Ebruli Saatler > Mesaj Panosu > İĞRENÇ AŞK

İĞRENÇ AŞK


GönderenMesaj

Yiğit (ts1112511870)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
307
23 Temmuz 2008 Çarşamba 22:11:44
Teselli Karaya Oturunca Aslında ilk bakışta çok kolaydı. Sadece derin bir nefes alacaktım ve nefesi verirken ses tellerimi titreştirecektim.

Bunu yaptım da, ses tellerimi titreştirdim. Melodik, hoş bir ses çıktı.

Sen kaşlarını çattın.

“Kendine gelsene aptal!” dedim kendi kendime. “Anlamlı bir cümle kur, bir şeyler söyle. Konuşmanı bekliyor senden.”

Yine tek yapabildiğim ses tellerimi titreştirmek oldu. Aaa , hımm, ıııı, eee…

Dil tutulması buna benzer bir şey olsa gerek. Anlatmak istediğim çok şey var. Sözcüklere dökemiyorum. Garip gurup sesler çıkartıp elimi kolumu sallayıp duruyorum. İşte yine kolumu salladım.

Sen daha da çattın kaşlarını.

-Pfff!
-Konuşsana!

Söylemesi kolay, sen konuşabilmek için çektiğim işkenceyi bir de bana sor. Duvardaki saatin tik-tak’ları beynimin içinde çınlıyor. Zaman cellat gibi baltasını indirmeye hazır. Ya klişe cümleler söyleyeceğim en yakın dostuma ve kendimi inciteceğim, ya da dürüst olup dostumu. Zaten klişe cümlelerin arasına sıkıştıktan sonra o dostluğun ne kadar değeri kalır ki. İncinmemeni umarak ses tellerime yönlendiriyorum nefesimi.

-Bu konuda henüz konuşabileceğimi sanmıyorum.
-Neden?
-Çünkü senin için bir anlamı olmayacak.

Sakın “Neden anlamı olmayacakmış?” diye sorma bana. Çünkü benden duymayı beklediğin cümleler var. Ama bunlar benim düşüncelerim değil. Söyleyemem. Algılayabileceğin yegâne cümleleri sana söyleyemem. Avutamam boş şeylerle seni. Sırtını sıvazlayamam. Benden tek beklediğin bu; yalan yanlış avuntular.

-Anlamı olmayacak mı?

Sorma demiştim sana. Ama keşke bunu da sese dönüştürebilseydim, beynimde kalmasaydı. Gözlerimi boşluğa dikiyorum, sen ise huzursuzca yerinde kıpırdanıyorsun. Evet anlamı olmayacak. Ne dememi bekliyorsun? Duymak istediğin şey; “Haklısın.” Demem. Oysa ben olayı bilmiyorum. Sadece mutsuzluğunu anlattın bana. Diğer duymak istediğin şey; “Seni anlıyorum.” demem, oysa anlamıyorum. Nefret ediyorum bu can simidi gibi boğulan her sohbette konuyu kurtarmak için atıverilen cümleden. “Seni anlıyorum”. Anlamıyorum işte! Dürüst olayım mı; çektiğin acıyı kafamda kurgulamaya çalışıyorum. Kendimi senin yerine koymayı deniyorum. Olmuyor. Tüm kavramlar havada kalıyor. Sana söyleyebileceğim tek şey; “Senin yanındayım”. Bu da sana yetmez. Sen üzerindeki acıyı ikiye bölüp yarısını bana yüklemeye çalışıyorsun. Bu imkansız. Acı dolu saatleri, dakikaları tam ortadan ikiye bölüp yarısını bana yükleyemeyeceksin, ben sana “Seni anlıyorum” desem bile. Silemeyeceksin içinden bana yüklediğini sandığın şeyleri. Yaşanmamış sayamayacaksın. O an için sana acın hafiflemiş gibi gelecek. Sonra yalnız kaldığında “Kimse beni anlayamaz” diyeceksin. “Kimse benim çektiğim acıyı çekemez” diyeceksin. Bana verdiğini sandığın yarım acıların yine senin yüreğinde kaldığını göreceksin. Saçma salak laflarla seni avuttuğum için benden nefret edeceksin. Narkoz vermiş olacağım ruhuna, geçici bir sarhoşluk, avuntu. Ama ayıldığında bu kez suçladığın kişi ben olacağım. İbre bana dönecek. Tüm oklar beni gösterecek.

-Anlamı olmayacak, çünkü bunu tüm şiddetiyle yaşayan sensin. Ve henüz sen bile kabullenememişsin, inanamamışsın. Benim sana söyleyebileceğim her şey havada kalacak. Sadece senin yanında olduğumu bil yeter.

-Buraya seninle konuşmaya geldim ben. Dostum olduğun için geldim. Oysa sen…

Elimi omzuna koyup susturdum seni.

-Dostunum ve buradayım. Ama ne yaşanmış şeyleri silecek kudretim var ne de sana bunları unutturabilecek sihirli cümlelerim. Sadece sen bu fırtınaya direnirken yanındayım. Sen bunları sindirirken yanındayım. Sindireceksin olanları içine. Kabulleneceksin. Sindirdiklerin seni geliştirip dönüştürecek. Ve ben tüm dönüşüm boyunca ve sen dönüştükten sonra burada olacağım.
-Bu benim ihtiyacım olan şey değil!
-İhtiyacın olan şey anlaşılmak mı? Sen bile kendini ve yaşadıklarını anlamayı başaramamışken ben seni nasıl anlayabilirim ki şu an? Sana yarım yamalak şeyler söyleyip avutursam seni kandırmış olmaz mıyım? Benden seni gözyaşlarından uzaklaştıracak cümleler bekliyorsun, gözyaşlarını içinde biriktirip külçeleştirecek sahte avuntu cümleleri. Hem de o külçenin yükünün seni ne kadar yoracağını bile bile. Bunu yapmayacak kadar dostunum senin.

İkimizde sustuk uzunca bir süre. İçimden baltasını indiren cellata küfrettim sustuğumuz saniyeleri sayarken. Sabırsızdı zaman ama sen daha da sabırsızdın. İlla konuşacaksın diye tutturdun ama ne ben konuşmaya ne de sen duymaya hazırdın. Gök gürültüsüne benzer bir ses duyup irkildim. Başımı kaldırınca tavanda yağmur bulutları gördüm, bir iki şimşek çarptı gözüme. Odadaki hava o kadar puslu ve yoğundu ki garipsemedim bunu. Derken bulutlar yavaş yavaş alçaldı ve senin üzerini kapladı. Bulutların arasından elimi uzatıp sana sarıldım.

-Ağla, sadece anlat ve ağla. Yağmur dindiğinde konuşacağım ben.

Ve yağmur başladı. Saatlerce anlattın ve ağladın. Ara sıra bulutlar aralandı güneş ışığı vurdu üstüme, gülümsedin. Sonra yine karardı her yer. Yine damlalar süzülmeye başladı gözlerinden. Her hıçkırışında şimşek çaktı. Bulutlar damla damla tükenene kadar ağladın. Sen anlatırken ıslandım, titredim, üşüdüm. Ama bende meydan okudum yağmura seninle birlikte. Damlalarla ruhun yıkandıkça daha net görmeye başladın her şeyi. Seninle birlikte bende görmeye başladım.

Durulduğunda fırtına, artık benimde söyleyebileceğim cümleler vardı. Güneşe giden hayali bir rota çizdim sana. Palavralarla avutmadım, bilerek ve düşünerek çizdim rotayı. Ulaşması imkansız hedefler koymadım önüne. Bazen güneşe ulaşmak sandığımızdan daha kolaydır. Ama bunu görebilmek için bulutlardan sıyrılmak gerekir. Adım adım yürüyecektin bende seni izleyecektim.Yaşanan şeyleri sindirip kabullendikçe onlar senin için yük olmaktan çıkacaktı. Yükün hafifledikçe daha da hızlanacaktın.

Son kahvelerimizi bitirip vedalaşırken ulaşmaya çalıştığın güneş gibi gülümsedin tekrar.

Bense gizlice cebime sakladığım tüm damlaları sen yola çıktıktan sonra yağdırdım bulutlardan

Abdullah (candaş)
Bu kişi şu an çevrim dışı.
2062
27 Temmuz 2008 Pazar 00:53:14

SEVDNIN RENGİ

Bazen karadır sevdanın rengi,mutsuzluk verir!!!
bazen bir gül kadar al,ihtiras dolu,hırçın...
bazen bir menekşe tazeliğinde,mor mor açar sevda...
ve bazen yemyeşildir...çayır kokar,çimen kokar sevda...

bazen pespembedir sevda,ayakların kesilir yerden,
bazense masmavidir,deniz kokar ,yosun kokar...
bazen sapsarıdır!!güneşi bile kıskandırır!!!
ve bazen bembeyazdır sevda..tertemiz!!!

beyaz bir sevda ister herkes yepyeni
bembeyaz olsun ister,el değmemiş...
renklerin en safıdır beyaz,en romantiği
oysa gerçek şu ki en çabuk kirlenendir beyaz
saf olması, temiz olması neye yarar ki?

Sayfa:1 - 2İlk sayfa « Geri · İleri » Son sayfa