|
| Gönderen | Mesaj |
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
04:10:07
|
|
|
Kimsesizdi Asilligin
Kimsesizdi asilligin Soyu tukenmis masal kuslari gibi beklerdin beni dukkanlarin onunde sokak koselerinde...
Kimse sigamazken kendi gecesine sen kapilarin onundeki sahipsiz dalginliga vurulurdun
Cok iyi bildigin bir meyhaneydi dunya duslere karsi yasanan...
Tehlikeliydin, kimsesizdi asilligin en kirli yerde arardin sevgiyi... en dipte...
Hayatin en unutulmus yerinde...
Cezmi Ersöz
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
17:30:22
|
|
|
hayaller yeter mi sence mutlu olmaya Unutturur mu soğukluğunu gecelerin Ya da yalnızlığı paylaşır mı yürek vuruşlarında Hayallerde gitmek mümkün mü Çok uzaklarda sevgilinin yanına Verir mi paylaşmanın sıcaklığını yüreğine Ve hisseder misin derin sessizliğin içinde Duymaya çalıştığın bir sıcak kalp atışını Hayaller yeter mi hasretini dindirmeye İstediğin kadar açıl hasretin denizine Ne kadar sonsuz olsa da görünse de Hayallerin bittiği yerde Soğuk geceler seni bekler Yalnızlığın kucaklar sarar seni Duymaya çalıştığın kalp atışının yerini Derin sessizliği yırtan saat tik takları alır Hayaller ısıtamaz asla Başını yasladığın buz gibi soğuk yastığını Ve asla yok etmeye yetmez yüreğine dolan hüzünleri Hasret hep vardır yüreğinde ve var olacaktır sonsuza dek...
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
17:48:20
|
|
|
İsimsiz Şiir
Başka birşey seni sevmek; Uzaktan şehrin ışıklarının görünmesi gibi Yorgun bir yolcuya. Ya da memleket hasreti duman duman. Kapatınca gözlerini,ğöğsü çimenli memleket dağları Efkarı yırtan.
Başka birşey seni sevmek Kıpkırmızı bir elma şekeri, Öksüz bir çocuğun ellerinde. Yüzünde dünyalara yetecek tebessüm Ve gözlerinde bir çift yıldız; Yalnızlığın karanlığına inat.
Diyorum ya başka birşey seni sevmek. Seni sevmek:Beklemek Seni sevmek abretmek Seni sevmek:Ölesiye özlemek...
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
17:52:24
|
|
|
|
Arkadaşça, dostça bir selam gönder bana Yürekten olsun
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
17:57:07
|
|
|
Solgun çığlıklarım bağıramıyorum, Söyleyemiyorum sevinçlerimi, Anlatamıyorum umutlarımı, Haykıramıyorum bu kahrolası yalnızlığımı!.. Bu dizelerde sallanmak istemiyorum artık, Başıboş yaşamak Buralardan uzaklara, Bir daha dönmemek üzere Kaçmak istiyorum!.. Boynu bükük kalmasını istemiyorum Ardımdan hiçbir şeyin Kırılmasını istemiyorum coşkularımın Basit! Göz kapaklarım düştü düşecek Bu aldanışlar beni Belli ki daha çok süründürecek! Küçük bir temennimi fısıldıyorum Buralarda kalmak istemiyorum
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
05:48:06
|
|
|
HER ŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatlarının çırpındığı kadar hafif .. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç ... Yaşadıklarını kar sayma : Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ... Ne kadar yaşarsan yaşa Sevdiğin kadardır ömrün ... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü ... Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin ...
Gülebildiğin kadar mutlusun üzülme Bil ki ağladığın kadar güleceksin ... Sakın bitti sanma her şeyi : Sevdiğin kadar sevileceksin ...
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer, Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın ... Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar yakınsın Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak ... Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü ... Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin, İşte budur Hayat !! İşte budur yaşamak : Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun ... Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN ... CAN YÜCEL
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
05:49:22
|
|
|
Alıp başını gitmek istersin. Bilmediğin, bilinmediğin, Çözmediğin, çözülmediğin bir denkleme. Biraz ürkek düşünürsün. Biraz kekeme....
` Üstüme gelme hayat! Bundan sana ne...? ! `
Kekemeliğin korkularındandır. Giderken bile; gidene değil de Geride kalana aklın takılır Bir yanına yatarsın ` git.. ` der bir yanın ` kalmalısın... ` Geceleri hep uykusuz kalırsın... Ayağına pranga olur tüm düşündüklerin. Gitmeden daha Sen; gider gider gelirsin...
` Üstüme gelme hayat.... beni bilirsin.... Kaldığın bu yerde Harcadığın yılların gelir aklına Bir bir sayarsın, Toplarsın, çarparsın, Böler, çıkarırsın. Bakkal defteri kadar kalın Bakkal defteri kadar karmaşa... Farkedersin ki hayatı Arka sokaklarda dolanarak yaşarsın. Kabarmış hesabından kaçarsın Üstüme gelme hayat...! Daha neyi alacaksın..? ! `
Hep sevmişsindir aslında. Hep ama hep sevmişsindir. Birini sevmişsindir sonra. Sonra birini daha... Birini daha... Daha....! ? Her gelip geçen gemiye aşık olmuşsundur Gemiler gitmiş Sen yorulmuşsundur.
` Üstüme gelme hayat....! Gemi olmuşmusundur..? Kocaman bir mahalleden Daracık bir sokağa. Sokaktan ufacık bir eve Evden odaya.... kurtulmak ister gibi kapatmışsındır kalabalıklara kendini. Gitgide yanlız kalmışsındır. Yalın yaşanan gecelerde Gitmekle kalmak arasında dolanırken Beynine bir silah gibi dayamışsındır korkularını. Yalnız...Korkak...Kekeme....
!..Üstüme gelme hayat..! !..Kıyarım kendime..!
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
14:49:20
|
|
|
Ama her şeyin bedeli yokmuydu.Aşk her zaman mutluluk demek değil ya.Dünyada en ağır bedeli aşk için ödüyoruz herhalde.Mutlu olmak isteyenlere yanında promosyon olarak acı,keder ve gözyaşı veriyorlar. Dünyanın en bedava şeyi hayal kurmakken biz onu dahi yapamıyoruz.İçimizde koskocaman bir sevgi ağacı büyütmeye çalışıyoruz.O ağacın her yaprağında bizim olduğumuz ama yapamıyoruz.Çünkü bir gün o ağacın kesileceğini ikimizde çok iyi biliyoruz.İmkansız olanların gerçekleşmeyecek hayaller kurmanın ne kadar aptalca olduğunu bildiğimiz halde keşke böyle olmasaydı demekten alamıyoruz kendimizi.Gerçektende aşkın zamanı yokmuş.Beyinde bir sürü soru bırakıp gidiyormuş.Eğer bu soruların cevabı olsaydı demek ki aşk olmazmış.Sevgi insana keder ve dertten başka bir şey getirmezmiş gelirken yanında.Sevgi bir şekilde kalbe girerken mantık uçup gidermiş beyinden.Zaten mantığın olduğu yerde sevginin işi de yok.
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
14:49:36
|
|
|
Kalbimi senin ellerine bırakırken hiç korkmamıştım.Bir hamur gibiydim beklide istediğin gibi yoğurup daha sonrada bana bakıp işte benim eserim diyebilirdin.Ama ikimizde çocuk değildik.ve olanların farkındaydık.Bu aşk baştan sona kadar imkansızdı ve biz imkansızı kovalıyorduk.Bunun sonu da bir yenilgiden başka bir şey değildi.Sevgi ilk defa yenilecekti ve bizim bunu kaldırabilecek gücümüz yoktu.En güzel çare sevgimizi kalbimize gömüp uzaklaşmaktı.Coşkun dereler gibi çağlayan kalplerimizi susturmaktan ve o sevgi ağacının yaprakları sararıp solmadan bu aşka bir son vermeliydik.Zaten yarını düşünmüyorduk ki.Bizim yaşadığımız bugündü ve yarının hayatımızda yeri de yoktu.Çünkü bu ikimize de uymazdı.Bizim sevgimiz konuşmaktansa susmayı tercih ederdi tıpkı bizim gibi.Zaten sevgimizde bu yüzden yenilmedi mi? Her şeyin ilacı olan zaman bizim sevgimizin ağrısını bile kesmedi,kanayan yarasını durduramadı.Ve rapor sonucunda da yazdığı gibi kanayan kalbimiz daha fazla dayanamadı oda sevgimiz gibi mücadeleye yenildi
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
16:10:47
|
|
|
Kimsesizliğime Düştün
Yeşildi dünyam, maviydi.. birde kahverengiydi... Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, birde çingene serçeler... Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma, birde kavak yapraklarının...
Sen; Durgunluğuma düştün... ve büyüdün içimde büyüdün, büyüdün; Sudaki halkalar gibi.
Yeşildi dünyam, maviydi... Bir de kahverengiydi; Sen, bana düştüğünde!.. Bakışların, kendi ortasından büyüyen sıcak halkalar gibi iç içe yayıldı içimde...
Hoşgeldin, dedim. Hoşgeldin sıcağım. Hoşgeldin salıncağım!
Ve savruldu başım uzun bir iple dalına bağlanmış gibi.. Savruldum; Senden sana doğru! Beni, sadece ürkek ceylanlar tanırken birde çingene serçeler... Ve ben, yalnız kuşlarla, kavak yapraklarının sesini tanırken... Sen; Durgunluğuma düştün... Ve büyüdün içimde büyüdün, büyüdün; sudaki halkalar gibi.
Sen; Sessizliğime düştün... Sen; Kimsesizliğime düştün... Belki de onun için böyle büyüdün içimde; Sudaki halkalar gibi!
Muammer Erkul
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
16:21:09
|
|
|
Durgunluğuma düştün... ve büyüdün içimde büyüdün, büyüdün; Sudaki halkalar gibi.
Belki de onun için böyle büyüdün içimde; Sudaki halkalar gibi
senin durgunlugunda rast gelmek ne kadar kötüymüş meger.keşkeler varya işte o keşkelerden biride durgun olmadıgın zamanda karşında olmaz isterdim
|
|
|
23 Mayıs 2008 Cuma
05:01:15
|
|
|

Yaklaşma,yoksa sana dokunurum... dudaklarına konar, gözlerini esir alırım, kölem olursun, geceler boyu... didik didik ederim hayatını, Benden başkasına yaşatmam seni, tarihini vurur, anılarını asarım.. yüreğine saplarım kendimi, bedeninde yatıya kalırım, teninde beklerim geleceğimi.... YAKLAŞMA, seni alırım senin olurum Özğürlüğüm yoldaş olur yanına, sensiz düşüncelerim toprak olur, Taparım sana, yatağına tapınak derim, yüzünde güneşler beklerim Gitmezsen sana dokunurum, sahiplenirim seni SANA AŞKI YAŞATIRIM... daha küçük aşklara katlanamazsın ... BENİMLE ÖLÜRSÜN...

|
|
|
23 Mayıs 2008 Cuma
09:16:35
|
|
|
Seninle Ölmek İstiyorum
Dağ başında bir avcı kulübesi Yerle diz boyu kar Ocakta ateş Dışarda rüzgar Hadi gel Önce sevişmeliyiz uzun uzun Yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp Birer birer öpmeliyim Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana Böylece ölmeliyiz Aradan yıllar geçip Bizi buldukları zaman Etlerimiz çürümüş olsa da Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden Hadi gel Nefes almak hüner değil Seninle ölmek istiyorum.
|
|
|
24 Mayıs 2008 Cumartesi
04:12:27
|
|
|
BEN ARDINDAN GELİRİM
sen çağır şarkıları ben ardından gelirim sesin yüzüme çarpsın gör bak deliririm
sen savur şiirleri ben ardından gelirim dizeler değsin gönlüme gönenirim
sen seslen sevgileri ben ardından gelirim sevgin dolsun yüreğime devleşirim
sen çağır ölümleri ben ardından gelirim toprak olsun bedenim çiçeklenirim...
Bülent Top
|
|
|
24 Mayıs 2008 Cumartesi
11:03:34
|
|
|
Beni de Al Cennetine
Gözlerim bir tual oldu seni çizdim göz bebeklerime yalnız bu güne değil canım seni yazdım gündüzüme geceme.
Ellerim kelepçe oldu seni sardım bedenime hayallerin avutmadı beni seni aldım gecelerime.
Kalbim bir hançer oldu seni sapladı yüreğime aşkın sardı benliğimi esir etti duman gözlerine.
Hasretin bana ecel oldu her gün yakar özleminle deli gibi sevdalıyım beni de al cennetine.
|
|
|
29 Mayıs 2008 Perşembe
17:02:14
|
|
|
|
Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş. Genç prenseslerin anneleri çoktan ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri en küçük olanıymış. Saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş. Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Bu masallarda bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlar varmış. Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş. "Onbeş yaşını beklemen gerekir," demiş büyükanneleri. "O zaman gidip görebilirsin." En büyük denizkızı yaşı geldiğinde yüzeye çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda küçük denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi son anda görüp kurtarmış. Onu kucaklayıp kıyıya götürmüş ve sahile bırakmış. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş. Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş başa kalmış. O günden sonra küçük denizkızı prensi görebilmek umuduyla birçok kez yüzeye çıkmış. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: "Niçin geldiğini biliyorum denizkızı," demiş. "İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun?" "Bilmiyordum," demiş küçük denizkızı, "ama insan olabilmek için neyse öderim." "Sesini istiyorum," demiş cadı, "şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun." " Çabuk," demiş küçük denizkızı. "Ben kararımı çoktan verdim zaten." Bunun üzerine su cadısı küçük denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş. Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. "Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak." Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış. Ama denize düşmemiş. Kendini havada uçarken bulmuş. Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş. "Biz havanın kızlarıyız " demişler. "Artık bizimle mutlu olursun." Küçük denizkızı gökyüzüne doğru yükselirken aşağıya, prensin gemisine bakmış ve gülümsemiş
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
03:33:22
|
|
|
sen istediğin gibi yaşarken öylesine,hoyrat,ben kırdıklarını topladım ardından..
hepsini biriktirdim,atmadım hiç birini..sen savurdun ben kolladım,sen döktün ben topladım,sen kırdın ben yapıştırdım.. ama artık kalmadım.. yetemiyorum dağıttğıın hayatı toplamaya..öyle çok öyle hızlı öyle derinden sarstın ki dünyamı..doğumu batımı bulamıyorum şimdi.. batıyorum aniden..doğamıyorum.. sen başını alıp giderken,ardımda ne var diye bakmadın hiç..!gözlerini çevirmedin..nasılsa ordaydım ya hep,düşünmedin..!! ama artık duramıyorum orda..bıraktığın yerde değilim artık..bıraktığın gibi değilim.. öfkeler biriktirdim..sonra kırgınlıklar..kızgınlıklarım elime yüzüme bulaştı,temizleyemedim.. temiz gidemedin..gitmenin hakkını veremedin yani..!!yıktın giderken ,yerle bir ettin içimde ne varsa.. hoyratlığın başıma bela,sevdan daha da zor..hele seni inadına sevmek var ya..insanı yarı yolda kor.. hadi git şimdi..rüzgarlarını da al ve git..beklemiyorum artık..onu orda bıraktım diye düşünme..yokum orda..yarı yolda kalmak zor geldi,başa döndüm.. hani sensizliğim vardı ya en başında..hani sen yokken de yaşıyordum ya..ordayım..yaşıyorum..ve inanmıyorum artık..bilirsin neye inanmadığımı..sorma,anlatamam bunu hoyratlığına.. beklemiyorum artık seni..savurganlıkların öyle söyledi..bekleme dedi gözlerine inat..bekleme o senin bildiğini sandığın gibi olmadı hiç dedi..beklemiyorum.. sadece tek bir yaram var..tek bir kanayan damar bıraktın ben de.. dimdik duracaktın ya yanımda..hep orda olacaktın,yıkılmayacaktın ya..ben sende ne rüzgarlar taşıdım..ne depremler gördüm..en küçük yanlarımı bile eksiltmedim..sense ilk sarsıntıda yerle birdin.. bu değildi benim bildiğim,bana öğtettiğin ... şimdi camlarımı kapatıyorum..enkazımı kaldırıyorum yüreğimin altından..fırtına çıkmasın,depremler olmasın diye..dedim ya,beklemiyorum... vaz-geçtim...
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
13:34:46
|
|
|
Acılar biriktiriyorum masum avuçlu çocukların yüreklerinde!
Şehre dar gelen bir hayalin tam ortasında kederler çoğaltıyorum yırtık ceplerimde.
An geliyor bir ülkeye bölünüyor yüreğim ve an geliyor dünya oluyor acımasızlığım yamacında yüreğim...
Saklı düşlerimin o en kayıp adreslerinde bir masala dönüyor sözlerim.
Zamansızlığıma sığdıramadığım derin acılar saklı şimdi kimliksiz düşlerimde!
Ben bir şehre çekip giderken bir ülkeye dönüyor yüreğim.
Ben şehir ve ülke iki bağımsız hayal atlası ve otam ortasında ben masum avuçlu bir çocuk yüreği...
Bütün terkedişlerime bir kandil yakıyorum gecenin sustuğu bu anda!
bütün hayal kırıklıkları bütün sıradanlıklar ve bütün mavi olmayan aşklar birer birer kapı çalıp çekip gidiyorlar.
Oysa bir yıldız sararken gamlı düşlerime ve kelimeleri hüznün rengine boyarken ardımda yaşayamaycağım her şey bir uçurum olup çıkıyor karşıma!
Zamanı karalıyorum silikleşen yazılarımın içinde ve göğün karanlığına hicran yazıyorum siz sabaha soyunup uyurken bense gecenin tam koynunda.
adıni bile bilmediğim bütün sözlerin esaretini yaşıyorum.
Bütün savunmasız korkularımın cesur bir savaşçısıyım sanki şuan çünkü ben;
SENİ YAŞIYORUM...
|
|
|
30 Mayıs 2008 Cuma
18:01:53
|
|
|
|
süper bunlar ya
|
|
|
2 Haziran 2008 Pazartesi
17:46:21
|
|
|
HiiCCC
Bir insani hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mi hiç? Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi, her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi. Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek , ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanin sana, ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi sen hala bu kadar sevgili iken? Özlemek, bu kadar özlemek,etini kemiğini yakarcasına özlemek. Çok kötü değil mi?Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu işitememek , artık sonunun "Pi" hali değil mi? Biliyorsun değil mi? Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede gecen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek, belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur değil mi? Ne kadar eritir insani fark etmeden. Sende biliyorsun değil mi bunları.? Bir sinema koltuğunda sende iki kişi gibi oturdun mu hiç? Hiç iki kişi gibi zevk aldın mi bir konserden yalnız basına. Güzel bir kafe keşfettiğinde, güzel bir film seyrettiğinde, güzel bir şarkı dinlediğinde güzellikleri oranında eksik kaldıklarını hissettin mi paylaşamadığın için onunla. Bir barın kalabalığında hiç yarim vücudunla sallandın mi ortada? Hiç iki kişilik beyninle yarim insan olabildin mi? Baktığında aynana sadece yüzünün bir yarısını gördüğün oldu mu hiç? Sana hayatındaki en büyük yoksunluğu yaşatandan nefret edemediğin zamanlar oldu mu hiç? Gözünün içine baka baka kolunu bacağını kesen bir insanin yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar oldu mu hiç? Hayatta inanlığın bütün değerlerini altüst eden birisine aşk şiirleri yazabildin mi? Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara feda oldun mu hiç? İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin, özlemini, susuzluğunu, açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç? Kanayan yarasını gördüğün ama merhem olamadığın zamanlar. Gücünün, hani o tanrısal gücünün bir çocuğun ağlamasını susturamayacak kadar olduğunu gördüğün zamanlar oldu mu hiç? Hiiiiiiic.... Hiic
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|