|
| Gönderen | Mesaj |
|
14 Nisan 2008 Pazartesi
14:27:10
|
|
|
|
cümlemizin
|
|
|
14 Nisan 2008 Pazartesi
14:38:09
|
|
|
Bir EBRULİ gecede başlamıştı sevdamız Ve EBRULİYE çalmıştı bütün umutlarım o gece Unutturmuştun bana karanlığın siyah olduğunu Ve gözlerinde farkettim ilk kez BÜTÜN GECELERİN EBRULİ OLDUĞUNU...
|
|
|
14 Nisan 2008 Pazartesi
14:57:56
|
|
|
Çok güzel dizeler sevgili Yiğit,
kalemine yüreğine sağlık..
Sevgilerimle..
|
|
|
17 Nisan 2008 Perşembe
21:30:05
|
|
|
...........Anlatiyordu . Titrek sesini aksamin ayazina katarak Ve içten içe aglayarak anlatiyordu... Sözlerine helalinden saf, temiz,berrak Hayaller katiyordu
Aksami seviyordu sözcükler Anlamlar tam bir gece asigi Dislere beyaz bir peçe gibi Örtünüyordu gülücükler....
Bir sessiz çiglik bekleniyordu Bir sessiz inleyis hatta Her nefese bir hicran tohumu Özenle ekiliyordu
Parmak uçlarinda bir tatli uyusukluk Sanki kevser serhoslugu dimagda Nizami adimlarla canevinden Yorgun ordular çekiliyodu
Anlatiyordu Sesi ötelerden bir müzik... Notalardan gönüller dökülüyordu Oluk oluk kan akiyordu gözlere Gözlere hilkatten sürmeler Çekiliyordu
Anlatiyordu Sözcüklerin suskunluguna inat Harflerle vurusuyordu, cümlelerle dövüsüyordu Yedi kat gökten noktalar düsüyordu
Bir küçük kizin zemheri ayazinda Elleri üsüyordu Her kar tanesiyle birlikte gökten Bir çift eldiven düsüyordu...
Titrek sesini aksamin ayazina katarak Ve içten içe aglayarak anlatiyordu... Sözlerine helalinden saf, temiz,berrak Hayaller katiyordu . Vahdet Nafiz Aksu
|
|
|
18 Nisan 2008 Cuma
12:28:17
|
|
|
Beyaz Güvercin
Süzülüp mavi göklerden yere doğru Omzuma bir beyaz güvercin kondu
Aldım elime, usul usul okşadım Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım
Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı Açsam ellerimi birden uçacaktı
Eğildim kulağına; dur, gitme dedim Hareli gözlerinden öpmek istedim
Duydum; avuçlarımda sıcaklığını Duydum; benden yıllarca uzakliğını
Çırpınan kalbini dinledim bir süre Ve uçmak istedim onunla göklere
Ak güvercinin iri gözleri vardı Güzelliğinden fışkıran bir pınardı
Soğuk sularından içtim, serinledim Çağlayan bir nehrin sesini dinledim
Belki buydu sevmek hayat belki buydu Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu
Bir name yükseldi sevinçten ve hazdan Bir name yükseldi, güzelden beyazdan
Uzattı sevgiyle pembe gagasını Birden öğrendim hayatın manasını
Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış Seninle bir çift güvercin olmak varmış
|
|
|
18 Nisan 2008 Cuma
16:27:40
|
|
|

Kalbimim kalbine değişidir şiir ________________________________________
Ne gündüzlere doğmak, ne de gecelerde mahur bir beste olmak. Hiçbirini istemiyorum. Belki olsa olsa sonbahar yapraklarının hüznüyle kalbine akmak. Orada yanmak ve tekrar akmak kalbine kalbine.
Hatırlar mısın ‘yoruluyorum’ demiştim. İki kutupta aynı anda güneş aramak gibi. Yağmurun kokusunda seni kovalamak gibi, ‘yoruluyorum’.
Sen belki sözlerimi içine atmış ve umarsız tavırlarında saklamıştın hasretini. Onca acıya rağmen nasıl olup ta ‘âh’ etmemiştin, bilen yok.
Artık susuyoruz uzun uzun. ‘konuşurken susma’ nın bu denli marifetli olduğunu bilmezdim. Ve bilmezdim, seni içimde sakladığım gecenin yanı başında direncimin bu kadar kolay kırılacağını.
Bu hâli seviyorum. Hâlle birlikte geçmişi ve bütün karartısına/bulanıklığına rağmen geleceği seviyorum. Çünkü seni seviyorum, vicdansız...
Sen en çok da bu çıkışlarıma sinirleniyorsun belki. Ve ben en çok da bu öfkende buluyorum kendimi. Hırsında ben kokuyorum, kokumda sen oluyorsun.
Vakit tam da akşamı gösterdiğinde çalıyor kalbimin zili. Akşamları bu kadar beklemezdim eskiden. En fazla sıcak bir ekmekti derdimin hası. Ama şimdi senin arayacağını bilmek, seni dinlemek, senin hasretini soluklamak kablolarda.. İşte bu beni heyecanlandırıyor. İşte bu yüzden gülüm, akşamlar olmalı. Güneş iyiden iyiye kaybolmalı gökyüzünden. Semâma sen doğmalısın ki çayımızın demi gelsin.
Şimdi, yürek dolusu gülümsemelerde hasret kokulu sevinçlere doğmak vakti.
“Vakit akşam, Akşam vakti.”
Dr. Senai Demirci
|
|
|
18 Nisan 2008 Cuma
18:12:07
|
|
|
|
vvvvvvvvvvvvaaaaaaaaaaaoooooooooooooaaavvvvvvvvvv
|
|
|
19 Nisan 2008 Cumartesi
16:07:08
|
|
|
Kalbin beyine yenik düştüğü anlarda insanlar hep caresiz köşelerde cıkar yolu ararlar, bıkmadan usanmadan.. acı cekmenin tadını , o acı tadı bi kere almışlardır. hep bişeyleri düzeltmek için kendilerini kanatır, acıtırlar.. Nefes almanın güçleştiği bu anlarda hep kendimi yalnız hissedip hatalarımı dogruymuşcasına kendime kabulllendirmeye calıştım.. çünkü bi kere kaybetmiştim.. bu bole ne kadar surerdi hiçbir fikrim yoktu belki gittiği yere kadardı belki de bir gun senin beni arayıp NERDESİN diyene kadar...
BEN HEP BURDAYIM... PEKİ YA SEN
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
00:58:16
|
|
|
Dar Kapı
Andre Gide, Dar Kapı isimli kitabında, yaşanılanın değil yaşanılmayanın hikayesini anlatır; birbirlerini seven iki insanın bir türlü bir araya gelememesinin hikayesidir bu kitap. Ve birleşememelerinin nedeni,başkalarından ziyade kendileridir, kendi inançları, kendi korkuları önler onların aşklarının ifade edilmesini. Koca bir hayatı, istediklerini yapamayarak geçirir kitabın kahramanları. Yaşamak istediklerimizle yaşayabildiklerimiz arasında ortaya çıkan büyük uçurumun esas sorumlusunun aslında kendimiz olduğunu anlatır kitap. Bütün kitap boyunca okuyucu hep aynı isyanı hisseder, söyleyin artık, birleşin artık neden duygularınızı gizliyorsunuz, diye bağırmak ister. Ama, kitabın kahramanları, kendi yarattıkları o `dar kapıdan` geçemezler bir türlü, orada sıkışıp kalırlar. Herkesin hayatı, dar kapılarla çevrilmiştir aslında. Rahatlıkla geçip feraha ulaşacağımız birçok kapıyı, kendi inançlarımız, korkularımız, endişelerimizle daraltıp kendimizi kendimize tutsak ettiğimizi çok geç farkederiz. Yaptıklarımızdan ziyade yapamadıklarımızdan daha çok pişman olmamızın gizli nedeni de budur zaten, yaptıklarımızın sonuçları kötü çıksa da,çıkan sonuçlarda bizimle birlikte başkaları da sorumludur, başka birilerinin iradesi işin içine girmiştir, pişmanlığımızı ve öfkemizi başkalarının üstüne yıkabilir, pişmanlıktan kendi payımıza düşeni azaltabiliriz. Ama yapmadıklarımızdan duyduğumuz pişmanlıkların bizden başka sorumlusu yoktur, bizden başka bir suçlu bulamayız, o pişmanlığı tek başımıza sahiplenmek zorunda kalırız. Kendi geçmişimizden geleceğimize uzanan yolda karşımıza çıkan dar kapıları neden aşamayız, neden takılır kalırız oralarda, nedir bizi durduran, nedir bizi gelecek pişmanlıklara hazırlayan. Neden bir türlü istediğimiz gibi yaşayamayız? Neden ıslak bir kil parçası gibi elimizde duran hayatımızı şekillendirirken, bir yerinde takılır ve onu istemediğimiz bir biçimde şekillendiririz, kendi isteklerimizden daha önemli ne olabilir? Korkularımız tabii. Gide`nin romanındaki kahramanlar gibi Tanrı`dan korkabiliriz. Çekeceğimiz acıdan korkabiliriz. Ya da Benjamin Costant`ın `Adolphe` romanında anlattığı gibi başkalarının acı çekmesinden korkarız. Constant, kendi hayatından esinlenerek yazdığı romanında, kendinden daha yaşlı bir kadınla birlikte olan genç bir erkeğin o kadını neden bırakamadığını anlatır. Kadının duyacağı acıyı düşünmek, erkeği hareketsiz kılar, bu çaresizliğine öfkelenip kızsa da bunun üstesinden gelemez. Adolphe, ne zaman yeni bir hayata hazırlansa, yaşlı sevgilisinin gözyaşları engeller onu. Aynı çaresizliği Daudet`in `Sara` isimli kitabında da görürüz. Orada da romanın kahramanı bir türlü kendini geçmiş bağlarından kurtarıp yeni bir hayat kuramaz. Bütün bunlar, insanın kendi hayatını belirlemekte sandığı kadar özgür olmadığını gösterir. Üstelik özgürlüğü kısıtlayan, kendi dışımızdaki dünya değildir. Hayatımızı değiştirmemizi engelleyen polisler, hakimler, savcılar, ordular, yasaklar değildir; yasak kendi içimizdedir, kendi korkularımızdadır, kendi geçmişimizdedir. Yaşadığımız her gün kendimize biraz daha tutsak oluruz, yaşanan her gün hayatımıza bağlanan zincirlere bir halka daha ekler ve biz yaşadığımız her gün o zincirlerden kurtulmakta biraz daha zorlanırız. Yaşamak istediğimizi yaşamamamızın nedeni, yalnızca o isteğin yeterince güçlü olmadığı söylenerek açıklanabilir mi? İsteğin güçsüzlüğü değildir her zaman asıl neden. Yeni bir hayata başlarken, dar kapıları kırıp geçerken, arkamızda bırakacağımız acıların, uzun selvileri olan bir eski mezarlık gibi gölgesini geleceğin üzerine sereceğini hissederiz. Gelecek, temiz ve aydınlık bir yaz sabahı gibi aydınlık başlamayacak, aksine geçmişle lekelenmiş bir halde başlayacaktır. En çok o gölge korkutur bizi. Yaşamak istediğimizin de gölgelenmesinden endişe ederiz. Çılgınca yaşamak istediğimiz yeni günlerin, bize geçmişle gölgelenmiş olarak gelmesi düşüncesine tahammül edemeyiz. Korkaklığımız, biraz da geleceği kurtarmak endişesindendir. Geçmişten gelen gölgelerle soluklaşan bir gelecek mi yaşamalı, yoksa hiç yaşanmayan, yaşanmadığı için de gölgelenmeyen, yaşanmamış ışıklı bir hayal olarak mı saklamalı isteklerimizi. Dar Kapı`da olduğu gibi sevdiğimizle yaşayacaklarımızı bir günahın gölgesinden mi esirgemeli, Adolphe`da olduğu gibi bir başkasının ruhumuza sinen acısından mı sakınmalı, Sara`da olduğu gibi vicdanımızı damla damla ekeleyen gözyaşlarından mı kurtarmalı? Yaşanan ilk aşkla birlikte, geleceğe düşen gölgeler de uzamaya başlar. Geçmiş olduğu sürece gelecek gölgeli olacak. Yaz sabahlarının temiz ve gölgesiz aydınlığı kalmayacak geleceğimizde. Geçmişin gölgelerini taşıyan bir gelecek mi, gölgesiz, dokunulmamış ve yaşanılmamış bir hayal mi bizi daha mutlu eder? Ne Gide, ne Costant, ne Daudet buna bir cevap vermiyorlar. Anlattıkları, yaşayamamanın acısı yalnızca. Yaşamamak, kendini kendi geçmişinin gölgesinden kurtaramamak acılı bir tortu gibi birikiyor onların kahramanlarının içinde, isyan krizlerine tutulsalar da kendilerine yeni bir hayat yaratamıyorlar. Dar kapılardan geçemiyorlar. Çünkü yaşadıkça kalabalıklaşıyoruz. Gide`nin kahramanlarının hiçbir kapıdan sığmayan günah korkuları var eteklerinde. Costant`ın kahramanının yaşlı sevgilisinin acıları var kolunda. Sara`nın kahramanı vicdan azabını taşıyor beraberinde. Günahı, acıyı, vicdan azabını kapılardan sığdırmak kolay değil, bütün kapıları yıkmak gerekiyor, yıkıntılardan bir ışığa çıkılır mı peki? Yaşayamadığımız için pişman olacağımızı bile bile geleceğimizi feda etmeli miyiz? Yoksa, gölgeli de olsa o benim istediğimdir, yaşamalıyım mı demeliyiz? Geleceği yaşarken geçmişin gölgeleri zamanla solup silinir mi? Geçmişle gelecek arasındaki o dar kapıdan geçerken, oraya buraya sürünüp örselenen ruhumuz, geleceği istediği gibi kucaklayabilecek mi? Yaşam dar kapılarla dolu. Yıkmalı mıyız o kapıları? Günahı, acıyı, vicdan azabını silip atmalı mıyız? Duyduğumuz istek, günahı, acıyı, azabı silmeye yeter mi? Yoksa, günah korkusu, geçmiş acılar, vicdan azapları geleceği mi karartır?
Neyi seçmeli insan? Kendi geçmişinden, hafızasından, hatıralarından, inançlarından nasıl kurtulmalı? [b
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
11:45:48
|
|
|
evet söylenecek söz bulunamaz bu paylaşıma
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
12:04:37
|
|
|
Unutamayacağın Bir Şey Vardır
Karanlık gecelerde yıldızlarla başbaşa kaldığın zaman Yüreğinden gelen sesi durup dinlersin ya. Her zaman güldürmez insanı ağlatır bazan Gözünün önünden mazi geçtiği anda.
Bir filim gibi izlersin geçmişi,gözlerini kısarak Bazılarına sevgiyle bakarsın,bazılarına kızarak. Kendini yargılarsın,ayıklarsın doğrunu,yanlışını Durup seyretmek kalır ardından o hayatın akışını.
Zaman akıp gider.Elinde,avucunda kalmaz geçmişin Amma beynindedir yok edemezsin. O her an yeşerir. Belki yaşadığın hayatı ardından özlersin,arasın. O yarım kalan bir öykünün sonu gibidir. Bulamazsın.
Bazan bir ilham olur, dökülür kaleminden mısralara Bazan bir ninni gibi dudaklarında kıpırdar. Hani bazan unutmak istersin herşeyi,kendini bile Ama unutamayacağın birşey vardır,hayali gözünün önünde kımıldar.
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
12:07:49
|
|
|
Neyi seçmeli insan? Kendi geçmişinden, hafızasından, hatıralarından, inançlarından nasıl kurtulmalı?
silmeli sadık olmayan sadakatı bilmeyen dostları kendinle mücadele verip hayatından yok etmeli
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
13:04:32
|
|
|
Hani bazan hesaplar yaparsın ya, ki yaparız elbet hepimiz mutlaka, ve hayat felsefen Sezen dediği gibi Gidemem se birde, işte o zaman işin zordur, elinde gelenle gidenin bir türlü eşleşmediği bakiyenle kalırsın öyle...
Dönüş kendinedir yine.. Bazen daha fazladır her şey Bi eşikten atlar insan Yüzüne bakmak istemez yaşamın O kadar azalmıştır ki anlam O zaman git hemen radyoyu aç bi şarkı tut Ya da bi kitap oku mutlaka iyi geliyor Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor Ama fazlada üzülme hayat bitiyor bir gün Öyle de böyle de ayrılıktan kaçılmıyor Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür Ömür imtihanla geçiyor Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem Unutmam acı tatlı ne varsa hazinemdir Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir Bi şiirden, bi sözden Bi melodiden, bi filmden Geçirip güzelleştirmeden dayanmak zor Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor Söz - Müzik : Sezen Aksu
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
13:06:16
|
|
|
Dönüş kedinedir yine de..
Karanlık gecelerde yıldızlarla başbaşa kaldığın zaman Yüreğinden gelen sesi durup dinlersin ya. Her zaman güldürmez insanı ağlatır bazan Gözünün önünden mazi geçtiği anda.
denildiği gibi...
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
16:26:36
|
|
|
Genellikle ağlatır...
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
18:14:52
|
|
|
Ağlaaamaaaakkk güzeeldiiirrr
Boşalınca yaşlaar gözüüündeeeennnn
Sakııııınnn utaaanmaaa....
öyle diyordu değilmii şarkı...
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
20:49:30
|
|
|
→ Dünyanın adil olduğunu herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum.
→Yaşamın karmaşıklığını unutup yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum...
→Tekrar basit yaşamak istiyorum. Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, ßARIŞ, rüyalar, hayaller ve KARDAN ADAM yapmanın gücüne inanmak istiyorum....Ve yeniden ÇOCUK OLMAK istiyorum...
|
|
|
21 Nisan 2008 Pazartesi
21:21:52
|
|
|
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
17:15:18
|
|
|
|
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
18:47:20
|
|
|
KÜÇÜK KIZ
Kırık bir aynanın karşısında Şarkılar söyleyen küçük kız... Nerdesin??
Gözlerimin altındaki bu mor halkalar neden?
Seni hangi kumsalda çakıl toplarken unuttum
Hatırlamıyorum...
Tek hatırladığım içinde aşk kelimesi geçen şarkıları söylerken utandığın
Nerdesin küçük kız nerdesin
Seni...
kendimi özledim!
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|