| Gönderen | Mesaj |
|
22 Nisan 2008 Salı
17:19:22
|
|
|
ONEMLI OLAN KIRALIK ASKLARI SAHIPLI ASKLARA CEVIREBILMEK DEGILMIDIR
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
17:20:56
|
|
|
iste böyle gideceksin salina salina ardina bak baka kimi bekliyorsunda bakarsin ardinda demezlermi adama sen bi gurursuzu sewmedinki güzelim ki gelsin ardindan o asilce sewdi ve asilce gitti yaptigini cekeceginden kuskunmu vardida …
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
17:33:30
|
|
|
Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirliğini, pişmanlığın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlığını. Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çağlayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiliğini hatırlatırlar bize, girdaplar, fırtınalar katarlar masum sandığımız hayatımıza. Kendimizi masum ve günahsız, hatasız ve kusursuz bildiğimizde kalınlaşıveren, kalınlaştıkça da ruhumuzu sağırlığa hapseden demir perdeyi yıkar günahlar. Dokunulmazlığımız üzerine kurduğumuz sırça sarayın yıkılışını haber verir içimizde yükselen “ah!”lar. Gururun kalesinin yangına verilişine denk düşer hatamızın utancını kıpkızıl yüzümüze taşıdığımız anlar. Pişmanlığın o kekremsi tadı, o akrepsi sokulganlığı utançla tanıştırır bizi. Utançla tanıştığımızda da, utanabilen yanımızla, içimizde suskunca bekleyen vicdanımızla buluşuruz ilk defa. Film gibi hani… Sevdiğimizle çarpışmak gibi köşe başında; defterler kitaplar dağılırken havada, kalpler buluşur, gözler el ele tutuşur ya. O hata; o sakarlık, o dikkatsizlik, o sürçme, o ayak kayması, o kaza, utanabilen yanımızla tanıştırır bizi. “Ah!” ettiren her günah, bağışlanmanın ve affın, rahmetin ve gufranın serin pınarlarına susatır bizi.
Hiç istemeden olmuş gibi, kaza ile değmiş gibi sokulur günah ve kirler ruhumuzun billur sularına. Paslı bir bıçak gibi bulandırıverir kalbin duru ayazmalarını. Sular üzerinde rüzgâr ürpertisi gibi, dudaklarımızda içli yakarışların kıpırtısını başlatır hatalar. Yağmurun çöllerin kumunu yarması gibi, içimizin de içinde sancılı itiraflara kuytular açar günahların darbesi. Vicdanımızın kulağının dibinde fısıltılı hesaplaşmalara çağırır bizi pişmanlıkların nefesi. Utandırır bizi. Utandırdığı gibi, utanabilir olduğumuzu da hatırlatır bize. Yüzümüz kızarır, başımız öne eğilir, mahcubiyetle kısılır gözlerimiz, belki gözyaşı dökeriz. Müşfik bir baba gibi teselli eder bizi pişmanlığımız: “Ağlıyorsun ya işte; o işi yapmayı yakıştıramadın kendine. Sen elinle ettiğinden fazlasısın. Sen bile isteye ettiğin günahtan daha yukarıdasın…”
Kucağımızda hiç durmadan ağlayan bebek gibi, habire sızlanan bir hasta gibi buluruz pişmanlığı. Ne inkar edebilir, ne unutabilir ne acısını dindirebiliriz. Bırakalım öyle kalsın! Acısın. Kanasın. Ağlasın. Sızlansın. Dağlasın göğsümüzü. Yırtsın yüzümüzü. Kendi gözlerimizin içine baktığımızda, hemen yüzünü gösterip utandırsın bizi. Bizi bize gammazlasın. Acısına ihtiyacımız var pişmanlığın. Ya hiç acıtmasaydı günah kalbimizi? Ya pişmanlığın sızısı hiç yapışmasaydı yakamıza? Kurtulmak için çırpındıkça üzerimize atılıvermeseydi pıtraklar gibi? Kıvrandıkça, kıvrandıkça yine yeniden yakalamasaydı bizi bileklerimizden?
İyi ki öyle... Kaynağı saptanamayan ağrılarda hastalara, kural gereği, ağrı kesici verilmez. Çünkü ağrısı olmazsa, hasta çare aramaz. Kıvranmazsa, ağrının odağını bulmaya yönelik zahmetlere katılmaz, katlanmaz.
Pişmanlığın da soğuk sert taşlar gibi vurması beklenir ayaklarımıza. Hiç bitmeyen kışlar gibi soğuk buzlar düşürmesi gerekir alnımıza. Firari mahkûmlar gibi köşe bucak tedirginliklere mahpus etmesi istenir bizi. İlk fırsatta, saati geri alma telaşına düşmek, takvim yapraklarını yerine yapıştırma telaşıyla yanıp tutuşmak gerek. Günahı, ömrünün son deminde ak örtülere sarılmış adamı/kadını acı bir sırla kirletmek diye bilmek gerek.
“Kim aklar beni?” diye bütün kapılardan eli boş döndüğümüzde, “illâ O” diyecek çaresizliğin dizi dibine oturtmalı bizi pişmanlığımız. Rahmetin ve gufranın dergâhında kusurluluğumuzu ve günahkârlığımızı şefaatçi bilip öylece ümitlenmeliyiz Allah’tan. Hiç koşulsuz affedileceğimiz kapının eşiğinde umutla ve gözyaşıyla oturabilmeyi öğretmeli bize pişmanlık. Kimselere diyemediğimiz sırlarımızı kabuğunda sızlanan bir inci gibi rahmetin kucağına itiverme ihtiyacını tir tir titreyerek hissetmeliyiz pişmanlık göğsümüze sarıldığında. Ne kadar çok hata etmişsek etmiş olalım, sonsuz serin bir okyanusun maviliğinde kir pasımızı kimselere göstermeden yıkayıverme umudunu göğsümüzde cılız pınarlar gibi biriktirmeyi vaat eder bize pişmanlığımız.
Sevapça hiçbir şey edemediğimizi, ettiklerimizin de bize ait sayılmayacağını aniden görebilmek demektir günahların “ah!”ları. O’ndan korkup yine O’na kaçacak denli anaç ve müşfik olan rahmeti acıyan dudaklarımızla içmeyi sadece pişmanlığımız öğretir bize..
O tatlı Şebnem Ferah şarkısı gibi, “Sil baştan başlamak gerek bazen. Hayatı sıfırlamak. Sil baştan sevmek gerek bazen. Her şeyi unutarak, yeni baştan sevmek gerek.”
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
17:47:04
|
|
|
pişmanlık, üzerinde uzunca düşünüp dikkatlice yazmam gereken
bir konu, pişmek mi? pişme anı mı? pişmenin olumsuzluk tarafı mı? sanırım çözemedim..
en iyisi pişman olmaktan çokça korunmak galiba..
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
17:48:38
|
|
|
PİŞMAN OLMAK YOK ASLINDA GUYGUSALLLIK BASTIRDI BENİ BUGÜN ONDAN YAZMIŞIMÖDIR.BEGENİLMEDİYSE GRUBTA SİLİNE BİLİR CAN ABLA
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
17:48:43
|
|
|
Eminim ardından da grur kelimesini işleyeceksindir sevgili Yiğit,
harika paylaşımlar, kalemine yüreğine sağlık...
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
17:51:09
|
|
|
CAN ABLA BENİ TANIYOR GİBİ DAVRANMAMANA ŞAŞIRDIM EVET GURUR U İŞLEYECEKTİM
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
17:59:31
|
|
|
yoo katiyen silme, pişmanlık hakkında yazıcam musait olduğumda, aslında konuları böyle işlemek ve paylaşmak çok keyifli, ve ardından gurur geldiğini nasıl tahmin etmem ki, insanlar çoğunlukla gururları yüzünden pişmanlık duyar ve kendilerine acı çektirirler çünki..
bu hepimiz için geçerlidir çoğu kez..
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
18:09:38
|
|
|
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
18:10:15
|
|
|
GÖZLER VAR BAKI$LARI ACIDIR CANLAR YAKAR GÖZLER VAR iTiRAFCI SANKi KALBiN AYNASI GÖZLER VAR TAAAA DOGU$TAN iSTEKLi VE DAVETKAR SENiN GÖZLERiN AKLIMDAKiLERiN AYNISI
GÖZLER VAR UGRUNDA HER TÜRLÜ AGIT YAKILIR GÖZLER VAR USANMADAN BiR ÖMÜR BAKILIR GÖZLER VAR $iM$EK GiBi YÜREKLERDE CAKILIR SENiN GÖZLERiN AKLIMDAKiLERiN AYNISI
GÖZLER VAR KALP AGRISI DAYANILMAZ CEKiLMEZ GÖZLER VAR PINARLARI KURUMU$ YA$ DÖKÜLMEZ GÖZLER VAR SANKi SIRAT KÖPRÜSÜ ZORDUR GECiLMEZ SENiN GÖZLERiN AKLIMDAKiLERiN AYNISI
GÖZLER VAR SICACIKTIR SEVGi VE $EFKAT DOLU GÖZLER VAR KALBE GIDEN A$K VE SEVGiNiN YOLU GÖZLER VAR HAYAL KADAR ISLAK NEMLi VE BUGULU SENiN GÖZLERiN AKLIMDAKiLERiN AYNISI
GÖZLER VAR SOGUK SUDUR iCiLMEZ BUZ GiBiDiR GÖZLER VAR TANSiYONU YÜKSELTEN TUZ GiBiDiR GÖZLER VAR KI$TAN ÖNCE GELEN BiR GÜZ GiBiDiR SENiN GÖZLERiN AKLIMDAKiLERiN AYNISI
GÖZLER VAR DEPREM GiBi COK DERiNLERDEN SARSAR GÖZLER VAR YUMU$ACIK SEVGiYLE RUHU OK$AR GÖZLER VAR A$KI iCiN TÜM ENGELLERi A$AR SENiN GÖZLERiN AKLIMDAKiLERiN AYNISI
GÖZLER VAR BAKTIGINDA UNUTURSUN RÜYAYI GÖZLER VAR GÖNÜLLERDE ACAR YARAYI GÖZLER VAR VERSEN ALMAZ NE TAHTI NEDE SARAYI SENiN GÖZLERiN AKLIMDAKiLERiN iNAN AYNISI
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
18:11:01
|
|
|
|
PROGRAMDA DEGİŞİLİK OLDU CAN ABLA GURUR ÇOK MÜHİM ŞEY SENİN PAYLAŞIMLARINDAN SONRA YAZACAGIM GURURU
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
19:27:06
|
|
|
İnsan kendisini merak etmeli; hem de ölümüne merak etmeli. Gün bitti işte... Kim farkında bunun senden başka... Herkes bu yenilgiyi nasıl da rahat kabulleniyor...
Vaatlerini tutmadı gün. Kimse kendisini merak etmedi. Sabırsızlığın bundan; bundan çocuksu hasretin... Kabullenince herkes yaşamını sen ortaya kendini koydun... ve bütün suçlarını üzerine aldın sonra
Bundan işte bu çocuksu hasretin Ve ölümcül bir rulet oynadın insanlarla hadi dedin, hadi bulun en zayıf yerimi...
Ve diktin gözlerini gözlerine kastın bedenini yükselttin omuzlarını Öylece kaldın... Baktılar sana... Baktılar... Ama yüreğini bir türlü göremediler.
Cezmi Ersöz
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
19:27:29
|
|
|
Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya `Yaşadım` diyebilmen için...
1948
NAZIM HİKMET
|
|
|
22 Nisan 2008 Salı
19:27:52
|
|
|
O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev. Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin, yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin.
O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev, dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev..
NAZIM HİKMET
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
01:46:39
|
|
|
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
16:25:31
|
|
|
|
hayaliimdeki kadını çizdiim şekil verdim.sadece kalbini yanlış kalb takmışım hep ihanet eder oldu kokuş sevgilim
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
16:26:49
|
|
|
|
bana bir resim çiz hey ressam gözleri kara olsun yüreginin yigitligi gözlerinden okunsun.istemem degiştiridim siparişimi ressam.vaz caydım ela yeşil gözden hep hain olur derdi dedem inanmazdım.dgru dermiş atalar
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
16:43:07
|
|
|
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
18:55:04
|
|
|
yorumlar harikaydıı...
yüreğine sağlıııkkk,
pişmanlık yorumu biraz daha bekliycek sanırım,
dingin olmam lazım, gurur kısmına gelince,
ne yazarım inan korkuyorum..
ben patates çuvalımı taşımaktan hala yorulmayanlardanım galibaa..
itiraf saatiii....:=
|
|
|
23 Nisan 2008 Çarşamba
18:58:54
|
|
|
pişmanlık yorumu hayatta pişman olnunacak şeyler yapmayanlardanım dersem inanırmısın
|
|