine Özdemirtaş


 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
28 Mayıs 2008 Çarşamba 12:49:45

Sen Yoksun



Sen yoksun ve ben yine seni düşünüyorum,

Sensizliğime yakıyorum son sigaramı,

Sabahın5i olmak üzere

Sen yoksun ve ben yine seni düşünüyorum



Aslında düşünüyorumda hiç bir zaman olmadın ki hayatımda,

Hiç bir zaman sevmedin ki beni doyasıya,

Öpmedin ki boğarcasına,

Tutmadın ki ellerimi hiç bir zaman öyle bırakmasacıya...



Sen yoktun ben senindim,

Sen sevmedin ben sevdim,yanındayken bile elinin tersiyle ittin,

Ama ben yine seni sevdim,

Seninleken sensiz yaşamaya alıştım

Ve seni çok sevdim...



Çok olmadı ayrılalı senle,

Aslında ismini bile koyamadığın,

Bu saçma ilişkiyi (SEN)bitireli,

Çok olmadı...



Şimdi neden bu şiiri bana yazdın deme,

Kızma nolur bana,

Kızma...

Sadece özledim,

Çok özledim,yalandan da olsa

Öpüşlerini,sarılışlarını,en öenlisi ellerini,gözlerini özledim...

Yoksun,yine bu sabahta yoksun yanımda,

Ben sendeyim,

Ve seninleyim düşlerimde,

Sen hiç olmadığın hayatımdan

Çıkmak istiyorsn ama üzgünüm,

Benim elimde değil,

Bu yürek izin vermiyor beni terkedip gitmene...

Daha önce denedin oldu mu söyle,başarabildin mi gitmeyi,terketmeyi,

Yine olmicak,olamaz...

Sen git istediğine,istediğin kollara,yabancılara,

Bendeki sen hep kalıcak,daima kalıcak,

Sanmaki bende yalnız kalıcam hayatıma başkaları giricek elbet ama unutma,



Sen hep bende kalıcaksın,

En gizli en örtülü yerimde sızlayan bir yara olarak kalıcaksın,

Hayatıma sonradan girecek olanlar,

Sadece bu yarayı onarmaya çalışacak...yokluğunu yarabandı olarak...

ŞUnuda bil ki,dön dersen bir gün,bugün kadar sana aşık olmayabilirim Belki,ama dönde nolur br gün,

Bellkide o gün bu günden dahada çok sevebilirim seni....



Sen yoksun ben varım,biz yokuz sen varsın....

Kusurabakma rahatsız ettim seni,düşüncelerimde yordum ismini,

Kimbilir belki çınlattım kulaklarını,kusaurabakma,seviyorum hala seni....

Sen yoktun,yokluğunda bulanlardan oldum seni...

Bedenin yoktu ama düşlerimde hep benimleydin...ve hala öyle...

Susmada bil sözler yalvarmalar vardır unutma,susuyorsam eğer seni Görünce,

Bu senden vazgeçtim anlamına gelmez,gitgide sana b

Bağlanmaktan,korktuğum,seni sensiz yaşamaktan bıktığım içindir....

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
28 Mayıs 2008 Çarşamba 16:27:49

Gecenin kokusu sinerken üzerime, beyin kıvrımlarında dansetmekte kelimeler.

Anlamsızlık yapışmışken ömrümün sayılı kalan zamanına, tüm ihtişamınla geldin sensiz kıyılarıma.
İmkansızlığını soyundukça sevdanı giydirdin üzerime.

Ben sana aktıkça sen doldun.. Sen benimle doldukça taştın.. Taştıkça sardın, sardıkça yaktın.

Ayazda iki yürek, yangınlar ortasında, küllerin içinde dans ederdi bir zamanlar... Hangi zamanlar..
Ne zaman..var mıydı öyle bir zaman…

Yoktu senden öncesi yaşanmışlıklardan arta kalan. Yaşanmamış ne varsa sana dair, akreple yelkovanın takılı kalmış ucunda...

`Sensizliğim.. Kalın bir örtü gibiydi yüreğimin üzerini örten..`

Seninle bu kadar doluyken, her yanım seninle çevriliyken ne yöne dönsem sana “sobe”lenirken,
görünmez ellerin hala yüreğimi sıkarken.....

De bana sevgili, Yok sayabilir miyim seni?
De bana… Yok sayabilir miyim yaşanmış bir sevdanın küllerini eşelendiğimi?
Yok sayabilir miyim sana olan sevgimi?
Peki ya, yok sayabilir miyim sendeki yüreğimi?

Sen gitsen de benden, ben yine söküp getiririm seni yaşadığın şehrin kalbinden..
Sen öldüm desen de o aşifte şehrin rahminden sezeryanla alırım seni.
Ben bu kadar senken..
Sen bu kadar benken..
Bizken..
Yok say beni diyemezsin, isteyemezsin bunu benden...

Ama… gittin benden.. Gitmemi istedin senden.. Korktun belki de aşktan, hiç yaşamadığın bu tılsımlı duygudan..

Affet, yok sayamadım seni sevgili.. Ben seni yok sayamadım.. Zamanın durduğu bu noktada susuyorum. Kanayan ruhumun tüm kırılmışlığıyla, hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum..
Ve ilk kez yüreğine fısıldıyorum: “Yok sayabilirsin artık beni”

Yenilgiyi yakıştıramadım kendime, tıpkı gidişleri yakıştıramadığım gibi.. Ama bana çok yakıştığını düşünmüş ki hayat, iğneledi üstüme hayal kırıklığını ve terkedişleri..

Acaba bir gün...Bir gün hayat eğilip de öper mi beni de alnımdan...

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
28 Mayıs 2008 Çarşamba 16:31:44
http://www.ortanokta.com/benfeba/blog/blogid=1261542#blog
Ve sen sessizce suskunca gitmeyi tercih ettin,
bir tek kelime soylememek icin lal oldun.
Sen sessizce gittin;
arkandan bakarken ben; icim bagiriyordu umutla, saskinlikla gidisini izliyordu gozlerim ve cigliklar atiyordu bana biraktiklarin!
Sen sessizce gittin;
aldin gittin seni, senin bana biraktilarini beni, beni sen yapan seni, kalmasini istedigim her seyi ve daha fazlasini alarak gittin!
Disim ve tirnagim ile kendime kattigim emegimi arkana donerek aldin gittin!
Adimlarini saydim sen giderken...
Tutup kolundan geri dondurmek istedim, olu bir ceset gibi agrlasmisti bedenim yapamadim!
Mevsimsiz gocmen kus gibiydin hayatimda yazsiz, kissiz ve baharsiz.
Ama tadiydin ayni zamanda da tuzu ve nefesi cigerlerimin, kalp atisikanimin...
Ve sen sessizce, suskunca umursamazca gitmeyi tercih ettin.
... ve de gittin...

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
2 Haziran 2008 Pazartesi 17:35:28

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
3 Haziran 2008 Salı 02:21:57

 

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Korkar oldum noktalar koymanın ardından yeni cümleler kurmaya... Artık yokmuşsun, artık yokmuşum, artık yokmuşuz... Gün batımları yokmuş oturduğumuz odanın sarı duvarlarına yansıyan... Ellerin yokmuş en beklenmedik anda ellerimle kavuşan... Aşklar yokmuş artık, bir zamanlar var olduğuna inanılan...

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… İçimde kırılan bir ayna kaldı sadece... Geceler yokmuş artık, gündüzler de… Saatlerin kadranları kırılmış, küsmüş zamana... Kala kala bir rüya kalmış geceleri buluştuğum... Bir zamanlar bir romantiğin sarhoş eden gitar sesini dinlediğimiz yer de silinmiş gitmiş haritalardan... Ne çok şey kalmamış, ne çok hiçbir şey var olmuş yaşanıp bitmişlerden…

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… En çok da isminin içinde geçenleri... Bir pusula ömründe ilk kez yanlış yönü göstermiş... Gururuyla intiharı seçmiş, düşüp kırılmış yanlış yönü gösterdi diye... Güney de yokmuş artık, kuzey de… Sabahları yaşadığımız doğu silinip gitmiş, batıysa hiç olmamış ki daha önceden zaten…

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Kala kala sadece ve sadece o kelimeler arasına yerleştirilen birkaç küçük nokta kalmış... Sadece üç nokta… Apostroflar yokmuş artık, virgüller de çoktan yitip gitmiş geldikleri masallar alemine... Ne bir ünleme rastlayabilirmişiz artık bu ucunu göremediğimiz sokağın ortasında, ne de kendini sorgulayıp duran tek bir soru işaretine…

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Yok olmuş dakikalar, saatler, saniyeler... Ve sen biraz da... Sahi biz hiç var olduk mu dersin? Belki olduk, belki olmadık... Aslında ne kadar yanıldık, ne kadar aldandık... Biz koskoca birer yalandık... Odanda dağınıklığımı toplayan bir gölge vardı ya hani, o da yok artık... Dağınıklığım da yok, serzenişlerim, boşvermişliklerim de... Artık biz yokuz ki…

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… Ancak, bana aldırmadan geçip giden zaman kalabilirdi ardımdan... Devam etti takvim yaprakları ardı ardınca koparılıp atılmaya... Aylar yıllara dönüp gitti... Artık ay yok, yıldızları da kaybettim ne zamandır... Sahi gökyüzü var mıydı seni sevdiğim zamanlar? Bilmiyorum ama, banyonda her sabah baktığım aynada gördüğüm siluetin yok artık... Ya da telefonlarda duyduğum sesin... Yoklar ne zaman var oldu! Veda etmeyi mi unuttuk artık olmayanlara yoksa!

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi… İki şehir, bir köprü vardı bir zamanlar... Eskiden izlediğimiz filmler yok artık, ilk kez gittiğimiz bale de oynanmadı bir daha hiç... Belki bir tiyatro oyununun ta kendisi bizdik... Tanrım, sen ve ben ne çok şey yitirdik... Birdik, bizdik, “en”dik, tektik… Sahi biz ne zaman bittik! Ne kadar zaman geçtiyse üzerinden, bu gece o kadar yutuyorum sesli harflerimi…



“Ah”larımı yutuyorum artık... Avaz avaz susuyorum, sessiz sessiz çığlıklar atıyorum bu gece kendi kendime... Bitenlere gülüp başlamak isteyenlere ağlıyorum... Hüzünler mutlu ediyor beni, mutluluklara ağlıyorum... Her şey ters dönüyor ama ben yırtıp atıyorum bir kağıda yazdığım seni, yutuyorum bütün sesli harflerimi… Elveda sevgili…


 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
3 Haziran 2008 Salı 20:10:41

Susma,

Sen sustun diye bozuldu büyü;
Dağıldı periler, yıkıldı Kaf,
Anka öldü.
Sen sustun,
Derinleşen bir kuyudur
Şimdi içimde zaman.
Yiter dibinde uyku,
Yiter rüya,
Yiter benim Yusufluğum.
Ah, kırılır çıkrığı bu kuyunun,
El atmaz kimse,
Çürür çöl ortasında, çürür…
Bulamaz beni hiçbir bezirgân.
Çünkü sen sustun diye durdu
Heybesinde umut taşıyan kervan.
Susma, susarsan
Kim çıkarır beni bu dipsiz kuyudan?
Ey saçlarında aydınlık,
Ninnilerinde yağmur saklayan!
......
Sen sustun,
Sustu ninni, masal sustu…
Ey rüyaları çalan haramiler!
Alın gözlerimdeki buğuyu,
Kerpiç bir damın bacasında tüten
Alın, ekmek kokusunun hazzını.
Alın çıkınımda ne varsa:
Çizmelerimde sakladığım hıçkırığı,
Çakıma sürülen söğüt suyunu…
Nasılsa,
Koptu elimden annenin saçları,
Zamanın ipi koptu.
Gök mavi olmayacak artık,
Nasılsa yağmura küstü nisan,
Çiçekler kanmayacak bahara.
Geri dönmeyecek bir daha,
Geri dönmeyecek;
Son sefere çıktı göçmen kuşlar.

Sustu masal,
Ah, bir Şehrazat kadar bile
Yer tutmuyor insan.

(alıntı)

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
4 Haziran 2008 Çarşamba 03:48:31

Ben suskunluğunun esiriyim.
Konuşmayan sözcüklerinin,gözlerine yansıyan tarafının esiriyim.
Bana bakmayan gözlerinin,gizliden gizliye izleyen bakışlarının...
Seni hep bir şeylerden saklayan yanım,
gece uyuduğunda sevgimi avazım çıktığı kadar bağırarak,
tüm Dünya'ya haykıran yanım...

Yüzüne sessiz çığlıklarımla haykırmanın huzur dolu hırçınlığında,
kendimi kaybetmemek için derin bir nefes daha çektim kokundan.
Ellerini tuttum sıkıca ve senin yaptığın gibi,
yanaklarımı ellerinin o sıcaklığına yerleştirdim.
Biliyor musun?
Kendimi kandırıyorum ben.
Sen hiçbir yerde yoksun.
Aslında yokluğunu oyunlarımla kapatmaya çalışıyorum.
Sen varmışsın gibi masaya iki tabak yerleştiriyorum.
Hala sevdiğin yemekleri yapıyorum biliyor musun?
Gece yatağa uzandığımda düşlerinin binbir tanesiyle süslüyorum uykularımı.
Seni beklerken,resimlerinle konuşuyorum,bazen kavga ediyorum onlarla.
Evet farkındayım,ben hala anılarımı toparlamaya çalışıyorum.
Hala uykumu yastıklarla boğup,
gözlerime bir kibrit çöpü daha koyarak seni bekliyorum.
Bir gün bu kapının çalacağını ve senin geleceğini düşündükçe,
içimdeki uçurtmaların hepsi dans ediyor benimle.

Seni beklerken umutlarımın en beyazını giyiyorum üstüme.
Seni beklerken renklerle boğuşuyorum.
Anladım, ben gene kendimi kandırıyorum...
Gelmeyeceğini bile bile umutlarımla,hayallerimle dalga geçiyorum.
Artık senden başkasına verecek sevgim,enerjim,sabrım kalmadı.
Yokluğunda,sığınabileceğim,oyunlarla avunabileceğim bir ben kalmadı.
Düşünüyorum da aramızdan neler geçmiş, ben nelere bürünmüşüm.
Kendim olmak bir yana ne yalanlar geçmiş kimliğimden.
En çok hangi kimliğimi sevdin çok merak ediyorum.
Yokluğumu mu?
Varlığımı mı?
Yoksa sana esir olan yanımı mı?
Yalvarışımı mı sevdin en çok?
Sana dalıp giden gözlerimi mi sevdin?
Yoksa kaybetme korkusuyla her gün eriyip giden tarafımı mı?
Şehrine geldim senin hatırlıyor musun?
Yoksa oradaki yabancılığımı mı sevdin benim?
Sana karşı olan acizliğim,sevgimin umutsuzluklarla yok olup giden tarafı ve
baştan başa her tarafı sen olan yaşam kaldı elimde...
Gelgitlerden yorulmuş bir beden, konuşmayı unutmuş sözcükler kaldı.
Hayatımda ne varsa tükettim senin için.
Kendime ve insanlara olan güvenimi; sana olan sevgimdeki inancımı,
o iki kelimenin anlamını...

Hatırlıyor musun sevgili, bana kızdığın zamanlarda kendi şehrine git derdin.
Yalvarışımın çığlıklarını hatırlıyor musun?
Sonra geçerdi kızgınlığın, yanına çağırırdın beni.
Gel derdin gelirdim ve yeniden giderdim.
Bana varlığımdan bahsettiğin zamanlarda,
bir kez daha kovulurdum Dünya'ndan.

Varlığımdan rahatsız olmadığını,
hatta sadece varlığımın olmasının sana yettiğini söylerdin.
Bana olan ilgisizliğini böyle açıklardın.
Yokluğumda ise beni özlediğini söyler,
geldiğimde varlığımın sana verdiği huzurla,
beni tek başıma gecenin karanlığına iterdin.

İşte, gelgitler arasındaki kayboluşum ilk burada başladı.
Anladım; ben gene kendimi kandırıyorum...
Artık beklemenin o korkunç karanlığını yaşamaktan vazgeçip,
senin beni her terk edişinde attığın o dipsiz kuyuya ben atıyorum kendimi.
Çünkü çırpındıkça biraz daha batıyorum yokluğuna.
Seni sevebilmek için verdiğim çabalarımı gene seninle tüketiyorum.
Artık senin varlığını, yokluğunla birleştirip tozlu raflara kaldırıyorum.
Nasıl olsa ikisi de aynı...
Varlığında yokluk, yokluğunda beklentilerin en zehirlisi...
Sana ise renklerin en koyusunu, yokluğumu bırakıyorum.
Sana sadece sevgimin en siyahını bırakıyorum...

Menekse (aziashop)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
232
4 Haziran 2008 Çarşamba 11:41:47
Duvarlar bilirim kelepçe sesinde küflü türkülerle dokunan
ayazı, acılı tükenmişlikler zemherisi
mahkum bir sestir içimdeki
kendini saçlarına tel tel prangalamış
ve zaman ölümdür
akrebi yoklukla varlık arası
gözlerinsizliğimde takılıp kalmış...
Ve diyorum mahkum bir sestir içimdeki...
prangası acıtır kanayan bileklerimi
suçu özlemek olan her faninin
feryadı kulaklarımda sus olur.
ve zaman ölümdür
azrailse sessiz bekler kan dinsin diye...
Kelimeler, en acımasız halleriyle sırıtıyorlar acizliğime
her cevap bir cinayet sebebi,
her sual bir intihar olurken soru işaretlerinde
en avaz çığlıklarıyla gömüyorlar şiirleri
şairler ecel olup ölüm bakıyorlar
ve dilim kendi kıyımında tüketirken zamanı
hüzünler bırakılıyor suskunluğumun üstüne
ama noktası konulamıyor aşkın
her bakışa bir virgül atıyorum
her acıya üç nokta…
Ve işte mahkum bir sestir içimdeki
anlamsızlaşmış alfabe kırıntılarını
sayısı belirsiz noktalarla biçimlendiriyorsa
karşı kıyıda duran martı, kanadını bu sefer
hüzün dolu kaldırmıyorsa
ve karanlıksa yine gece
kimse bilmez
yalnızlığımın sensizliklik olmadığını
şimdi sallanan sandalye
idam sehpası haşmetindeyse
korkmuyorum zamandan
keşfedilmemiş sırlar sakladım içimde
ve şimdi biliyorum ki
ne ben, ne sevdam
asıl zamandır ölümlü olan...
Ve zamana yenik bir aşkın tam göbeğinde
yanyana durur akrep ile yelkovan
bir yanda yalnızlık türküleri söylenir
benimse şiirler geçer aklımın kalabalığından
"ölümdür yaşanan tek başına
aşk iki kişiliktir…" der şair
oysa ayrılık da öyledir..!
giden cellat olur kalansa kurban
ve bu defa aşktır tek başına yaşanan
ölüm iki kişiliktir
biri cellat diğeri kurban

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
4 Haziran 2008 Çarşamba 18:58:12

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
4 Haziran 2008 Çarşamba 18:58:36

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
4 Haziran 2008 Çarşamba 19:01:00

hoşlanmadıgım sözler  

sözler duydum dilinden

çoktandır beride anlayamadım

sanamı kaldı  bana hesap sormak

herşeye kafa yormak delirdin iice sen saçmalıyorsun

bu işi yabana atmayalım dertleri kederi çogaltmalayalım

ipin ucunu bırakmayalım

 

 

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa