|
| Gönderen | Mesaj |
|
25 Mayıs 2008 Pazar
02:06:42
|
|
|
http://www.insancapekinsanca.com/foto/albums/userpics/10002/normal_geceninmavisi3.jpg
|
|
|
26 Mayıs 2008 Pazartesi
16:06:14
|
|
|
Gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım cop gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karsımda görsem öldüreceğimden korkardım felaketim olurdu ağlardım
ne vakit markadan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kus gibi gülerdi bir rüzgar aklimi alırdı sessizce bir cigara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felaketim olurdu ağlardım
aksamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldü mu cenazeye benzerdi hele seni kollarına aldı mi felaketim olurdu ağlardım ATİLLA İLHAN
|
|
|
27 Mayıs 2008 Salı
18:21:43
|
|
|

|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
16:23:29
|
|
|
Sonbahar... Bir başkadır...mevsimlerin en hüzünlüsüdür benim için sonbahar. Benim için gerçekten son bahar mıydı sonbahar... İsterdim ki sevgili, bu baharı ve bundan sonraki bilmem kaç baharı birlikte yaşayalım seninle.. İsterdim ki ağaçların hüznünü birlikte paylaşalım. Doğanın ağıtına birlikte kulak verelim. Bulutlarla birlikte ağlayalım, yapraklarla birlikte ölelim. İlkbaharda tekrar dünyaya gelelim en neşeli halimizle. Ama sonbahardı bu mevsim, benim son baharım. İsterdim ki cümlelerimde artık hüzün olmasın. Hep kahkahalar atalım, hayata bu sefer de biz çelme takalım. İsterdim ki seninle dünyaya bir dönme dolaptan bakalım. Eğlenerek, herşeye yüksekten bakarak, kimi zamanda korkak bir heyecanla yüreğimizi tutarak.
`Bugün bir başka baktın sanki yüzüme, Sanki için için ağlıyor gibisin Pek kulak verme kendin olsan bile bazen sözüne Sanki kulaklarımı çınlatıp anıyor gibisin`
Seni düşünmek bile aydınlatıyor karanlık odamı. Üşüyorum.. Rüzgarın uğultusunda sesini arıyorum. Kalbim çok geçmeden seni buluyor.. Her zamanki yerindesin yine, damarlarımda dolaşırken yakalıyorum seni. Can damarımdan kalbime akıyorsun sürekli. Sıcaklığını hissediyorum. Canım yanıyor... Penceremden doğanın yavaş yavaş ölüşünü seyrediyorum. Güneş heyecanını kaybetmiş. Hükmü yok artık hücrelerime. Kendimi güneş gibi hissediyorum o an. Sıcaklığı kaybolmuş, heyecanı yok olmuş, kendini bile ısıtmaktan aciz, hücrelerine bile hükmü geçmeyen bir zavallı. Pencereden bakarken bir şeyi fark ediyorum, dehşetle ürperiyorum. Artık dünya mavi değil..Mavi değil... Bunu fark etmemle birlikte kırılan bir kristal gibi parçalanıyor kalbim. Her bir parçası içimi dağlıyor. İçimden ılık bir kan damlıyor. Canım daha bir yanıyor.. Maviyi kaybediyorum. Son umut kırıntımı da kaybediyorum. Seninle tanıdım maviyi sevgili. Mavi sevdamın rengiydi. Mavi yüreğimin sesiydi. Mavi hüznümdü. Mavi dünyamdı. Mavi huzurumdu. Mavi sendin... Sen maviydin. BEN MAVİYİ SEVİYORDUM. BEN SENİ SEVİYORDUM. Mavinin gözümün önünde yok oluşuna dayanamıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Açtığımda herşeyi farklı görmekten korkuyorum. Açmamalıyım gözlerimi.. Açmamalıyım. Gelişini duyuyorum. Yerimden kalkıp, boynuna atılmak, “Bak gördün mü artık mavi yok, sevdamız yok” diye haykırmak istiyorum. “Mavi benim hayatım, mavi benim hüznüm, alma maviyi benden” demek istiyorum. Diyemiyorum. Kalkamıyorum yerimden.. Gözlerimi açamıyorum... Sesini duyuyorum. Titrek ve ürkek sesini. Ellerini saçlarımda hissediyorum. Yüzümde nefesini duyuyorum. Kokunu çekmeye çalışıyorum içime..beceremiyorum.. Sıcaklığın çekiliyor tenimden... Damarlarımda artık akmıyorsun... Sesin aynı mavim gibi kayboluyor yavaş yavaş... Aynı mavim gibi kayboluyorsun.. Karanlık... Ben karanlıktan korkarım.. gitme...bırakma beni.. gitme..
Yitik bir sevdaydı yaşanan Kırık ümitler içinde filizlendi Yıkık dökük hayallerle can buldu Ve maviyle birlikte yok oldu Güle güle sevdam.. Güle güle mavi..
Her bitiş, bir başlangıçtır aslında. Farklı bir mekanda, farklı bir zamanda
|
|
|
28 Mayıs 2008 Çarşamba
23:14:23
|
|
|
Deli Sevgisi
Çok sular geçsede köprünün altından Asla unutma sevgilim,asla seni seven bir deli var karşında neden,nedir,niçin diye sorma bana. Söyleyemem seni sevdiğimi sana. Çağlayan sular gibide olsa sevgim, Tutkumun esiride olsa ezgim, Her yanımı sarsada dört duvar, Seni, unutmam,umutamam asla.
Zamanla herşey düzelecek aslında, Aşkım konuşulsa da bir müzik faslında, Asla yenik düşmeyeceğim Tut ellerimi bebek,geç kalsanda zamanında.
|
|
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
03:40:47
|
|
|
Lacivert
zaman beni unutuyor denizin mavisinde kalbimin kızılı gözünün karasında aylak bir saat isliyor sana inat benden uzakta hayata öfkem karısmıs biraz kırgın biraz bulanık rüyalarımm artık kendi çocuklugumun büyüyen sokaklarındayım içimde ask derin içimde hasret derin içimde kavga derin ben kimin ben neden hala seninim eskisin istemedigim duygularım biraz yorgun hangi iskelenin nöbetinde simdi gemilerim ben kaçak kaptanıyım senle baslanan seferimin martılara dokunsam martıları oksasam kız kulesine yanasıp bir salacak sabahında seni bana ayırsam sormadan inanır mısın hayatıma inanır mısın inanmadıgın kadar inanır mısın terketmedigin kadar inanır mısın bin yıl tanıyormus kadar senden gitmedigim kadar gidiyor geceler deniz mili sabahlar eksik gözlerin gibi ellerin gibi siirler gibi gökyüzüne sakladım tek gamzeni gideceksen gökyüzü gibi sessiz git kalacaksan gökyüzü kadar lacivert olsun yüregin
Naside Göktürk
|
|
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
19:46:24
|
|
|
GECE MAVİNİN SİYAHLIĞINDA..
Gün
Taşıyamadı gecenin
Bir ton karanlığını
Tırmandı Ay ışığına.
Yaralarından
Akan kan
Damlarken
Gün batımına
Gözlerinden
Uçuşan yıldızlar
Saçıldı Gökyüzüne ardı ardına.
Umutlar hüzzama
Poyraza döndü hava.
Savruldu bulutlar
Estikçe rüzgar
Gecenin karanlığına.
Kabardı deniz
Yakamozlar taktı dalgalarına
Köpükler ada kuytularında
Rast makamında.
Rüzgar haykırsa
Dalgalar savrulsa da
Muhayyer makamlarda
Dokunamadı kimse
Batan gün''e yanan
Gecenin gözyaşlarına
Sulusepken
Yıldız yağmurlarıyla
Uçuşurken kıvılcımlar
Tutuşur akşam
Patlar
Karanlıklar.
Boyanır
Zeytin dalları
Mavinin siyahına
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
04:03:30
|
|
|
Şiirle buluşur bir köşede gönüller
Dokunur ince ince en hasından dizeler
Yollar açılır, kısalır mesafeler, orada atar kalpler
Söyleşir şiirler, ah bu şiirler, yüreklerin dilidirler…
y.
|
|
|
2 Haziran 2008 Pazartesi
17:38:49
|
|
|
|
|
|
3 Haziran 2008 Salı
20:04:19
|
|
|
Umudun kafdağının ardında gibi gözüktüğü sisli akşamlarda, başını göğe çevir orada doğmak için bekleyen güneşi hayal et... Bil ki, o her ne olursa olsun aynı kararlılıkla her sabah doğacak, o akşam ne kadar karanlıkda olsa, o gece ne kadar uzun da olsa, o hiç bir zaman ışığı ve umudu bizlere taşımaya dair görevinden vazgeçmeyecek. Yeterki bizler, onu içeri alabilmek için biraz olsun gönül pencerelerimizi aralayabilelim, yeter ki yaralarımıza rağmen cesaretimizi toplayıp başımızı göğe doğru çevirebilelim
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
03:23:38
|
|
|

GİZLİCE
YILDIZLARIN KAYDIĞINI GÖRDÜM GÖKYÜZÜNDE KUTUP YILDIZI İSE AŞKIN SİMGESİ HALA DURUYOR YERİNDE
KONUŞMAK YASAKTI BİZE BİZ DE GÜLÜMSEDİK BİRBİRİMİZE GİZLİCE…
Turgay Usanmaz
(2 Aralık 2000)
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
19:01:25
|
|
|
|
|
|
4 Haziran 2008 Çarşamba
19:01:45
|
|
|
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
19:50:03
|
|
|
bak akşam vakit tamam duruldu işte bulanık denizler dürüp ömrümün defterini toplan gidiyoruz ey kalbim
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
20:22:17
|
|
|
çocuğun gördüğü düştür barış, annenin gördüğü düştür barış, ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir barış; gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir gülümseme elinde yemiş dolu bir zembil ve alnında ter tomurcukları, pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi; akşam üstü eve dönen babadır barış, dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken ağaçlar diktiğimizde havan mermilerinin kazdığı çukurlara; yangının kavurduğu yüreklerde ilk tomurcuklarını açarken umut ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek yana dönüp içerlemeksizin uyuyabildiklerindedir barış… barış yemek kokusudur tüten, aksamlayın arabanın yolda durmasının korkutmadığı, kapı çalınmasının dost demek olduğu, ve pencereyi saat başı açmanın renklerinin uzaktaki çanlarıyla gözlerimizin bayram etmesini sağlayan gökyüzü demek olduğu zamandır barış; barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır, uyanan çocuk önünde başaklar birbirlerine eğilip işte ışık ışık ışık dedikleri ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır barış; hapisaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman, eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği zaman geceleyin, cumartesi akşamları mahalle berberinden çıkan yeni tıraş olmuş bir işçi gibi baharda ay buluttan çıktığı zamandır barış; geçmiş gün yitirilmiş bir gün olmadığı, sevinç yapraklarını akşamın içine salan bir kök ve kazanılmış bir gün hak edilen bir uyku olduğu zaman acıyı kovmak için zamanın dört bir bucağından güneşin hemen ayaklarını bağladığını duyduğun zamandır barış....... barış ışınlar demetidir yaz ovalarında iyilik alfabesin tanın dizlerinde, kardeşim dediğin yarın kuracağız dediğin zaman kuracağız dediğimizi kurunca türkü çağırdığımız zamandır barış; ölüm yüreklerde az yer kapladığı ve güvenli parmaklarla mutluluğu gösterdigi zaman bacalar; ikindi vaktinin büyük karanfilini ozan ve proleter aynı şekilde kokladığı zamandır barış; insanların sıkışan elleridir barış, dünyanın masasındaki ekmektir, gülümsemesidir annenin budur yalnızca başka bir şey değildir barış ve toprakta derin yarıklar açan sabahlar tek bir sözcük yazarlar, barış başka bir şey değil barış; dizelerimin rayları üzerinde buğday ve güller yüklenmiş geleceğe doğru yol alan bir trendir barış, kardeşlerim barış içinde derin derin soluk alıyor tüm dünya bütün düşleriyle verin ellerinizi kardeşlerim işte budur barış...
yannis ritsos
(özdemir ince’nin çevirisi)
|
|
|
5 Haziran 2008 Perşembe
20:23:09
|
|
|
|
uzun ama güzel okumanızı tercih ederim
|
|
|
16 Haziran 2008 Pazartesi
19:44:34
|
|
|
şimdi gidebilirsin ... Azığında bulunan son harflerini döktün dilinden. Şimdi gidebilirsin, bir cümlelik yanımdaydın zaten.
Camıma vuruyor satırlar dolusu düşlerim. Cümlen çatık kaşlarıma işleniyor. Canım acıyor. Yaşadıkça sıkıntılı nidaların eline düşüyor günler.
Gitmeyi göze alana “kal” diyemem ki. “Kal” desem kalan sen olmazsın. Sen gitmeyi göze almışsın. Zoraki kalmalar gitmekten kötüdür. Bir “git” dememe bakıyorsa gözlerin, gidebilirsin… Elbet bir sabır dikilir alınyazıma. Kaf dağından ödünç aldığım gülmelerimi oturturum yanaklarıma. Sana söylenecek tüm sözlerimin cellâdı olurum. Öldürürüm kelimelerimi. Gidebilirsin. Kasvete bulanmış bir hava çökse de yarınlarıma ben dünlerime sarılırım. Oysa kahrı paralamıştık birliğimizde. Şimdi gitmeler sıkıştıysa düşlerine, gidebilirsin; ama ben gitmene hiç alışkın değilim. Provasız bir gidiş olacak seninki, amatör terk ediş…
Yine de azığında bulunan son harflerini döktün dilinden. Şimdi gidebilirsin, bir cümlelik yanımdaydın zaten.
Vakit gidişinin arifesi… Gözlerimi teslim edeceğim karanlığa sonra tekrar aydınlığın ellerine kavuşunca sen gitmiş olacaksın. Yüreğimin bir yanını tutmayı bırakacaksın. Yerlere düşecek, ortalıkta ne kadar kırık hikâye varsa hepsinden payına düşeni alacak. Elime yüzüme bulaştırmadan ben tutacağım diğer yanımı da.
Zaman bir meltem hızında üst üste devriliyor Ve gidiyorsun… Gidişinle hayat istasyonumdan mutluluğa giden trenler arasındaki yerim siliniyor. Dev günler altında bir karınca gibi yok oluyorsun.
Geçirilmemiş bir cinnet beynimin duvarlarına yerleşiyor ansızın. Artık yoksun…
Simsiyah hüzünler doğuyor gönlümün sıra dağlarına. Bir tutam sabır birkaç damla gözyaşı ile yoğruluyor günler. Yıldırımlar gibi sağa sola çarpıyor enkazım. Oysa dağları çınlatmışlığımız vardı. Adımız tebessümler eline düşerdi. Şimdi ise, adım hüznün ta kendisi.
Gideceğine hiç ihtimal vermezdim önceden. O yollarda payımıza düşen bir yolculuk yoktu sanki. Yalanmış ihtimalsizliğim. Gittiğin zaman diliminden, acılarımı en nadide çiçek gibi toplayan yine benim.
Düşlerimden vurgun yedim. Şimdi ne İstanbul’u konuşturacak kadar güçlüyüm ne de içimdeki yarayı susturabilecek kadar deli. Gözyaşlarımı ceplerimden çıkarıp gözlerime astıysam kime ne ki? Ben ki; yitirdiğimi bulmak için yumdum gözlerimi. Senden önce çakıldım yüreğim yere. Ters noktasından hayata sobe… İyi de ben seni yakalamak için oynadım bu saklambacı. Karşıma yakalanmış bir durumda çıkan hayat niye? Yitirdiğim bu saklambacın neresinde?
Yine unutkanlığın kuytu ellerine kaptırdım kendimi. Öyle ya sen gitmiştin. Çünkü azığında bulunan son harflerini dökmüştün dilinden. Gitmeliydin, bir cümlelik yanımdaydın zaten.
Kendime sağır bir ben oluyorum. Ve baştan ayağa bir ‘sen’im artık biliyorum. Lisanım tozlu raflarda dolanıp duruyor. Dilim küflü satırlara vuruyor kendini. Ayağıma prangalanmış paramparça olmuş bir kalbi taşıyorum. Hadi susturun içimdeki aşk erini. Hadi yollarıma düşmüş yarım yamalak kelimelerimi mayın yapın bana. Kalemimi sürmeyeyim onlara. Sürmeyeyim ki içim daha fazla yanmasın. Sürmeyeyim ki köşe başlarında düşürdüğüm tebessümler bir gün tükenmeyen bir mutluluk olarak karşıma çıksın. Hadi susturun içimdeki aşk erini.
Zihnimi ücra yerlerde kalmış kitap aralarında bırakalı çok oldu. Şimdi kaçıncı sayfayı temsil eder bugün? Gitmeyi isteyişin, gidebilirisin diyişim ve gidişin, giriş ve gelişmeden yoksun bir kitabın sonucu muydu? Peki, bu bir sonuçsa zihnimi neden çıkaramadım kitap aralarından. Yine, yanlışa sürükleniyor bu işlem. Yok mu yanlış giden hayatının sağlamasını yapacak bir ben?
Hecelerimde saklı birisin artık. Harfsiz bir isim. En bildiğim yanımın en meçhul ünlemi, gitmeliydin. Nefeslerimin yarım ve hayatın unu fak olduğu bir anda hiç gelmediğini öğrendim. Ve siyah-beyaz hüsran doldu avuçlarıma. Gidişinin şarkısı çalınmaz artık gözyaşına teslim edilmiş yanlarımda. Gelmeyişinin ağıtları yakılır mısralarımda. Peki, bu gelmeyiş neden gelmişlikleri barındırdı yüreğimde. Yoksa gelmemiştin de benden mi gizlemiştin? Ya da geldin sandığımda sen çoktan gitmiş miydin?
Duygularım üçken bir bilmecede şimdi. Ne yana gitsem biraz daha kör, biraz daha dilsiz oluyorum yarınlarıma. Ne yana gitsem sağırlığımı unutup konuşturuyorum tüm cümlelerimi yüzüme vurulmuşçasına. Ardıma düşen elleri bağlı bir yaşama kurban gidiyor nefeslerim. Ölümü içine alan sokaklara düşer mumla çizdiğim mutluluklar. Bir kibritle son bulur sonra. Gün gözlerine kavuşmuşken kentin geceye dönüktür benliğim. Gidenlerin diyarından bir kalış dilenirim.
Gitmeliydin… Gittin… Gidişin acı bir nota kaldı günlüğümde. Yumdum gözlerimi hüsrana. Kalktım, yine karşımdaydı acı. Senden kalan boğazımdaki düğümlere bir yenisini ekledim. Acı çeken beni ve giden seni çizdim düşler kâğıdıma. Kalem yerine yaramdan damlayan siyah bir hüzün kullandım. Tüm tuzları acımı silmek için silgi sandım. Düşler kâğıdımdaki sen resmini, acım yok olsun diye silmeye çalıştım. Yapamadım…
Dilim yine küflü satırlara vuruyor kendini. Kalemim susuşuna susayıp musalla taşına yürüyor. Provasız gidişin kelepçeliyor sanrılarımı. Ne kadar çoğalsa da sözlerim, azığından dökülen son harflerin çöl gecelerimi isyana sürüklese de, gitmeliydin. Belki de hiç gelmemiştin…
|
|
|
17 Haziran 2008 Salı
10:44:43
|
|
|
umudumuz temenimiz dileklerimizin hepsi barış.
yigit bey büyük bir zevkle okuyorum yazılarını
|
|
|
17 Haziran 2008 Salı
19:27:48
|
|
|
tşkler menkeşe hanım tşkler
|
|
|
17 Haziran 2008 Salı
20:04:29
|
|
|
..BEKLİYORUM;ÖYLE BİRHAVADA GEL Kİ VAZGEÇMEK MÜMKÜN OLMASIN
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|