|
| Gönderen | Mesaj |
|
30 Nisan 2008 Çarşamba
15:46:44
|
|
|
Aşk denilen o duygu;
http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0602/gorveisit.aspx
izleyelim lütfen..
|
|
|
|
|
6 Mayıs 2008 Salı
03:07:22
|
|
|
 Sana bilmem ki hangi mehtaplar vurgundur sana.. hangi sevdalar boyar yağız saçlarını hep böyle deli midir yolların ve kapında bir viraneyle mi biter sevdaların gözlerde kurşun gibi bekler seni iklimler.. hasretin ölümüdür gecenin.. tenin sürükler peşinden şehirleri.. yalnız ellerin okur suların dilini.. çilekeş gecelerin ardından, gözlerine türküler yakılır. senle biter her düş seni özler tüm gemiciler.. yüreğim bir çaresiz kaptandır gözlerinde.. sana yazılır tüm şiirler;şiirleri okuyan ben.. gözlerimden düşen her damlada;ağlayan ben,ağlatan sen.. ve yine... sana yazdım bu şiiri ..sadece sana!!
Şule Betül Tuncer
|
|
|
6 Mayıs 2008 Salı
13:23:18
|
|
|
her güzel baslangıcın sonu vardır ve hiç bir zaman bitmeyecek diye düşünülen asklar bile gun gelir sona erebilir sadece gidiyyorum sözüyle ve ardından söylenen tek söz keşkelerdir ! ve artık son gelmiştir ve kacınılmazdır ayrılık rüzgarları sevsen bile seni sarmıstır seni hiç kırmayan sevdigin seni kırmaya baslar sözleri içini yakar sevdikten sonra ayrılık zordur keşke hiç sevmeseydim dersin keşke ama çok gectir bir kere yüreğin onun askıyla tutusmustur ve ayrılık rüzgarları da bu atesi körüklemeye baslamıstır bile artık kendini avutursun seni zaten sevmedim ki sanki bulunmazsın dersin ama hepsi gercektir o senin için tektir ama artık yoktur dersin dersin ama gözyasların asla durmaz akar mahveder seni için acır ama duyguların seni alçaltmak istemez ona sevmedigini defalarca söylersin ama gözlerinin içine bakarak ASLA ! yazılmıştır ve kaçış yoktur oysa onun tek bir sözü GİTME kal deyişi seni sonsuza dek ona bagLar alırsın basını gidersin ıssız yerlere bagırırsın ağlayarak seni seviyorum seni seviyorum die son kes bulusursun onu öyle seversinki ama ayrılık tek caredir ağlayamaz ama için kan damlar elini son kez tutmak istersin ama tutamazzsın çünkü tutarsan bir daha o eli bırakamamaktan korkarsın ama gözlerine baqmak okadar zordur ki bir zamanlar senin için atan o kalp ve sana bakan o gözler kimbilir kime bakıcak ve kimin için atacak bunları düşünmek kahreder mahfeder sevgiliyi ve son an gelir ayrılık arkana dönerdin bakarsın sevgilim gitme demesi o söz gelmez sende söylemesszin artık son gelmiştir kaçınılmazdır kalbine gömersin ama olmaz her gece ağlarsın onun için dayanamazsın bir gun gidersin ondan uzaklara ama kaçmak care değldir kalbini söküp atmak tek yoldur ama yapamayacanına göre o sonsuza dek sennledir içindeki sevda !!!
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
14:56:18
|
|
|
Kırkıncı Oda
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...? ? ?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...? ? ?
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı''yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...? ? ?
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?
Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?
Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?
Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.
Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak..
Ahmet Altan
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:20:12
|
|
|
GÜZEL ŞEYLER ANLATMIŞ AHMET ALTAN.
ANLAMAK GEREKLİ YAZILANI.ANLAMALI
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:35:44
|
|
|
http://img135.imageshack.us/img135/6119/istanbulkw6.jpg
Yağmur var istanbulda
Hava soğuk bugün yağmur var İstanbul da
Yağmur yağıyor buhar olup göğe çıkan sular
Yağmur olup denize kavuşuyor
Bugün hasretlerin bittiği gündür
Yürüyorum sahil boyunda
Sahillerde kimse yok
Kayalara vuran dalgalardan başka
Martılar uçuşuyor belli ki açıkmışlar yemek arıyorlar.
Esiyor rüzgâr içten soğuk hali ile.
Bir ufacık kedi sığınmış bir kırık banka belli ki üşüyor.
Yürüyorum rüzgâra aldırmadan
Sahile atılmış bira şişelerini topluyor bir çocuk
Kirli yüzünde mahsumüyeti ışıldıyor bir ışık gibi
Evine bir ekmek götüre bilmek için
Gözlerinde bir umut var belli
Umut yüreklerde bir gizli bir sır
Ağlamanın esrarında gözlerimden yaşlar süzülür
Tutamıyorum kendimi ağlıyorum
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
15:37:00
|
|
|
şimdide resim ekleme özelliği açılmıyor, ilginç...!
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
16:20:01
|
|
|
Yetmedi Bir deniz olduğumu düşündüm, sensiz bir pazar günü. Sevda dolu nice sandallar gezdirdim sularımda. Binlerce balıklar oynadı derinliklerimde. Martılar haykırdı, coşkuyla sevdaları. Sularım köpük köpüktü ve beyaz. Hayatımda olduğun günden beri, İçimdeki duyguları anlatıyordu yakamozlar. Yosunlarım gözlerinden çalmıştı yeşilini. Seni kumlardaki deniz yıldızına benzettim. Seyrettiğimiz mehtaplı gecelerden düşmüştü besbelli. Sular geçtikçe üzerinden yansıtırdı sevdamızı. Ya çakıl taşlarına ne demeli? Bütün gizemi, güzellikleri saklayan Ya da derin sularımda ki karanlıklar? Birden okyanus olmak istedim, Yetmedi denizler sevdamıza. Sahil kısa geldi günlerimize. Çakıl taşları azdı sevgi sözcüklerine. Ya dalgalara ne demeli? Heyecanımın dalgaları hırçın, heybetli Deniz bunları dile getirmesi. Deniz bile sevdamı anlatmaya yetmedi.
|
|
|
9 Mayıs 2008 Cuma
19:20:12
|
|
|
Her gün yeniden aşık olmalıyım sana,
Kaybetmeliyim kendimi bilmediğim bir yerde,
Elim ayağım titremeli,
Gözlerim kararmalı,
Ve yeniden doğmalıyım sende...
Her gün yeniden aşık olmalıyım sana,
Aşkım hiç büyümemeli böylece,
Hep bebek kalmalı,
Hergün yeniden doğmalı!
Hep en baştan var olmalı ki;
Ben öldükten sonra,
Seninle birlikte,
Ancak yaşlanmalı
|
|
|
10 Mayıs 2008 Cumartesi
11:21:26
|
|
|
Adı Aşktı
birden
''bitti'' sesi duyuldu
çınladı ortalık
sevgisizlik kapladı geceyi
bir aşık yere düştü
kırmızılara boyandı sessizlik
karalar toplandı başına
sarı sayfalar örtüldü üzerine
ağlayan bir bebek vardı başında
adı aşktı
sokak ortasında kaldı
|
|
|
12 Mayıs 2008 Pazartesi
11:32:47
|
|
|
Aşk Dedikleri
Aşk: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.''Aşık oldum'' dediğiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aşkın dili tektir.Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aşk denilen şey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?Aşk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir.Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortaklığıdır,aşk hayatın bütün tek düzeliğine,bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak,yargılamak,karala! mak da aşka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını karşılık görmesede,acı çekeceğini hissetsede,yarın terk edileceğini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından.''SENİ SEVİYORUM'' diyebilmeligöğsünü gere gere.Aşk işte o zaman aşktır.Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur,zaten aşkın kendisi doğrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aşk,doğru insanda işte odur.Aşkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda değildir.İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur...Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi,ne zaman gideceğide hiç belli değildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir başka göze bakmaya bir başka tene dokunmaya baş!
laması okadar da zor değildir... Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK lütfen ona haksızlık etmeyin.Aşkına,sana aşık olana sahip çok ve onu kaybetme.''SENİ SEVİYORUM'' demek için geç kalma! Sevgiyle kal...
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
04:39:47
|
|
|
AŞK DEDİĞİN DOKUZ DÜĞÜN
II
Suskusunda gizliydi tutkusu dudaklarının
Ellerim yaban kalmış kokusuna teninin
Ellerim tüm hoyratlığını hayatın soluğunda boğdu
Ve gün gözlerinde doğdu.
Ah bu yalnızlığı yaşamın bir yanıma yaslanmış
Yeni masallara öykünüyor
Ah sesim uykularımda uzun koşulara bileniyor.
Gece bir kez daha gözlerime oturmuş
Git diyorum gitmiyor.
Oysa ki küçük bir kız çocuğuydu elma şekerinin hasreti .
Vakitlice uyanmak gerek.
Devrimler doğuracak kadınlar.
Bu senede çığlık harmana kaldı.
Ve söz efendisinin ellerinde tutsak kelimelerim var,
Cendereden geçmiş hayli yıpranmış nazik kelimelerim var.
Ey; geceleri yorgan yapıp koynuma aldığım
O muhteşem gizi hayatın
Düşlerimde bilesin tahtın var…
Tütün sardığım günlerdi gölgesinde çocukluğumun
Sana nasıl anlatmalı o masalı bilemiyorum
Sana sarıydı her yer desem
Sade gök mavi ve yanıyordu koskoca muş ovası
Sarı sapsarı bir öğle güneşinde.
Helezonları ufku saran geçitler açıyordu
Kavak gölgesinde.
Ben tütün sarıyordum Harman yeri efil efil
Akşamları genç kızların ve dahi oğlanların
Türküleri selam duruyordu dolunayda
Ve haç-e resh bütün ihtişamıyla göz kırpıyordu
Küçük aralıklarla yakılan ateşlerde
Pekmez kaynatılıyordu.
Halaya duruyordu Harman yeri bir yanım cergobez, bir yanım herkoşte
Eriyordu yüreğimin yağları bir zaman sonra gelecek seni düşündükçe.
Oysa ki daha çok vardı sana…
işte en büyük yara;
Sen hayallerimde bile henüz şekilleniyorken
Ben yalınayak bile geçemiyordum düşlerinden.
Sana çok vardı…
Sana varmak için birçok toprak, birçok başak, birçok hayat kavrulmak gerekti.
Ve ben bunu öğrenende yaş Kemal''e erdi.
Polisti 945 tevellüt babam; tarladan tapandan, kağıttan kalemden,
ekmekten silah silahtan ekmek düşleriyle bilinecek ve birde…
O benim babam.
Ben sana örgütlerken bütün haylaz çocukluğumu sen gidiyordun.
Neredesin bilemediğimden bildiğim en güzel yerdeydi hediyen…
Devrimler doğuracak kadınlar kalkın ayağa sokakları bu ülkenin dönüşmeli harmana.
Önce aşk gelmeli bir yanıma sonra varlık kaygısı.
Ama önce aşk.kucağında her bir pozisyonda mutluluk çığlığı.
Dökülüvermeli eteklerinden usul usul tagore''un.
Bense bu sonu gelmez şiirleri yazarak dikkatini çekerim belki çocukluğumun.
Göğsümde büyüyor sancılar.
Daha da bir kanıyor daha da bir kanıyor.
Koşun, koşun bu gecede yalnız bir el omzuma dokunuyor.
İşte o an ürpertisi aynanın, geçmişi karanlık o aynanın.
Bildik dualardan sonra bilinmeyecekleri söylüyor dilim.
Uzakların ritmiyle titriyor titriyor, dökülüyorum yalnızlığını bu şehrin / ıslıklarına.
Dudaklarım kupkuru.
Bir parça bayat ekmek var aklımda
Birde göğüslerinin doyuruculuğu…
İlk aşkın hevesiyle öykünüyorken
Kasım kasım kasılıyorken siyah beyaz cama
Penceremin altında küçük bir tıkırtı
keşke; hiç olmasa
ama oluyor biliyorum
Keşke kafama kadar çektiğim yorganım sana açılan ayaklarımı da saklasa
Sana buncasına çıplak ve savunmasız yakalanmasak
Ve dahi yüreğimle ben…
Çıldırıyorum giderekten.geceleri ışığı açık bırakıyorum sen iyi geceler dileyip giderken….
Biliyorum halbuki arkamı dönsem sarılacağım bir ten.bilmediğim bilip de tekrar edemediğim niyeyse
- ayağım açıkta kalır-
- sus Allah aşkına sus. dışarıda kar var. peki ya üşüyenler..sus dedim ya
üç kişilik bir bando var odamın giriş kapısında sizde susun onlarda sussunlar.
sade kar taneleri konuşsun ve hükmünü beyazın yazsın tüm aynalara.
Bende yazıyorum "biz buradaydık ve mutluyduk çokça"
Yeşil bir mart sabahı yağmura doğuran beni annem.
Onaltısında bezden bebeği canlanıvermiş ellerinde
Kadınları toprağın doğurgan sarsılmaz şefkatiyle ne yapacağım seni
Fısıldıyor kulaklarıma geçmiş masallardan
Mexme mirza delal bir delikanlıymış bir gece koynuma girmiş
Sana can bana sen. Sonrasında çinko damlarında bir şehrin düşler ışıldarken
Gözlerin geliyor,
Sesin geliyor bu şehre. Şehir ayaklanıyor ıslık çalamamışlığıma inat dudaklar büzülüyor.
Bir tek sigara sarıyorum son kağıdımla üzerinde arapça birkaç mısra.
Aşk dediğin dokuz düğün, rahminde gül veriyor.
Aşk dediğin; öyle birden gelip gitmiyor…
Nihat Polat
İstanbul 2002
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:29:44
|
|
|
İnatla tutunmaya çalışsamda hayata öyle bir düşüyor ki beni her yanım kan revan içinde kalıyor.
Ama inatçı oldukça hayata o da daha bir acımasız oluyor ki sormayın gitsin.
Elleriniz dizleriniz kanarken hayatın açtığı yaralardan...
Durup bir an düşünün neden böyle oldugunu
Kimbilir belki de akıntıya karşı yüzüyorsunuzdur
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
18:26:43
|
|
|
Uyumaktadır insanlık,
Uykuda dert, tasa yoktur nasılsa
Uykuda anlaşılmaz mı
Emperyalizm sarmışken bilmem kaçıncı metre kareyi
Uyumaktasın ya ey insanlık denilen sorumsuz
Uykuda görünmez mi sana açlık
Dişlerini gösterince bilmem kaçıncı ısırmasında
Uyumaktasın ya sahte düşlerle
Rüyanda mı özelleştirildi yoksa?
Reklam aralarında senide mi kandırıyorlar
Enflasyon küçük büyüme oranı tay hızında….
Her otobüs durağında yazılar var mı?
Gülümseyen umut saçmalayan bir adam
Peki uyanınca sever misin
Ülkende milyon dolar borçla doğan çocukları
Baksana dış borç ne kadar?
Şimdi sor kendine
paralar nerden gelir ne zaman ödenir?
Bize kimse bedava borç vermez ki
Düşün
Neyi satman gerekir…
Telekomu mu? Sevdi şehri mi? Kıbrısı mı?
Peki uyanınca sever misin
Kapitalizm’i
Düşünsene ortak bir Pazar
Ve pazarda ülkenin malları çekirdek kabuğu kadar
Ortadan çatlamış Amerika çitlemiş onları
Kabukla doyar mısın…
Uyumaktadır insanlık,
Uykuda dert, tasa yoktur nasılsa
Uykuda anlaşılmaz mı
Kapitalizm sarmışken bilmem kaçıncı metre kareyi
Uyumaktasın ya ey insanlık denilen sorumsuz
Uykuda görünmez mi sana açlık
Dişlerini gösterince bilmem kaçıncı ısırmasında
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
18:56:21
|
|
|
Elleriniz dizleriniz kanarken hayatın açtığı yaralardan...
Durup bir an düşünün neden böyle oldugunu
Kimbilir belki de akıntıya karşı yüzüyorsunuzdur
---
Uçurtmayı göklerde yükselten nedir bilirmisiniz
rüzgar değildir onu yükseğe çıkaran,
rüzgar karşısındaki direncidir..
hani hayata karşı duruşumuz gibi geldi bir an..
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
19:01:19
|
|
|
NİCE YOK GECELERDE
UMUT MASALLARI YAZDIK
SONU MUTLULUKLA BİTEN
PEKİ HANGİ GÜN,
HANGİ ZAMAN ARALIĞINDA
O İHTİŞAMLI MUTLULUĞU YAKALADIK
YOK MASALLARIN
YOK SEVDALILARIN
GERÇEK KİŞİLİKLERİYLE?
NEYDİ ACITAN,AĞRITAN SANCITAN...
VE AĞLATAN?
MUTLU OLAMAMAK MI?
YOKSA YOK MASALLAR DA
YOK YERE HEBA OLMAK MI
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
19:04:35
|
|
|
Yenilen bir orduyu sahiplenebilmek,..
Ve kendini her devirdiğinde,..
Her ihtilalinde,..
Kendini tekrar tahta çıkarabilmek,..
O muhteşem yenilgilerin muhteşem kumandanı,..
O soluk gecelerin parlayan tek yıldızı,.
Yüreğim yani,..
O içimdeki menzilsiz kurşun,..
‘’BEN UMUTLARIMI BOŞ KOVANLARA DOLDURURUM,..
ACEMİDİR ALDIĞIM NİŞANLAR,..
BEN HER AŞKDA KENDİMİ VURURUM’’
|
|
|
15 Mayıs 2008 Perşembe
01:03:51
|
|
|
Özletiyor Seni Bu Yağmurlar
Burada yağmur yağıyor Aralıksız yağıyor günlerdir Ama sen yine de şemsiyeni Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca Yüzünü çiziyorum ki yüzün Bir yağmur damlası olup Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun Karanlık sessizliğini kentin Anılarını yitiriyor sokaklar Bezirganlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazan Ki o zaman aşktır tek bilici Aşksa yürümek gibi bir şey Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin Unuttuğu türküler bizsek Acıyı rehin bırakıp bir güle Anımsatmalıyız bunları bir bir
|
|
|
15 Mayıs 2008 Perşembe
18:59:33
|
|
|
Sen Deniz Feneri
Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğun
Çocukluğun yıkık kentlerde
Ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti.
Okuma yazmayı öğrendiğin
Gazetelerdeki terör sayfaları
Ve Haliç tersanelerinde korsanlar
Evden çıkarken vedalaşırdı babalarla evlatlar...
Her sokağın başında anaların isyanı dururdu
Ve günler kısa ama geceler uzun olurdu.
Bir kurşun bir liraya
Ve bir hayat bir kurşuna mal olur,
Senin doğduğun yerlerde
İnsanlar can evinden vurulurdu.
Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dimdik delikanlısı
Yavuz zırhlısında deniz piyade eri
Yetmişikiye dört çakı gibi asker
Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan
Ve giderken bıraktığı sevdiğini döndüğünde bulamayan...
Yıkar mı bizi bu sevda!
Bir aşk delikanlıyı bozar mı be adam?
Hadi kalk!
Eski günlerde olduğu gibi
Karanlığa yine ışık yak!
Arka bahçedeki mahalle kavgalarında
Kaşına sapan taşı geldiği günden beri
Hani kanına kanımı sürdüğüm o günden beri
Can dostum ve kan dostum
İster kalbine gömdüğün sevdamın aşkına
İster Allah'ın aşkına
Kalk bir ışık yak ve bir kor düşür yüreğimize
Savaşmak ne güzel bir şey uğruna
Ve yeniden âşık olmak...
Ve Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dürüst delikanlısı
Kalbine gömdüğün aşkın
Gönlündeki sevdan ve aydınlık gözlerinle
Senin işin karanlığa korkuturcasına bakmaktı
Ve sana en yakışmayan şey ağlamaktı.
Deniz Feneri
Unutmadık o günleri
Sevdamız yüreğimizde gizli kalır
Ve mahallenin kızına âşık olmak
Ayıp sayılırdı
Bir kıza âşık olmak bir de parkayı çıkarmak haramdı
Ve dünya dedikleri şey yalandı...
Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde
Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz
Silah çekmek ve tesbih sallamak değildi delikanlılık
Tesbihi çekmek, silahı saklamaktı
Yazık...
Gün geldi delikanlılık kabadayılığa yenildi
Sonra üç kuruşa satılan sevdalar ve ucuz aşklar
Artık senin işin değildi...
Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dik ve yitik delikanlısı
Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni
Ne de geleceğe satılan aşklar
Sen doğarken bir ölüm şaşkınlığıyla
Gökyüzüne uzanmış düşmanlık türküleri
Suçüstü yakalanırken en güzel umutların
Gözlerini bir ihanet anında açmışlığın
Ve yakmışlığın gecenin karanlığına en derin aydınlığını
Hey Deniz Feneri!
Parayla satın alınamayacak aşkların sevdalısı
Çektiğin çileleri özenle saklıyorsun seyir defterinde
Sarayburnu'nun dimdik ve yakışıklı delikanlısı...
Gidiyorsun belki Deniz Feneri
Sana "kal" diyemem giderken
Sevmek kadar ölmek de kader
Ama giderken bile ışığın yol göstersin kayıp gemilere
Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Nâmın yürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Nâmın yürüsün...
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|