|
| Gönderen | Mesaj |
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
17:50:18
|
|
|
Kıyısındayım mavinin, Köpük köpük dalgasındayım... Kederde gamda uzak benden. Oh be! Yaşamaktayım...
Çay ,simit ve ben... Demlemekteyim hayatı, Dem`lerin zirvesinde...
Bir martının kanat sesleri, suskun yüreğimin sevinci şimdi... Kopmaktayım hayattan...
Abdullah hocam, kalemine yüreğine sağlıııkkkkkk...
Oh be! Yaşamaktayım...
diyebiliyorsak, daha ne istenirki değilmii...
bir kez daha dedim işte sayenizdee...
Sevgilerimi yolluyoruumm...
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
17:54:11
|
|
|
KAR TANELERİ
Alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın
Alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın
Kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
Kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
Ah özledim hemde çok özledim ezberledim beklemeyi
Özledim hemde çok özledim ezberledim beklemeyi
Yollar benim umudumdur yolları kapatmayın
Yağmayın yollarıma durun kar taneleri
Yollar benim umudumdur yolları kapatmayın
Yağmayın yollarıma durun kar taneleri
Alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın
Alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın
Kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
Kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
Ah özledim hemde çok özledim ezberledim beklemeyi
Özledim hemde çok özledim ezberledim beklemeyi
Yollar benim umudumdur yolları kapatmayın
Yağmayın yollarıma durun kar taneleri
Yollar benim umudumdur yolları kapatmayın
Yağmayın yollarıma durun kar taneleri
KAYAHAN
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
17:55:42
|
|
|
Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derecede, öylesine ki, meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından.
1947
2_
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki, hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız, insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerde olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3_
Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani, bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde, hattâ bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için...
Şubat 1948
NAZIM HİKMET RAN
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
17:56:09
|
|
|
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
17:57:28
|
|
|
24 Şubat 2008 http://www.ortanokta.com/ysmist/blog/blogid=1555554#comments http://www.ortanokta.com/ysmist/blog/blogid=1555554#rating http://www.ortanokta.com/ysmist/blog/blogid=1531050#blog Kulaklarında yaşamın `tik tak`ları, akıp giden zamanın içinde ya da kıyısında. En son `tik` nerede, ne zaman vurur (iyi ki de) bilemezsin. Ya peşinden koşacaksın zamanın, ya içinde olacaksın. İçinde olacaksan ertelemeyeceksin içinde fısıldaşıp duran hiçbir şeyi. Seçim senin…
Ertelemeyeceksin sevmeyi, gülmeyi, yazmayı, şarkı söylemeyi... Ertelemeyeceksin gitar çalmayı öğrenmeyi , güneşin doğuşunu izlemeyi, yağmurda yürümeyi, kendini şımartmayı… Dilediğince susmayı, korkmadan konuşmayı .. Ya peşinden koşturacaksın zamanın, ya içinde olacaksın. Seçim senin.
Bir saniye öncesi akıp gitmiş. Bir sözcük öncesi noktalanmış. Bir bakıverirsin, bugün dün olmuş… Sevgiler bugünlere varamamış, dünlere takılı kalmış. Yarınlar almış başını kaçmış. Bugün yaşamına çakılı kalmış.
Belki de, Özdemir Asaf`ın dediği gibi: "Bugüne en uzak gün dün".
Saatler yönetiyor hayatımızı. Uyanma saati, işe gidiş saati, eve dönüş saati… Okul saati, ders saati, çalışma saati… Kış saati, yaz saati… Haber saati, dinlenme saati, tren saati, uçak saati, paydos saati…
Saatler yetmiyormuş gibi, dakikaları, saniyeleri, üstüne üstlük bir de saliseleri ilave etmişiz. Saliselik farklarla rekorlar kırılıyor. Saniyelik gecikmelerle insanın yaşamı altüst olabiliyor. Bir dakikayla mutluluk, yerini düş kırıklığına bırakıyor.
Sevgiliyle beraberken saatler saniye gibi geçiyor da, sıkıcı iş toplantılarında saniyeler yıl gibi büyüyor. Tatildeyken zaman su gibi akıp bitiyor, hastanede tahlil sonucunu beklerken çığ gibi büyüyor her an.
Tik tak… tik tak... tik… "Saat kaç?" "Aaa öğlen olmuş. Yemek saati…" "Acıktın mı?" "Pek değil ama… Yiyelim hadi…" Yemek yenmeli, yenecek…
Saatler saatlere ekleniyor… Gün geceye dönüyor… Gece güne… Gün günlere… Doğumgünü, evlenme yıldönümü… Anma günü, a günü, c günü , abc günü…
"Doğum gününü kutlamak için aradım…" "Sesimi duymak için arasaydın keşke…"
Tik tak… tik tak… tik…
Seviyorsun. Güneşin doğuşunu izliyorsun. Patlamış mısır yiyorsun. Müzik dinliyorsun….
Yaşamı dinliyorsun… Yaşam dinlenmiyor. Yorulmuyor o… Akıp gidiyor. Ya içinde olacaksın zamanın, ya peşinden koşturacaksın dilin dışarıda…
"Toplantı ne zaman?" "Ne zaman tatile çıkacaksın?" "Emekliliğine kaç yıl var?"
Tik tak… tik tak… tik… tak…
Totaliter zihniyetlidir saatler. Hayatımıza hükmeder, bizi yönetirler... Sizin için, ve size rağmen vardırlar… Sizin adınıza karar verirler.
"Evlenme zamanın geldi artık."
"Daha ne bekliyorsunuz? Çocuk sahibi olma zamanınız geldi de geçiyor bile!"
"Bugünler bir daha gelmez, değerini bil!"
Tik… tak… tik…
Yaşamın sesidir bu… Umudun kaynağıyken, bir yandan da soluklarımızı, yürek atışlarımızı sayarlar düpedüz… Geriye doğru…
Tik... tak…
Ya tiktaklarla birlikte atarsın sen de… Ya uzaktan sayıp durursun… Geriye doğru…
***
Zaman hiç bitmese Biz hiç bitmesek Düz olsa evren Yürüyüp gitsek........
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:00:19
|
|
|
YOL...
gözlerim kapanmadan önce yoldaydım damperli bir kamyon kadar gürültülü ve bir o kadar sabırlı... bir menzil bir başka menzile, bir kilometre başka kilometreye değiyordu kalbimden acılı şarkılar geçiyor, sigaramın dumanı akşamla gülüşüyordu yoldaydım... kirli beyaz gömleğimin üstünde yağ lekeleri, arka dörtlüde şöför ismetin hayar hikayeleri, bir keskin viraj korkusunda, hükmünü yitirmiş bir limon kolonya ferahlığında, kısa ve soğuk ihtiyaç molalarında, bir kasaba otogarında, zigana geçidinde başım camda sarsılarak uykudaydım, öyle dardaydım, yoldaydım... o türkülerdeki, o ağıtlardaki, o fırata kaptırılan gelin gibi hoyrattaki, o aşılmaz, o varılmaz, o kahbe, o yalan sevgili, o rüya gibi yoldaydım... bir aşka gidecektim, gece yarısı yeni bir şehre inecektim, ellerim cebimde olucaktı, kalbim avuçlarımda, üşüycektim... sen belki, belki sen cesur turizmin yazıhanesinden, apollo magius patinaj çekerken, hayal meyal görecektin beni... orası burası sökülmüş bir valiz elimde, yanımda senin için topladığım üzümlerle dolu bir sepet, ağzımda bulantıyı geçiren nane şekeri, cebimde muavinin ikram ettiği gofret, dudağımda yarım bir şarkı, yüreğimde sadece hasret, sadece cesur, sadece menzil, sadece... cümleten geçmiş ey olsun yolcular yine bekleriz, yine gideriz, yine severiz birbirimizi... geçmiş olsun ey yolcular! sizin yolunuzun bittiği noktada bizim yolumuz başlar. gidin, yatın şimdi, ya da buluşun sevdiklerinizle.. birbirinize öyküler anlatın; kaptan uyuyordu diyin, acılı şarkılar dinliyordu diyin, çok sigara içiyordu, gülmüyordu diyin, geçmiş olsun ey yolcular! hadi gidin hadi siz gidin hadi biz de gidelim ismail bak arkaya yakayım dörtlüleri havalı bir korna, güzel bir manevra, hoşçakal otogar! merhaba yollar ve bahar, yamalı asvaltlar, merhaba hendekler, dereler, şarampol, merhaba rüyalar, ecel, merhaba hakkı bulut, nane şekeri, kolonya, çokoprens ve diğer herşeyler... merhaba yol yoldayız... hayırlı yolculuklar, hayırlı rüyalar, gece kuşları, fren sesi, koşarak karşıya geçmeye çalışırken parçalanan sincap, fırlayan tekerlek, devrilen otobüs, gazete kağıdıyla örtülen firmam, örtülen ömrüm, sermayem, karanlığım... o zaman ben uykudaydım, dardaydım, yoldaydım...
http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=60
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:01:36
|
|
|
Maviyle ilk karşılaştığımda kaç yaşımı sürmekteydim, bilmiyorum. Soyut olarak öğrenmişimdir mutlaka... Gökyüzünü göstermişlerdir bana, bak bu mavi demişlerdir. Boya kalemlerinin içinden bir tanesini seçmişlerdir ve kağıda sürttükleri alanı işaretlemişlerdir, bak bu mavi diye. Benim mavi olarak öğrendiğim şeyin –renk değil- gerçekten mavi olduğunu anlamam, sarıyla tanıştıktan, pembeyle karşılaştıktan, yeşili pek sevmedikten, kırmızıyı çok kendini beğenmiş bulduktan sonra olmuştur.
Daha sonra giderek gelişen mavi aşkı, aslında her maviyi sevmediğimi de öğretti bana. Kendini mavi sanan mavilerden nefret ettim, gecelerden renk aldığını sananlardan da yıllar içinde gözümden düştü. Doğada bize sunulan mavi gibisi yoktu.
Sabah sevdiğinizin sesiyle uyanmak gibisi yoksa, gözünüzü açtığınızda size merhaba diyen mavi bir gökyüzü gibisi de olamaz. Aslında biraz şımarıklık yapma şansınız da olabilir böyle güzel bir gün başlangıcında... Birkaç saat daha beklerseniz, o gökyüzü yanına tenine uygun birkaç soluk bulut alacak ve tam istediğiniz –istediğim- mavilikte olacaktır.
Kimileri benim maviyi bir renk olarak sevdiğimi düşünebilirler. İşin aslı öyle değil, ben, mavi rengi sevmeyi seviyorum. Mavinin, bir gökyüzü, denizlerin kıpırtısı ya da tablonun bir bölümü olmadığını anladığım anda sevdim onu.
O çok yakındı ve çok uzaktı. Söylediklerimi duyuyordu, işitemiyordu. Ellerime çok yakındı, tutmuyordu. Ben onun kokusunu tanıyordum, o benim tanıdığım kokuya uzaktı. Mavinin renk olmadığını anladığımda sevdim onu.
Karanlık gecede mavi aramadım hiç... Vardı belki ama, mavi orada olmamalıydı. O kuşun kanadındaydı, balığın ağzındaydı. Güneş ilk ışıklarını sunarken maviyi aramanın da boşuna olduğunu bilenlerdenim. İlk ışıklar maviye göre değildir. Mavi aydınlığı sever..
Ben maviyi seviyorum..
Mavi, sırtüstü yattığınızda, kucaklamaya hazır gökyüzüdür. Mavi, tüm bedeninizi sarmaya hazır sizi bekleyen denizdir.
Mavi uzaktadır, yanınızda olduğunu bilirsiniz.
Siz, yanınızda deniz, üzerinizde gökyüzü yoksa,
bu rengi anlatmayın.
Mavi görmeden anlaşılmıyor.
Boşuna denemeyin...
bu yuzden düşlerim mavi işte........
|
|
|
Tikky_jojuk (süfarman)
1235
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:08:05
|
|
|
Buradan oraya kaç çeker ayrılık, hangi birimle ölçersin uzaklığımı sana?
"zaman rüzgarı,
üstünden geçtiği her şeyi unutturuyorken,
ben seni kendime emrediyorum"
Benim aşkım, kibirli gülüm, dedim ya sana sevdiğim; ellerin, gözlerin, bakışların, umarsızım, bunları geçmişime gömmeyeceğim...
Seni yaşamadan ölmeyeceğim...
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:13:05
|
|
|
Aşk`a Umar Sızım
Zamana,
zaman zaman,
dur dediğin zaman,
zaman,
zaman zaman,
dursa...
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:14:38
|
|
|

hoşçakal der ve geçer gider zaman
|
|
|
Tikky_jojuk (süfarman)
1235
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:17:48
|
|
|
siz göndermiştiniz değilmi arşivde karıştırırken buldum =))
güzel şiir..
nasılsınız_?
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:19:32
|
|
|
And vermiştim sana unutma...
Ard arda gelen sabaha, Toprağa, Suya, Havaya...
Ve yanağı çiğ tanecikli kızıl goncaya !
Ben sende olmasam da Sen yaşayacaksın bende sonsuza...
Turgut Çakar
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:21:00
|
|
|
güzeeeellll şiiiiirrrrrrr....

|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:23:53
|
|
|
Kar beyazdır ölüüüümmmm
ellerindeeeeennnn gülüüüüümmmm
Kerim Tekin sesinden.... (rahmetle anıyorum)
çoook güzel şarkı..
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:25:48
|
|
|
Sevgili Tikki, süfarman mı diyim yoksa bilemedim 
hoşgelmişsin, güzel paylaşımlarınla, seçkilerinle, renk kattığın içit teşekkürler sana, eline yüreğine sağlıııkkk...
Sevgilerimlee..
|
|
|
Tikky_jojuk (süfarman)
1235
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:42:23
|
|
|
nası maaa yaaa (:
anlamadım ben şimdi nasıl aynı anda bu kadar sıcak bu kadar candan bu kadar içten olunabilirki =) adımı bile bilmeden hoşbuldum çok teşekkür ederim..
Saygılarımla..(:
|
|
|
Tikky_jojuk (süfarman)
1235
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:44:00
|
|
|
|
tuna adım (:
|
|
|
Tikky_jojuk (süfarman)
1235
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:47:03
|
|
|
Bırak...
güneş değsin yüzüne..
Bırak...
Söylesin yüreğin en sevdiğin şarkıyı..
Sen varsın!
İyiki varsın!
Geçsin zaman durdurma..
Koş gel!
Ne çok mutluluk biriktirdik sana..
Uzattık ellerimizi
Dokun!
Sen varsın!
İyiki varsın...
Renkleri al boya sevinçlerini..
bugün doğum günün
Bırak maviye çalsın umut..
Sen varsın!
İyiki varsın...
Yaşadıklarını kar sanma yanına...
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün...
|
|
|
Tikky_jojuk (süfarman)
1235
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
18:52:44
|
|
|
yiğit bu yaşamak şakaya gelmez çok fenaa ben maviyi seviyorum..
paylaşımlar 10 numara teşekkürler..
|
|
|
27 Ekim 2008 Pazartesi
19:00:55
|
|
|
tşkler tuna .yaşamak şeytanla ay ışıgında raks etmektir
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|