|
| Gönderen | Mesaj |
|
10 Mayıs 2008 Cumartesi
19:49:29
|
|
|
Bir sebebi var ________________Yazı turalı aşklardan korkmamın ______________Ne zaman dışarı çıkmayı düşünsem ____________Odanın en karanlık köşesine kaçmamın Bir sebebi var __________________Gökyüzümde kül grisi bulutlar ________________Yıldızlarımı bıçaklayalı çok oldu ______________Her şafak güneş umutlarını güne serperken ____________Benim sebepsizce ağlamamın Bir sebebi var __________________Artık martılarım siyah uçmuyor ________________Denizlerim daha bir tuzlu ______________Her dalgada başka kıyılara vuruyorsam ____________Gemilerim dibe yol alıyorsa Bir sebebi var ________________Kutu gibi üstüme kapanıyorsam ______________Karanlıklar artık aydınlığımsa ____________Yazı turalı aşklardan korkuyorsam Bir sebebi var __________Geceye uzandığımda her bir hücreme ateşten kurşunlar yağıyorsa ________________Bu kötümser eylül yağmurlarında ______________Ne zaman dışarı çıkmayı düşünsem ____________Odanın en karanlık köşesine sığınasım geliyorsa Bir sebebi var _______________Her şafak güneş umutlarını güne serperken ____________Benim sebepsizce ağlamamın Bir sebebi var
|
|
|
11 Mayıs 2008 Pazar
18:16:35
|
|
|
Hüznü Büken Örs Neresinde Hayatın
Şimdiden geçip gitmektedir gelecek O müthiş yalnızlıkta Sıyrıklar eksilmez bedenden.
Hüznü büken örs neresinde hayatın
Sisli bizli kapıların ardına gizlediğimiz Hangi yanıdır yüreğimizin Ki dil ile ne girdi ki us arasına Tutuldu aşk Tutuldu ay Dilin sunaklarından kalbimize yapıştı.
Durmadan eskiyen yanlarımızı soyunuruz Tutunmak için bir yüreğin incelmiş kıyısına.
Sensizliğin resmidir / nereye bakılsa Bu derin sessizlik aynadır elbet İp kopar Ayna kırılır Dağılır bütün görülenler ve görünmeyenler.
Güneşi tutacağım gözlerine ey gece Ne fark var ki körle zindan arasında Uyanıklığa değil düşe uyanmışım.
Sır kendimizi görebilmektir
Her şeyin bir özeti var H a y a t ı n d a.
|
|
|
11 Mayıs 2008 Pazar
20:17:31
|
|
|
Mutluluk Sanatı 2
Mutluluk sanatıydı; acıya inat sevebilmek, Aynı sevdanın nefesini çekebilmek.
Sen Meriç nehriydin, ben ise Gediz. Baharların kokusuna benzerdi nefesimiz. Umutlarımızda kayboldu acıyla kederimiz. Ölümsüz sevdayla anıldı yaralı yüreğimiz.
İçimdeki yaraları gülen gözlerimlizle sardık. Acıya inat hep mutluluklarımızda nefes alırdık Her nefeste gözyaşlarımızı yüreğimizde yakardık. Ayrı kentlerde olsakta tek yürekte yaşardık.
Gülen gözlerimizde hep baharları soluduk. Gözyaşına inat sevdaya " umudu" dokuduk. Tek bir yürekle acılarımızı sonsuza dek unuttuk. Islak yüreğimizi güneşlerde kuruttuk.
Hasretin çarkında umuda harmanlandık. Geceleri gözlerimizdeki ışıkla aydınlandık. Uçurum olsa da sonumuz ölümüne sevdalandık. İsimlerimi unutup hep " mutluluklarla" anıldık.
Akan gözyaşlarımızla yıkadık baharlarımızı. Gülen gözlerimizi derman bilip unuttuk sancılarımızı. Sevdaya sarılıp kibritsiz yaktık amansız acılarımızı. Ayrılıklara pes etmeden yaşattık ölümüne sevdamızı.
Mutluluk sanatıydı, acıya inat gülümseyebilmek. Aynı gözde ağlayıp aynı gülüşte yaşabilmek.
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
04:49:29
|
|
|
bir kuğunun boynuna dokunurken…
yol bir yere gitmez içerde düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü her plansız ürperişin sonu hüsran ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir
yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare yoldan çıkabilir apansız ve ömür bitebilir yoldan önce ama yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir yaşamak hızlı bir ölme biçimidir düşünce ışıktan yavaşsa erken gidilmelidir gerdan sözcüğüne bir kuyumcuda da rastlayabilirsin bir kasapta da kalbin sızlamaz bir kuzu yüreğini vitrinde görünce o bir beslenme biçimidir ama korkarsın kurdun sevdiği havadan ayakkabı yaparsın yılandan
yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan oysa ölümle yaşam arası uzun malum ince bir yol bir yere gitmez o bir ölme biçimidir
iyi yolculuklar denmez bir gidene yapılamaz çünkü çok yolculuk bir seferde yolcu denmez her gidene herkes o yolun taraftarı olmayabilir hiç bir sürgün gittiği yolu sevmez mesela
yol bir yere gitmez o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda
yılmaz erdoğan
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:32:39
|
|
|
Annemin Gelini
Evvel Zaman Değildi, Şu Anki Zamandı.
Kalburda Samana Girmemişti, Çünkü Kalbur Devri Bitmişti.
1 Genç Vardı ; İsmi Ahmet.
Ahmet ; Sağlam Karakterli, Temiz Yürekli Bir İnsandı.
Askerliğini Yapmış, İşini Ve Düzenini Kurmuştu.
Görünüşte Herşey Yolundaydı. Ama Onun Hayattan 2 Beklentisi Vardı;
1. İsteği Kanser Hastası Olan Annesinin İyileşip Ayağa Kalkması...
2. İsteği İse Hayırlı Bir İnsan Bulup Onu Sevmek Ve Evlenmek.
Annesinin Hastalığı Her Geçen Gün İlerlerken, Onca Tedaviye Rağmen Annesininde Hayattan 1 Beklentisi Vardı;
Büyük Oğlunun Düğününü Yani Gelinini Görebilmek.
Ahmet`in Babası İse Emekli Olmuş, Çocuklarının Mutlu Olması İçin 2 İşyeri Açmıştı.
Babası Sessiz, Kendi Halinde, Kalender, Kimsenin Etlisine Sütlüsüne Karışmayan, Herkes Tarafından Sevilen Biriydi...
O Kadar İyi Biriydiki Onunla Anlaşamayanlar Bile Taktir Ediyorlar Hatanın Onda Değil Kendilerinde Olduğunu Söylüyorlardı.
Büyük Oğlu Ortanca Kardeşine Sıra Vermiş, Kardeşi Evlenmişti.
Fakat Gelin Hanım Havalımı Havalı Eşinin Annesini Kaynana Olarak Görüyor, Elinden Gelen Zulmü Yapmaktan Geri Durmuyordu.
Annesi İse Çocuklarının Neşesini Bozmamak İçin Onlara Hiçbirşey Anlatmıyordu.
Fakat Ahmet Evindeki Huzursuzluğu Hissediyordu.
Yengesine Birşey Söylemek İstemesede Annesine Zulmedilmesinede Seyirci Kalamazdı.
Yengesini Birkaç Kez Uyarmıştı Uyarmasına...
Ama ...
Yengesi Kibirinden Taviz Vermiyor ; Sen Ne Karışıyorsun Bana, Kocammısın, Anammısın Babammısın Diye Tersliyordu Ahmet`i.
Kardeşine Bunları Anlatmak İstemiş , Fakat Kardeşinin Evliliğinin Bitmesinden Korktuğu İçin Söylememişti.
Zaten Ahmet Evlenince Kardeşide Ayrı Eve Çıkacağı İçin Ahmet Gözyaşlarını İçine Akıtıyordu Ancak.
Ahmet Henüz Kafa Dengi Birini Bulamamıştı. Karşısına Sayısız Kız Çıkmış Fakat Onlarıda Ahmet İstememişti.
İçlerinden 1 Yada 2 Tanesi İse Ahmeti İstememişti.
Ahmet Bir Taraftan (Hayat Denirse) Yaşamaya Devam Ederken, Annesi Hastanede Tedavi Görüyordu.
Kadıncağız Hastanede Ölümle Pençeleşirken Bile Boş Durmuyor, Oğluna Kız Bakıyordu.
Üstelik Bekar Hemşireleri Yada Doktorları İkna Etme Turlarına Başlamıştı Bile.
Ahmet ; Anne Nolur Böle Yapma Desede Annesi Oğlum Nolur Gelinimi Görmeme İzin Ver. Allahımdan Başka Bişey İstemem Diyordu.
Hastanede Hem Doktorları Hemde Hemşireleri Onu Seviyor İyileşmesi İçin Sürekli Çalışıyorlardı.
Birgün Hastalığı İyice Arttı Ve Yataktan Kalkamaz Hale Geldi.
Ahmet Çaresizdi.
Ahmet Düşünceliydi.
Ne Yapmalıydıda Hem Kendini Hem Annesini Mutlu Edebilirdi ?
Birgün Aklına Bir Fikir Geldi.
İnternet...
Evet Evet İnternet...
Burada Belki Doğru , Dürüst Birini Bulurum Düşüncesiyle Daldı İçeri.
Zaman Aleyhine İşliyordu. Çünkü O Annesini Canından Çok Seviyordu. Annesi İçin Canını Ver Deseler Gözünü Kırpmadan Yapardı Bunu.
Birgün Tüm Onurunu Gurunu Ayaklar Altına Aldı Ve İnternette 1 İlan Verdi,
Şu Şu Özelliklerde Biri Varmı Şeklinde.
Hiç Ummadığı Kimseler Ben Varım Dercesine Cevaplar Yazıyordu.
Ahmet Bunlardan Birini Zaten Tanıyordu.
Ama Karşısındaki Bayanın Şaka Yapmasından Yada Alay Etmesinden Korkuyordu.
O Bayana Hikayesini Anlatmak İstemiş Ama Cesaret Edememişti.
Cesaretini Topladığı Anda İse O Bayanı Karşısında Görememişti.
Birgün Karşı Karşıya Geldiler Ve Oturup Konuştular.
Ama Genede Durumunu Anlatamadı.
Anlatamamasının Sebebi İse Onu İncitmekten Korkmasıydı.
Aklına Şöyle 1 Fikir Geldi;
Kızla Karşılıklı Anlaşarak Evlilik Oyunu Oynayacaklar, Kızada Bunun Karşılığında Ömür Boyu Geçinebileceği Kadar Para Verecekti.
Ama Kız Bunu Kabul Edermiydi ?
Ahmet Bu Teklif Bana Gelse Ben Kabul Edermiyim Diye Düşündü.
Yok Yok Kesinlikle Kabul Etmezdi.
O Yüzden Bu Teklifi Yapmaktan Vazgeçti.
Oturdu Kıza Durumunu Anlatabileceği Şekilde 1 Hikaye Yazdı;
Hikayesinde Kısaca Başından Geçenleri Anlattı.
Düşüncelerini Yaşadıklarını Anlattı Hikayesinde.
Artık Gerisini Kızın İnsafına Bırakmayı Tercih Etti.
Kız Hikayeyi Okuduktan Sonra Şöyle Düşündü.
Eğer Bu Çocuk Annesi İçin Bunca Fedakarlık Yapabiliyorsa Benim İçin Neler Yapmaz ?
Ve Yüzyüze Görüşme Kararı Aldılar.
Kısa Sürede Uzun Zaman Katetmişler, İkiside İşte Aradığım İnsan Bu Diyordu.
"İşte Aradığım İnsan Bu"
Ve Evlenmeye Karar Verdiler.
Durumu İkiside Ailesine Anlatmışlardı. Ama İnternetten Tanıştıklarını İkiside Söylememişti.
Çünkü Aileleri Buna Karşı Çıkabilirdi.
Derken Aileler Tanıştı Ve İş Resmiyete Döküldü.
Nişanlandılar Ve Düğün Tarihini Kararlaştırdılar.
Ahmet Bir Taraftan Annesinin Hastane İşlerine Koşturuyor, Bir Yandan Düğün Hazırlıklarıyla Uğraşıyor Öte Yandan İşlerine Bakmaya Çalışıyordu...
1 Yıl İçerisinde Herşey Yoluna Girmişti Artık. Ahmetin Kardeşi Ayrı Eve Çıkmış, Eve Eskisi Gibi Huzur Gelmişti.
Anneside Beklenmedik Bir Biçimde İyileşme Gösteriyordu.
İyileşmesinden Dolayı Hastaneden Taburcu Olmuştu.
Fakat Doktorlar Sıkı Sıkı Tembih Ediyorlardı : Yorulmayacak, Sinirlenmeyecek, Beslenmesine Dikkat Edilecek...
Derken Düğün Tarihi Geldi Çattı...
Düğün Eskiden Olduğu Gibi Ev Düğünü Şeklindeydi...
Sazlar Davullar Çalıyordu...
Düğün Günü Annesi Çok Yorulduğu İçin Oğluna Söyleyip İstirahate Çekildi.
Ama Birtürlü Gelmiyordu Düğüne,
Ahmet Endişelendi Ve Yanına Müstakbel Eşini Alıp Annesinin Odasının Kapısını Çalıp Girdi İçeri.
Annesi Uyuyordu, Kapı Sesine Uyandı,
Oğlum Sizmisiniz Dedi ?
Ahmet: Evet Anne Gelinimde Gelinim Diyordun Buyur Gelinini Getirdim Sana Dedi.
Annesi Hafif Doğruldu.
Gelin Annesinin Elini Öptü Ve Kucaklaştılar.
Annesi Şöyle Dedi : Oğlum Allah Razı Olsun Senden Gelinimi Gördüm, Artık Ölsemde Gam Yemem.Yalnız Senden 1 Tek İsteğim Var Oğlum...
Ahmet : Estağfurullah İsteğin Benim İçin Emirdir. Buyur Anne...
Annesi : Sakın Gelinimi Üzme !!!
Hem Ahmet Hemde Eşi : Olurmu Öle Şey Anne Diyebildi. "OLURMU ÖLE ŞEY"
Annesi : Neyse Evladım Siz Benim Yüzümden Eğlencenizden Geri Kalmayın Dedi.
İkisi Bird
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
03:13:53
|
|
|
sonra ne olduuuuu, e merak ediyorum bak şincii...
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
19:08:15
|
|
|
http://www.ortanokta.com/benbuketimm/blog/blogid=1765593#blog Çoğu zaman birilerine bir şeyler anlatmaya çalışırız. Anlaşmaya ya da belki bir sonuca varmaya çalışırız. Ama her zaman vermek istediğimiz mesaj yerine ulaşmaz..
Sorun; Aynı frekansı tutturamıyor oluşumuz mudur?.
Aynı dili konuşuyorken farklı şeyler anlamak sadece biz insanlara mahsus bir özellik olsa gerek!.
Konuşmanın ve sohbet etmenin temelinde anlaşılma isteği varsa neden aylarca, yıllarca konuştuğumuz ve bizi tanıyan kişilerle aramızda oluşan uyuşmazlıklarda hala anlaşılamamış olduğumuzu fark ederiz?.
Hikaye de olduğu gibi;’’Önce ben geçmeliyim’’ der keçinin biri… Bu onların hikayesidir. Köprüden geçemeyip boğulan kavgacı iki keçi! Yoksa bizde içten içe’’Önce ben anlaşılmalıyım’’ mı diyoruz karşımızdakine? Bir deyiş vardır’’Herkes haksız olduğu zaman herkes haklıdır! Peki aynı frekansı tutturmak şart mıdır?.
Vermek istediğimiz bu mesajlar neden mi yerine ulaşmıyor; Çünkü bizler’’önce ben’’diyerek karşımızdakine kendimizi öyle bir kapatıyoruz ki Maşallah sanki kulaklarımızda ses geçirmeyen pencerel er varmış gibi, bize ne dediklerini duymak bir yana neden bahsettiklerini bile anlayamıyoruz..
Bence asıl mesele önceşu meşhur köprüye gideceksin! Sonra karşındaki diğer keçiye bakıp bir düşüneceksin, sonra keçiye soracaksın’’kardeşim senin derdin nedir? diye..
Baktın cevap alamıyorsun, bırak keçi senin yüzünden düşmesin kendi intahar etsin!. )
İkili ilişkilerde mümkünse kendimize de karşımızdakine de bu soruyu sormak şart bence’’derdin nedir?’’ Atalarımız boşuna ‘’derdini bilmeyen derman bulamazmış ‘’dememiş..
Sanırım bir süre sonra bu sorularla şişen beynimizle dinlemeyi de öğrenebiliriz..
Hangi durumda olursanız olun kulaklarınızdaki pencereleri açın ve karşınızda size kendini anlatmaya çalışanları bence iyi dinleyin,belikli size bir mesajı var!.
Hele birde karşınızdaki kişi dediğini unutanlardansa pencerelerinizi açmak çok işinize gelecektir; çat diye tarihiyle söylediği kelimeleri bir bir yapıştırırsınız hiç değilse..
Dinlemeye çalıştığınız ve anlamaya çalıştığınız kadarda dinlenmenizi ve anlaşılmanızı dilerim..
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
06:06:29
|
|
|
`Şiir; İçimi ters yüz eden asi, beni eleveren köstebek`dir`
Şişe İçinde Mine
bir şişe elde dalga denizde
şişenin içindeki bende ben şişenin içinde
şişe dalgaya düştü deniz benim içime
deniz şişeye sordu dalga bana -yolculuk nereye?
ben giderim,bilmem dedi şişe adres içimde -söylesin sana
adres bende -ben sendeyim söyle kader, menzil nerede?
yol sevgi yolu -deniz sevda hedef yâr yurdu, rota senin.
dedi ve çıktı yola şişe şişede ben, bende sen...
Barış Aluk
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
06:08:32
|
|
|
GEÇEN ZAMANI HATIRLARSIN
Geçen zaman nereye gider, bilir misin ? Akar, kaybolur, biter mi sanırsın ? Zaman, öbür dünya denilen yerde birikir.
Çocukken yaşayıp, hatırlamadığın, Gençlik de yapıp, doyamadığın, Çocukluğun, gençliğin, ileri yaşların
Her şey, ama her şey, orada birikir.
Geçmiş zaman, öbür dünyada saklanır. Bir sinematek gibidir öteki dünya, Günü gelir biletini verirler sana, Rahat bir koltuğa buyur ederler.
Işıklar söner, ve, film başlar
Bu filmde hem seyirci, Hem oyuncusundur. Canın çekince, hoop, geçiverirsin perdeye
Mesela, top oynarken cam kırdığın gün. Girersin eski hayatına yeniden, Topa öyle hızlı vurmayıverirsin, Cam kırılmaz. Kulağını çekmezler, topunu kesmezler.
Ama bir kere başlayınca, Bitireceksin filmi. Son ana kadar, bir kere daha yaşarsın o hayatı. Sonra bir kere, bir kere daha,
Yeniden başa sararsın bobini. Taa bütün ayıpları silene, Adam gibi adam olana kadar... “Bunu daha önce yaşadım" gibi gelir ya insana, İşte o an, tekrar seyretmektesindir filmi
Kimileri de kötüye kullanırlar bunu, Dönüp de intikam alırlar, Hırsızlık, soysuzluk yaparlar...
Ama, gün gelir onların filmi biter. Bir daha biletçi almaz içeri,
Başa sarılmaz onların filmi, Teneke bir kutuya kaldırıverirler. Sadece iyilere tanınmış bir haktır bu.
Zor bir yanı da vardır hani. Ya “nasılsa gören yok” diye yediğin haltlar? Oturup, yedi sülalenle seyretmek de var, Yerin taa dibine girerek, Bazen!
Ben “Beni bir daha ele geçirirsem, Abuhayat içersem” demiyorum, Ayıplarımı silsem, düzelebilsem Anamı, babamı, bir daha görsem...
Geçen zaman nereye gider bilirmisin? Akıp gider Kaybolur Biter mi sanırsın?
Zaman öbür dünya dediğin yerde birikir. Umarım gerçekten öyledir !...
Seyfi Acar
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
06:09:32
|
|
|
NASIL YAZDIM
Kendimi okudum Kendimi yazdım, Bir de baktım Herkesi yazmışım.
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
14:46:43
|
|
|
Kanadın kırılırda; maviye uçamazsan,
Ne güne duruyor al! kanatlarım senindir.
Çaresiz çilelere; bir umut bulamazsan,
Kendime etmediğim; dualarım senindir.
Ey dost,
Yanım senindir
Yarım senindir,
Canım senindir,
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
16:04:17
|
|
|
Yâreşinim... Özüm, sözüm sevgi dolu, Her adımım sevda yolu, Sonbarın bir tek gülü, Bak ne tatlı yâreşinim... . Sonsuz sevda sözlerini, Yâr sevmenin özlerini, Bende bulsan hazlarını, Bak ne tatlı yâreşinim... . Gönül vitrininde setin, Ruhun, canın, kanın, etin Kahve gözlerim servetin, Bak ne tatlı yâreşinim... . Umudun, uğur böceğin, Gönlünde sevda çiçeğin, Yüzlerce yıl seveceğim, En vefalı yâreşinim.. .24/12/2004 Nesrin Göçmen
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
16:19:05
|
|
|
dokunsanız kopacak gibiyim sakın dokunmayın baglamayız tekrardan bu kalbi
|
|
|
22 Mayıs 2008 Perşembe
22:08:18
|
|
|
Sor
Benim sevdamı çağlayan nehirlerden dinle, Dağlarda patlayan , sönük volkanlardan? Yüreğimdeki isyankarlığımın sor eşgalini, Sor gökyüzündeki bulutlara, mavi renge sor? Şimşeklerin çaktığı, fırtınalı yüreğimi sor. Sor kızdığımdaki şaha kalkan yüreğimi? Poyraza sor,vede sessiz karıyele Dört nala deli tay misali; tozuşumu sor. Çiçeklerden sor sevda renklerimi; Sor güle , gülüşünü sor Sor yedi verene, sekizi Sor dilde dua ile Evliyalardan Hakta beni sor.
Tevekkülde kalan yüreğimi, Şükre dalan sıhatimden sor? İntizarlarım geçen dilimden Sensiz kalan ellerimden sor, İmanımı yaşamımdan, Hakkın ocağında , Hakkı sor Sor Kelimeyi Tevhidi, sırrı sevgiyi Sorarsan eğer ölümü Ölümüm sende gizli.....
|
|
|
23 Mayıs 2008 Cuma
04:46:31
|
|
|
Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan, dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın kendine... Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok üşümüşsün... İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun. Şimdi artık yollarda ve bin bir hayalin peşinde sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu ödeyecekmişsin... Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın. Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın... Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun. En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yok olmamak için yok etmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona...
Ona onu, sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil, hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle besleyeceğini vaat ediyormussun. Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera’nin resmi olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli olan, bir sen varsın gerçek olan... Hem onca acıya rağmen hâlâ güzelim... Ve artik kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve hayatin acısını... Aynandaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan. Gözlerinle göz göze gelemediğin için tutup aynadaki buğuyu öpüyorsun. Yaralı kendini öpüyorsun. Çekmeceden cüzdanını çıkartıp içindeki kredi kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla. İçinde sevgini sakladığın kaleyi daha da güçlendirmeyi geçiriyorsun aklından. Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli tadını içine akıtıyorsun... Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece.
Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını. Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına dayanamadığını hissettiğin an, senin için hayatta sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara hediyeler alarak evine dönüyorsun... Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan önce, sadece kendi çocuklarını sevenleri çok kınadığını unutmak içinse, bu defa başkaları değil kendin kanatıyorsun sevgini... Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine. Köpeğini severken, kucaklarken sana acımasızlık eden dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerinin yüzleri geçsin istiyorsun karşından. Onların yüzleri geçtikçe sahibi olduğun için senden başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan köpeğine daha da sıkı sarılmak istiyorsun, öpüp koklamak. Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç iyileşmeyecek olan kendini...
Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun, iş kurup daha çok para kazanmak... Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin yaralı sevgini bile unutmak istiyorsun; o seni düşkırıklığına uğratan insanlara inat yeniden bağlanmak istediğin anneni, babanı kardeşlerini bile... Böyle anlarda kendine sakladığın, gizlediğin her şeye, yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine bile düşman oluyorsun. Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artik hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yok etmek istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve korkulardan kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun... Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın dalgınlığın geliyor aklına... Kendine bir kez daha acıyorsun ve bu yüzden pahalı bulup da almadığın giysileri almaya karar veriyorsun. Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil, ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun. Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek, örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun.
Oysa senin gemin camdan sevgili... İşte güçlü balığın güçsüz balığı yok ettiği kanlı denizin her tarafından seni görebiliyorum... Sadece ben değil, dost düşman herkes uykuya daldığını görebiliyoruz buradan. Çünkü senin gemin camdan sevgili. Sıkıntıdan yediğin tırnaklarının kenarlarını... Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini... Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül karara rağmen nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını görüp duyuyorum buradan... Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini. Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez sevgili... Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da hemen tanır. Ya benzerini bulup gidersin buralardan. Ya da seni yok ederler sevgili... Herkes gibi ve her şeyi bilerek yaşayamazsın sen. Senin gibiler örtünemez... Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili...
CEZMİ ERSÖZ
|
|
|
26 Mayıs 2008 Pazartesi
16:22:13
|
|
|
Asla değiştiremeyeceğin şeyler için üzülme.Değiştirebileceğin ama istediğin halde değiştiremediğin şeyler için mutsuz ol veya asla asla bir daha sevmeyeceğim deme.Mahçup olursun.Asla sevgiyi arama çünkü sen aradıkça o saklanır kapı arkalarına.Sevgi seni istedimi bulur.Zamanı vardır.Tıpkı baharı kışta arayıpta bulamayacağın gibi.ada bulsanda asla onun gerçek bir bahar olmadığını kabul etmek zorunda olacağın gibi...
O bulduğun sadece bir aldanmışlıktır.Aldanırsan tıpkı kış ortasında çiçek açan erik ağaçlarına dönersin.Kışın ortasında sevinçten çiçek açarsın.Kış gerçek yüzünü gösterincede donarsın,anlarsınki yaşadığın bahar kış ortasında yaşanan yalancı bir baharmış.erik ağacı gibi donarsın o zaman ve o yaz boşa geçer.Meyvesiz kimsesiz...
Sevgi aranmaz.Sevgi istedimi seni bulur:hiç ummadığın bir anda arkanda beliren dost olur bu bazen.Vapurda ensende hissettiğin bir nefes alır götürür seni sevgiye,bir tesadüf sana sevgiyi taşır.Sen sevgiyi aramamışsındır.Tıpkı geciksede gelen vede geleceğinden emin olduğun bahar gibi.Tıpkı bir sabah kalktığında baharın prüzsüz yüzü ile karşılaşman gibi bulmuştur seni sevgi.
Sevgiyi kaybederkende cesur olmalısın.Yüreğin dolu olmalı sabır ve güçle.Her kaybedilen kazanılan bir derstir zaten...
Sevgi çok şey öğretir severken ve kaybederken.Sevgiyi kaybederken sevgiliyi kaybetmenin ne kadar zor olduğunu öğrenirsin.Sevgiyi kaybederken aslında onu hiç kaybetmek istemediğini öğrenirsin.Sevgiyi kaybederken,onu kaybetmenin bulmak kadar güç olmadığını ama acısına katlanmanın ne güç olduğunu öğrenirsin...
Sahipken sevgiye sanki hep yanında olacakmış gibi onu hoyratça harcamışsındır.Kaybettiğinde ise her an yanında olacağına inanmakla ne büyük yanlış yaptığını anlarsın.Ve bir dahaki sevginde daha temkinlisindir.Hem severken,hem kaybederken.Bir önceki sevgi öğretmiştir bunu sana.her kayıp bir derstir alman gereken...
Çünkü hiçbir sevgi tek başına var olamaz.Ayrılamaz daha öncekilerden...
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
01:47:04
|
|
|
yine kararıyor işte, sanki yüreğim kararıyor.. Olmasın gece, gelmesin karanlık.. sevmiyorum sabaha uzanan iniltili saatin sesini.. yastığım, yorganım, yatağım yalnız..
Onlar bensiz, ben sensiz.. düşüm.. düşünü kurduğum.. nerdesin?
hangi çift kişilik yalnızlıkla avutuyorsun kendini? kim alıyor seni? kim saklıyor..? kimin teninde kanıyor ruhun?
bilesin; ben hiç kanatmadım sensiz yanımı.. sardım sarmaladım sana sakladım yalnızlığımı..
ne yalancı sevdalara takıldı aklım.. hiçbirini yüreğime koy(a)madım.. ben mi yalancıydım? onlar mı kandı? bunu da hiç sormadım.. yabancı aşıklara bel bağlamadım..
hayalim.. açık gözlerimin bebeği.. nerdesin ?
hangi trenin rayı ayrı düşürdü seni benden? ben seni tüm istasyonlarda ararken? hangi dağın ardındasın? hangi köy, hangi şehir?
yıldızlara düşmanım senin yüzünden.. çoban yıldınızını ne severim oysa! onlar mı ayrı koyan seni benden?
yoksa güneş mi? hep güneş gelince geleceksin sandım bekledim.. ya bana yıldızlar getirecekse seni?
yanlış yerde mi durdum? zaman mı yanlış? sen yalnız, ben yalnız.. sen yalancı aşkların bedeninde soğurken, ben sana yandım yalnız..
küçük kağıtlara notlar yazdım sana dair.. çöp bidonlarında dolaştılar sözlerim.. şişeledim denize saldım, kuşun kanadına bağladım.. kaderi değişmedi sözlerimin.. ne onlar bulabildi seni, ne ben aradım..
bir gelseydin.. bir tutsaydın.. bir dokunsaydın.. bir soyunsaydın.. çırılçıplak ruhunu göğsüme bıraksaydın..
bildim.. bildim...
sen hiçbir istasyonda inmedin trenden.. ben de hiç trene binmedim.. ondan bu ayrılık.. tekli yalnızlığımı çift kişilik yaşarsın sen.. beni bulamadın..
hayat kısaldı.. geleceksin... bildiğimden, hiç ağlamadım!!!
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
13:08:20
|
|
|
Karanlığın İçinden Sönmüştü şehrin ışıkları büsbütün, Yine her yer karanlık,sessiz ve ben sensizim yapayalnızım, Bu şehirdeyim akşamüstü buğulanmış gözlüklerimle, Senin evinin taa öbür ucunda Benim evim ise diğer öteki ucunda olan caddenin Üzerinde yürüyorum titrek adımlarla aklımda bir tek sen. Hatırlar mısın? Caddenin tam ortasındaki parkta buluşurduk ya bazen Her 5 dakikada bir sönerdi parkın ışıkları. O an korkardık ,titrerdik ,birbirimize, Sarılmak isterdik hiç ayrılmayacak gibisine Isınırdık birbirimizin kollarında, Gözlerim gözlerini arardı,ellerim Usulca dokunurdu teninin kokusuna... Öpüşürdük doyasıya,gülümserdik, Sanki ağlarcasına, Ama 5 Dakka biterdi ışıklar, Gelirdi şaşkın bakışlarla, Gözlerinin içi parlardı senin, Benimse içim kıpır kıpır Heyecandan dolup taşardı, Yıldızlar eşliğinde sohbet ederdik , Güneşin doğmasını bekler ve günün, İlk ışıklarıyla evin yolunu gözlerdik. Sonunda ayrılırdık ve her ayrılık, Sonunda usanmadan,bıkmadan Sana tekbir şeyi kekelemeden söylerdim Seni seviyorum bitanem... Şuan burada ışıklar yine söndü, Her yer karanlık ve sessiz Aklıma yine sen geldin. Ben sensiz yapayalnızım bu Şehirdeyim akşamüstü buğulanmış gözlüklerimle, Karanlığın içine yürüyorum...
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
16:28:30
|
|
|
http://www.ortanokta.com/benfeba/blog/blogid=1266882#blog Karşımdasın. Elimi uzatıp dokunabiliyorum sana. Ne büyük mutluluk bu... Gördüğüm en güzel şeysin. Senden öte tanımladığım başka hiçbir şey yok. Her şey senin adınla anılıyor benim dünyamda. Bütün çiçekler sen, bütün yıldızlar sen... Bir sanat eserisin, bakmaya doyamadığım. Tanrının bana armağanısın, ve artıyor her geçen gün sana hayranlığım. Yüzünde kuşlar, gözlerinde hayatın ta kendisi var. Öyle gerçeksin ki... Gözümü açıyorum sen, kapıyorum sen... Hiç bitmeyen serüven... Günümün en keyifli anı, uykumun en tatlı rüyası... Seni soluyorum, havadasın. Seni kokluyorum, doğadasın. Hele şimdi sonbaharsın. Ya da sonsuz bahar. Seni yaşıyorum, canımdasın. Canımsın... Sarılsam sana, bin yıl geçse, bir an bile ayrılmasak... Ten tene, yürek yüreğe sonsuz baharın en aşk dolu iki yaprağı olsak... Ağaç ağaç gezip, yeşersek, açsak. Yere düşsek, kalksak... Seni bilsem, bir tek seni. Seni görsem, bir tek seni... Sesin sarhoş etse beni... Öyle içimdesin ki... Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim, veremem. Sensiz geçecekse geçmesin zaman, istemem. Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben. Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürüyerek geçirmişim, kimmişim bilememişim. Şimdi başımı çevirip geriye bakmıyorum bile. O yol yüründü ve bitti, artık seninle yürünecek bambaşka bir yol var önümde. Yorgunluk nedir bilmeyeceğim, hiç şikayet etmeyeceğim ve bir tek adımda bile tökezlemeyeceğim uzun, aşk dolu bir yol... Öyle aklımdasın ki... Ah, sensiz kalmıyor muyum bazen yıkasım geliyor gördüğüm bütün duvarları. Ardında seni bulurum sanıyorum. Ne ayrı koyduysa bizi, zaman ya da yollar, bir kalemde silesim geliyor. Sana dokunmamı engelleyen ne varsa, bir kadehi yere çarpıp tuzla buz eder gibi parçalamak istiyorum. İsyanım taşıyor, kendi öfkemden korkuyorum. Ve kavuşmak... Bunu düşünmek içimde kırılmış bütün aynaları tamir ediyor. Mavi bir yağmur başlıyor, ıslanıyorum. Maviye boyanıyorum. Öyle özlüyorum ki... Sen ol, hep ol, benimle ol, bende ol... Sendeyim ben, yüreğimi koydum yüreğinin üzerine. Aşk bu, başka isim arama. Hem de en koyu, en deli, en tutkulu... Öğreneceğim çok şey var sana dair. Bilmediğim çok şey var. Ama bir şeyi öyle iyi biliyorum ki... Seni öyle çok seviyorum ki...
|
|
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
03:49:10
|
|
|
İnfilak Ben gidince hüzünler bırakırım Bu senin yaşadığındır Bir ev sıkılır kadınlardaki Bir adam sıkılır kadınlardaki Seni sevmek bu kadar mı O benim yaşadığımdır.
Bazan da bir yerde kuşlar vardır Ne uçmak, ne görünmek için Bir karanfil pencereyi deler Bir kapı kendiliğinden kapanır İstesek sevişirdik, ama olmadı Biz değil yaşayan acılardır.
Gitsem de her yerde biraz vardır Hatırda zamansız bir plak Bir otel kapısı, biraz istasyon Vardır o seninle birlikte olmak Buluşur çok uzaktan ellerimiz Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.
Edip Cansever
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|