|
| Gönderen | Mesaj |
|
7 Temmuz 2008 Pazartesi
20:01:23
|
|
|
Belki !
Belki şimdi uyuyorsun, Belki beni düşünmüyor, duymuyorsun, Belki’de ağlıyorsun acıklı bir dizi filme, Belki’de sana yazdığım şiirin ikinci dörtlüğündesin,
Belki sende seviyorsun ama söylemiyorsun Belki sende sevmiyorsun Belki’leri Belki de keşke sevmeseydim onu diyorsun Belki’de sevmeseydi keşke beni kendinden fazla
Belki en sevdiğim şarkıyla gelirsin, Gittin yağmurla gel hani, Belki hatırlıyorsundur, Belki’de yağmurları bekliyorsundur KİMBİLİR.
Kim bilir belki bir gün gelirsin, Belki göz yaşlarımı sen silersin, Belki’de ben geliveririm, Belki doğum gününle gelir kara haberim, Belki’de mezarımda bir Fatiha okursun...! Kimbilir.
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
03:24:07
|
|
|
Dostum
Kaplumbağalar, yollar hakkında tavşanlardan çok daha fazla şey anlatabilirler. - Her insan iki insandır; biri karanlıkta uyanık! diğeri ise aydınlıkta uykudadır. - Dostum! sen ve ben yaşama yabancı kalacağız; ve birimiz diğerine ve her birimiz kendine, ta ki senin konuşup, benim dinleyeceğim güne dek senin sesini kendi sesim sayarak, ve senin önünde dikileceğim ana dek, bir aynanın önünde durduğumu düşünerek... - Eğer insanlara boş elimi uzatır ve bir şey alamazsam çok üzücü; ama asıl ümitsiz durum, dolu elimi uzatıp kabul edecek kimseyi bulamamamdır... - Şeytan sen doğduğun gün öldü, artık bir melekle karşılaşmak için cehennem azabı çekmek zorunda değilsin... - Diğer yanımla hiç bir zaman tam bir uyum içinde olamadım, görünen o ki maddenin özü aramızda uzanmakta... - Diğer yanın daima senin için üzülür, ama o zaten acıyla beslendiği için, bir sorun yok... - Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda, kumla köpüğün arasında. Yükselen deniz, ayak izlerimi silecek, rüzgar, köpüğü önüne katacak, ama, denizle kıyı daima kalacak. - İnsanlık, sonsuzluğun dışından sonsuzluğa akan bir ışık nehridir. - Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir. - Eğer kış, "Baharı yüreğimde saklıyorum" deseydi, ona kim inanırdı? - Haydi! seninle saklambaç oynayalım. Yüreğime saklanırsan eğer, seni bulmak zor olmaz. Ancak, kendi kabuğunun ardına gizlenirsen, seni bulmaya çalışmak, bir işe yaramaz.
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
03:25:00
|
|
|
DOSTUN OLABİLİRİM Sana hayatındaki korkular, şüpheler veya korkularınla ilgili çözümler sunamam;
AMA SENİ DİNLEYEBİLİR VE BERABER CEVAPLARI ARAŞTIRABİLİRİZ. Geçmişini, acılarını ve hayalkırıklıklarını değiştiremem, ne de gelecekte olacakları;
AMA YARDIM ETMEK İÇİN HER ZAMAN YANINDA OLABİLİRİM. Ayağının kaymasını engelleyemem;
AMA DÜŞMEMEN İÇİN VE DE TUTUNMAN İÇİN SANA ELİMİ UZATABİLİRİM. Eylencelerin, zaferlerin, başarıların ve mutlulukların benim değil.
AMA BUNLARI NEŞE İÇİNDE SENİNLE PAYLAŞABİLİRİM. Hayatta yapman için aldığın kararlar benim değil, yargılarında;
AMA SANA DESTEK OLABİLİR, CESARET VEREBİLİR VE İSTEDİĞİNDE YARDIM EDEBİLİRİM. Yollarımızın, değerlerimizin, ikimizin ayrı düşmesini engelleyemem;
AMA SENİN İÇİN DUA EDEBİLİR, SENİNLE KONUŞABİLİR VE SENİ BEKLEYEBİLİRİM. Kalbinin kırılmasını ve acı çekmeni önleyemem;
AMA SENİNLE BİRLİKTE AĞLAYABİLİR, KIRIK PARÇALARI TOPLAMAK VE DE YERİNE KOYMAK İÇİN YARDIM EDEBİLİRİM. Sana kim olduğunu söyleyemem;
AMA SENİ SEVEBİLİR VE DE DOSTUN OLABİLİRİM...
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
03:25:29
|
|
|
``Dostları olmalı insanın, Aynen gemilerin limanları gibi Zaman zaman uğradığın, Yükünü boşalttığın, Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda. Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, Geri döneceğin günü bekleme umuduyla. Bazen rüzgara o açmalı yelkenini, Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla, Halatlarını çözmeli Seni çok ama çok özlemeli``
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
03:26:01
|
|
|
Sana "Nasılsın?" diye sormayacağım...
Başkaları sorduğunda onlara ne Kadar harika, ne Kadar muhteşem, ne kadar olağanüstü olduğuna dair verecek onlarca cevabın var biliyorum. Bir kez daha aynı sözleri duyacağımı bildiğim için sormayacağım sana o soruyu...
Sormayacağım; çünkü, hayatında yaşadığın bitmez tükenmez sorunları yüreğinin kanayışını, hayatının eksilişini, içinin daralışını, yaşama sevincinin tükenişini biliyorum...
Sormayacağım; çünkü, hayatında yakın geçmişe kadar, tüm çevrendekilerin gıpta ile baktığı bir çok şey başarıp meyvelerini toplamak için çok çalıştığını, ancak bu topraklarda senin gibi insanların önüne ne derece devasa engeller dikildiğini ve senin bu engelleri aşabilme gücünün tükenme aşamasında olduğunu biliyorum...
Sormayacağım; çünkü, umduğun, istediğin hayatı bir türlü yakalayamayan ama yine de bulduğunla yetinmen gerektiğini hissettiren insanların alaycı tavırlarının seni nasıl kahrettiğini, nasıl yorduğunu biliyorum...
Sormayacağım; çünkü, bu topraklarda yeteneklerine göre değil kimin yanında durduğuna göre değer kazandığını bildiğini ve bunun sana acı verdiğini, dirensen de kendini artık buralara ait hissetmediğini biliyorum...
Sormayacağım; çünkü, geleceğe ait bir çok beklentin olduğunu ve bunun için ölesiye çabalamana rağmen, sevdiğin ve en yakınım dediğin insanların hayata bakışını anlamamaktaki ısrarının seni çok üzdüğünü biliyorum...
Sormayacağım; çünkü, insanların özgürlüğün ne olduğunu bilmediği, bilenlere ise bir kaç gömlek bol geldiği ve o özgürlüklerin sadece kendine ait bir hak olarak görülmesinin sana acı verdiğini biliyorum...
Sormayacağım; çünkü, "serde erkeklik var" diyemeyip, saklamadan, gizlemeden, utanmadan ağlayabildiğini, "ağlamak ne zamandan beri hak oldu, alındı, satıldı, verildi, lütfedildi?" diye isyan ettiğini biliyorum...
Sormayacağım; çünkü, bazen avazın çıktığı kadar bağırarak, bazense susarak, bazen sayfalar dolusu yazarak, bazen de ağız dolusu konuşarak sevdanı anlatmak istediğini, ama yine de beceremediğini görüp hayata küstüğünü de biliyorum...
Evet Sana "nasılsın?" diye sormayacağım...
Bu bir Bayram Günü sabahı da olsa sormayacağım...
Şimdi yıka elini yüzünü, gülümse aynalara, kendine çeki düzen ver ve her zaman senden bekledikleri maskeyi tak yüzüne...
Gülümseyerek "harikayım, nasıl iyi olmam ki" de yine... Sevgilerimle…
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
03:27:56
|
|
|
Adanın kekik kokuları sinmiş üzerine.
Buram buram geliyor kokun hafif meltemle.
Deniz ise tüm ihtişamı ve maviliğiyle izlemekte bu kekik kokulu kızı.
Geçen zamanın birinde rüyamda görmüştüm tanımadığım bir kızı;
Tüm adayı dolaşıyordu, yüzüne gülümseme çok yakışmıştı.
Gözlerindeki derin ve yakıcı bakışlar ise kısa bir süreliğine tatile çıkmıştı adeta.
İncecik, o her an kırılması muhtemel bedeniyse her türlü zorluğa kafa tutarcasına kıvrak hareketlerle nazire yapıyordu etrafa.
Çevresinde asker gibi duran zeytin ağaçları onu selamlıyordu.
O ise gülümsüyordu hala.
Dünyaya dikleniyordu sanki.
‘Ben buyum işte, serseriyim, asiyim, ama sonuna kadar da aşkla doluyum’ der gibiydi.
Nihayet bir kıyının dibindeki kayaya oturuverdi. Yorulmuştu.
Bakışlarındaki çözülesi imkansız derinlik bu kez denizin sonsuzluğunda kaybolup gitmişti.
Birkaç damla yaş önce sağ sonra sol yanağından süzülmeye başlıyordu yavaş yavaş.
O bile yakışıyordu.
Hüzün ve getirdiği yaşlar.
Minik yüzünü ellerinin arasına alıyor ve bakışları daha da derinleşiyordu,
hüznü daha bir coşuyordu.
Deniz, yanına gidene kadar sakindi. Ama o da dayanamadı.
Beyaz köpükler ona bir şey anlatırcasına köpürdükçe köpürdü.
‘Yapma. Bak bende yanındayım’ der gibi.
Sonra, meltem, nöbet sırasını poyraza devrediyor, poyraz da yanına geliyor şimdi, gözyaşlarını alıyor yanaklarından,
hiçbir yere dokundurmadan içine çekercesine götürüyor bilinmeyene doğru.
Güneş ise batmamakta direniyor ve son sıcaklığıyla ışıklarını sadece kekik kokulu kıza gönderiyor. Yanaklarından süzülen yaşların izlerini kurutmak için.
Hepsi ama hepsi gülümsemesini bekliyorlar şimdi.
Gözleri hala uzaklara takılı halde yerinden kalkıyor ve onun için çırpınan doğaya gülümsüyor, teşekkür edercesine. Uyanmıştım, dudağıma takılmış tebessümle ve gözlerimden süzülen bir iki damla yaşla.
Sanki ben o adanın deniziydim, poyrazıydım, güneşiydim.
Ondan böyle uyandım belki de.
Bu ada hangi adaydı?
Bilemiyorum.
Peki, bu kız kimdi?
Onu da bilemiyorum.
Bazen bu rüya gelir aklıma.
İşte o zaman seni başka bir senle anarım.
Hani böyle;
Kekik kokan.
Denizin kızı.
Güneşin ilahesi, gibi.
Gözleriyle beni sarsan ve saran.
Minik kollarıyla kucaklayan.
Herkesi peşine taksa da bir tek beni arayan.
Yanımdayken hiç konuşmadan, aşkını sadece gözleriyle anlatan.
Dudaklarını dudaklarıma kilitlediğimde ürkek bir kırlangıç gibi titreyen.
Hayatla kavgaya tutuşabilen.
Bu rüyamın ne anlama geldiğini bilemiyorum ama seninle öyle sen oldu ki.
Aynen rüyamda olduğu gibi sende arada sırada geliverirsin aklıma.
Ruhuma aldırmadan giden kadın olarak.
Belki de bu rüyam ondandır.
Hani seni böyle kabul etmek isteyişimdendir.
Benim olmanı isteyip sen kaçtıkça seni daha çok bekleyişimdendir.
Kaç yıl oldu beni örselediğin allah aşkına?
Bir, üç, beş…
Bilmem.
Fark etmez de zaten.
Önemli olan kalbimdeki yerin, benim seninkinde olan yerim de ilgilendirmiyor.
Vazgeçtim çünkü senden.
Vallahi geçtim.
Sümen altı ayrılık da değil bu.
El altından ayrılık hiç değil.
Saka kuşu kafesinde mutsuzsa kanatlarını bedenine iyice yapıştırır ve şişer,
öylece hareketsiz durur. Ne yemek yemek ister ne de su içmek. Sadece durur.
Özgürlük girmiştir bir kere kalbine.
Sende öyleydin içimde.
Kanatlarını çoktan bedenine yapıştırmış, konuşmuyordun.
Bende bugün pencereyi açtım ve seni uçurdum.
Kalbimin penceresi bir an açık kaldı, içim boşaldı.
Ama ardıma bakmadım, inan.
Baksam belki bende kanatlanmak isteyecektim.
En güzeli bakmamaktı.
Hep bir merak olacak içimde;
“Acaba sen baktın mı?” diye
Ne kadar da kocamanmışsın gözümde ve kalbimde.
Düşünüyorum da;
Pamuklara sarılıp sarmalanacak kadar değilmişsin sen aslında.
Ruhumu sana emanet edecek kadar iyi bir emanetçi de değilmişsin.
Kalbimin ağrılarını dindirecek bir keman ya da şarkıların notalarını yazacak bir sevdalı da.
Sen sadece bir yokluk sevdasıymışsın.
Hiçlik.
Anladım.
Baksana, var olmayan kekik kokulu bir kız, beni aldı, seninle çarptı, topladı ve sonunda böldü.
İşlem tamam.
Şöyle bir bakıyorum, ne kadar da çok ‘Bilemiyorum’ saklanmış ruhuma.
Ne fark eder ki.
Bunca yıl sen saklanmışsın, bırakayım birkaç da ‘Bilemiyorum’ saklansın.
Çok mu...? burnuma kekik kokuları gelmiş...çok mu? Alıntı…
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
03:28:33
|
|
|
Sevgi Dağıtmak Suçmuş Kafeste yaşarım, ellerim kollarım bağsız Ama ayaklarımdan prangalı bir halde Sırtımda inançlarımdan oluşan sevgi yüküm Taşırım her gün, kan ter içinde. Şaşkın seyrederlerken ordan geçenler beni Yüzümdeki mutlu gülümsemeyle Yaşam sırtımda daha da bir ağırlaşır Taşırım yükümü içleri sevgi dolu, ellerim belimde
Bilirmisiniz hey insanlar, insancıklar, Taşıdığım bu yük bana az gelir, Verin bana sevgilerinizi, onlarıda koyun sırtıma Götüreyim hepsini, sevgi çiçeğinin bahçesine. Her sabah doğan güneşe bakıp, Yağan yağmurun altında yeniden yeşersinler, Açsınlar yeniden sevgi çiçekleri olarak, Kimi kırmızı, kimi Mine beyazı gibi bir gül Bazıları şaşkın hercai, yada mor menekşe Esen yellere güzel kokularını serperek Ulaşsınlar sevgiye aç gönüllere Sırtımdaki yükler arasında dağıtayım dört bir yana, Seslenerek insanlara, yokmu sevgi isteyen? Demet, demet elinize tutuşturayım sevgi çiçeklerinin Yeniden yeşerttiği sevgi gülleri olarak.
Dönerim akşam olunca kafesime yeniden Ellerim bağsız, ayaklarımda pranga Prangalar üstünde yazar mahkumiyet kararım Hükmüm benim müebbede mahkum, Layihasında derki, Bu karar Herkesi sevdiği ve sevgiyi dağıttığı için, Sevginin yasaklandığı bu dünyada Aşık olmak istediği için.
İyi bakın, kafeste gördüğünüz o sevgi hamalı Dikkatle bakın, o benim, Her gün sevgi taşımak ve dağıtmak için Açın gönüllerinizi, bekleyin beni Güneşin doğmasını, sabahı sabırla beklerim. Ali Osman Yılmaz
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
03:34:11
|
|
|
Mine merhaba kırık kalbimin kırılgan mine`si yine yeniden hoşgeldin
yüreğim parmakuçlarımda şimdi aç göğsünü ben geldim Erkan Bal
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
11:50:13
|
|
|
BİR GEZGİN ADAM
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi
Şişli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar
Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk
Avuçlarının içi terliyor.
ERDEM BAYAZIT
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
11:57:53
|
|
|
SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR
``Telgrafın tellerini kurşunlamalı``
Öyle değildi bu türkü bilirim
Bir de içime
-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
Haberler bilirim mektuplar bilirim.
Gamdan dağlar kurmalıyım
Kayaları kelimeler olan
Kırk ikindi saymalıyım
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
Baştan ayağa ıslanmalıyım
Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.
İçimde kaynayan bir mahşer var
Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar
Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
Ya da çamaşır sererken bahçelerinde
Birden alıverirler kara haberini
Okul dönüşü bir trafik kazasında
Can veren oğullarının.
Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş
Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
Örneğin Hint Okyanusu gibi derin
İsyanın kapkara sularına dalan.
Nice akşamlar bilirim ki
Karanlığını
Bir millet hastanesinde
Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
Başını kalorifer borularına gömmüş
Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden
Haber sormaya korkan
Genç kızların yüreğinden almıştır.
Bir de baharlar bilirim
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği
Anadolu bozkırlarında
İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru
Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen
Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
Yazlar bilirim memleketime özgü
Yiğit köy delikanlılarının
İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan
Diğeri kan ter içinde yayla yollarında
Mavzerinin demirini alnına dayamış
Yüreği susuzluktan bunalan
İçinden mahpushane çeşmeleri akan
Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
Apansız silahına davranan
Nice delikanlıların figüranlık yaptığı
Yazlar bilirim memleketime özgü
Güzler bilirim ülkeme dair
Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha
Kalbim gibi
Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
Titreyen kenar mahalle çocukları
Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için
Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.
Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.
İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarında
Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda
Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.
Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
Eller bilirim haşin hoyrat mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı sorulacak bir hesabı
Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.
Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Can kuşum, umudum, canım sevgilim.
ERDEM BAYAZIT
|
|
|
10 Temmuz 2008 Perşembe
19:11:37
|
|
|

"Dön Benim İçin" diyemem Ay parçası yüreğim şimdi yağmur çamur vuslatı
|
|
|
31 Temmuz 2008 Perşembe
17:13:16
|
|
|
|
Yiğit cigim defoluysa hayat yamalıdır aşklar
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
31 Temmuz 2008 Perşembe
23:12:13
|
|
|
|
|
|
1 Ağustos 2008 Cuma
16:04:35
|
|
|
|
güzel söz menekşe hanım.benim hyatım orjinal.siz bakmayım cümlelerimde hüzün kokar.aslında neşeli ne mavi tadın da mutlu bir insanım
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
2 Ağustos 2008 Cumartesi
03:49:33
|
|
|
|
|
|
4 Ağustos 2008 Pazartesi
15:20:11
|
|
|
DAVET.
Dörtnala gelip Uzak Asya`dan Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan Bu memleket bizim! Bilekler kan içinde, dişler kenetli ayaklar çıplak Ve ipek bir halıya benzeyen toprak Bu cehennem, bu cennet bizim! Kapansın el kapıları bir daha açılmasın yok edin insanın insana kulluğunu Bu davet bizim! Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine Bu hasret bizim!
NAZIM HİKMET
|
|
|
Yemliha (gülbahçeli)
5437
|
|
5 Ağustos 2008 Salı
00:02:43
|
|
|
Ne kolay olmuş herşey...
Seni seviyorum demek nede kolay olmuş artık! İki kelimeyi hemen söyleyebilmek Anlamadan hissetmeden degerini bilmeden.. Ne kadar kolay olmuş herşey Arkada bıraktıklarımızı düşünmeden Ne hissettiklerini ne düşündüklerini bilmeden Güle güle diyebilmek bunu söyleyebilmek... Ne kolay olmuş degilmi ne kolay! Herşeyi oldu bittiye getirebilmek Çekip gitmek biraz olsun bile düşünmemek Kendine iyi bak hep mutlu ol demek Aşık olmak.... Herhangi birini hemende kalbimizin en güzel yerine koymak Tercih etmek iki sevgiyi birbirinden ayırmak İşte bu demek ne kadarda kolay olmuş! Şimdi kimileri hayat zor diyecek Hayatta kolay olmuş artık hemde çok kolay... Kısa yoldan köşeyi dönmek Zengin olmak fakiri fukarayı ezmek Daldaki çiçekleri toplamak için Ayak altında gül ezmek... Hemde hiç vicdanen rahatsız olmadan Bundan zevk alabilmek Ne kadar kolay olmuş degilmi ne kadar kolay! Hayattan vazgeçmek,yenilmek Ne kadar kolay olmuş! Zorluklara karşı koyamayınca kendini bir köprüden atmak İntihar etmek....... Ne kadar kolay olmuş degilmi ne kadar kolay Herşeyden vazgeçmek Herşeyi bir kalemde silip atmak,atabilmek Ve bu hayatta gerçekleri unutmak,görmezden gelmek Çok kolay olmuş çok kolay! Herşeyi bilenler içinde ne zor bunları söyleyebilmek Üzülmemek,umursamamak!!!!!!!! Nerde eski sevgiler,aşklar demek Silinsede sahnemizden arzu ile kamberler leyla ile mecnunlar,kerem ile aslılar,aşkı için dağları delen Ferhat ile şirinler Eminim yaşamakta şu an gerçek kara sevdalar...........
|
|
|
5 Ağustos 2008 Salı
12:39:52
|
|
|
Ben seni değil bitanem Senin olamamayi sevdim Bir şeyler yanliş gitti ya her seferinde Ben tum yanlislarimin sen olmasini sevdim Anla be gulum Ben seni degil Bunca yasadigim sensizligi sevdim Oyle ki hep ona sarilip uyudum geceleri Sevgisizdim onu sevdim Ben bitanem, kimsenin sevemeyecegi kadar Kendimden bile haberim olmadan O kadar, iste o kadar delicesine sevdim
|
|
|
5 Ağustos 2008 Salı
12:40:48
|
|
|
Merhabalar Elvanım Elif yüreklim nasılsın..
günün iyi geçiyor olmasını diliyorum..
|
|
|
5 Ağustos 2008 Salı
12:47:02
|
|
|
senin adına çok sevindim canım bende iyiyim, koşturup duruyorum işte, fırsat bulduğumdada biraz soluklanmak için burada oluyoruuumm..
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|