|
| Gönderen | Mesaj |
|
12 Mayıs 2008 Pazartesi
14:44:57
|
|
|
Ave Merıa
Rüzgar tersine esiyor... Niçin? Eski günler geri mi gelecek? Kımıldıyor kozasında böcek Bildiği hayata doğmak için.
Neden içimize doldu vehim? Ah ümit, ümit yollar boyunca Düşünmez miydi aksam olunca Hacer`in kollarında İbrahim
Ve gemisinde Kleopatra? Neden yine kaynaştı havalar? Saadet mi getiriyor rüzgar Dolarak erguvan atlaslara?
Elimize değen kimin eli? Kimdir bu muammalarla gelen? O mu helezonlara yükselen, Saba ellerinin en güzeli?
Sesler mi çözülüyor derinde, Nedir durup dinlediklerimiz, Şarki mi söylüyor semiramis Babil’in asma bahçelerinde?
Omzundan örtüler kaydı yere. Kim bu, kim? alnımızdaki yazı: Gözlerinde günahının hazzı Gülüyor saz benizli bakire. Orhan Veli Kanık
|
|
|
12 Mayıs 2008 Pazartesi
14:59:49
|
|
|
Serseri
Yine sensiz bir gece Ve yine yalnızlık Zaten hiç gitmedi ki başımdan...
Oysa nasıl başlamıştık Seninle bütün denizleri geçmeyi düşünürken Şimdi sensiz bir derede boğuluyorum...
Hayatta hep mutlu anlar olacak değil ya Nasıl yaşadıysam dünü Elbette yaşamalıyım bu günü Bugün beni sorarsan Seni getiren yollardayım. Her yere adını yazdım Ağaca, taşa, kaldırımlara Ve çok seviyorum seni Çünkü ben hala bıraktığın Serseri` yim…
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
04:05:05
|
|
|
Serserim - Aşkın Nur Yengi
Karanlığın içinde yandı gözbebeklerim İlk önce gözlerini gördüm Ilık rüzgarlar misali Tenin değdi tenime Belki bin defa yanıp yanıp söndü
Bir yanda sen Bir yanda tövbeler Bir yanım karşı koyar Bir yanım ister
Serserim benim Deli dolu sevgilim Kor gibi sıcak Yada sular gibi serin Gelme uzak dur Korkuyorum çok Çılgınlık bu Halim yok
|
|
|
13 Mayıs 2008 Salı
12:27:22
|
|
|
Eğer bir yaşamak sana ağır gelirse...Taşıdığın yük omuzlarına ağır gelmeye basladıysa işte o zaman artık bir karar vermek zorundasındır.Ya hayatın seni terketmesine göz yumacaksındır..Ya da sımsıkı tutunacaksın hayatın en sıcak bağlarına... Sen ne kadar kaçarsan hayattan o kadar uzaklaşır hayatta senden..İyisi mi sen hayatı tüm kötülüklerrine rağmen sev...Sen onu sevdikçe sana güzel bahçelerinin kapısını açacaktır Sen ne kadar karamsar olursan dünyada cehenemme o kadar yaklaşırsın...Karar senin elinde Yaşının hiç önemi olmadığı hayat çemeberinde şairin sözünü kulaklarında hisset... GENÇLİĞİNE GÜVENİP DAHA ERKEN DERKEN,BELKİ VEDA BİLE EDEMEZSİN GİDERKEN......
|
|
|
14 Mayıs 2008 Çarşamba
18:39:18
|
|
|
Yüreğinin Sesini Biraz Daha Aç(TEK VE SON AŞKIM :.SONSUZLUĞUM’A&hellip
“ Düştüm cümlelerimden..Susuyorum..Susuzluğuma can ver nefesinle…”
Katransı bir geceden sonra “ gül “ doğumlarına şahit yüreğimle akıyorum satırlara. Ağustos ayazlarına maruz kalmış kalemimi kıyılarında umut dalgalarına vuruyorum..Susuzum biliyorsun. Ve bir o kadar uykusuzum.Giydir gözlerini Harami karanlığı gözlerime.Dudaklarım çölleşmiş. Vur bulutların nemini senli cümlelerimin benli boylarına..Durma öyle..Kaldır başını (son) baharlardan. Topla gülüşlerini vadesi dolmamış zamandan. Sancıları bağladım yüreğimin yamalarına. Karanlıklarda kaldım. Susuzluktan çatlıyor yüreğim.. Çölleşmiş topraklarıma “ susmalarınla “ düş...Yağ üzerime bulut bulut..Sal üzerine ıslak kirpiklerini. Savur gölgelerini delice bağrı yanık göğsüme. Eğ başını göğsümün kanayan yanına..Sesini aç yüreğimin..Duy yüreğimin kuruyan çığlıklarını..Hadi sevgili..Susuzluğuma yürek susuşlarınla can ver ..Geleceğime bin kurşun sıkan kuraklığa inat sözlerim ol nadasa bırakılmış dudaklarımda...Dua dua savrul yalnızlıktan kavrulmuş denizlerime. Varlığınla düş susuzluğuma.
“ Mülteciyim zamansızlığın…Adressizim…Kıyılarında yaşamama izin ver…..”
Sınır dışı hallerimi bilirsin sen. Kovulmalarımı, imla bozukluklarımı..Mülteciyim zamansızlığın. Adımlarımı çektim adreslerimden..Bir bavulu bile doldurmayan ömür sahifemi düştüm satırlardan..Adressizim. Hayat yekun yetersiz. Bakiyelerim hep karanlığa bölünüyor. Menzilim hiçlik iken sen tut beni.. Ve öyle bir sev ki beni; ölüm bile hayran kalsın sevdana. Yusuf’un Zülayha’yı sevdiği gibi sev gibi.Gözünü karat..Kapat perdelerini.Benden başka göz bilme ..Adımdan başka hiçbir cümleyi alma dudaklarına.Avuçlarına yasla uykusuz gözlerimi.Öyle bir sev ki; Mecnun gibi savur dudaklarından beni mim``siz çöllerine..Susuz bırak beni...Kurusun geçmişim..Yeter ki senin yanında olsun son nefesim..Sırtlan beni geleceğimi / kız düşlerimi..Kimliğimden soyunmuş bu kadını hüviyetine al..Sahiplen adressiz ellerimi..Yalnızlık etiketini, fişlenmiş geçmişimi, Filistin askısı gören kimliksizliğimi savur tozlu raflara. İçimdeki kekeme çocuğu sev. Şefkatine al öznesiz cümlelerimi..İki dudağından gayri bir yer bilmeyeyim.. Devrildim bir kez karanlığın ayak dibine..Yaralarım Eyyub gibi kanar. Sancılarım İsa gibi sabrımı yoklar…Hadi ölümle yamamadan hüviyetsizliğimi al beni cümlelerine.Ben susayım. Kapat üzerimi sesli kelimelerinle..Dizlerim kan revan. Köklerim ise ağıt figan..Kapındayım..Kıyılarındayım...Dağın- klığımı , yarımlığımı sen TAMAMLA.. Ve sonra her şeye göğsünü gerip benim sende YAŞAMAMA izin ver..
“ Sürgüle Kapılarını..Ört üzerine Umutlarını..Sen ve Ben..Biz’iz artık...”
Beni ve seni biz yaptığın için diline kepenk vurmak isteyecek rüzgarlar.Beni hayatına aldığın için karanlıklar üşüşen saçlarına..Ayazlar kıyılarına dolacak..Küfür kokan yangınlar zorlayacak kapılarını..Sana kast edecek zaman. Beni yüreğine aldın diye bıçağın keskin yüzü beklese de seni, sakın boynunu bükme kekeme gecelere.Rest çekecek ölüm..Sen beni yaşat sonu ölüm ile müjdelense de susma sen..Eteğine uzanırsa militan yüzlü karanlıkların eli sakın çekinme elini tetiğini götürmeye.Vur alnı ortasından bize uzanan ayrılıkları.
Korkma sakın. Tek bir adım atma geriye..Bu doğum sancılı olsa da vakit tamam. Gün; güle, karanlık, fecre gebedir…Dilin vurgun yese de toprağa susmak yakışmaz sevgili...Tek toprağa vurulmaz kelepçe. Hadi durma öyle..Bağır bağırabildiğin kadar.. Yaşa beni gücün yettiği kadar..
Yüreğinin sesini biraz daha aç ; Çünkü hiçbir “ gül “ topraksız.... Hiçbir hayat “ umutsuz “ yeşermemiştir...
…………………….
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
03:00:42
|
|
|
Al yalnızlığımı ört üzerine Al yalnızlığımı ört üzerine . Al yalnızlığımı, ört üzerine. Belki o vakit bırakıp her şeyi, gelirim biryerlerden başlamak için yeniden. Hani yalnızlığa pek alışmışların cesareti de gün gün kırılırmış da aydınlıktan dahi korkar olurlarmış. Bir yaprak hışırtısı, en şiddetli yağmurlardan birinde gökte damar damar çizilen şimşek ve ardından patlayan gürültü, konuşmalar, konuşmalar, konuşmalar... Korkular çok, bil ki korkular ille de sebepli . Al yalnızlığımı ört üzerine. Bitsin benliliğin hükmü üzerimde. ’Sevdiğini incitir insan’ diyenleri haklı çıkaracak kadar kapanışım. Rüzgar ektiğim günlerin sonrasında biçilen fırtınalarım. Geceleri katettiğim menzillerim. Bir şiire vurulup da hiçbir şiiri çözemeyişim. Yapmak istediklerimi yaptıklarımla bir türlü örtüştüremeyişim. Hepsi bir ‘yaşandı bitti’ noktasının etrafında gezinen cümlelerim. Al yalnızlığımı ört üzerine .
Buralardayım uzun zamandır. Birgün’ü bekliyorum sanırım, Birgün’ü. Öyle büyük fırtınalarım var ki, o fırtınaların birinde ‘artık yeter’ feryadına kapılıp kaybolacağımı sanıyorum. İzin vermeyeceğimi bile bile dik duruşların ardında bir söğüt eğikliği tavrında, hemen apartmanın ucunda kıvrılan sokak köşesinde, önümden gelip geçen her şeyi derin bir huşû içinde göz hapsinde tutuyorum. Sonbaharın yaprak dökümünde her yer sarı rengin hükmünde. Bu yüzden işte, al yalnızlığımı ört üzerine .
Orhan Pamuk’un dediği gibi, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor . Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla yırtarken yazılmışları, hani ‘niye mutlu olmaya bu kadar çaba’ cümlesiyle kol kola geçiyorum ara yolları bir bir. Biliyorum ki artık, kendi istemedi mi gelmiyor, konuk olmuyor hayatımıza . Bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine. Al yalnızlığımı.
’İnsanın hiç unutmadığı şeyler var’ diyor Jean-Christophe Grange. Ya unutamadığından, ya unutmaya meyli olmadığından, ya da hep hatırlatmaya hevesli ayrıntıların bir boşluk bulup gözlerle buluşuverdiğinden... Ben zihin çıkınımı karıştırdığımda öyle çok unutulmuşlarla karşılşıyorum ki, ‘Hayret’ diyorum kendi kendime. ‘Nasıl olmuş da bir çizgi geçmişim üzerinden.’ Bu bir zihin oyunu. Bu benim zihnimin bana oyunu şiraze. Oyunlarım. Ben oyun oynamayı sevdiğim günlerin peşine takıldım bak yine. Hemen. Bir cümlede kayıverdim anıların içine. Anılarda mutluluk göz kırparmış. Hani insan mutlu olduğunu mutluluk anında değil de sonraları anlarmış. oyun oynayalım seninle. Oynayalım ama, içinde yalnızlık olmasın. Al yalnızlığımı ört üzerine . Al yalnızlığımı. Ört üzerine. Ve uyut ninnilerle.
|
|
|
17 Mayıs 2008 Cumartesi
04:12:24
|
|
|
Bütün gücümü kullanarak mı susuyorum, sustuğum için mi düşüyor çenem, hangisi? ..Sen nereden bileceksin, sustuğum zamanlar daha çok konuştuğumu?Ve yorulduğunu boğazımın dilimin? ..Aslında, konuşuyor olandan çok, suskun olanın yanında şişiyor kafam; bütün düşünüyorve konuşuyor olabileceklerini düşünmekten…Yorma beni.Seni yormamak için bir iki kelam edeyim dedim.Saklama yüzünü benden, biliyorum uykusuzluktan halkalandığını göz altlarının… * * *Bu aynalar hep gençlere eder iltifatını, sonra yavaş yavaş tükenirkomplimanları…Aynalar kadar nankör gözler kimde var?Hiçbir zaman görmek bilmez yüreğindekini.Sen seni; aynalara değil bana sor.Yüreğimin gözlerine sor, biraz evvel sorduğun gibi…Biliyorum uykusuzluktan sarardı rengin. * * *Ben uykusuzken sen de vardın, bütün uykusuzluklarımda olduğun gibi.Sen uykusuzken; ben hiç uğramadım mı yüreğinin semtine?Senin kıvranışlarından hiç haberim olmadı mı?Ya ben çok kötüyüm, ya da?Ya da kötü aynalardan farkı yok gözlerimin!Bilmiyor musun yoksa?Hiçbir ayna sana benim gibi bakamaz.Sen bile bakamazsın yüreğim gibi… * * *Bütün gücümü kullanarak mı susuyorum, sustuğum için mi düşüyorçenem, hangisi? .. ...Hangisi? Sultan Yürük
|
|
|
18 Mayıs 2008 Pazar
16:25:18
|
|
|
Konuşacak birşeyi kalmadığı için değil elbette; Bazen susmak sessiz bir çığlık gibi yankılanır harabe şehrin en soylu meydanında...
|
|
|
19 Mayıs 2008 Pazartesi
00:01:32
|
|
|
ve bazen de;
İfade edebiliyor olmanın kumbarasıdır susmak... 
|
|
|
19 Mayıs 2008 Pazartesi
00:15:23
|
|
|
Ya hayatın seni terketmesine göz yumacaksındır..Ya da sımsıkı tutunacaksın hayatın en sıcak bağlarına...
--------
hep sımsıkı tutunmayı seçtim sıcak bağlara, bazanda rüzgara, bozkırlara, ummayı seçtim hep, yeniden başlamayı, ardıma bakmamayı peşim bırakmasada bıraktıklarım ardımda..
en ümitsiz anlarımda hep o küçük istavrit balığı geldi de aklıma kırdırmadım ümitlerimi "-siz" lere..
bazan seçtiğim yalnızlık oldu, onarmak için bazanda yelken açtım bilinmezlere..
ama hiç göz yummadım, çare_siz olmadım hiç, bildim, inandım, tek çare bendim kendime... hiç göz yummadım, bükmedim boynum.. öleceksem bir gün, olsa olsa ortasında olacağım yine bir mücadelemin.. belki sessiz, belki yalnız, belki kimsesiz...
yasmin
|
|
|
19 Mayıs 2008 Pazartesi
01:08:33
|
|
|
Hiç bir zaman yalnız,kimsesiz ve çare-siz kalmamanı dilerim Yasmin.
Karbeyaz Gelecek
Bana yarınını anlat İçinde hüzün olmasın Gözyaşı olmasın Umutsuzluk olmasın Beklenenin dönmeyeceğini bile bile Yorgun yorgun bakan gözler olmasın Sağa sola bakmadan yürüdüğün yollarda Üzerine düsen bir yağmur damlası gibi Usulca süzülüver Usulca açıver aydınlık günlere Bak güneşin açışına Nehirlere bak sakin sakin akışına Kuşlara bak kanatlanışlarına uçuşlarına Sonra kendime bak yavaşça yargısızca Belki bir kuş gibi uçamazsın Belki bir güneş gibi açamazsın Belki nehir gibi akıp gidemezsin Ama gözlerinle bakabilirsin Yüreğinle hissedebilirsin Korkusuzca dokunabilirsin Anlatabilirsin her şeyi aydınlığa Haydi, ver elini, Çekinme dokunmaktan Çekinme anlamaktan Ne kadar zor olsa da gerçekler Merhaba deyip gir içeriye Merhaba de gözyaşlarının arkasından Usulca bir gülümsemeyle Kar beyaz geleceğe...
|
|
|
19 Mayıs 2008 Pazartesi
01:16:19
|
|
|
Kelebekler Hiç İki Bahar Görür Mü ?
Sen, baharın nadide gülüydün. Sen, sevgiye adanmış bir ömürdün. Bülbüller şarkılarında sana yanardı. Toprak ise yüreğini dallarına açardı.. Rüzgar bile susardı kokunda. Sema, nazlı nazlı düşer Rahmet olurdu dalında...
Bir gün ; Kanatlarımın üşüdüğünü, Dallarının solup teninin öldüğünü gördüm. Kış mevsimiydi rüzgarla gelen.. Kış uykusuna dalacaktı o gözlerin. Toprağa uzanıp bahara açacaktı o yüreğin.
Hüzün çöktü küçük yüreğime. Elbet sana olan aşkım bitmeyecekti.. Sen sonraki baharda tomurcuk açacaktın. Topraktan aynı güzelliğinle kalkacaktın... Ben ise; yalnızlığa kanatlanacaktım..
Yağmurlar yağsa , Baharlar uzasa diye kaç kez iç geçirdim. Hasret bulutları düşse de, Bir gün karlı sabahlara uyanacaktık Sen; gözlerini baharda gülümsemek için Hülyalara dalacaktın... Ben ise sonsuzluğa uçacaktım.
Sakın üzülme sevda gülüm. Sevdam hep gökyüzünde olacak. Sakın sitem etme bana; Ne olur anla beni. Kelebeklerin ömrü , Hiç iki bahar görür mü gülüm?
|
|
|
19 Mayıs 2008 Pazartesi
01:18:01
|
|
|
Keşkeleri Çıkardım Hayatımdan
Keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil artık bana göre değil pişmanlıklar keşkeleri çıkardım hayatımdan. ben seni unuturum sevdiğim ela gözlerini bir bardak rakıya gömerim anıları içime yıllar önce bir temmuz gecesinde zamansız bir yağmur altında başlayan o zamansız aşkımızı unuturum ben seni unuturum sevdiğim zaten hayat bir yalan. gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha üzerimde eskiden kalma bir sevdanın yorgunluğu yüreğimin kara kaplı defterinde sararmış sayfaların arasında bir adamın yıllar arkasında kalmış suskunluğu var ve küskünlüğü hayata o ki kapanmış bir kapı umutlarıma çaresizliğe bir geçit durma hadi gözlerimden de çekip git çek git gecelerimden bir daha girme düşlerime kanıma girme artık yeter git. kimseler bilmez geceden başka yine yalnızım sokaklar dolusu insan içinde bir ben bir ben yalnızım. gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha ne fırtınalar kopar yine içimde bu sevda yakar yüreğimi yıkar derinden susar içimdeki ağıtlar geceler inadına susar ben susarım. an gelir zamanlar dolusu ağlarım ağlarım çocuk gibi ihanet karası gecelerde kıvrandırır bir sancı kahpe bir kurşun gibi arkadan vurur yalnızlık sabahlara kadar ağlarım ağlarım ölesiye. neden içi karanlıktı bu kadar gecelerin neden geceler umut taşımaz sabaha ve neden ağlatır beni bu uzun yolculuklar yeter artık yeter buraya kadar keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil bana göre değil yerli yersiz ağlamak madem ki bir kez yaşanıyor bu hayat kılıcımı çektim kınından kuşandım cesareti ve bitirdim esareti gömdüm denizlere. keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil artık anladım ki insan her an sevebilir mevsimsiz açan bir çiçek gibi dirilir yeniden keşkeleri çıkardım hayatımdan. geleceksen bugün gel yarın çok geç olabilir.
|
|
|
19 Mayıs 2008 Pazartesi
18:40:56
|
|
|
Arkadaşlığın büyüsünü tadanlardanım Dostluğun kavramını yaşayanlardanım Bir söz söyle bana taaa uzaklardan İçten olsun. Arkadaşça, dostça bir selam gönder bana Yürekten olsun. Atma içine üzüntülerini Tatma kederli saatleri Paylaş kardeşçe mutlu sevgileri Düşünme, Ardına bırak üzüntülerini Gel arkadaşım Birlikte atalım kederli düşünceleri Dünya değmez hiç bir üzüntüye Kapıl git yepyeni sevgilere İnandır dünyanın sevgi dolu olduğuna Evrende saygının var olduğuna Çocuk gibi, saf, temiz, tertemiz Yüreğinin bir köşesinde Yer var mı bana da? Canımı verirdim o yürek için. Arkadaşça, sevgiyle, dostça Bir selam gönder bana Ama ne olur yürekten olsun
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
15:39:53
|
|
|
İŞTE SUSKUNLUĞUMUN, DİLE GELEN NAĞMELERİ...
Oy Dila uçurum kokuyor bakışların bir yanağından fırat esiyor bir yanağından murat çığları çağırıyor çığlıkların oy dila, can dila, yar dila derin kanyonların küskün kelebeği hazan vurmuş mavi saçlarında kardelenlerin isyankar peteği neden böyledir bakışların, neden dila oy dila, can dila, yar dila süngü yemişsin sürgün gecelerde yanılgılar ve yenilgiler akıyor parmaklarından hüznün, yağmurun ve yoksulluğun kızı neden sözler sitemli çıkıyor dudaklarından oy dila,can dila, yar dila mülteci saatlerin gizemli anlarında bir boynu bükük mektup gönderdim yüreğine yüreğin ki çukurova, yüreğin ki harran mektubumun katilidir kör yarasalar mektupsuz kalma dila, kardelensiz diyarlarda oy dila, can dila, yar dila posta güvercinleri uçtu gönlümden senin kalbinin derin vadilerine doğru kuşlarım vuruldu sularım duruldu be dila oy dila, can dila, yar dila aşk dedim, sevda dedim, yar dedim olmadı kör kurşuna beni sar dedim gittim uçurum kenarlarına isyan dedim, dişe diş, cana can dedim olmadı bir asil vaktin kızıllığında geldim, senin gözlerinin gizlisinde bir acı, bir asi intihar dedim öldüm mü, kaldım mı, bilemedim dila oy dila, can dila, yar dila işte böyle uçurum çiçeği bana hazan, bana ölümlü bir zindan bana aşksız, bana sevdasız bana isyansız bir can kaldı kansızların hain fermanlarında olsun be dila senin sürgün yemiş serin gözlerin var ya oy dila, can dila, yar dila bana ay ışığı damıtmak yasak artık buralarda bir güle gülmek, gül dudaklarında ölmek hepsi yasak gözbebeklerine sığınıyorum dila sar beni, ruhuna kar beni oy dila, can dila, yar dila işte geldim oyunun sonuna dicle, fırat ve murat hep sensin bir şey kalmıyor senin dışında intiharlarına gebeyim bir ölüm öpücüğü ver bana dirilmem için senin civarında hoşça kal, hoşça kal, el-veda dila oy dila, can dila, yar dila Necdet Karasevda
|
|
|
20 Mayıs 2008 Salı
17:32:51
|
|
|
Gözlerime değince, akar gönlüm İsyanımı bağışla, beni aşkla sar, Hasretim dinsin Bir deniz gibi coşar, vurur dağlara Ağlar şu çocuk kalbim Yokluğunu nasıl yaşar, acıyı nasıl saklar Ah ümidim Senden bana ah hatıra kalan Bir kırık ayna duvarda Soluyor tüm rengi çiçeklerin Sönüyor feri ah mehtaplı gülüşlerin Aşk ölüyor, kalbim izin verecek mi buna? Hayır de, sevdim de sana küstüm de Ama aşk ölmez de Senden bana ah hatıra kalan Bir kırık ayna duvarda
Sen aşk nedir hiç bilmedin Eridik, bittik hissetmedin Her yalan söze değer verdin, hata ettin Ne istesem olmaz dedin Yanılırsın bak, geçer dedin Sevgisizliğe, ilgisizliğe alışamadım Sen! kıvılcımı fark etmeden Yangına körükle giden Başımın belası sen! Sen! rüyalarıma dur diyen Cevabı bile bilmeden Çok sevmeyi öğreten Sen, yanlışsın sen!
Eyvah! Simsiyah gecede Kuytu bir köşede Yar elden gidiyor gibi Aşkım! Ellerin ne soğuk Bir beyaz gül gibi Avcumda soluyor yazık Tanrım! Geçmeden saatler Bitmeden ümitler Ne olur sen ona Derman ver Kader! Amansız düşmansın Zalimsin, yamansın Koparma gülümü benden Lütfen kalsın Bil ki Unutsam ben seni Unutsan sen beni Unutur mu bu aşk bizi? Hep hatırlar...
Yürüyorum şimdi patika yollarında aşkın Rüzgarın, yağmurun kollarında üşüyorum Kalbimin sokağında bir hüzünlü şarkıyla Karşılaştım bugün, ısındım gözyaşımla Yağmur yağar bu şehrin Bu şehrin gözlerine Yağmur yağar gözbebeğim Sen giderken Gülmüyor yüzüm, aşktan yana Sevmiyor kalbim Sebebi sensin inan
Kuytu köşelere saklanır güneş Gelir sokulur tenime akşam Titrek gölgeler dolaşır caddelerde Geçip gider o serseri zaman Bu ne bitmez karanlık Bu nasıl bilmece? Yalnızlık kesiyor yollarımı Her gece, her gece. Gece en eski isyanımdır Gece en eski sevdalımdır Gece başımda belalımdır Gece zalim karanlıktır Beni usulca koynuna alır gece
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
05:28:33
|
|
|
Aklım başımda iken gönlümün sefası yok, Mest olduğum zaman da aklımın vefası yok. Sarhoşlukla ayıklık arasında bir hal var ki, O hal olmasa hayatın manası yok... Omer Hayyam
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
05:40:07
|
|
|
Susarız... İletişimin tıkandığı yerdeyizdir... Hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı yanlışlıklar... Yanılgılar... Ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran... Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar... Ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna... Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar.... Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak...
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
05:40:42
|
|
|
Sen gölgesinde dinlendiğim kökü bende bir çınardın... Gazel dökmüş bir bahardı yokluğun!
Sen bir saçak altıydın dolu yağarken sığındığım... Dağ başında tahta küçük bir kulübe, ayazlarda ısındığım... Tutunduğum tüm dalları kıran, korkunç bir fırtınaydı yokluğun!
Sen hep yolumun üzerinde suyu sonsuz bir pınardın... Tenimde, yüreğimde çöl yanığıydı yokluğun!
Sen ayrılığı bile sevdiren sapsarı bir güldün... Kavuşmaların o tatlı heyecanı... Ömrüme yüklenen anlamsız, tesellisiz bir hasretti yokluğun!
Sen türküler gibi yanık, mısralar gibi hoyrattın... Şiirleri dilsiz, türküleri issiz bıraktı yokluğun!
Sen bakmaya doyamadığım siyah beyaz bir fotoğraftın... Atmaya kıyamadığım, eski, değerli bir kitap... Sen bütün yorgunluğumu alan bir akşam güneşiydin... Umudumu besleyen serin bir seher yeli... Sen dağların bağrında kirlenmemiş bir ırmaktın... Kumsalımda serinleyen çığlık çığlığa bir martı... Sen avuçlarımda taze ekmek kokusuydun... Yüreğime kazınmış muzip, şirin bir gülümseme... Dinmeyecek sandığım gözyaşlarıydı yokluğun!
Sen tozpembe ruyalardın, ilk sana anlattığım... Uyanmayı beklediğim bir kabustu yokluğun!
Sen, ``Bensiz yaşarsın, sensiz yaşamayı denerim! `` derdin... Bizsiz yaşayamadığım, dipsiz bir karanlıktı yokluğun!
Sen en tatlı sohbetlerin gevezesiydin... Sözü hiç tükenmeyen bir düş gezgini... Ortasında boğulduğum sessizlikti yokluğun!
Sen kadehimdeki en berrak şaraptın... Gökyüzümdeki en parlak yıldız... Avuntusuz gecelerin korkusuydu yokluğun!
Sen aklın başında değil de, yüreğin elindeyken gelirdin bana... Sanki soluk soluğa yaşanmalıydı herşey, hep aceleciydin... Elimi bir yerlere koyamadığım, duvarlardan nefes alamadığım... Tarifsiz bir sıkıntı, tekdüze bir ümitsizlikti yokluğun!
Sen mutlulukla kıydığım; ölüm ayırana kadarlık bir nikahtın... Sıranın acıya geldiği, bir bedeldi yokluğun!
Sen yazılarıma eni konu yerleşmiş Adı, cismi belirsiz bir sevda... Mutlulukla sarmaş dolaş bir hüzündün... Kalemimi tutuşturan...Ölümü, hasreti cümlelerime taşıyan bir ateşti yokluğun!
Sen hayatla yaptığım bütün savaşların ganimetiydin... Namlusu yüzüme dönük bir silahtı yokluğun!
Sen, vazgeçmemin engeliydin... Anlaşmaya hep uydum. Ölümle hayat arasında gidip gidip geldiğim, Rus ruletiydi yokluğun!!!
|
|
|
21 Mayıs 2008 Çarşamba
05:41:29
|
|
|
Dünlerimin yarım kalmışlığıyla yazıyorum bu satırları... Garip bir hüzün var içimde...Sanki bir yanım hep ağlamaklı...
Kaç kez söndürdüm yalnızlığımı sigaramın külünde, ben bile unuttum.. Kaç kez bitirdim o adı sigaramın dumanında... Ama yine de, sevdamı kırık kalemimde harcayamadım...
Bir fotoğrafa bakıyorum şimdi... Resmi de hayalim gibi, ben gibi, dünlerim gibi...Yarım kaldı bir ocak sabahı... Şimdi düşünüyorum da yarım kalan kimin düşüydü acaba...!
Sevmekse, en büyüğünden seviyorum ama... Geleceğimde yok artık, dünlerime bıraktım onu... Sinsice akan zamanlara kattım sırtımdaki yaralarımı... Şimdi ismi ritimsiz kalp atışlarımda saklı... Ne yapalım bedenimize hapsolmuş ruhlarımızı ben özgürleştirdim, o yapamadı... Şimdi o mahkum ben özgürüm... İki kişilik bir yürek bu... Artık ben yetemiyorum içine... O`na verdikçe küçülüyor, küçücük oluyor gözümde...
Acı bir gerçek kıpırdıyor artık hayatımın sayfalarında... Rüzgar kulaklarıma fısıldıyor; ``giden gitti`` diyor ``bekleme``
Yüreğimde onun için büyüttüğüm sevdamı hançerlediği vakit... Dünya dönmekten vazgeçti onun için sanki.. Bir ocak sabahı ben ondan vazgeçtim... Ama sevgimden vazgeçmedim...
Anlamak biraz zor, neden mi böyle...Çünkü bütün benliğimle, duygularımla ve sevgimle o KADINI yaratan benim... Olduğu gibi kabullenmek de bana düşerdi tabiiki özellikle de savunmak... O`nu herşeyiyle sevdim ben... Sevdim ve yarattım... Bu uğurda herşeyimi kaybetsem bile.. Ne demiş üstad; ``Güzelliğin beş para etmez, bu bendeki aşk olmasa``... Şimdi bir hiç değilsen bunu benim sevgime borçlusun!!!
Hadi gel de şimdi karanlığı konuşturan yazılarımı, sustur susturabilirsen !!!
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|