Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > DERİNLİĞİNE KİMSE SEVGİLİ OLAMADI

DERİNLİĞİNE KİMSE SEVGİLİ OLAMADI


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 14:27:10
cümlemizin

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
14 Nisan 2008 Pazartesi 14:38:09
Bir EBRULİ gecede başlamıştı sevdamız
Ve EBRULİYE çalmıştı bütün umutlarım o gece
Unutturmuştun bana karanlığın siyah olduğunu
Ve gözlerinde farkettim ilk kez
BÜTÜN GECELERİN EBRULİ OLDUĞUNU...

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
14 Nisan 2008 Pazartesi 14:57:56

 

Çok güzel dizeler sevgili Yiğit,

kalemine yüreğine sağlık..

 

Sevgilerimle..

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
17 Nisan 2008 Perşembe 21:30:05

 

 

...........Anlatiyordu
.
Titrek sesini aksamin ayazina katarak
Ve içten içe aglayarak anlatiyordu...
Sözlerine helalinden saf, temiz,berrak
Hayaller katiyordu


Aksami seviyordu sözcükler
Anlamlar tam bir gece asigi
Dislere beyaz bir peçe gibi
Örtünüyordu gülücükler....


Bir sessiz çiglik bekleniyordu
Bir sessiz inleyis hatta
Her nefese bir hicran tohumu
Özenle ekiliyordu


Parmak uçlarinda bir tatli uyusukluk
Sanki kevser serhoslugu dimagda
Nizami adimlarla canevinden
Yorgun ordular çekiliyodu


Anlatiyordu
Sesi ötelerden bir müzik...
Notalardan gönüller dökülüyordu
Oluk oluk kan akiyordu gözlere
Gözlere hilkatten sürmeler
Çekiliyordu


Anlatiyordu
Sözcüklerin suskunluguna inat
Harflerle vurusuyordu, cümlelerle dövüsüyordu
Yedi kat gökten noktalar düsüyordu


Bir küçük kizin zemheri ayazinda
Elleri üsüyordu
Her kar tanesiyle birlikte gökten
Bir çift eldiven düsüyordu...


Titrek sesini aksamin ayazina katarak
Ve içten içe aglayarak anlatiyordu...
Sözlerine helalinden saf, temiz,berrak
Hayaller katiyordu
.
Vahdet Nafiz Aksu


 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
18 Nisan 2008 Cuma 12:28:17

Beyaz Güvercin

 
Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime, usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
Hareli gözlerinden öpmek istedim

Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
Duydum; benden yıllarca uzakliğını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Ve uçmak istedim onunla göklere

Ak güvercinin iri gözleri vardı
Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

Soğuk sularından içtim, serinledim
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

Belki buydu sevmek hayat belki buydu
Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu

Bir name yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir name yükseldi, güzelden beyazdan

Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın manasını

Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
18 Nisan 2008 Cuma 16:27:40

 



 

Kalbimim kalbine değişidir şiir
________________________________________


Ne gündüzlere doğmak, ne de gecelerde mahur bir beste olmak.
Hiçbirini istemiyorum.
Belki olsa olsa sonbahar yapraklarının hüznüyle kalbine akmak.
Orada yanmak ve tekrar akmak kalbine kalbine.


Hatırlar mısın ‘yoruluyorum’ demiştim.
İki kutupta aynı anda güneş aramak gibi.
Yağmurun kokusunda seni kovalamak gibi, ‘yoruluyorum’.


Sen belki sözlerimi içine atmış ve umarsız tavırlarında saklamıştın hasretini.
Onca acıya rağmen nasıl olup ta ‘âh’ etmemiştin, bilen yok.


Artık susuyoruz uzun uzun.
‘konuşurken susma’ nın bu denli marifetli olduğunu bilmezdim.
Ve bilmezdim, seni içimde sakladığım gecenin yanı
başında direncimin bu kadar kolay kırılacağını.


Bu hâli seviyorum.
Hâlle birlikte geçmişi ve bütün karartısına/bulanıklığına
rağmen geleceği seviyorum. Çünkü seni seviyorum, vicdansız...


Sen en çok da bu çıkışlarıma sinirleniyorsun belki.
Ve ben en çok da bu öfkende buluyorum kendimi.
Hırsında ben kokuyorum, kokumda sen oluyorsun.


Vakit tam da akşamı gösterdiğinde çalıyor kalbimin zili.
Akşamları bu kadar beklemezdim eskiden.
En fazla sıcak bir ekmekti derdimin hası.
Ama şimdi senin arayacağını bilmek, seni dinlemek,
senin hasretini soluklamak kablolarda..
İşte bu beni heyecanlandırıyor.
İşte bu yüzden gülüm, akşamlar olmalı.
Güneş iyiden iyiye kaybolmalı gökyüzünden.
Semâma sen doğmalısın ki çayımızın demi gelsin.


Şimdi, yürek dolusu gülümsemelerde hasret kokulu sevinçlere doğmak vakti.

“Vakit akşam,
Akşam vakti.”


Dr. Senai Demirci

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
18 Nisan 2008 Cuma 18:12:07
vvvvvvvvvvvvaaaaaaaaaaaoooooooooooooaaavvvvvvvvvv

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
19 Nisan 2008 Cumartesi 16:07:08
Kalbin beyine yenik düştüğü anlarda
insanlar hep caresiz köşelerde
cıkar yolu ararlar, bıkmadan usanmadan..
acı cekmenin tadını , o acı tadı bi kere
almışlardır.
hep bişeyleri düzeltmek için kendilerini
kanatır, acıtırlar..
Nefes almanın güçleştiği bu anlarda hep
kendimi yalnız hissedip hatalarımı
dogruymuşcasına kendime kabulllendirmeye
calıştım..
çünkü bi kere kaybetmiştim..
bu bole ne kadar surerdi hiçbir fikrim yoktu
belki gittiği yere kadardı belki de bir gun
senin beni arayıp NERDESİN diyene kadar...

BEN HEP BURDAYIM... PEKİ YA SEN

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
21 Nisan 2008 Pazartesi 00:58:16

 

Dar Kapı

Andre Gide, Dar Kapı isimli kitabında, yaşanılanın
değil yaşanılmayanın
hikayesini anlatır; birbirlerini seven iki insanın
bir türlü bir araya gelememesinin hikayesidir bu kitap.
 
Ve birleşememelerinin nedeni,başkalarından ziyade kendileridir, kendi inançları, kendi korkuları önler
onların aşklarının ifade edilmesini.
 
Koca bir hayatı, istediklerini yapamayarak geçirir
kitabın kahramanları.
Yaşamak istediklerimizle yaşayabildiklerimiz arasında ortaya çıkan büyük uçurumun esas sorumlusunun
aslında kendimiz olduğunu anlatır kitap.
Bütün kitap boyunca okuyucu hep aynı isyanı hisseder, söyleyin artık, birleşin artık neden duygularınızı gizliyorsunuz, diye bağırmak ister.
Ama, kitabın kahramanları, kendi yarattıkları o `dar kapıdan` geçemezler bir türlü, orada sıkışıp kalırlar.
Herkesin hayatı, dar kapılarla çevrilmiştir aslında.
Rahatlıkla geçip feraha ulaşacağımız birçok kapıyı,
kendi inançlarımız, korkularımız, endişelerimizle
daraltıp kendimizi kendimize tutsak ettiğimizi
çok geç farkederiz.
Yaptıklarımızdan ziyade yapamadıklarımızdan daha
çok pişman olmamızın gizli nedeni de budur zaten, yaptıklarımızın sonuçları kötü çıksa da,çıkan
sonuçlarda bizimle birlikte başkaları da sorumludur, başka birilerinin iradesi işin içine girmiştir,
pişmanlığımızı ve öfkemizi başkalarının üstüne
yıkabilir, pişmanlıktan kendi payımıza düşeni
azaltabiliriz.
Ama yapmadıklarımızdan duyduğumuz pişmanlıkların bizden başka sorumlusu yoktur, bizden başka bir suçlu bulamayız, o pişmanlığı tek başımıza
sahiplenmek zorunda kalırız.
Kendi geçmişimizden geleceğimize uzanan yolda karşımıza çıkan dar kapıları neden aşamayız, neden takılır kalırız oralarda, nedir bizi durduran, nedir bizi gelecek pişmanlıklara hazırlayan.
Neden bir türlü istediğimiz gibi yaşayamayız?
Neden ıslak bir kil parçası gibi elimizde duran hayatımızı
şekillendirirken, bir yerinde takılır ve onu istemediğimiz bir biçimde şekillendiririz, kendi isteklerimizden daha önemli ne olabilir?
Korkularımız tabii.
Gide`nin romanındaki kahramanlar gibi Tanrı`dan korkabiliriz.
Çekeceğimiz acıdan korkabiliriz.
Ya da Benjamin Costant`ın `Adolphe` romanında
anlattığı gibi başkalarının acı çekmesinden korkarız.
Constant, kendi hayatından esinlenerek yazdığı romanında, kendinden daha yaşlı bir kadınla birlikte
olan genç bir erkeğin o kadını neden bırakamadığını anlatır.
Kadının duyacağı acıyı düşünmek, erkeği hareketsiz
kılar, bu çaresizliğine öfkelenip kızsa da bunun
üstesinden gelemez.
Adolphe, ne zaman yeni bir hayata hazırlansa, yaşlı sevgilisinin gözyaşları engeller onu.
Aynı çaresizliği Daudet`in `Sara` isimli kitabında da görürüz.
Orada da romanın kahramanı bir türlü kendini geçmiş bağlarından kurtarıp yeni bir hayat kuramaz.
Bütün bunlar, insanın kendi hayatını belirlemekte
sandığı kadar özgür olmadığını gösterir.
Üstelik özgürlüğü kısıtlayan, kendi dışımızdaki dünya değildir.
Hayatımızı değiştirmemizi engelleyen polisler,
hakimler, savcılar, ordular, yasaklar değildir;
yasak kendi içimizdedir, kendi
korkularımızdadır, kendi geçmişimizdedir.
Yaşadığımız her gün kendimize biraz daha tutsak
oluruz, yaşanan her gün hayatımıza bağlanan
zincirlere bir halka daha ekler ve biz yaşadığımız
her gün o zincirlerden kurtulmakta biraz daha
zorlanırız.
Yaşamak istediğimizi yaşamamamızın nedeni,
yalnızca o isteğin yeterince güçlü olmadığı
söylenerek açıklanabilir mi?
İsteğin güçsüzlüğü değildir her zaman asıl neden.
Yeni bir hayata başlarken, dar kapıları kırıp geçerken, arkamızda bırakacağımız acıların, uzun selvileri olan bir eski mezarlık gibi gölgesini geleceğin üzerine sereceğini hissederiz.
 
Gelecek, temiz ve aydınlık bir yaz sabahı gibi aydınlık başlamayacak, aksine geçmişle lekelenmiş bir halde başlayacaktır.
En çok o gölge korkutur bizi.
Yaşamak istediğimizin de gölgelenmesinden endişe
ederiz.
Çılgınca yaşamak istediğimiz yeni günlerin,
bize geçmişle gölgelenmiş olarak gelmesi
düşüncesine tahammül edemeyiz.
Korkaklığımız, biraz da geleceği kurtarmak endişesindendir.
Geçmişten gelen gölgelerle soluklaşan bir
gelecek mi yaşamalı, yoksa hiç yaşanmayan,
yaşanmadığı için de gölgelenmeyen, yaşanmamış
ışıklı bir hayal olarak mı saklamalı isteklerimizi.
Dar Kapı`da olduğu gibi sevdiğimizle yaşayacaklarımızı bir günahın gölgesinden mi esirgemeli, Adolphe`da olduğu gibi bir başkasının ruhumuza sinen acısından mı sakınmalı,
Sara`da olduğu gibi vicdanımızı damla damla ekeleyen gözyaşlarından mı kurtarmalı?
Yaşanan ilk aşkla birlikte, geleceğe düşen gölgeler de uzamaya başlar.
Geçmiş olduğu sürece gelecek gölgeli olacak.
Yaz sabahlarının temiz ve gölgesiz aydınlığı kalmayacak geleceğimizde.
Geçmişin gölgelerini taşıyan bir gelecek mi, gölgesiz, dokunulmamış ve yaşanılmamış bir hayal mi bizi daha mutlu eder?
Ne Gide, ne Costant, ne Daudet buna bir cevap
vermiyorlar.
Anlattıkları, yaşayamamanın acısı yalnızca.
Yaşamamak, kendini kendi geçmişinin gölgesinden kurtaramamak acılı bir tortu gibi birikiyor onların kahramanlarının içinde, isyan krizlerine tutulsalar da kendilerine yeni bir hayat yaratamıyorlar.
Dar kapılardan geçemiyorlar.
Çünkü yaşadıkça kalabalıklaşıyoruz.
Gide`nin kahramanlarının hiçbir kapıdan sığmayan günah korkuları var eteklerinde.
Costant`ın kahramanının yaşlı sevgilisinin acıları var kolunda. Sara`nın kahramanı vicdan azabını taşıyor beraberinde.
Günahı, acıyı, vicdan azabını kapılardan sığdırmak kolay değil, bütün kapıları yıkmak gerekiyor, yıkıntılardan bir ışığa çıkılır mı peki?
Yaşayamadığımız için pişman olacağımızı bile bile geleceğimizi feda etmeli miyiz?
Yoksa, gölgeli de olsa o benim istediğimdir,
yaşamalıyım mı demeliyiz?
Geleceği yaşarken geçmişin gölgeleri zamanla solup
silinir mi?
Geçmişle gelecek arasındaki o dar kapıdan geçerken, oraya buraya sürünüp örselenen ruhumuz,
geleceği istediği gibi kucaklayabilecek mi?
Yaşam dar kapılarla dolu.
Yıkmalı mıyız o kapıları?
Günahı, acıyı, vicdan azabını silip atmalı mıyız?
Duyduğumuz istek, günahı, acıyı, azabı silmeye yeter mi?
Yoksa, günah korkusu, geçmiş acılar, vicdan azapları geleceği mi karartır?

Neyi seçmeli insan?
Kendi geçmişinden, hafızasından, hatıralarından, inançlarından nasıl kurtulmalı? [b

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
21 Nisan 2008 Pazartesi 11:45:48

evet söylenecek söz bulunamaz bu paylaşıma

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
21 Nisan 2008 Pazartesi 12:04:37

Unutamayacağın Bir Şey Vardır



Karanlık gecelerde yıldızlarla başbaşa kaldığın zaman
Yüreğinden gelen sesi durup dinlersin ya.
Her zaman güldürmez insanı ağlatır bazan
Gözünün önünden mazi geçtiği anda.

Bir filim gibi izlersin geçmişi,gözlerini kısarak
Bazılarına sevgiyle bakarsın,bazılarına kızarak.
Kendini yargılarsın,ayıklarsın doğrunu,yanlışını
Durup seyretmek kalır ardından o hayatın akışını.

Zaman akıp gider.Elinde,avucunda kalmaz geçmişin
Amma beynindedir yok edemezsin. O her an yeşerir.
Belki yaşadığın hayatı ardından özlersin,arasın.
O yarım kalan bir öykünün sonu gibidir. Bulamazsın.

Bazan bir ilham olur, dökülür kaleminden mısralara
Bazan bir ninni gibi dudaklarında kıpırdar.
Hani bazan unutmak istersin herşeyi,kendini bile
Ama unutamayacağın birşey vardır,hayali gözünün önünde kımıldar.

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
21 Nisan 2008 Pazartesi 12:07:49

Neyi seçmeli insan?
Kendi geçmişinden, hafızasından, hatıralarından, inançlarından nasıl kurtulmalı?

silmeli sadık olmayan sadakatı bilmeyen dostları kendinle mücadele verip hayatından yok etmeli

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
21 Nisan 2008 Pazartesi 13:04:32

 

Hani bazan hesaplar yaparsın ya, ki yaparız elbet hepimiz mutlaka, ve hayat felsefen Sezen dediği gibi Gidemem se birde, işte o zaman işin zordur, elinde gelenle gidenin bir türlü eşleşmediği bakiyenle kalırsın öyle...

Dönüş kendinedir yine..
Bazen daha fazladır her şey
Bi eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır ki anlam O zaman git hemen radyoyu aç bi şarkı tut
Ya da bi kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor Ama fazlada üzülme hayat bitiyor bir gün
Öyle de böyle de ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutmam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir
Bi şiirden, bi sözden
Bi melodiden, bi filmden
Geçirip güzelleştirmeden dayanmak zor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor Söz - Müzik : Sezen Aksu
 

 

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
21 Nisan 2008 Pazartesi 13:06:16

 

Dönüş kedinedir yine de..

Karanlık gecelerde yıldızlarla başbaşa kaldığın zaman
Yüreğinden gelen sesi durup dinlersin ya.
Her zaman güldürmez insanı ağlatır bazan
Gözünün önünden mazi geçtiği anda.

denildiği gibi...

 

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
21 Nisan 2008 Pazartesi 16:26:36
Genellikle ağlatır...

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
21 Nisan 2008 Pazartesi 18:14:52

 

Ağlaaamaaaakkk güzeeldiiirrr

Boşalınca yaşlaar gözüüündeeeennnn

Sakııııınnn utaaanmaaa....

öyle diyordu değilmii şarkı...

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
21 Nisan 2008 Pazartesi 20:49:30


Dünyanın adil olduğunu herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum.
Yaşamın karmaşıklığını unutup yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum...
Tekrar basit yaşamak istiyorum. Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, ßARIŞ, rüyalar, hayaller ve KARDAN ADAM yapmanın gücüne inanmak istiyorum....Ve yeniden ÇOCUK OLMAK istiyorum...

 

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
21 Nisan 2008 Pazartesi 21:21:52

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
23 Nisan 2008 Çarşamba 17:15:18

Yasmin (Yasmini)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
247
23 Nisan 2008 Çarşamba 18:47:20

 

 

KÜÇÜK KIZ

Kırık bir aynanın karşısında Şarkılar söyleyen küçük kız... Nerdesin??

Gözlerimin altındaki bu mor halkalar neden?

Seni hangi kumsalda çakıl toplarken unuttum

Hatırlamıyorum...

Tek hatırladığım içinde aşk kelimesi geçen şarkıları söylerken utandığın

Nerdesin küçük kız nerdesin

Seni...

kendimi özledim!

 

Sayfa:1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa